"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Suskunluğun dili

Yusuf Selim
17 Eylül 2017, Pazar
Susmak sesli konuşmaktan çok daha güçlü bir iletişim aracıdır. Hatta bazen en güçlü bir silâh.

Konuşan genellikle meramını kullandığı sözcüklerle sınırlarken, susan kimse muhatabın zihninde uçsuz bucaksız anlam ihtimallerini tedai ettirmiş olur. Bunun içindir ki, sükût kelâmdan önce gelmeli ve kelâm, iletişim yolculuğundaki en son durak olmalı. İnce bir sırdır; tefekkür susmayla başlar... Ve insan en neşeli ve en kızgın olduğu anlarda susmasını bilmeli.  

Bu yüzden bazen susar gönül; bilmez öyle lâf-u güzaf. Harf-u savta ihtiyaç olmaksızın konuşmak diler. Zira Dîlden gelir suskunluğu. Zira dîlden gelip de dile düşünce, nâçar kalır sözcükleri... 

Belki de korkularından suskunluğuna sığınmak ister böylelikle insan.

Bir Fransız atasözünde, “Konuşmaya fazla düşkün olan kimse, ne kadar bilge olursa olsun, (afedersiniz) aptaldan sayılmayı hak eder” der.

Dünya halkları içinde en az konuşan milletin Finlandiya’lılar olduğu söylenir. Hatta bir Fin atasözünde “Bir kelime bin belâ açmaya yeter” denilir. 

Finlandiya’nın Hame bölgesinde suskunluk konusunda başı çeken ve iftiharla anlatılan bir hikâye vardır: Çiftçinin biri komşusunu ziyarete gider ve tek söz etmeden uzunca bir süre oturur. Sonunda ev sahibi ziyaretinin sebebini sorar ve çiftçi o zaman, evinin yanmakta olduğunu açıklar. (Zeldin Theodore, İnsanlığın Mahrem Tarihi, 2014, İst. s. 41.) 

Yusuf (as) kıssasında da, o zaman diliminin en hayırlı iki insanı Hz. Yusuf ve Hz. Yakub’un bütün süre boyunca neredeyse en az konuşan, konuştuğunda da fayda mülâhaza etmediği hiçbir söz söylemedikleri görülecektir. Meselâ neredeyse hiç konuşmayan Hz. Yusuf, zindan hayatında Allah’ı dâvet eden 36-41. âyetler arasında tabir caizse bülbül olmuş şakımaya başlamıştır.

Aynı Yusuf (as) kardeşlerinin kendisi hakkında ithamları karşısında ve de yeryüzünün hazineleri taht-ı tasarrufu altında olduğu en güçlü anlarında dahi susmayı tercih ederek şikâyetini sadece Cenâb-ı Hakk’a havale etmiş, konuşarak elde edeceği hakkaniyet dâvâsının hamiliğine O’nu (cc) tevkil etmiştir. Zira O ne güzel Mevlâ ve ne güzel Vekil değil midir? 

Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’in takdim ettiği Hz. Meryem portresinin en önemli özelliği de onun suskunluğu değil midir? Aynı durum “savm-ı samta” (Suskunluk orucu) giren Hz. Zekeriya (as) için de geçerli değil midir?

Malûm olduğu üzere kutsal hamileliği döneminde Hz. İsa’yı (as) dünyaya getirdikten sonra kendisine susma orucuna girmesi emredilmiştir. Hz. Meryem de Hz. İsa’yı halkın yanına getirince, insanlar onun kötü bir şey yaptığını söyleyerek suçladıkları esnada bu emir doğrultusunda hareket etmiş, onlara sadece çocukla konuşmalarını işaret etmiştir. Bu suskunluk haddi zatında içerisinde bulunduğu durumu anlamayacak olan bir topluma boşuna konuşmaması, fayda vermeyecek izah ve savunma ile heybetini düşürmemesi ve Rabbisinin emrine tam itaatin verdiği ruhî tevekkül ve teslimiyet ile pasif direniş suskunluğudur. Farklı bir zaviyeden, aktif sabır örneğidir. Tabir-i diğerle susarak hakikî ses vermedir. 

Bu emrin altında yatan hikmetlerden birisi de sözsüz iletişimin muhatabı etkilemesi olarak anlaşılmalıdır. Zira uzmanların belirttiği üzere iletişimin sözlü ve sözsüz olmak üzere vazgeçilmez iki önemli özelliği vardır. Sözsüz iletişim, duyguları, düşünceleri ifade etmede başvurulan, konuşulan ve yazılan kelimelerin dışında kalan bütün vücut hareketlerini, susma ve sesin tonu gibi özellikleri, seçilen aksesuarları ve bunların model ve renklerini, mekân kullanımını ve kişiler arasında tutulan mesafe ile ilgili bütün uygulamaları ihtiva eden bir iletişim türü. 

(Bkz. Müjde Ker, “İletişimin Sessiz Yönü: Sözsüz İletişim”, MediaCat, Mart 1998, s. 18-21) 

“Uzmanlar gerçekleştirdikleri çalışmalar sonucunda sözsüz iletişimin mesaj taşımada önemli rol üstlendiği konusunda fikir birliğine varmaktadırlar. Ray L. Birdwhistell yaptığı araştırmalar sonucunda, mesajın % 35’inin sözlü yollarla, % 65’ini ise, sözsüz yollar aracılığı ile aktarıldığı gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Albert Mehrabian da aynı konu üzerinde yaptığı araştırmalar sonucunda, mesajın % 7’sinin sözlü, % 38’inin vokal (sesle ilgili), % 55’inin sözsüz yollarla iletildiğine ilişkin bir formül geliştirmişlerdir.” (R. Wolvin, Communicating: A Social and Career Focus, 4 th Edition, Houghton Mifflin Company, Boston, 1989, s. 181. Müjde Ker, Beden Dili Kullanımı’ndan) 

Sözsüz iletişim üzerinde yedi yıl süren araştırmalar gerçekleştiren ve kendisini “sözsüz iletişim danışmanı” olarak tanımlayan Ken Cooper ise, vücudun % 60, sesin % 30 ve sözcüklerin % 10 oranlarında mesajı karşıdaki kişi/kişilere iletmede etkin biçimde kullanıldığı sonucunu ortaya çıkarmıştır. Cooper’a göre tavırların iletişimi sessiz olmaktadır. (Ken Cooper, Sözsüz İletişim, Çev. Tunç Yalkı, İlgi Yayıncılık ve Ticaret Limited Şirketi, Modern Yönetim Dizisi, İstanbul, 1989, s. 21. Müjde Ker, Beden Dili Kullanımı’ndan) 

Bütün bu örnekler, susmanın faziletine işaret ederken, bunun mutlak olarak susma anlamına gelmediği de aşikârdır. Zira mü’min yeri geldiği zaman konuşmalı ve o anın hakkını eda etmelidir. 

Evet, susmanın erdemliği hayır konuşulmayacak durumda söz konusudur. 

Onun içindir ki, yukarıdaki örneklerde de görüleceği üzere hem Hz. Yusuf, hem de Hz. Yakub suskunluklarıyla birlikte yeri geldiğinde hayır adına konuşmanın gereğini de esirgememişlerdir. 

Okunma Sayısı: 2122
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı