Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 23 Nisan 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

Rabbinizin hangi nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz? İşte o gün insanların da, cinlerin de günahından sormaya ihtiyaç kalmaz.

Rahman Sûresi: 38-39

23.04.2007


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Allah'ın en sevdiği amel aç olan bir muhtaca yemek yedirmek veya onun bir borcunu ödemek ya da onun bir sıkıntısını gidermektir.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 120

23.04.2007


Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir

[1339* tarihinde Meclis-i Mebusana hitaben yazdığım bir hutbenin sûretidir]

“Şüphesiz namaz, mü’minler üzerine belli vakitler için farz olarak yazılmıştır.” (Nisâ Sûresi, 4:103)

Ey mücâhidîn-i İslâm! Ey ehl-i hâl ü akd! Bu fakirin bir meselede on sözünü, birkaç nasihatini dinlemenizi ricâ ediyorum.

Evvelâ: Şu muzafferiyetteki hârikulâde nimet-i İlâhiye bir şükran ister ki devam etsin, ziyade olsun. Yoksa, nimet şükrü görmezse gider. Madem ki Kur’ân’ı, Allah’ın tevfikiyle düşmanın hücumundan kurtardınız. Kur’ân’ın en sarih ve en kat’î emri olan “salât” gibi ferâizi imtisal etmeniz lâzımdır. Tâ onun feyzi, böyle harika sûretinde üstünüzde tevâli ve devam etsin.

Sâniyen: Âlem-i İslâmı mesrûr ettiniz, muhabbet ve teveccühünü kazandınız. Lâkin o teveccüh ve muhabbetin idamesi, şeâir-i İslâmiyeyi iltizamla olur. Zira, Müslümanlar İslâmiyet hesabına sizi severler.

Sâlisen: Bu âlemde evliyâullah hükmünde olan gazi ve şühedalara kumandanlık ettiniz. Kur’ân’ın evâmir-i kat’iyesine imtisal etmekle, öteki âlemde de o nurânî güruha refik olmaya çalışmak, sizin gibi himmetlilerin şe’nidir. Yoksa, burada kumandan iken orada bir neferden istimdad-ı nur etmeye muztar kalacaksınız. Bu dünya-yı deniyye, şan ve şerefiyle öyle bir metâ değil ki, sizin gibi insanları işbâ etsin, tatmin etsin ve maksud-u bizzat olsun.

Râbian: Bu millet-i İslâmın cemaatleri, çendan bir cemaat namazsız kalsa, fâsık da olsa, yine başlarındakini mütedeyyin görmek ister. Hattâ, umum şarkta, umum memurlara dair en evvel sordukları suâl bu imiş: “Acaba namaz kılıyor mu?” derler. Namaz kılarsa mutlak emniyet ederler; kılmazsa, ne kadar muktedir olsa nazarlarında müttehemdir.

Bir zaman, Beytüşşebab aşâirinde isyan vardı. Ben gittim, sordum:

“Sebep nedir?”

Dediler ki:

“Kaymakamımız namaz kılmıyordu, rakı içiyordu. Öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?”

Bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkıyâ idiler.

Hâmisen: Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garpta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil. Şarkı intibaha getirdiniz; fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa, sa’yiniz ya hebâen gider, veya muvakkat, sathî kalır.

* Milâdî 1923’tür.

Mesnevî-i Nûriye, s. 85; Tarihçe-i Hayat, s. 125

Lügatçe:

mücâhidîn-i İslâm: İslâm mücahidleri, İslam için çalışanlar.

ehl-i hâl ü akd: Zor meseleleri halledip sonuca bağlayanlar.

salât: Namaz.

ferâiz: Farzlar.

idame: Devam etme, ettirme.

şeâir-i İslâmiye: İslâma ait semboller, simgeler.

iltizam: Lüzumlu görme, kabul etme.

evâmir-i kat’iye: Kesin emirler.

istimdad-ı nur: Nur ve aydınlık için yardım isteme.

dünya-yı deniyye: Adi, kıymetsiz dünya.

işbâ: Doyurma.

çendan: Gerçi.

hükema: Filozoflar

ağleb: Çoğunluğu, galibi.

intibah: Uyanma.

fıtrat: Yaratılış.

sa’y: Çalışma, çaba.

hebâen: Boşu boşuna.

23.04.2007


Duâ makamı

“İnsanın vazife-i asliyesi imân ve duâdır.”

(Bediüzzaman)

“Dünyada hiç çekinmeden, her an rahatlıkla girebileceğimiz makam neresidir?” diye sorsalardı her halde “duâ makamı” derdik. Bu makam öyle bir makam ki; ne açılış kapanış saatleri var, ne tatil günleri var. Bu makama müracaat ederken, ne insanlar sınıflandırılıyor, ne de istekler sınırlandırılıyor. Dikenli tellerle çevrilmiş hayat hudutlarımızda duâ güzelliğinden ötesi var mıdır acaba? Sınırsız bir şekilde istemeyi başka hangi makamdan isteyebiliriz ki? Her isteğimiz ancak burada karşılanabilir. Âcizliğimize binâen, her talebimiz ancak buradan karşılanabilir.

Duâ, kul olmanın bir gereğidir. İstemektir duâ, yakarıştır, yalvarmaktır, yakın olmaktır, Rabbimiz’e. O yakın olduktan sonra, her türlü kederden, sıkıntıdan, dert ve tasadan uzak oluruz zaten. Duâ, kendini güvenli hissetmektir ve huzur bulmaktır. Nefessiz kaldığımızı hissettiğimiz zamanlarda ciğerlerimize oksijen dolması kadar rahatlatıcıdır duâ.

Güney Amerika’da bir yerliye sorulur:

“Duâ ediyor musunuz?”

“Tabiî ki ediyorum.”

“Neler istiyorsunuz?”

“Neden neler istiyorsunuz dediniz? Yaratıcı her şeyi bize verdi. O’ndan istenecek şey yok. Sadece O’na teşekkür etmemiz gerekiyor. İşte bizim duâmız O’na şükürdür, der.”

İslâmiyet’in güzelliğinden mahrum olan bir yerli bile, aklın güzelliğini kullanarak hakikate giden bir yol buluyor. Demek ki duâ, Yaratıcımızdan bir şey istemekten ziyade, verdiklerine şükretmektir. O’na teşekkürdür, verdiği nimetler için, sağlık ve âfiyet için şükranlarımızı sunmaktır.

Ve bir de duâ edemeyenler ki, onların durumu gerçekten yürek paralayıcıdır? İstemesini, yakarışı, yakın olmayı, huzurun O’nda olduğunu bilmemek, bulamamak, çırpınmak ve tozlu yollarda kaybolmak. Yaralı bir kuş gibi oradan oraya savrulmak. Ne kadar acınacak bir haldir.

Çocuklarımıza duâ etmesini öğretmeliyiz. Kendilerini koruyan, kollayan Rab’lerine teşekkür etmesini bilmeliler. Bilmeliler ki yeri gelince istemesini de bilsinler. Yemek yemek, su içmek, gezmek neyse, duâ etmenin de o denli gerekli olduğunu anne-babalar bilmeli ve bunu çocuklarına öğretmelidirler.

Bir zamanlar duâ eden bebekler çıkmıştı. Düğmesine basınca kayıtlı olan duâyı okuyordu. Hani şu çocuklara genellikle öğretilen, uykuya dalacakları zaman söylenen duadan: “Allah’ım! Beni, annemi, babamı ve bütün sevdiklerimi koru”. Daha sonra yapılan röportajlarda pek çok çocuğun duâdan haberdar olmadığı ve bu bebeklerin ne dediklerini anlamadıkları görüldü.

Bilmiyorlardı, çünkü anne-babası öğretmemişti. Cansız bir bedenden çıkan bu sözler onlar için bir şey ifade etmiyordu. Çocuklar nasıl duâ edeceklerini bilmeyebilirler, süslü cümleler de kuramayabilirler fakat onlardaki samimiyet, masumluk, “Allah’ım, beni ve sevdiklerimi koru” derken, ellerini yüzlerine götürüp o sürüşteki samimiyet yetmez mi? Bizim yapacağımız onlara sadece hangi kapıya gideceklerini göstermek, kapının arkasında ışık olduğunu söylemek ve anahtarını vermek olacaktır. Çünkü bu kapıyı sadece duâ açabilir. Öyleyse verelim çocuklarımıza duâ anahtarlarını, kendi kapılarını kendileri açsınlar.

Bir çocuğun duâ konusunda farkında olmadan dahi olsa gösterdiği hassasiyeti, masumiyeti anlatan şu hikâye çok manidardır.

“Akşam üzeri küçük kızının odasından mırıltılar geldiğini duyan anne, kulağını iyice kapıya dayar. Henüz sadece bazı harfleri bilen beş yaşındaki kızının ağzından anlamsız ancak içten, tuhaf fakat ısrarla söylenen sesler duyar.

“İçeri girip baktığında, kızının bildiği harfleri ardarda ve düzensiz biçimde saygıyla tekrar ettiğini fark eder. Aynı sırada ellerini açıp gözlerini kapatmış olan kızı, annesinin sessiz adımlarını fark etmez. Anlaşılan o ki kızı uykuya dalmadan önce duâ ediyordur.

“Çocuğunun saçlarını nazikçe okşayarak sorar annesi: ‘Kızım sen bu duâyı nereden öğrendin?’

“Küçük kız, kendinden emin bir eda ile cevap verir: ‘Bu duâyı ben buldum!’

“‘Nasıl yani?’ diye sorar annesi tekrar.

“Kız, ‘Bu gece tam olarak ne isteyeceğimi bilemiyorum. Şimdi ben sadece harfleri söylüyorum. Allah onları benim için sıraya dizecek. Çünkü benim ne isteyeceğimi o zaten biliyor.”

İşte duâdaki masumiyet ve fıtrî samimiyet.

Rabbimiz duâ konusunda da bize yol gösteriyor, kendisine nasıl duâ etmemiz gerektiğini bize tarif ediyor. “Gizlice ve kalpten bir yakarışla (boynu büküklük içinde) duâ edin” diyor (Araf Sûresi: 55).

Dilimizden duâlarımız eksik olmasın, içten yakarışlarımız olsun, “Allah, duâlarımızı kabul etsin” diyen dostlarımız olsun, birlikte el açacağımız sevdiklerimiz olsun, âmin diyebileceğimiz zamanlarımız çok olsun. Biliyoruz ki “Duâlarımız olmasa hiçbir ehemmiyetimiz yok”

Duâ ve duâyla gelen esenliklerle kalınız.

gozgumisali@gmail.com

Süveyda GÜNER

23.04.2007


Nurdan Dualar

Rahmân-ı Rahîm olan Allah’ın, Furkan-ı Hakîmi Arş-ı Azîmden üzerine indirdiği zât olan Efendimiz Muhammed’e (asm) ümmetinin iyilikleri adedince milyon salât ve milyon selâm olsun.

Risâletini İncil, Tevrat ve Zebûr’un müjdelediği; nübüvvetini doğduğundan hemen önce ve doğumu ânında meydana gelen hârikulâde hallerin, cinnî hâtiflerin, insanlardan evliyâ ve kâhinlerin haber verdiği; işâretiyle ayın ikiye bölündüğü Efendimiz Muhammed’e (asm) ümmetinin alıp verdiği nefesler sayısınca milyon salât ve milyon selâm olsun.

Çağırmasıyla, ağaçların, yanına geldiği, duâsıyla yağmurun sür'atle yağdığı, bulutun sıcaktan korumak için başında gölge yaptığı, bir kilelik yiyeceğinden yüzlerce insanın doyduğu, parmakları arasından suyun üç defa Kevser gibi aktığı; Allah’ın kertenkeleyi, ceylanı, kuru hurma direğini, koyun paçasını, deveyi, dağı, taşı ve çakıl taşlarını onun için konuşturduğu; Mi’racın ve “Göz ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı” (Necm Sûresi: 17.) âyetinin sahibi Efendimiz ve şefaatçimiz Muhammed’e, (asm) ilk indiği andan itibâren Kıyâmete kadar Kur’ân’ın, her okuyanın okuduğunda hava dalgalarının aynalarında Allah’ın izni ile temessül eden her kelimesindeki her harfi sayısınca salât ve selâm olsun. Bu salâvâtların herbirisi hürmetine bizi bağışla, bize merhamet et, ey İlâhımız! Âmin.

Mektubat, s. 199

23.04.2007


Birinci Ağabeyin ardından

Göçtün bu âlemden Rahmet-i Rahman’a

Yıllarca hizmet ettin imana Kur’ân’a

Kulak vermiştin o ulvî olan fermana

Talebe idin Asrın Bediîsi Bediüzzaman’a

Nurtaşında tanımıştım ağabey Birinci’yi

Hakikat nurlarında bulmuş elması, inciyi

Yererdi, yaratıcısını bilmeyen cahil fenciyi

Misâl verirdi sefinedeki tayfayı, dümenciyi

Kabrin nurlu olsun daim, nur serdarı

Göçüp gittin, terk ettin bu diyarı

Habib-i Ekrem’in âl ve ashabına komşusun

Ey serdengeçtilerin sadık, aziz kibârı

Selâm götür Nur kahramanlarına, Zübeyr’e

Yüzünde görünürdü nurlu bir çehre

Hizmetteki sadakatinle girmezdin fahre

Nurlu menzillere daldın temâşâya, seyre

Hizmetten başka yoktu bir maksadın

Daima rahmetle yâd edilecek adın

Duâsına, himmetine mazhardın Üstadın

Nurlara hizmet esas, o idi senin andın

Ruhun şâd olsun, ey kahraman nur yolcusu

Almışsın inşallah âb-ı kevser kokusu

Dâvâsı iman Kur’ân olanın olur mu kaygısı

Ehl-i ilim ve irfana herkesin var saygısı

Şimdi kabrinde duâlarla ediliyorsun yâd

O Bâkî nurlu âlemin lezzetini bol bol tat

Emeline ulaştın, bekliyordu seni Üstad

Hizmet kervanı yürüyor sen ol rahat

Hasan YEŞİLKAYA

23.04.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004