Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 24 Ekim 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kültür-Sanat

Hakikî san’atkâr temiz aynaya benzer

sanatalemi.net’ten Mehmet Nuri Yardım’ın sorularını cevaplandıran Huşeng Azeroğlu, “Hakikî sanatkâr temiz aynaya benzer. Kim o aynaya bakarsa saçını ve elbisesini düzeltir, kendisine çeki düzen verir. Ama bir san’atkâr ki kendisi bozulmuşsa, tefessüh etmişse ona bakanlar da onun gibi olur, yüzleri onun yüzü gibi çirkin olur” dedi.

Mehmet Nuri YARDIM: Müzik ve düşünce arasındaki münasebet nedir?

AZEROĞLU: Hakikî san’atkârların görüşü, mütefekkirlerden farklıdır. Çünkü hakikî san’atkâr, kültürüyle san’atı mütefekkirden daha iyi ve daha geniş şekilde görür. Ve hemen teorisini pratiğe çevirir. sahnede insanları etkileyebilir, değiştirebilir. Amma bir mütefekkir sanatkârın işini görebilemez. Neden? Bundan ki, bir san’atkâr felsefesi ve san’atıyla çok daha aydınlık ufuklara ulaşabilir. Düşüncelerini ve görüşlerini pratiğe çevirir ve onu ispatlar. Amma bir mütefekkir bunu ispatlayamaz. Neden? Çünkü o hünerver adam değildir. Hüner sahibi değildir. Bundan dolayı bir mütefekkir, bir filozof, müziksever olabilir, ama hüner sahibi olamaz. Niçin? Çünkü ilk defa o kendinden dışarıdaki o birikimi görür, onu ilk defa tahlil eder. Amma onu ispatlayabilemez. Niçin? Çünkü o insanda hünerli damar yoktur. Beyninde o güç yoktur. Bundan dolayı çocukluktan itibaren mütekâmil olamaz. Çünkü uygulama, her ilimden yüksektir. Amma yanında teori olsa, ilim olsa onu daha güzel görür.

YARDIM: Müzik türlerininin gelişimini nasıl buluyorsunuz? Bir ilerleme var mı?

AZEROĞLU: Tasavvuf müziği eğer saf haliyle korunabilirse elbette çok iyidir. Ancak ona hile katan yabancı eller vardır. Müziğin bütün türlerinde yozlaşma ne yazık ki var. Ama bunlar arasında Türk san’at müziği asıl hüviyetini daha iyi koruyabiliyor denilebilir. Yine de yabancı müziklerin istilâsı altındadır müziğimizin bütün türleri. Münir Nurettin Selçuk Türk san’at müziğinde büyük bir sanatkârdı. Hafız Burhan, Zeki Müren, Yıldırım Gürses de çok değerli icracılardı. Bugün yaşayanlar arasında Emel Sayın, Mustafa Sağyaşar, Mustafa Keser unutulmayacak san’atkârlar arasında zikredilebilir. Ama maalesef bu değerli sanatkârlar unutuluyor. Çünkü öz sanata düşman olanlar, bu ve benzeri kişileri geriye ittiler, onları nisyana terk ettiler. Lümpen müzik yaptılar. Ortaya kötü müzik koydular. Batı destekli bir müzik yaptılar. Müzikteki yozlaşma ne yazık ki sadece Türkiye’de değil, Azerbaycan gibi diğer Türk ülkelerinde de mevcuttur. Oralarda da durum pek iç açıcı değildir, hatta kötü durumdadır.

Türk halk müziğinde iyi san’atkâr çok azdır. Hakikî Türk halk müziğini icra edenlerin sayısı fazla değil. Bedia Akarsu, Zülküf Altan gibi değerli san’atkârlar vardır. Mehmet Özbek gibi gerçek halk müziğini bilen ve okuyanlar da var. Abdurrahman Kızılay gibi hakikî Kerkük türkülerini seslendiren san’atkârları da görmemiz gerekir.

YARDIM: Müzikte umumiyetle bir çürümeden, bozulmadan bahsediyorsunuz. Peki hakikî müziğe, öz mûsikimize kavuşabilmemiz için neler yapılmalı, çözüm nedir?

AZEROĞLU: Bu çözümde yöneticilere büyük görevler düşüyor. San’atın hakkını veremeyenlere yol verilmemeli, onlara görev verilmemeli. Dernek, vakıf ve diğer kuruluşların organizasyonlarında hakikî san’atkârlar vazifelendirilmeli. Buna yetkililerin, sanatseverlerin dikkat etmesi lâzım. Aksi takdirde bu bozulma sadece müzikte olmaz, edebiyatta, ailede, sosyal hayatta ve toplumun bütün kesimlerinde ne yazık ki yayılacak ve beyinlerin hastalanmasına sebep olacaktır.

YARDIM: Siz bazı san’atçılar gibi sadece müzik eğitimi almadınız, yalnızca müzikle uğraşmadınız? Sosyal bir çok ilim dalıyla da meşgul oldunuz. Bu yönünüz çok az biliniyor? Bize birikiminizden, alâkadar oldunuz ilimlerden bahseder misiniz lütfen?

AZEROĞLU: Ben İran’da üniversitenin sinema tiyatro bölümünü bitirdim. Sonra mûsikî makamlarını öğrendim ve buradan da mezun oldum. Makamları öğrenmekle kalmayıp pratiğe de çeviriyorum ve okuyorum. Ayrıca psikoloji, sosyoloji, tarih, tıp, felsefe ve edebiyat gibi müziği besleyen ilim dallarıyla da ciddî mânâda meşgul oldum ve bu ilimlerde bir çok eseri okudum. Bu okumalar benim müziği daha iyi kavramama ve müzik felsefesi yapmama vesile oldu. Ben ilmî çalışmalardan hiçbir zaman kopmadım. Her zaman kitap okurum, günde en az 7-8 saat kitap okurum ve şükürler olsun ki, çok zengin bir kütüphanem vardır. Ben sağlığa çok değer veririm. Bu yüzden spor yaparım. Geçmişte güreş yaptım, cankurtaran olarak çalıştım. Ağırlık kaldırma konusunda da bir çok çalışmada bulundum. Çünkü sağlığın insan beyni üzerinde tesiri vardır. Ve insanı aydınlığa ulaştırır. Her insan iki sporu mutlaka yapmalı. Biri beyin jimnastiği, biri de beden jimnastiğidir. Biri kitapla, diğeri de spor aletleriyle olur. Eğer bunlar yapılmazsa toplumdaki hastalıklar ve sıkıntılar sanatçıyı da mutlaka içine alır ve onu yok eder.

YARDIM: Burayı biraz açar mısınız?

AZEROĞLU: Pekâla, izah edeyim. İçki, kumar ve diğer kötü alışkanlıklar san’atın da san’atkârın da can düşmanıdır. Kapitalizm bütün insanlara bu uyuşturucuları alıştırdığı gibi toplumun her kesimini etkileyen san’atçıları da bozmayı amaçlamaktadır. Böylece toplumu hantal ve kötü duruma getirip ekonomisine el koymayı hedefler. Ekonomisini bozar. Kadınları kullanarak, toplumu bozmaya ve fuhuş bataklığına iteklemeye gayret gösterir. Gerçek vatanseverlerin, milliyetçi-mânevîyatçı insanların bu büyük tehlikeye dikkat etmesi ve nesilleri bu girdaptan, bu çamurdan kurtarması gerekir. İnsanlarımız psikoloji, sosyoloji, tarih, edebiyat gibi ilimleri de mutlaka bilmeli. Bol bol kitap okumaları gerekir ki bu tür çirkin tuzaklara düşmesinler. Yabancıların ağına takılmasınlar. Millî benliklerini muhafaza etsinler.

YARDIM: Az önce kadınların kullanılmasından bahsettiniz. Ama az temas ettiniz. Onları kim ve nasıl kullanabilir?

AZEROĞLU: Beş bin sene önce filozof Zerdüşt demişti ki: “Kadınları kültür sahibi edin, onları kültürden mahrum etmeyin.” Niçin? Çünkü onlar doğuracakları çocuklara da o kültürü aşılarlar. Amma bir anne kültürsüz oldu mu çocukları da kültürsüzleştirir ve sosyal hayatta çok zayıf ve korumasız kalırlar. Bu da toplumun çökmesine vasıta olur. Bu önemli hususa beş bin yıl önce Zerdüşt dikkatimizi çekmiş ve bütün insanları ikaz etmişti. Ve bana göre dünyada kanserden daha büyük bir hastalık, daha feci bir tehlike bilgisizliktir, cehalet içinde kalmaktır, kitap okumamaktır.

YARDIM: Peki niçin kitap okunmuyor?

AZEROĞLU: Büyük kuvvetli ülkeler Orta Asya ve Afrika gibi toplumları esir alıp onlara bilgisizliği aşılamışlardır. Onları kültürden mahrum bırakmışlardır ki, kendi kültürlerini onlara rahatlıkla aşılayabilsinler. Hem kendi inançlarını, hem de kültürlerini aktarabilsinler. Okumayı emreden, insanları aydınlatan ve bilinçli kılan İslâmiyet’in yaygınlaşmaması ve insanlara ulaşmaması için büyük bir çaba harcıyorlar. Bugün dünyaya biraz dikkatlice bakacak olursak bu kirli çabayı fark edebiliriz. İnsanlığı huzura kavuşturacak, dünyaya barışı ve mutluluğu getirecek olan İslâm dinine perdeli bir şekilde engel olunmak isteniyor. Ve bugün dünyanın bir çok bölgesinde açık ve gizli cinayetler işleniyor.

YARDIM: Huşeng Bey, san’at, sanatkâr ve müzik dünyası hakkında son bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?

AZEROĞLU: Hakikî san’atkâr temiz aynaya benzer. Kim o aynaya bakarsa saçını ve elbisesini düzeltir, kendisine çeki düzen verir. Ama bir san’atkâr ki kendisi bozulmuşsa, tefessüh etmişse ona bakanlar da onun gibi olur, yüzleri onun yüzü gibi çirkin olur. Bu yüzden sanatkârın misyonu çok önemlidir. O her zaman örnek olmak zorundadır. Vazifesi büyüktür. Topluma öncü olmak zorundadır. Çünkü toplum genelde okumadığı için san’atkâra bakar ve kendisini ona göre düzeltmek ister, onu misal alır. Onu model olarak benimser. Eğer sanatkâr sanatın inceliğine, güzelliğine, doğruluğuna vakıf olamamışsa, o sırlara erişememişse topluma da büyük zarar verir ve san’atın derecesini de alçaltır. Bir çok ideoloji de bu şekilde sanatçıları istismar eder ve onları kullanır. Aileler ve gençler de ne yazık ki bu şekilde bozuluyor. İyi ve ruhen sağlıklı bir toplum için iyi san’at, iyi müzik yapmak lâzım. Bu da kendisini yetiştirmiş, özünü bilen sanatkârlar vasıtasıyla olabilir. Ben her şeye rağmen gelecekte iyi san’atın ve doğru san’atkârın değerinin bilineceğini ümit ediyorum.

24.10.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Hakikî san’atkâr temiz aynaya benzer

  Fotoğraf Bienali Nişantaşı Parkı’nda


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004