Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 12 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

“27 Nisan Süreci”ni nasıl okumalı?

İleride ‘27 Nisan Süreci’ni anlamak için internetten gazeteleri tarayacak olanlarla, bugün içinde yaşıyor olmalarına rağmen olup bitenleri anlamayanlar için yazıyorum.

27 Nisan gecesi, Türkiye demokrasisi son on yılın en ölümcül darbesini aldı. Siyasetin taşları yerinden oynadı, hukuk tahrip edildi. Demokratik siyaseti, insanların iktidara ulaşmak için birbirleriyle aynı kurallar çerçevesinde şiddet kullanmaksızın yarıştıkları bir oyun olarak tanımlayacak olursak, artık oyunda hangi kuralların geçerli olduğunu kimsenin bilmediği bir ortam oluştu. Muhtıra sürecinde icat edilen ‘367 şartı’, kuralların yeri geldiğinde ‘has yurttaşlar’a başka, ‘diğerleri’ne başka uygulanacağını bir kez daha gösterdi.

CHP, üst düzey bürokrasi, devlet aydınları ve diğer ‘seçkin yurttaşlar’, Çankaya’ya AK Partili birinin çıkmasını kabullenemiyorlardı. Meydanlar dolduruldu, cumhuriyet ve laiklik mitingleri yaptırıldı, AK Parti adayı Abdullah Gül’den şimdiye kadar hiçbir cumhurbaşkanından istenmeyen 367 şartı istendi, Anayasa Mahkemesi’ne gidildi, bu ortamda 27 Nisan gecesi Genelkurmay bildirisi geldi, (...) Mahkeme CHP’yi haklı buldu, siyaset kilitlendi ve zorunlu olarak erken genel seçim kararı alındı.

Hükümet, cılız bir sesle de olsa, muhtırayı reddetti. Ama böyle bir durumda herhangi bir demokratik ülkede yapılması gerekeni yap(a)madı, yani derhal muhtıracıları tespit edip yargı önüne çıkar(a)madı.

Eskiden her darbe ve muhtıra, kendisini haklı gösterecek mazeretler üretirdi. 12 Eylül öncesi kan akıyordu. 28 Şubat’ta Aczimendiler, Fadime’ler falan vardı. Ancak bu sefer gerçekten ortada kullanılabilecek hiçbir malzeme yoktu. Hükümet, onların ‘irticaya taviz’ diyebileceği hiç ama hiçbir şey yapmamıştı. Başörtüsü sorununu çözmemiş, katsayı adaletsizliğini giderememiş, hatta ‘gerginlik çıkmasın’ diye milletvekilleri ve bakanlar, eşsiz çağrıldıkları kokteyllere gitme tuhaflığını bile göstermişlerdi. Daha vahimi Hükümet ‘vatanı kurtarmak’ için işlenen cinayetlerin iplerini tutan ellere ulaşamamış, ulaşmak isteyenleri de yine ‘gerginlik çıkarmamak’ için kurban etmişti. Bu yüzden muhtıracılar ‘istemezük’ demek için genel idarenin içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı’nca da resmen kutlanan Kutlu Doğum Haftasında ilahi okuyan başörtülü küçük kız çocukları gibi abuk bir gerekçeyle sığındılar.

Kısacası bahaneleri geçip sadede gelmeli.

Herhangi bir siyasi olayı ekonomik boyutundan bağımsız düşürseniz anlayamazsınız. 27 Nisan’da da sorun ‘hükümetin irticaya taviz vermesi’ falan değildi. Egemen bir zümrenin, kendi sınıfsal çıkarlarını tehdit edebilecek bir demokratik süreci baltalama çabasıydı ve bu yapıldı. Sorun Gül’ün eşinin başörtüsü değildi. Geçmişte eşi ‘çağdaş’ olan Özal’a karşı çıkma nedenleriyle ona karşı çıkma nedenleri aynıydı; CHP’nin rolü de öyle.

O zaman soracaksınız, bütün o mitingler, bayraklar, şehirler arası seyahat yapan insanlar buna alet mi oldular? Cevabım duygusuz veya ruhsuz gelebilir ama evet!

Öyleyse nedir? 27 Nisan ‘merkez’deki ayrıcalıklı zümrenin, sahip olduğu ekonomik gücü, makam ve mevkileri, dezavantajlı çoğunluğu oluşturan ‘çevre’yle paylaşmamak için demokrasiyi kurban etmesinden ibarettir.

Kabullenmesi zor da olsa gerçek bu.

Star, 11 Mayıs 2007

Berat ÖZİPEK

12.05.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Dinî cemaatler ve seçimler

  Darbeler ve özel hayatlar

  “27 Nisan Süreci”ni nasıl okumalı?

  Tehlikeli kokteyl

  DP merkez sağın umudu

  Halk yanlış kişiyi seçermiş!

  AB karşıtı Kızılelma koalisyonu


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004