Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 25 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Kurtuluş Savaşı’na gönderilen Rus altınları borsada batmıştı

Anadolu halkının iki ineğinden, iki çuval unundan birisine zorla el konulduğu bir dönemde tam yüz bin altın göz göre göre sokağa atılmış.

Tarih her zaman yanlış yazılır ve o nedenle

her zaman yeniden yazılması gerekir.

George Santayana

Kurtuluş Savaşı, üzerinden daha bir asır geçmeden tarihimizin karanlık bir bölgesi haline gelmiş durumda. Bunun nasıl başarıldığı sorulunca, ister istemez 1928’de yapılan Harf Devrimi geliyor akla. Modern dünyada bir büyük medeniyetin çocukları ilk defa bin küsur yıldır kullanmakta oldukları ve sayesinde modern çağ için yakıt ödevi görecek “kanonları”, yani temel eserleri vücuda getirdikleri harfleri değiştiriyor ve Cumhuriyet’in tamamen yeni bir devlet olarak ortaya çıktığını iddia ediyorlardı. Bu da kaçınılmaz olarak mazideki zaten karanlık olan sayfaların üzerindeki gölgenin daha da kalınlaşmasına yol açıyordu.

İşte bu karanlık sayfalardan birisi, Milli Mücadele’ye yurt dışından gelen para yardımları meselesidir.

Mesela Hindistan Müslümanlarının dişlerinden tırnaklarından artırarak Kızılay’a (o zamanki adıyla Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne) yaptıkları 300 bin lira tutarındaki yardım, Maliye kayıtlarına dahi girmemiş ve Mustafa Kemal Paşa’nın emrine tahsis edilmiştir. Büyük Taarruz öncesinde geçici olarak Maliye Bakanlığı’nın emrine devredilen ve düşmanın çekilirken yakıp yıktığı köylerin ahalisine dağıtılan bu paranın 110 bin lirasının da cephe kumandanlığı emrine gönderildiği biliniyor.

Ancak savaştan sonra durumu düzelen Maliye Bakanlığı, bu parayı Mustafa Kemal Paşa’ya iade etmiş, o da İş Bankası’nın kuruluş sermayesine katmıştı. Bir başka deyişle, İş Bankası’nın temel harcına, Hindistan Müslümanlarının Hilafetin kurtarılması için gönderdikleri paranın, dolayısıyla da bu fakir insanların alın terlerinin karıştığını bilmek gerekir.

Milli Mücadele’ye Rus yardımı

Ancak daha netameli bir yardım, Rusların, daha doğrusu o zamanlar henüz kurulmuş bulunan Sovyetler Birliği’nin yapmış olduğu yardımdı. Lakin bu yardımın kara kaşımız, kar gözümüz için yapıldığını zannedenler fena halde yanılır. Bu yardım, iç isyanlar ve Avrupa menşeli Beyaz Orduların sarsmakta olduğu Sovyetler Birliği’nin güney sınırını güvenceye almak ve daha da önemlisi, güney sınırında İngiliz uydusu bir devletin kurulmasına mani olmak kaygılarından doğan bir reel politiğin uzantısıydı. Kaldı ki yardımlar karşılığında Kâzım Paşa’nın Erivan (Ermenistan) seferi durdurulmuş ve Misak-ı Milli dahilinde sayıldığı halde güzelim Batum şehri Sovyetler Birliği’ne teslim edilmişti.

Velhasıl bu yardımlar bir lütuf, bir atıfet değildi. Karşılıklı bir anlaşmanın şartları gereğiydi.

Değildi ama bu yardımın miktarı ve nereye sarf edildiği konusu daima kafaları karıştırmıştır. Anadolu’ya askeri malzeme yardımı yapıldığını biliyoruz. Sabahattin Selek’in deyişiyle “Bir miktar silah, cephane ve harp aracı” alınmıştı. Dahası, tutarı tartışma konusu olsa da, 1 milyon ile 5 milyon altın arasında bir miktar nakit para da gönderilmiştir. Hatta o sırada yurt dışında bulunan Enver Paşa’nın bizzat Moskova’ya gidip Rus yöneticilere güvence verdiğini ve yardımı bizzat kendisinin organize etmek arzusunu beyan ettiğini de yazıyor kaynaklar.

Bu nakit para işi mühim. Zira taahhütlerimizi yerine getirdikçe parti parti gönderilmiştir. Ancak bir partinin başına öyle bir iş gelmiştir ki, bugüne kadar bir yolsuzluk mu yoksa beceriksizlik eseri mi olduğu tam olarak anlaşılamamıştır.

Olay Sabahattin Selek’in Anadolu İhtilali (4. baskı, İstanbul 1968, Burçak Yayınevi, s. 133) adlı eserinde geçmektedir. Rus yardımının özeti şu kalemlerdir:

Ruslar, üç parti hâlinde bir milyon Rus altını verdiler. Bu altınlar:

Ferit (Tek) Beyin Maliye Vekilliği zamanında iki yüz bin,

Hasan (Saka) Beyin Maliye Vekilliği zamanında Beş yüz bin,

Hasan Fehmi (Aytaç) Beyin Maliye Vekilliği zamanında Üç yüz bin lira olmak üzere geldi.1

Ankara’daki Rus Büyükelçisinin isteği üzerine bu altınlara Ankara hükûmeti adına Maliye Vekili Hasan Fehmi Bey bir milyon liralık makbuz vermiştir. İkinci parti olarak alınan beş yüz bin altının yüz bini, askerî müşavir olarak Moskova’ya giden Saffet (Arıkan) ve Nuri (Conker) Beylere teslim olunarak silâh satın almak üzere Almanya’ya gönderilmiş, dörtyüz bin altını da Yusuf Kemal Bey beraberinde Kars’a getirmiştir.

İşte başına tuhaf haller gelen yardım, Hasan Saka’nın Maliye Bakanlığı zamanına rastlar.

Alman borsasında batan yüz bin altınımız

Moskova’dan yüz bin altını yanlarına alan ve ikisi de asker olan Saffet Arıkan ve Nuri Conker beyler, silah satın almak için doğru Almanya’nın yolunu tutarlar. Fakat o günlerde savaştan çıkmış Almanya’da yüksek enflasyon vardır ve borsa da kârlı bir yatırım aracı durumundadır. Saffet ve Nuri beyler bir taraftan Kurtuluş Savaşı için silah pazarlıkları yaparlar, öbür taraftan da bozdurup Mark yaptıkları parayı enflasyondan koruyup değerlendirmeyi düşünürler. İşte tam bu sırada müteşebbis, daha doğrusu uyanık bir Almanla tanışırlar.

Bu acar Alman borsacı, kendilerine, ellerindeki parayı çoğaltmak ve böylece ülkelerine daha fazla silah satın almak dururken niye boşu boşuna beklettiklerini sorar. Üstelik de enflasyon bu parayı sürekli kemirirken... Sonuçta borsada kazandıkları parayla vatanlarına hizmet etmeyecekler midir?

Gayet mantıklı gelen bu teklifi kabul eder Saffet ve Nur beyler ve meteliğe kurşun atan Milli Mücadele hareketinin parasını olduğu gibi borsaya yatırırlar. Ancak sonuç tam bir fiyasko olur. Para, o sırada istikrarsız bir seyir izleyen Alman borsasında batar. Yanlış kâğda oynamışlardır. Neticede Alman borsacının, borsa nedir bilmeyen askerlerimizi aldattığı anlaşılır. Sonuçta çar naçar, elleri boş olarak Ankara’ya döner iki askerimiz.

Yüzde 40 zorunlu vergi anlamına gelen “Tekâlif-i Milliye” kanunuyla fakir Anadolu halkının iki ineğinden, iki çuval unundan birisine zorla el konulduğu bir dönemde tam yüz bin altının göz göre göre sokağa atılması, tabiidir ki, Ankara’da büyük tepki uyandırır. Mesele mahkemelik olur. Fakat her nedense bir sonuç çıkmaz. Hadisede kasıt unsuru bulunamamış, bir “kaza” olarak görülmüştür. Her ikisi de Atatürk’ün silah arkadaşları olan ve Cumhuriyet döneminde bakanlık yapmak dahil kritik roller oynayan bu iki seçkin simanın skandalı ört bas edilmiştir. Bugüne kadar da bunun hesabı sorulmuş değildir.

Hala aydınlığa kavuşamamış ve hesabı sorulamamış bu hadise gibi daha niceleri yaşanmıştır Milli Mücadele sırasında.

Dedik ya, Kurtuluş Savaşı’mızın bir de karanlıkta kalmış, unutulmuş, daha doğrusu unutturulmuş yüzü vardır. Bu dahi ol sahifelerden biridir.

1 Hasan Fehmi Aytaç, Ferit Tek ve Yusuf Kemal Tengirşek Beylerle yaptığımız görüşmelerde tespit ettik.

Haber 7, 18.12.2006

Mustafa ARMAĞAN

25.12.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Genelkurmay belgesi: Kubilay’ın katilleri esrarkeş

  Kurtuluş Savaşı’na gönderilen Rus altınları borsada batmıştı

  ‘Kurtarıcılar’la AKP çekişmesi ne getirir?


 Son Dakika Haberleri

Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004