Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 22 Ocak 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

 

Milliyetçiliği yeniden düşünmek!

Yine sarsıldık. Bir yazar, bir düşünce adamı yine kurşunlandı. Sıra kimde, kimlerde? Bizleri sıraya koyanlar kimler? Mesafeli, soğuk analizlerin ve öngörülerin anlamsızlaştığı bir şok anı. Hrant Dink... Bu toprakların çocuğu... Bu toprakların yetim çocuğu...

Kendi deyişiyle, bu topraklarda gözü olan adam, bu toprakların ‘altında’ gözü olan adam... Bu toprakların altında gözü olan, yani bu topraklarda ölmek isteyen adam. Ölmek istenen yerdir vatan... Onu, vatanında vurdular. Başbakan haklı olabilir; ‘yine karanlık eller, karanlık emeller’. Adalet Bakanı da haklı olabilir; ‘iyi hesap edilmiş bir provokasyon’. Ancak bunlar Dink’in öldürülmesini açıklamaz. Neden öldürüldüğüne ilişkin yazılabilecek tüm senaryolar da Dink’in katlini açıklayamaz. Kim ve neden bu alçak saldırıyı planladı ve gerçekleştirdi sorularının ötesinde, Hrant Dink’i kim, nasıl ve neden ‘hedef’ haline getirdi sorusunun cevabını vermek gerek.

Suçlu sadece provokatörler mi?

Dink’in öldürülmesi bir provokasyon dahi olsa, Dink’i provokatörlerin istismar edebileceği bir hedef haline getirdi birileri. Son yıllarda Kıbrıs ve Ermeni meselelerini istismar ederek Türkiye’yi yeniden içe kapayacak, demokratikleşme sürecini geri çevirecek, şeffaf bir hukuk devleti arayışlarını boşa çıkaracak çabalar yoğunlaşmıştı. Bu çabalar çerçevesinde de tüm dünyayla kavgalı, yalnız, haşin ve reaksiyoner bir ‘çılgın Türk’ modeli ‘icat edildi’. Yer yer sokakta zaptedilemeyen, mahkeme basan, linçe kalkışan ve cinayet işleyen ‘çılgın Türkler’. Vatan elden gidiyor nidalarıyla adeta silaha sarılmaya çağrılan çılgın Türkler... Ülkenin Kurtuluş Savaşı günlerinden bile karanlık ve korunmasız bir dönemden geçtiği yalanını söyleyerek bu çılgınların değirmenine su taşıyan emekli ve faal devlet adamları... Kışkırtılan milliyetçilik, tahammülsüzlük ve saldırganlıklar Dink’i hedef haline getirdi; hem bu kesimlerin hedefi haline getirdi hem de provokatörlerin. Geçen yıl Ermeni konferansı düzenleyenleri ‘bu milleti arkadan hançerleyenler’ diye hedef gösteren Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve ‘301’in kaldırılmasına asla izin vermeyiz’ diyen CHP lideri Deniz Baykal neyi kışkırtıyorlardı? Önceki gün bir yurtsever Ermeni vatandaşımızın yok oluşuna çanak tutan şoven milliyetçiliği...

‘Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği’ başlıklı elveda yazısında harikulade bir Türkçeyle bize kendini, ruh derinliğini, kaygılarını anlatan, hatta ‘güvercine dokunmazlar’ diyerek bize güvenini de dillendiren Ermeni Dink. Ve öte yandan Dink’in bir paragraf Türkçe yazısını anlayamayıp onu Türklüğe hakaretten mahkum eden Türk hakimler... Yersiz, anlamsız korkular ve ideolojik saplantılara Dink’i kurban ettiler. Daha geçenlerde TC Cumhurbaşkanı, azınlık vakıflarının faaliyetlerini biraz olsun rahatlatacak bir yasayı neden veto etti? Kendi vatandaşına yönelik anlamsız korkular ve ideolojik saplantılar yüzünden... Bu bir anlayış, artık geçmişte kalması gereken ve kalmaya mahkum bir anlayış. Kendi vatandaşı Ermeni’ye, Rum’a, Kürt’e eziyet eden devlet Türk’e eziyet etmez mi? Eziyet aygıtına dönüşen bir devlet ve onun ‘sahipleri’ iktidarları karşısında duranlara etnik köken ayrımı yapmaz, yapmadı da. Devleti şeffaflaştırmadan, hukuka tabi kılmadan, devlete mevzilenen birilerinin milleti birbirlerine karşı kışkırtmalarına son vermeden bu cinayetler bitmez.

Bu milleti kim arkadan hançerledi?

Ordusundan yargısına ve siyasetine; bırakın artık şu ‘savunma’ psikolojinizi. Bu ülke elden gidiyor iddialarıyla bu ülkeye verdiğiniz zarar haddini aştı. Kendi toplumunuzla ve tarihinizle biraz daha barışık olmayı deneyin biraz da. Başörtülüyü, tarikat ehlini, Kürtçe konuşanı, bu ülkenin vatandaşı Ermeni’yi, Rum’u ‘düşman’ ve tehdit olarak görmekten vazgeçin artık. ‘Çılgın Türk’ efsaneleri pompalamak yerine biraz da ‘makul ve medeni Türk’e övgüler dizin. Vatansever bir Ermeni vatandaş Dink’in ölümünden kendi geleneğine, hâlâ yeri geldikçe övündüğü geleneğe, yani farklı etnik veya dinsel kökenden olan insanlarla barış içinde birlikte yaşama geleneğine sırtını dönen halk, değilse, bu geleneğe sırtını dönen devletini yeniden bir hukuk devleti yapamayan halk da sorumlu değil mi? Bu ülke kendi medeniyetini diriltmeli, farklılıklarıyla yeniden yaşamayı öğrenmelidir. Bu ülkeye İttihat Terakki, yani ‘modern siyaset’ fikri gelmeden önceki değerleri yeniden keşfetmelidir. Tek ırk, tek dil, tek din temelinde homojen ulusal devletler fikrinin modern toplumları ‘cinnet devletleri’ne dönüştürmeden önceki bir arada yaşama medeniyetini yeniden kurmak gerek.

Ne yapmalı?

Hep provokasyonlardan şikayetçiyiz. Provokasyonlara zemin hazırlayan ise birilerinin bitmek tükenmek bilmeyen düşman icat etme alışkanlıkları. Farklı kimlikten, dinden veya etnik kökenden insanları tehdit olarak gördükçe, eğer provokasyon eğiliminde olan birileri de varsa, onlara imkan tanınmış, zemin hazırlanmış olunur sadece. Yüzleşelim; bu saldırı Türkiye’de ‘yükselen’ şoven milliyetçiliğin yarattığı bir mümbit zeminde gerçekleşmiştir. Dink’in hazin kaybı bir dönüm noktası olmalıdır. Kışkırtılan milliyetçiliğin toplumsal ve siyasal provokasyonlara uygun bir zemin yarattığı gerçeğini kabul etmeliyiz. Milliyetçilik adına histerik bir reaksiyonerizmin tasvip görmeyeceği yeni bir dönem başlayabilir. Dink’in katli son yıllarda kışkırtılan, kışkırtmaların ardından ‘yükseldiği’ söylenen şoven milliyetçiliği yeniden düşünmenin ve mahkum etmenin başlangıcı olabilir. TCK’nın 301. maddesini kim icat etti ve kim savunduysa bu saldırının zemininin hazırlanmasında pay sahibidir. AK Parti hükümeti gecikmeksizin, 301’in ortadan kaldırılması girişimine başlamalıdır. ‘301’e dokundurtmayız’ diyen CHP lideri Baykal eğer hâlâ bunu demeye devam ederse, bırakın utancı o taşısın. 301’den yargılanan herkes hedeftir, hedef olacaktır.

Dink’in cenazesi, bu toprakların geleneğine, İttihat Terakki’den beridir ‘tek tip ulus’ yaratma adına dinamitlenen barış içinde farklılıklarımızla bir arada yaşama geleneğine yeniden sahip çıktığımız bir uyanışa dönüşmelidir. Müslüman’ı, Türk’ü, Kürt’ü ve Ermeni’siyle bu topraklar cenazede buluşmalıdır.

Zaman, 21.1.2007

Prof. Dr. İhsan DAĞI

22.01.2007


 

Soros’un değil, Türkiye’nin çocuğuydu

Hrant Dink beklenmedik(!) bir anda, İstanbul’un en kalabalık caddesinde vuruldu. Taksim’den Osmanbey’e trafiğin en yoğun olduğu ve otobüs durağının 15-20 metre ilerisinde Sebat Apartmanı’nın önünde arkadan açılan 4 el ateşle. Katil hem yaya hem de araç trafiğinin en yoğun oluğu bu caddeden elini kolunu sallayarak uzaklaştı.

Ve ardında yüzüstü yatan, sağ ayakkabısının altı delik 53 yaşında bir demokratı bırakıp gitti. 18-19 yaşında olduğu söylenen katil, Hrant’ın belki sadece resmini görmüştü, kendisini görmemiş ve konuşmamıştı belki de. Çünkü eğer katil, Hrant’la çok değil 5 ya da 10 dakika konuşsaydı, onun kullandığı Türkçe aksanının kendi kullandığı aksandan daha öz Türkçe olduğunu, konuşmasına yansıyan geçmişin acılarını ve kendisinden daha çok Türkiye aşığı biri olduğunu fark edip yeniden düşünebilirdi. Belki o zaman kendisine anlatılanların gerçekliğinden kuşku duyabilirdi. Ama o da bütün piyonlar gibi, sadece şartlanmış olarak yapması gerekeni yaptı ve tanımadığı belki düşüncelerini bile bilmediği Hrant’ı alçakça katletti.

Ama suç onun mu? Değil. Suç, Hrant’ı ve onun gibi düşünen sivili demokrat, özgürlükçü insanları son birkaç yıldır kamuoyunda, “Misyoner çocukları”, “Soros’un çocukları”, “AB uşakları”, “bölücüler” gibi sıfatlarla toplumun gözünden düşürmeye çalışanların. Ki ne diyordu son yazısında Hrant, “her seferinde ‘Türk düşmanı’ olarak biraz daha meşhur ediliyorum. Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum. ‘A bak, bu o Ermeni değil mi’ diyen bakışları daha çok hissediyorum”. Evet o bakışların sahipleri değil mi, daha bir yıl önce Etyen Mahçupyan’a Karaköy alt geçidinde bıçak çekenler. Peki ne istiyorlar? Hrant’dan, Perihan’dan, Murat’tan, Orhan’dan ve diğer sivil, demokrat ve özgürlükçülerden ne istiyorlar? Hrant, Perihan, Murat, Orhan ve diğerleri sadece daha sivil, daha özgür, daha demokrat bir Türkiye istiyor. Emin olun ki, kendileri için bir şey istemiyor bu insanlar. Dünkü gazetelere bir kez daha bakın, Hrant’ın üstü örtülmüş cesedine. Sağ ayakkabısına iyi bakın, ayakkabısı delik bir demokrat o. Kamuoyuna sunulduğu gibi ne misyoner, ne Soros’un çocuğu ne AB uşağı. O sadece bir Türkiyeli.

Geleneksel olarak her yıl Nisan ayı yaklaştıkça Ermeni meselesi dış siyaset aracı olarak Türkiye’yi sıkıştırmak için kullanılır. Ancak son iki yılda farklı bir gelişme oldu. Bu kez Türkiye meseleyi içerde konuşmaya başladı. Konuşmak isteyenler bunun Türkiye’nin iç meselesi olarak tartışılmasını, hataları ve sevapları ile konuşulmasını; Hrant’ın deyimiyle bir “helalleşme” yaşamasını istiyorlardı. Bunun için Ermeni konferansı düzenlenmek istendi ancak bir gün kala Adalet Bakanı düzenleyenleri Türkiye’yi arkadan hançer saplamakla itham edip, konferansın ertelenmesini sağladı. Düşünceyi ertelemek güçtü, nitekim konferans Eylül ayında gerçekleşti. Ve o konferansa Hrant ne söylemişti biliyor musunuz, bu topraklarda gözü olduğunu söylemişti. Bu topraklarda gömülmek için gözü olduğunu Sivas’ta doğup Fransa’ya göç etmek zorunda kalan Ermeni bir yaşlı kadınının hatırasından anlatmıştı; “Birkaç yıl önce Sivas’tan yaşlı bir Türk’ün kendisini telefonla arayarak, köylerinde bir Ermeni kadının öldüğünü belirterek yakınlarını bulmasını istediğini söyledi. Yakınlarını buldum ve giderek anlattım. Kızı bana annesinin Fransa’da yaşadığını, zaman zaman Türkiye’ye gelip İstanbul’a hiç uğramadan doğduğu köye gittiğini anlattı. Yaşlı kadın sonunda kadın her sene ziyaret ettiği memleketi Sivas’ta öldü. Kızı Sivas’a cenazeyi almaya gitti ve oradan beni telefonla aradı. O’na, ‘Ne yapacaksın cenazeyi buraya mı getireceksin?’ diye sorduğumda, bana, ‘Buradaki amca’ deyip ağlamaya başladı. Amcayı telefona aldım, ‘Niye O’nu üzüyorsun?’ diye sordum. Amca bana, ‘Ben hiçbir şey demedim, sadece sen bilirsin ama bırak annen burada kalsın, su çatlağını buldu’ dedim deyince ben de artık çöktüm. Evet itiraf ediyorum. Ermenilerin bu topraklarda gözü var ama merak etmeyin bu toprakları alıp gitmek için değil, bu toprakların dibine girmek için.” Sizce Hrant’ın bu topraklara sevgisi bizden daha mı az?

(...)

AK PARTİ’NİN GÖREV VE SORUMLULUĞU

Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra sivil, demokrat, özgür bir Türkiye isteyenlerin gözü hükümette. Çünkü hükümet her zamankinden daha dikkatli davranmalı, katil ve varsa arkasındaki güçlerin yakalanması için daha fazla çaba göstermeli. AK Parti’ye düşen sadece katili ve arkasındakileri yakalamak değil tabi. Daha sivil, demokrat ve özgür bir Türkiye için bazı somut adımlar atmak. Başbakan’ın ilk adımı Hrant’ın cenazesine katılmak ve TCK’nın 301. maddesinin kaldırılması olabililr. Sonraki adım kendi içindeki demokratlığı tescil edecek şekilde bir iç temizlik yapması ve topluma söz verdiği özgürlükleri yerine getirmesidir. Çünkü AK Parti şunu bilmelidir, Türkiye’de hızlı bir cepheleşmeye doğru ilerliyor. Bir tarafta sivil, demokrat ve özgürlükçü Türkiye isteyenler var, diğer tarafta ulusalcılık adıyla milliyetçiliği savunanlar var.

Yani bir tarafta özgürlük, diğer tarafta güvenlik var. AK Parti bu sarkaçta yerini bir kaz daha düşünmelidir. Güvenlik adına özgürlüğü feda etmemelidir. Çünkü bilmelidir ki güvenlik anlayışın “ilk kurbanı” kendisi, sivil, demokrat, özgür bir ülkede “ilk kazanan” kendisi olacaktır..

Son olarak herkes şunu bilmelidir; demokratlar, sivil ve özgür bir ülkede yaşamak istiyorlar. Onların ne ülkeyi bölmek ne de satma niyetleri var.

Yeni Şafak, 21.1.2007

Murat AKSOY

22.01.2007


 

Hesapları bozmak için

Hayır, bu cinayete Hrant Dink’e karşı duyulan öfkenin, kinin ve nefretin yol açtığına asla inanmayacağım. Bu tür milliyetçi kin ve öfkeleri bile masum bırakacak kadar meş’um başka niyetler var cinayetin arkasında. O meş’um niyet sahipleri için Hrant’ın hayatı da, şoven milliyetçilerin çirkin öfkeleri de kullanılabilecek bir araç oldu yalnızca.

Böyle kayıplar sırasında duyduğum en yoğun duygu çaresizliktir benim. Bir insanın hayatını alet olarak kullanarak amacına ulaşmak isteyen kişiyi, kişileri ya da mihrakları durdurmanın imkansızlığını bilmenin çaresizliği...

Bu tür siyasi cinayetleri önlemenin bir tek yolu vardır. Hesapları boşa çıkarmak; suikastı etkisiz hale getirmek... Eğer bu suikast Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde hiçbir etki yapmazsa; mesela ABD’de Ermeni Soykırım Tasarısı’nı geçirmeye çalışan grup bu suikastın lafını ağzına almazsa; Avrupa Birliği bu suikastı yapanların stratejik hedefinin Türkiye AB ilişkilerini çıkmaza sokmak olduğunu anlar ve böyle bir suikast hiç olmamış gibi davranırsa; Ermenistan’la ilişkilerimizde herhangi bir değişiklik olmazsa; yani provokatörler hiçbir sonuç elde edemezse, sıradaki kurbanlar da kurtulmuş olur.

Ermenistan Parlamento Başkanı Tigran Torosyan’ın “Bu cinayet sonrası Türkiye AB üyeliği rüyasını unutabilir” demiş. Ben, yeni siyasi cinayetleri bundan daha çok teşvik edecek bir cümle düşünemiyorum ve bütün dünyayı, bu tip Hrant’ı öldüren mihraka başarılı olduğunu düşündürecek davranış ve açıklamalardan uzak durmaya çağırıyorum. Eğer bu cinayet, ADB ile Ermeni meselesinde yeni bir kriz yaratır, AB ile ilişkilerimizi bozar, Ermenistan’la ilişkilerimizi daha da gerginleştirirse, Hrant’ı öldüren mihrakın yarın hemen yeni bir siyasi cinayetin planlamasına girişeceği açık değil mi? Bu cinayet bu kadar başarılı bir operasyon olmuşsa, yenileri neden olmasın?

Ve son söz Avrupa Birliği liderlerine... Başsağlığı mesajları için teşekkürler... Ama bu provokasyon ortamının yaratılmasında sizlerin de payı olduğunu hatırlatsak, çok mu ileri gitmiş oluruz? Türkiye’yi daha ne kadar süre şimdiki gibi bir “provokasyon cenneti” halinde bırakacaksınız? Bir ülke bu kadar uzun süre böyle belirsizlik içinde bırakılırsa, “sinirlerinin laçka olacağını”, her türlü tertibe açık hale geleceğini ne zaman anlayacaksınız? Türkiye’nin demokratlaşması için yıllardır cansiperane mücadele eden insanları ne kadar zor durumda bıraktığınızı, nasıl kelle koltukta yaşamlara mahkum ettiğinizi ne zaman göreceksiniz? Siz bizi böyle iki arada bir derede bıraktıkça, içe kapalı bir Türkiye yaratmak ve “kendi çöplüklerinde eşinen horozlar olmak” isteyenlerin umutları bitmiyor, darbeciler fırsat kolluyor, provokatörlerin ağzı sulanıyor, tetikçilerin parmakları kaşınıyor. Türkiye’de yaşamak da, Türkiye’yi yönetmek de zorlaşıyor. Bugün Hrant’ı kaybettik. Bu ilk değil, son da olmayacak. Yarın içimizden bir başkası bir sokak ortasında üzerinde gazete kağıtlarıyla uzanıp kalırsa sizin de vicdanınız sızlamayacak mı?

Bugün, 21.1.2007

Gülay GÖKTÜRK

22.01.2007


 

Bir vicdan borcu

AGOS gazetesindeki son iki yazısı ‘anonslu bir cinayetin otopsisi’ gibi... Dün bizim gazetede de yayınlanan ‘Niçin hedef seçildim?’ başlıklı yazısında sürecin ‘Sabiha Gökçen’ haberiyle ilgili hızlandığına işaret ediyordu.

Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğu iddiaları 21 Şubat 2004 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde manşet olmasının ertesine vurgu yapıyordu.

Bu haber ertesi Genelkurmay açıklama yapmış ve bu haberin ‘neyi amaçladığını sormuştu.’

Açıklamanın hemen ertesinde de İstanbul Vali Muavini çağırmıştı.

***

İstanbul Vali Muavini’nin kendisini çağırmasını ve sonrasını Hrant dün Star’da yayınlanan yazısında uzun uzun anlatıyor.

O çağrı şimdi bir polemik konusu.

Benim ‘vicdanen kendimi borçlu’ hissettiğim husus da tam bu noktada devreye giriyor.

Çünkü Hrant’ı geçen yıl son gördüğümde bu hikayeyi onun ağzından dinledim.

Onun algıladığı şimdi ‘resmen’ yapılan açıklamalardaki gibi ‘koruma’ amaçlı değildi.

Kendi ifadesiyle ‘aba altından soba’ gibiydi.

***

Yazdıklarını ise yeni okudum.

Detayları bilmiyordum.

Anlattıkları, yazdıkları, sonraki resmi açıklamalar...

Resmen ne deniyor?

‘Çağrı koruma amaçlıydı!’

Koruma amaçlı uyarılarda , güvenlikten sorumlu bürokratların kimliklerini gizlediklerini pek işitmedim.

Halbuki Hrant, Vali Muavini’nin, şimdi güvenlik yetkilileri olarak açıklanan kişileri ‘yakınları’ olarak tanıttığını yazıyor.

Bana anlattıkları açıklamaları doğrulamıyor.

Bir işe yaramasa da bunu vurgulamayı bir vicdan borcu sayıyorum.

***

Hayata din...

Hayata ırk...

Hayata mezhep ayrımı üzerinden bakmayı oldum bittim garipserim.

Yerküre üzerinde insan türü altı milyar canlı var ve hepimiz dünyalıyız.

Sabiha Gökçen’in etnik kimliğinin hala çalkantı yarattığı bir Türkiye burası.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak en önemli hukusal aidiyet değil.

***

Ermeni olduğu için er çıkan...

Ermeni olduğu için pasaport alamayan...

Toplumsal figürlerle Ermenilik ilintisi iddiası için Valiliğe çağrılan Hrant...

Bu haberler için bildiri yayınlanan resmi kurumlar...

***

Rahmetli Cem Karaca’nın da annesi olan bizim kuşağın efsane sanatçılarından TOTO Karaca’nın adı Bakırköy’de oturduğu sokağa verilmişti. Bir hafta sonra kaldırıldı...

Tüm gönlümle bu talihsiz refleksin Hrant’ın alçakca öldürülmesiyle son bulmasını diliyorum.

Star, 21.1.2007

Mehmet ALTAN

22.01.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004