Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 20 Eylül 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Aile

Bebeğinizi nasıl güvenli tutarsınız?

Bebekler sizin düşündüğünüz kadar kırılgan değildir. Dolayısı ile onu taşırken ya da gezdirirken rahat olun. En önemli konu ilk birkaç haftada boynu ve başıdır. Onlara dikkat etmelisiniz.

* Bebeğinizi yataktan nasıl almalısınız?

Başını ve boynunu destekleyerek alın. Yatar pozisyonda kaldırın. Bir elinizi başını desteklemek için boynunun altına koyun. Diğer elinizle sırtından tutarak kaldırın.

Direkt yukarı kaldırın. Başını ve boynunu bir elinizle desteklerken diğer elinizle omuz ve göğsünden tutarak yukarı kaldırın. Önce sırt üstü pozisyondan yüzüstü pozisyona getirin. 2 kolunun altından tutarak yüzüstü yatar konuma getirin. Daha sonra bir elinizle 2 bacağının arasından karnını tutun, diğer elinizle göğsünden tutarak yatay pozisyonda yukarı kaldırın.

* Nasıl yatırmalısınız?

Başını desteklediğinizden emin olun. Eğer başı hızla arkaya düşerse, bebeğiniz düşüyormuş hissine kapılabilir.

* Bebeğiniz nasıl taşınmayı sever?

Mümkün olduğu kadar vücudunuza yakın olup cilt temasını hissetmek isteyecektir. Bu şekilde kendisini mutlu ve güvende hisseder.

* Kucaklamak

Kucaklarken, kolunuzun kanca gibi olan şekli bebek için iyi bir pozisyondur. Kafası kolunuzun üst tarafında, vücudunun diğer kısımlarından biraz yukarıda dinlenip destek alma şansı bulur. Diğer kolunuzla yatar pozisyonda tuttuğunuzda, bu hamilelikte anne karnında bulunduğu konuma çok benzer. Bundan dolayı kendisini rahat ve güvende hisseder. Bu pozisyon ayrıca göz teması sağlar. Bu şekilde sizi konuşurken ya da gülerken izleyebilir.

* Omuzunuzun üstünden bakabilmesi

Bu pozisyonda bebeğinizin başı omuzunuzun hemen üzerine gelecek şekilde taşırsınız. Bu şekilde o da çevresinde olup biten her şeyi görebilir. Bir kolunuzla poposunun altından tutarken diğer elinizle de sırtı ve boynundan tutarak güvenli bir şekilde taşımalısınız. Başını kontrol edebilmeye başladıktan sonra isterseniz tek kolunuzla da taşıyabilirsiniz.

Fatma KARAKISA

20.09.2006


Çalışan eşlere “eş” olabilme reçetesi

Günlük telâşların, mesailerin, sorumlulukların arasında bireyler kendilerini o denli iş hayatına ve iş hayatlarındaki rollere kaptırırlar ki “eş” olma rolünü ihmal ederler. Hele bir de çocuklar varsa iş hayatı dışındaki kalan zamanlarda “anne-baba” olma rolü devreye girer ve “eş” olma büsbütün unutulur. Ve bir süre sonra karı koca diyaloğu iyice kaybolur. Bu çizdiğim tablo maalesef çok sık karşılaşılan bir tablodur. Böyle bir hayat neticesinde eşler bir süre sonra mutsuz olur ve evliliklerinde ciddî sorunlar yaşamaya başlayabilirler.

Bir insanın tüm rolleri önemlidir. Ancak birey roller arası geçişi iyi yapmalıdır. Yani iş hayatında işadamı, çocuğunun yanında baba/anne ve eşinin yanında eş. Bu geçişin sağlanamaması bireyin hem kendisini, hem de eşini ruhsal ve duygusal anlamda zedeler.

Paylaşım yaşanabilmesi için “zamanım yok” bahanesinin ardına saklanmayın. Bunu öncelikle gerçekten isteyin. Karı-koca olmak bir alışkanlık olmasın. Her geçen gün evli olduğunuzu bir kez daha hatırlayın ve eş olmanın güzel yanlarını düşünün. Paylaşım için çok uzun zaman dilimleri gerekmiyor. Bazen mutfakta birlikte yemek hazırlığı içinde olmak, bazen birlikte kitap okumak veya film seyretmek. Ama unutmayın, bunları birlikte yapmak ve bundan dolayı lezzet almak önemlidir.

Gün içinde eşinizi “bir şey lâzım mı?” sorusu dışında sadece eşinizin şahsı için telefon ile arayın. Çok yoğun olsanız bile zaman zaman baş başa dışarıya çıkın. Bu yarım saatlik bir yürüyüş olabileceği gibi bir akşam yemeği programı da olabilir. Özel günleri hatırlamanın iş yoğunluğu ile bir ilgisinin olmadığını aklınızdan çıkarmayın. Hediyeleşin. Çok yorgun olsanız bile akşamları çok kısa da olsa sohbet etmeyi ihmal etmeyin. Unutmayın ki eşinizle diyaloğunuz ne denli kavi olursa bu sizin hem bireysel performansınıza, hem de aile huzurunuza yansıyacaktır.

Şenay ÖZER

20.09.2006


Çocuklarda marka merakı

Meselâ korkuları olan bir çocuk, canavar resimleri çizerek kendisini korkulacak bir karakterle özdeşleştirir. Böylece kendi korkularıyla baş etmeye çalışır. İstisnalar bir yana, kız çocukları için güzel oyuncak bebekler, erkek çocuklar için ise güçlü kahramanlar onların olmak istedikleri figürleri temsil eder.

Okulların açıldığı şu günlerde neredeyse her evde bir alış veriş krizi yaşanmıştır muhakkak. Kalem, silgi, defter kabı, suluk, çanta, ayakkabı, etek vs., her şeyin aynı marka (genellikle Barby, Bratz gibi) olması isteniyor.

* Çocuklar neden tek tip ve herkeste olanı ister?

Ergenlik döneminin aksine çocukluk, anonim olmanın, aynılığın değer verildiği bir dönemdir. Çocukluk döneminde benzer şeylere sahip olmak çocuğun kendi arkadaş çevresi tarafından kabul edilmesini kolaylaştırır. Sınırları belirgin, muğlaklığın olmadığı bir alanda çocuk kendini güvende hisseder.

* İzin vermek ve buna göz yummak daha ileriki yıllarda sorunlara yol açabilir mi?

Kız çocuklarda daha fazla diye bir ayrım yapmak çok doğru değil. Erkek çocuklarda da marka merakı sıklıkla görülüyor. Bu bir süreç ve izin vermek gerekiyor. Ergenliğin başlaması ile birlikte bu durum zaten bir parça değişecektir. Çünkü ergen ‘benim diğerlerinden farkım ne?’, ‘Beni ben yapan nedir?’ soruları ile meşgulken, çocuklukta değer verdiği ‘aynılık’tan kurtulma eğiliminde olacak ve kendini bulmaya çalışacaktır.

* Çocukların her istediğini almak doğru mu? Ne zaman ‘dur’ demek gerekiyor?

Elbette çocukların her istediğini almak doğru değil. Bir çocuğun kendi kendine kural koymasını bekleyemezsiniz. Çocuk, kuralları anne-babasından öğrenir. Eğer anne-baba çocuğa sınır koymakta, ‘hayır’ demekte güçlük çekiyorsa, çocuk da kendine sınır koymayı öğrenemez ve böylece istediği her şeye istediği zaman sahip olabileceği hissine kapılır. Böyle bir ortamda yetişmiş çocuklar, istedikleri bir şey alınmadığı vakit bunu kabullenmekte zorluk çekerler.

* Çocuğunuza aldığınız şeyi niye aldığınızı biliyor musunuz?

Gerekli olduğu için mi, çocuğunuzu ödüllendirmek için mi, yoksa sadece onun tutturmaları ya da ağlamaları ile uğraşmak istemediğiniz için mi? Eğer aldığınız şeyin gerekliliğine inanmıyor ama sadece çocuğunuzu susturmak için alıyorsanız, çocuğunuza ve kendinize ‘dur’ demenin zamanı gelmiş olabilir. Bunu yaparken gerekçelerini çocuğunuza açıklayın ve mutlaka net olun ve çocuğunuzun her tavrına dirençli olun. Ancak bunu yaparken aşamalı bir yol izleyin. Birden bire her şeye “hayır” demeyin. Yavaş yavaş alıştırın. Bir süre sonra çocuğunuz “hayır” cevabına alışacaktır.

Zehra DENİZBEY

20.09.2006


Ani kalp durmasının önüne geçelim

Türkiye’de her yıl 40 ila 70 bin kişi hastahaneye yetiştirilmeden ani kalp durması yüzünden ölüyor. Yapılan araştırmalar ölenlerin yüzde 60’ının kalp hastalıklarıyla ilgili hiçbir şikâyeti olmadığını ortaya koyuyor. Ani kalp durmalarının sebebi belli. Ama müdahale de bir o kadar önemli.

Elektrik çarpması, boğulma, aşırı efor harcama, yüksek stres ve darbeye bağlı olabilen ani kalp durmasında yaş sınırı yok. 14 yaşındaki bir öğrenci de ani kalp durması sonucu ölebiliyor, 80 yaşındaki bir politikacı da. Aslında ritim bozukluğu olan hastalıkta kalp dakikada 200 kez titreşir ama pompalama işlemini yapamaz. Spor hekimi ve fizik tedavi uzmanı Dr. Gültekin Caymaz, ‘sinsi ecel’ denen hastalığın son zamanlarda sıklıkla uçak seyahati yapan ve spor yapan kişilerde görüldüğüne dikkat çekiyor. En büyük sebebinin ise yorgunluğa bağlı magnezyum ve potasyum eksikliği olduğunu söylüyor.

Doktorlar ne diyor?

Magnezyum için sebze tüketin

Dr. Gültekin Caymaz: Özellikle uçak seyahati öncesi magnezyum ihtiva eden gıdaları tüketmeye dikkat ederim. Magnezyum kalp kasını çalıştıran en önemli tuzlardan biri. Vücut için hayatî değer taşıyor. Ispanak, semizotu gibi yeşil yapraklılarda; muz, kavun, kayısı ve kara erikte var. Hastahanelerde çok cüzi bir ücretle magnezyum, potasyum ölçümü yaptırılırsa önceden tehlikenin önüne geçilebilir.

İlkyardım için bilinçlenmek şart

Dr. Feridun Çelikmen ilkyardım konusunda şunları söylüyor: “İlkyardımın hayatî önemi vardır. Şeker komasına girmiş, hipertansiyonlu hastaya bir kesme şeker vermeyi ya da astım krizindeki hastaya nefes açıcı sıkmayı bilmek hayat kurtarabilir. Kızılay, üniversite ve özel hastahanelerdeki kurslara katılımı öneririm.

İşte kalp diyeti: 7 günde kalbini yenile

Yılların kalbinize verdiği hasarı bir haftada hafifletebilirsiniz. İşte krizi önleyen mucize yöntemin ipuçları:

Her gün yeşil sebze yiyin. Brokoli, lahana, marul, ıspanak antioksidan özelliğiyle kanserle savaşır.

Her gün kabak, yer elması gibi turuncu, kırmızı, sarı sebze tüketin. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Her gün karnıbahar, sarımsak, soğan ve şalgam gibi 1 porsiyon beyaz sebze yiyin. Patates, havuç gibi kök sebze ise sizi tok tutar.

Börülce, taze fasulye, kuru fasulye, nohut, soya kansere ve kalbe karşı koruyan kimyasallar ihtiva eder.

Günde 8 bardak normal su veya soda için. Yeşil ve siyah çay antioksidan açısından kuvvetlidir.

Kırmızı et, yumurta, tavuk ve süt ürünlerinden kaçının. Mısır, çiçek yağı, un ve şekerden uzak durun. Enfeksiyonu artırır.

Saat 7’den sonra yemek yemeyin.

Bol bol yürüyün.

20.09.2006


Kış gelmeden çiçekleri kurutun!

Yaz neredeyse bitiyor, ancak son taze çiçekler hâlâ bahçelerde açmış halde. Hoş kokulu güller, kadife çiçekleri, papatyalar yaza son bir veda ediyorlar. Her ne kadar puslu bir mevsim olan sonbahar kendini hissettirmeye başlamış olsa da bütün kış koruyabileceğiniz çiçeklerle vazolarınızı doldurmak için geç kalmış sayılmazsınız. Çiçek kurutmak kulağa zor bir işmiş gibi gelse de biraz emekle ve sevgiyle kurutacağınız çiçekler bütün bir yıl ömrünü sürdürecektir. Bu arada yaprak ve çiçek kurutmanın sırrı onları sadece kuruyken, çok düzgünken ve genellikle de tam olarak açmadan hemen önce koparmaktır.

Serin havada kurutma

En bilinen ve basit yöntemdir çiçekleri tersten asarak kurutmak. Bunun için öncelikle çiçeğin tüm yapraklarını temizleyin. Daha sonra da onları bir lastik yardımıyla saplarından özenle bağlayarak, küçük buketler yapın. Son olarak da serin bir yerde baş aşağı asın.

Sıcak havada kurutma

Tüm yaprakları ayırın, sadece çiçek kalsın. Buketleri sıcak ve kuru bir yerde meselâ hava alan bir dolapta ya da ocağın kenarına baş aşağı asın. Bu yöntem çiçek solmadan önce nemi ortadan kaldırdığından renkleri serin havada kurutmanıza oranla daha canlı olur.

Yazın renkleriyle bezenmiş huzurlu günler dileğiyle…

Ayşegül TURGUTLU

20.09.2006


Karışık turşu

Malzemeler:

Yarım kg havuç

Yarım kg salatalık

Yarım kg taze fasulye

2 çorba kaşığı turşu tuzu

4-5 defne yaprağı

7-8 diş sarımsak

Hazırlanışı:

Havuçları temizleyip halka halka dilimleyin. Sivri biberleri yıkayıp uçlarından biraz kesin. Salatalıkları kalın halkalar halinde doğrayın. Taze fasulyeleri yıkayıp ayıklayın ve 2-3 parçaya kesin. Sarımsak dişlerini ayıklayın. Turşuyu yapacağınız kavanozu dolduracak kadar suda tuzu eritin. Hazırladığınız sebzeleri kavanoza değişimli olarak yerleştirin. Aralarına sarımsak dişleri ve defne yapraklarını ekleyin. Tuzlu suyu kavanoza boşaltıp kapağını sıkıca kapatın. Kuru ve serin bir yerde 15 gün bekletin.

Sebze seçerken: Turşu yapacağınız sebzeleri seçerken sert, taze, kabuklarının parlak görünümlü ve zedelenmemiş olmasına özen gösterin. Sebzeler ne kadar taze ve diri olursa turşunun dayanma süresi de o kadar artar. Mutlaka turşuluk tuz olarak iri kaya tuzunu kullanın. Çünkü rafine tuz turşunun kısa zamanda yumuşamasına sebep olur.

20.09.2006


Yumuşacık kadifemsi bir cilt için

Göz çevresi hariç tüm yüzünüze ve boynunuza bal sürüp 10 dakika bekleyin. Ilık suyla durulayıp havlu ile kurulayın.

20.09.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004