Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 18 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kültür-Sanat

 

En değerli cildimiz…

Cilt san’atının duâyenlerinden İslam Seçen, san’atıyla insanlara, “Kitapları iyi okusunlar, kitapları iyi muhafaza etsinler. Kitaplarını temiz tutsunlar, değerlerini kaybetmesinler” mesajı veriyor.

Su dergisinden Rabia Ayaz, Türkiye’de klasik anlamda tek olan Serra Güney’in cilt atölyesinde, cilt san’atının duâyenlerinden ve dünyanın en iyi restoratörlerinden İslam Seçen hoca ile “Cilt san’atı” üzerine bir sohbet gerçekleştirmiş.

*İslam Seçen bu işe nasıl gönül verdi?

Merak… Bütün san’atlara merakım vardı. Küçük yaşta resim yapardım, hocalarımız çok beğenirdi. Başka okullara gitmek istedim tabi gençlik döneminde. Hocalarım akademiye gitmemi tavsiye ettiler. Okula imtihanla alınıyordu, çok zor bir imtihan. Annemin ve babamın isteği ile imtihana gittim. Kalmak için gittiğim sınavdan 1. olarak çıktım ve san’at maceram başlamış oldu. San’atın her türlüsüne merakım vardır; tornacılığa, oymacılığa, heykeltıraşlığa. Ben heykeltıraşlığı bugün dahi 40-60 sene geçmesine rağmen eğitimli yaparım. Her yattığımda rüyamda bütün san’atlarla uğraşırım. Her san’atla ilgiliyim. Bir san’atkârın her konuda ilgisi, bilgisi olması lâzım. Bilgisi, ilgisi varsa o san’atçı san’atın zirvesine ulaşır.

*Cilt san’atında sizi en çok zorlayan şey ne olmuştur?

Beni hiçbir şey zorlamadı. Ben paraya kendimi adamadım. Bir çok kişi “sizin san’atınız bizde olsa milyarder olurduk” dedi. Ben değil milyarder, gelen talebeye cebimden para verdim, malzemesini aldım. Yine de Allah’ıma hamd olsun. Yalnız zorlama şu; malzeme pahalı. Bu iş altın ile, deri ile; bir eserin masrafı üçyüz-dört yüz bin tutuyor esere göre. Karşı tarafa bunu söylersen aklını kaçırır. Bu sebeplerden maddi zorlama oluyor. Eskiden Kanuni’nin hükmü böyle değildi. Eseri yapana bir kese altını hediye olarak verirdi. Şimdi doğru düzgün parasını alamıyorsun. Bu san’atı çok kenara ittiler. Sadece kütüphanelerdeki kitapların tozunu aldılar, millete tanıtılmadı. Şimdi bütün san’atlarda bir uyanma var. İnsanlar tanımaya başladı. Tabiî işler de ona göre var ve san’atta ona göre icra oluyor.

*Bu sıkıntıları nasıl aşarız?

Bunu da devlet destek olursa, yeni mezunlara, san’atkârla müzelerimizde, kütüphanelerimizde kadrolu yerler verirse bu sıkıntıları aşarız, işler zirveye ulaşır. Ben sadece cilt değil bütün san’atlar için söylüyorum. Çünkü bizim temel örf ve adetlerimiz bunlar. Bir köşeye atılacak değil bunlar. El ile yapılan san’at çokdur; Zaman ister, sıkıntıları çoktur. Her san’atın püf noktası, incelikleri vardır. Bu incelikleri ancak okuyan kişi öğrenebilir, okumayan kişi bilemez. İşte dedik ya, kitaplar ne getirir, ilmi getirir.

*Bu san’atın zorluklarından bahsettik, bu zorluklardan etkilenip de vazgeçen talebeleriniz var mı?

Evet var. Bir çok talebe, “hocam ben bu işten ne kadar kazanırım” diyerek geri çekiliyor. Mezun oluyor iş bulamıyor, bırakıyor. Benim teşkilâtlı güzel bir yerim olsa hepsini alırım, iş imkânı veririm. Ama bu, devletin işi. Madem ki böyle bir okul var; onun iş imkânı sağlayacak yerleri çoğaltması lâzım. Devlet yol gösterdikten sonra, insanlar üstüne düşen görevi yaparlar ve yeni iş sahaları açılır. Yerel yönetimlerin geleneksel san’atları halka tanıtmak için yaptığı çalışmalar, bu san’atların tanıtılması açısından umut vericidir.

*Yurt dışındaki çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?

1969’da Prof. Emin Baran ile Lizbon’a gittik. Lizbon’dan bir dâvet oldu. Burada Guldenkien Ermeni müzesi kurulmuştu. O müzede İslâm eserleri de var. Bir yağmurun yağmasından dolayı eserler harap olmuş. Burada yaptığımız eserler mükemmel oldu ve onlar bayıldılar. Çünkü çamurdan kurtardık. 69’da gittik 2002’ye kadar 33 sene devam etti. Ondan sonra İngiltere’ye gittik, başka ülkelere gittik. Bundan 4-5 ay evvel Mısır’a gittik. Mısır’da İslâm âlemine hizmet olarak bir enstitü kurmak için geldiler, “böyle bir akademi kurmak istiyoruz ve yardımınıza ihtiyacımız var” dediler. “Ben sağ olduğum müddetçe size yardım ederim” dedim. İnşallah iyi olur. Çünkü oraya gelecek olan talebe tabi yurtdışından gelecektir. İster Batı’dan ister Doğu’dan fark etmez. Bilhassa bu hizmet en fazla İslâm âlemine yapılacak olan bir hizmettir. Çünkü İslam aleminde eser çok fazla ve onları tekrar hayat vermek, canlandırmak için böyle bir teşkilâta ihtiyaç var.

*Cilt san’atı ile ilgili insanlara söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Valla cilt san’atları ile insanlara vereceğim kitaptır. Kitapları iyi okusunlar, kitapları iyi muhafaza etsinler. Kitaplarını temiz tutsunlar, değerlerini kaybetmesinler.

İslam Seçen kimdir?

1936 Priştine’de dünyaya geldi. san’at hayatına, ailesinin isteği üzere gittiği akademiye birincilikle girerek başladı. Daha sonra Mimar Sinan Üniversitesi güzel san’atlar akademisinden mezun oldu ve akabinde 1960 yılında Türkiye’de ilk defa Süleymaniye kütüphanesinde kurulan cilt ve patoloji servisinde 27 sene başarılı çalışmalara imza attı. 32 yıl boyunca Portekiz’in Lizbon şehrindeki Gülbenkian Kütüphanesinde çalışmaları oldu. Dünyanın birçok yerinde çeşitli eserlerin restorasyonunda bulundu. Mimar Sinan Üniversitesi güzel san’atlar akademisinde kadrolu olarak çalışmaya başladı, 2002 yılında profesör olarak emekliye ayrıldı. Halen akademide öğretim görevlisi olarak san’atını yeni nesillere aktarmaktadır.

10a.jpg

18.12.2006


 

Muhammed Hamidullah, Said Nursî gibi devrin âlimiydi

Hindistan’ın yetiştirdiği İslâm âlimlerinden Muhammed Hamidullah, ölümünün 4’üncü yılında uluslar arası bir sempozyumla anıldı. Sempozyumda Muhammed Hamidullah’ı anlatan Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerafettin Gölcük, Hamidullah’ın hayat tarzı olarak Bediüzzaman Said Nursî’ye çok benzediğini söyledi.

Şerafettin Gölcük, “Her ikisi de evlenip çoluk çocuğa karışmamış, eserlerinin telifini almamış, kendisini ilme ve içinde yaşadığı toplumun sosyal hayatını geliştirmesine adamıştı. Çok sade yaşayıp çok temiz giyinirlerdi. İşlerini ücret karşılığı yapmaz, yaptıkları çalışmaların karşılığını dünyalık olarak almayan mütefekkirlerdi” dedi.

Prof. Dr. Gölcük, Hamidullah’ı Mevlânâ’nın ‘tevazulu ol’ tavsiyesini hayata geçiren bir kişi olarak tanımladı. Gölcük, “Tek başına ümmet-i Muhammed’i temsil ederdi. Fransa’da 50 yıl, apartmanlarda hizmetçi kadınlar için ayrılan, stüdyo diyebileceğimiz tek odalı bir evde yaşadı. Paris’te kaldığında et yemezdi, çok mütevazı yaşardı. Kendisi, zaman zaman Türkiye’de bulunur, üniversitelerde ders verirdi. Paris’te niçin et yemediği sorulduğunda, ‘Türkiye’ye gittiğimde bir iki lokma yiyeceğim’ derdi. İslâmın ilmihallerde yer aldığı biçimde ibadetle sınırlı olmadığını, aslında dinimizin hayatın bir parçası olduğunu eserlerinden öğrendik” şeklinde anlattı.

Muhammed Hamidullah, özellikle ‘siyer’ alanında dünyanın en büyük uzmanları arasında yer alıyordu. Kur’ân-ı Kerim ve Arapçaya gönül veren Hamidullah’ın eserlerinin Fransızca ve Almancanın yanı sıra başka dillere de çevrilmesi gerektiği belirtildi. Çocuk yaştayken Muhammed Hamidullah’ı tanıyan George Washington Üniversitesi öğretim görevlilerinden Merve Kavakçı, şunları anlattı: “Kendisine talebe olamadım; ama anne ve babam öğrencileri olduğu için evimize ziyarete gelirdi. Kendisini, tadı hâlâ damağımda olan Paris’ten getirdiği pembe şekerler ve kadife elbiseyle hatırlıyorum. Sonradan ABD’de çocuklarımla birlikte ziyaret etme fırsatı buldum. Muhammed Hamidullah, ailemizin çok değerli bir misafiriydi. Tıp fakültesini kazandığımda aileme yazdığı Türkçe mektupta bana sitemde bulunmuş, ‘Merve kızımız bizlerin yolunu seçer diye ümitlenirken o tıbbi alanı tercih etmiş.’ demişti.”

Hamidullah 96 yaşında vefat etti

1906 yılında Haydarabad’da doğan Muhammed Hamidullah, tahsilini memleketinde tamamladı. Hukuk fakültesini bitirmiş olmasına rağmen ‘devletler arası İslâm hukuku’nda akademik kariyer yapmak üzere 1936 yılında Paris’e gitti. Hz. Muhammed’e duyduğu sevgiden dolayı ‘siyer’ üzerine çalışmalar yaptı. Nitekim Paris Üniversitesi’nden ‘Peygamberimiz’in Savaş Mektupları’ başlıklı teziyle doktor unvanını alan Hamidullah Hoca, kısa bir süre sonra da Almanya’nın Tübingen Üniversitesi’ne kaydolarak ‘devletler arası İslâm hukuku’ alanında ikinci bir doktora çalışmasını yaptı. 1947 yılında Paris’e yerleşerek uzun müddet bu şehirde yaşadı. Kısa adı CNRS olan Fransız Milli Araştırmalar Merkezi’ne üye olan ünlü araştırmacı, bu kurumun bünyesinde hukuk ve İslam alanlarında sayısız bilimsel çalışmaya imza attı. Kendine has fikirleri ve geliştirdiği yeni araştırma metotlarıyla 1950’li yıllarda uluslar arası akademik çevrelerde ünü dalga dalga yayılan Muhammed Hamidullah, yıllar boyunca tam bir gezgin gibi dolaşarak farklı ülkelerin yükseköğrenim kurumlarında dersler verdi. Sözleşmeli profesör olarak Türkiye’ye de gelen Prof. Muhammed Hamidullah, İstanbul Üniversitesi Edebiyat ve Hukuk fakültelerinde, Ankara, İzmir, Konya ve Erzurum’da uzun süre dersler verdi. 19 Aralık 2002 tarihinde Amerika’nın Florida eyaletinde 96 yaşındayken vefat etti.

18.12.2006


 

“Tarihin tanığı Amasya”

Amasya Valisi Celaleddin Lekesiz, şehrin tanıtımında kullanılacak sloganın “Tarihin tanığı Amasya” olarak belirlendiğini söyledi. Tarihî ve tabiî güzellikleriyle kültür turizmine yeni bir soluk kazandıran Amasya’nın tanıtımında kullanılacak slogan, uzun tartışmaların ardından belirlendi

“Tarihin tanığı Amasya”nın slogan olarak belirlendiğini açıklayan Vali Celaleddin Lekesiz, tanıtım için hazırlanan kitap ve CD’yi tanıttı. Yapılan tanıtım çalışmalarıyla şehri daha ileriye götürmeyi hedeflediklerini anlatan Vali Lekesiz, “Amasya’nın tanıtımıyla ilgili planlama çalışmaları yaptık. Bu kapsamda birçok yerde sloganın ne olacağını tartıştık. Bundan sonra tanıtımlarda ‘Tarihin tanığı Amasya’ sloganını kullanmaya karar verdik. Bununla ilgili yeni bir tanıtım kitabı bastırdık. Bunun yanı sıra yeni bir tanıtım CD’si yaptırdık. Birde Amasya’nın iğne oyası isimli yeni bir kitap çalışması daha son aşamasına geliyor” dedi.

Kitap ve CD’nin 2’şer bin adet bastırıldığını belirten Lekesiz, “Yaptırdığımız tanıtım CD’sini tur operatörleri, seyahat acentesi ve TV kanallarına göndereceğiz. Tarihin tanığı Amasya kitabını hem Türkçe hem de İngilizce olarak hazırladık. Hedefimiz okuyucuyu sıkmamak oldu. Danışmanlık hizmeti alarak hazırladık ve Amasya’nın tamamını anlattığını düşünüyoruz. Kitabı inceleyecek kişileri sıkmadan Amasya’nın güzellikleriyle baş başa bırakacağız” diye konuştu.

18.12.2006


 

Bursa’da tarihî camilere kameralı takip

Bursa’da, Osmanlı Cihan Devleti’nin ilk 6 sultanının inşa ettirdiği selatin (tarihi) camilere kameralı takip sistemi kuruluyor. Vakıflar Bursa Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan ihaleyle tarihi camiler, sürekli kayıt altında tutulacak.

Her birisi mimari özelliklerinin yanı sıra duvarlarındaki hat yazıları, çinileri, tarihi ahşap pencere kapakları ve avizeleri ile eşsiz değerlere sahip olan büyük camilerde 24 saat boyunca 6_7 kamera ile video kaydı gerçekleştirilecek.

Ulu Camii başta olmak üzere Emirsultan, Yeşil, Yıldırım, Muradiye, Orhan Cami ve Murat Hüdavendigar camilerine kamera sistemleri kurulacak. Müze gibi birçok yabancının ziyaret ettiği özgün mimari özelliklere sahip camilerde, kameraların ve kabloların çok estetik bir şekilde, tarihi dokuya zarar vermeyecek tarzda yerleştirilmesine dikkat edilecek.

/ BURSA

18.12.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri

Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004