Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 04 Kasım 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Davut ŞAHİN

Yaşar Alptekin'le



Yaşar Alptekin’i programıma konuk alacağımı söylediğimde mütevazı bir tavırla “gelebileceğini”, sadece “tarih ve saati” belirtmemi söylemişti.

Hiç itirazsız, tarihinde ve gününde geldi.

Saatinde ve vaktinde stüdyoya girdik.

Program çekimlerimiz 50 dakikayı buldu. (Medya Masal, Hilal TV)

Programda ekrana gelen konuşmalar kadar, kuliste konuştuklarımız da çok önemliydi.

Şöhret dediğimde:

“Şöhreti kötü görmemek lâzım. Ünlü cerrah olabilir, çalıştığınız işte başarılı olursunuz, şöhret olursunuz. Şöhret olduğunuzda hep sizi isterler. Ama ‘medyatik’ olursanız iş değişir. Onun altını doldurmak lâzım. Bir de zirvedeyseniz, size doğru gelenler hiçbir zaman dost değildir. Medyatik olmayı zavallı buluyorum. Medya Maymunu kavramı bu yüzden ortaya çıkmadı mı?”

“Kendinizi çok daha genç gösterdiğiniz söyleniyor?”

“Evet benim doğumum, üç yıl önce. Yani, ‘öz’ümü keşfettiğim yıldır. Namaz kılmaya başladığım gün, yeniden doğdum diyebilirim. Sabah namazında en ön safta yer alabilmek için yatsı namazından sonra Eyüp Sultan Camiin önünde kaç kez sabahladım.”

“Sizi tanıyan olmuyor muydu?”

“Hiç umurumda değildi. Ben o an kendimi ibadete odaklamıştım. İnanır mısın Davut ağbi, Rabbim bana hep mektup göndermiş ben anlamamışım. Zarflar öylesine masamda duruyormuş. Bir gün içini açtım ve okudum. Allah’ıma öyle çok yalvarıyorum ki, beni bağışlaması için.”

“Ya televizyon?”

“Televizyon izlemem. İnanmayacaksın, ama internet bilmem. Çünkü bilgisayarım yok. Almadım, sevmiyorum. Ben daha çok kendi iç dünyamla baş başa kalmayı seviyorum, belki bundan.”

“Ötelerde Tanrı arayacağıma, içimdeki Allah’ı buldum demiştin bir programda?”

“Bazıları, vicdanlarını susturmak için Budist rahiplerine gider, Hindistan’da Hindu rahipleriyle görüşür. Halbuki kendi değerlerimiz ve inancımız varken, dünyanın öbür ucuna gitmeye gerek yok. Ben beni Yaratan Allah’ı buldum. Gerisi hikaye. İnanır mısın, ezan sesi beni çok etkiler. Namaz vakti yaklaştıkça, cami yakınlarında dolaşırım. Ezan okunur okunmaz, camiye girerim. Bir de, ney sesi beni etkiler. Eğer bir yerlerde bu sesi duyarsam, bir kedi gibi oturur, büzülür o sesi dinlerim. Müthiş bir ironi.”

Alptekin’le neredeyse iki buçuk saate yakın sohbetimiz oldu. Söyleşi yaptığım insanlar arasında beni en çok etkileyen kişidir.

Suyun öte yakasından büyük mücadeleyle gelip, kendini bu kıyıya atan ve geçirdiği dönemi şu şekilde özetliyor Alptekin:

“Çöplükten çıktım, gül bahçesine geldim.”

Aktardığı şu cümle de önemli:

“Ben en çok camide veya ders esnasında yapılan kucaklaşma çok etkiledi. Siz alışkınsınız. Ama bizim camiada böyle bir şey asla yok... Kucaklaşmak yerine, herkes birbirinin kuyusunu kazmakla meşgul. Bir de insanlardaki bakışlar yalan söylemez. Eski yaşadığım ortamda herkes birbirinden gözlerini kaçırır... Ama sizler öyle değilsiniz. Gözleriniz öyle parlak ki. İnsanın yüzüne bakabiliyorsunuz.”

Alptekin’in bu samimi “dönüş”ü, “ihlas”ı “samimiyeti” verdiği pozitif elektrik, görülmeye değer.

Televizyon söyleşisi sonrasında saatlerce yaptığımız sohbet, onun enerjisi ve bizlerden adeta ayrılmak istememesi onun ne kadar “samimi” olduğunu gösteriyordu.

Kendisine bu yolda hem “sabır,” hem de “uzun ömürler” diliyoruz.

HACİVAT VE KARAGÖZ

Hacivat ve Karagöz televizyonun rekabeti sayesinde, ekranlarda ilk kez gösterildi. (Kanal D)

Yayınlanandığı dönem hayli sert eleştirilere “maruz” (muhatap mı desek) kalan film, istenen gişe hasılatı elde edemeyince, bir doksan yere yatmış, yapımcı ve yönetmenin “iflas”ına sebep olmuştu.

Filmi izleyince, “oh olsun” demekten kendimi alamadım. Çünkü bu filmde “tarihe adam-akıllı sövülmüş.”

Tekniğine bir sözüm yok. Mekân tasarımı, kostüm, şive, senaryo akışı... Kamera çekimleri, renk... Son derece profesyonel. Dünya sinemalarını aratmayan bir bakış açısı...

Ancak, Hacivat ve Karagöz “evliya” değildi. Ama “şaman” da değildi. Osmanlı Devletin kurucularından Orhan Gazi, kadın ve eğlence düşkünü, diğer Türk komutan ve yöneticiler “çıkarcı” olarak gösterilmiş. Bir de yönetmenin eşi “Şebnem Dönmez” orada neyi temsil ediyordu? Demek ki, teknikle herşey bitmiyor. Milletin ruhuna da hitab etmeli.

04.11.2006

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (03.11.2006) - Rekabet ekranı

  (02.11.2006) - Şöhretin iç yüzü

  (31.10.2006) - Cumhurbaşkanının mizah anlayışı

  (29.10.2006) - Gel de gülme

  (28.10.2006) - Yağmurdereli'den dizi analizi

  (27.10.2006) - Anketin dili

  (25.10.2006) - Densizlik ekranı(!)

  (23.10.2006) - Elveda

  (21.10.2006) - Ey Türk Gençliği!

  (19.10.2006) - İadeli nişan

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habip FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004