Mektubat - page 861

Mektubat | 861 |
f
iHriSTe
-
i
m
ekTuBaT
altmış muazzam ayetler de birbirine bakıyor. Birbi-
rini teyit ve ispat ettiğine işareten ve kur’ân’dan
hem kıraat, hem zikir, hem fikir olmak üzere bir
hizb-i mahsustur. kendine âlî ve tatlı ve çok kıymet-
li ve çok faziletli bir virt arzu edenlere mühim bir
virttir.
Üçüncü Nükte:
lâfzullahın iki bin sekiz yüz altı
defa zikrinin çok nükteleri var. İ’caz-ı kur’ân’ın çok
şualarını gösteriyor. Bu üçüncü nükte de, onun
dört şua-ı i’cazını gösterir.
Beşinci Risale olan Beşinci Kısım
. . . . . . . . . . . .
694-698
Én
¡«/
a m
Iƒ'
µ
r
°ûp
ªn
c
p
?p
Qƒo
f o
?n
ãn
e ¢p
Vr
Qn
’r
Gn
h p
äGn
ƒ'
ªs
°ùdG o
Qƒo
f *n
G
w
…pq
Qo
O l
Ön
cr
ƒn
c Én
¡s
`fn
Én
c o
án
LÉn
L t
õdn
G m
án
LÉn
Lo
R ? /
a o
ìÉn
Ñ°r
üp
` r
Ÿn
G l
ìÉn
Ñ°r
üp
e
o
OÉn
µ`n
j m
ás
«p
Hr
ôn
Z n
’n
h m
ás
«p
br
ôn
°T n
’ m
án
fƒo
à`r
jn
R m
án
c
n
QÉn
Ñ o
e m
In
ôn
én
°T r
øp
e o
ón
bƒo
j
m
Qƒo
f '
¤n
Y l
Qƒo
f l
QÉn
f o
¬°r
ùn
°ùr
ªn
J r
ºn
d r
ƒn
dn
h o
Å°/
†o
j Én
¡o
à`r
jn
R
(1)
o
ABÉ°n
ûn
j r
øn
e /
?p
Qƒo
æ`p
d *G …p
ór
¡n
j
(ilâahirilayet...) ayet-i pürenvarının çok envar-ı esra-
rından güzel bir nuru, ramazan-ı şerifte bir hâlet-i
ruhaniyede, mühim bir seyahat-i kalbiyede görün-
müş ve bir derece bu risalede beyan edilmiştir. Bu
risale küçüktür, fakat çok nurlu ve ehemmiyetlidir.
Altıncı Risale Olan Altıncı Kısım
. . . . . . . . . . . .
699-726
(2)
o
QÉs
ædG o
ºo
µ° s
ùn
ªn
à`n
a Gƒo
ªn
? n
X n
øj/
ò s
dG n
‹p
G BGƒo
æ`n
c r
ôn
J n
’n
h
ayetinin
mühim bir sırrını ve azîm bir hakikatini ins ve cin
hizb-i mahsus:
özel bölüm.
i’cazî:
i’cazla ilgili, mu’cizeli oluş
bakımından.
i’caz-ı kur’ân:
Kur’ân’ın mu’cizeli-
ği.
ins:
insan.
ispat:
doğruyu delillerle göster-
me.
kıraat:
okuma.
lâfzullah:
Allah lâfzı.
muazzam:
çok büyük.
mukaddes:
ayıp ve noksanlardan
kurtulmuş.
mühim:
önemli.
nur:
aydınlık, ışık.
nükte:
herkesin anlayamadığı in-
ce mana.
ramazan-ı şerif:
şerefli mübarek
ramazan ayı.
risale:
bir konuda yazılmış küçük
kitap, mektup.
seyahat-i kalbiye:
kalb yolculu-
ğu, kalben seyahat.
şua:
ışın.
şua-ı i’caz:
mu’cizelik parıltısı.
tevafuk:
uygun gelme, uygunluk.
teyit:
kuvvetlendirme, destekle-
me, pekiştirme.
umum:
genel, bütün.
virt:
belli zamanlarda okunması
manevî bir görev olarak kabul
edilen Kur’ân cüzleri, Esma-i Hüs-
na ve dualar.
zikir:
anma, hatırlama.
âlî:
yüce, yüksek.
arzu:
istek, heves.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cümle-
si.
ayet-i pürenvar:
nurla dolu,
nurlu ayet.
ayn-ı hakikat:
gerçeğin ta
kendisi.
azîm:
büyük.
bahis:
konu.
beyan:
anlatma.
delil:
şahit, yol gösteren.
ehemmiyet:
önemli.
envar-ı esrar:
bilinmeyen
gizli şeylerin ışıkları.
fanus:
küre ve silindir şeklin-
de cam kapak, büyük fener,
camlı mahfaza, abajur.
fazilet:
iyi ahlâk, erdem, de-
ğer.
fikir:
derin düşünce.
hakikat:
gerçek, bir şeyin aslı
esası.
hâlet-i ruhaniye:
insanın ruh
hâli, psikolojik durum, insanın
manevî hâli, iç durumu.
haşiye:
dipnot, derkenar.
1.
Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir
kandil vardır. Kandil de cam fanus içindedir. Cam fanus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza ben-
zer. (Nur Suresi. 35.)
2.
Zalimlere meyletmeyin. Aksi hâlde ateş size dokunur. (Hûd Suresi: 113.)
1...,851,852,853,854,855,856,857,858,859,860 862,863,864,865,866,867,868,869,870,871,...1086
Powered by FlippingBook