Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 28 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

DYP DP oldu

DYP 2. Olağanüstü Büyük Kongresinde Demokrat Parti’nin DYP’ye katılımı onaylandı. Başka partilerin kabulü için de Genel İdare Kuruluna yetki verildi. Kongrede, isim ve amblem değişikliği ile GİK üyelerinin sayısının artırılmasına ilişkin tüzük komisyonu da oluşturularak, DYP DP ismini aldı.

Büyük Anadolu Oteli’nde yapılan olağaüstü kongrede, ANAVATAN’a yakın isimler tarafından kurulan Demokrat Parti Kurucular Kurulu’nun aldığı DYP’ye katılım kararı okundu. Kararın, kongre tarafından kabul edilmesi ile DP, DYP’ye katılmış oldu. Kongrede ayrıca kongrede, başka partilerin kabulüne ilişkin GİK’e yetki verildi. Bu madde, Anavatan Partisi’nin gelecek hafta gerçekleştireceği kongrede DYP’ye katılımına imkan sağlayacak. Kongreye, Anavatan Partisi Genel Başkan Yardımcıları Mehmet Keçeciler, Sibel Çarmıklı, Grup Başkanvekili Süleyman Sarıbaş ile Bitlis milletvekili Edip Safter Gaydalı da katıldı. Kongrede, isim ve amblem değişikliği ile GİK üyelerinin sayısının artırılmasına ilişkin tüzük komisyonu da oluşturuldu. DP Genel Başkanı Mehmet Ağar, kongrede yaptığı konuşmada, 27 Mayıs 1960’ta yönetime el konulduğunu hatırlatarak, ‘’Babamı evden alıp götürdüler. Bu aklımdan hiç çıkmadı. Beraber oynadığımız çocuklar bana düşmanca bakmaya başladılar’’ dedi. 1960’ta milletin yönetimden uzaklaştırıldığını belirten Ağar, ‘’Bugün yüce Allah’ın lütfudur ki yeniden milletin çaresi, dayanağı DP var’’ diye konuştu. 1960 ile 1980 olmasaydı adlarının hala DP olacağını dile getiren Ağar, bugün köklerine ve özlerine döndüklerini kaydetti. Hayatta olan daha önceki genel başkanlarla görüştüğünü ve hepsinin desteğini aldıklarını ifade eden Ağar, delegelere, ‘’DYP’yi DP yapan yolda Türkiye’nin yegane çaresi olan alternatifi yarattınız’’ diye seslendi. Ağar, AKP ile CHP’nin Türkiye’yi kutuplaştırdığını savunarak, ‘’Biz kutuplaşan değil, kucaklaşan Türkiye istiyoruz’’ dedi. KONGRE NOTLARI •Anavatan Partisi ile birleşme kararı alan DYP, 2. Olağanüstü Kongresi’ni yaptı. DYP, adını Demokrat Parti olarak değiştirdi. •Ankara’nın dışında yer alan Büyük Anadolu Oteli’ne sabahın erken saatlerinde gelen delege ve aday adaylarının yoğunluğu otele birkaç kilometre kala yolun tıkanmasına sebep oldu. Arabaları yol kenarına park edenler yürüyerek otele ulaşabildiler. •Yapılan tezahüratlarda Ağar’ın seçim bölgesi olan Elazığ teşkilatı başı çekti. •Salonda oturma biçimi ikiye ayrılmıştı. Konuşma kürsüsüne göre delegeler solda, misafirler ise sağda yer aldı. •Salon dışında aday adaylarının broşürleri ve katalogları dağıtılırken DYP rozetleri hatıra niyetiyle satıldı. •Mekanın kongreye pek elverişli olmaması nedeniyle artan şikayetlere karşı salonun şehir dışında olması ve geniş meydanı bulunması nedeniyle tercih edildiği açıklaması yapıldı. •Koltukların en önünde DP, AP ve DYP’de görev yapmış eski partililer oturdu. Bunların yanında kamuoyunun yakından bildiği medyatik aday adayları da basının yoğun ilgisiyle karşılaştı. •Anavatan Partisi yetkilileri de kongreye ilgi gösterdi. Genel Başkan Yardımcıları Mehmet Keçeciler, Oltan Sungurlu, Edip Safder Gaydalı, Süleyman Sarıbaş, Sibel Çarmıklı ve Mehmet Parçın’ın isimleri delegeler tarafından alkışlandı. •Ağar aynı saatlerde Söğütözü’nde yapılan TOBB Genel Kurulu’na katıldığı için kongreye zamanında gelemedi. •Kongrenin açılışı saat 11.35’te DYP Genel Başkan Yardımcısı Mümtaz Yavuz’un konuşması ile ancak başlayabildi. Yavuz konuşmasında DP, AP ve DYP’nin yanında Anavatan Partisi’ni de sayarak bu partilerin iktidarında ülkeye büyük bir hizmet yapıldığını söyledi. •Divan Başkanlığı için verilen tek önerge oy birliği ile kabul edildi ve İzmir İl Başkanı Turan Arınç divan başkanlığına seçildi. Arınç konuşmasında yapılan kongrenin Yassıada Mahkemelerinin temyizi olduğuna dikkat çekti. •Gündem konuları tek tek uygulanırken Ağar’ın geç gelmesi nedeniyle gündemin sıralaması değiştirildi ve tüzük oylamasına geçildi. •Tüzük değişikliği maddeler tek tek okunarak oylandı. Özelikle DP’nin ambleminin yer aldığı maddede Türkiye haritası üzerinde yer alan kıratın sağ ayağının havada olduğunun üstüne basıla basıla açıklandı. •Tüzük değişikliğinin kabul edilmesinden sonra DYP’nin DP’ye dönüşmesi alkışlandı. Böylece DYP, 27 yıl sonra misyonun başlangıcı olan DP’ye kavuştu. Gelen itirazlar ile Divan Başkanlığı DYP’nin kapatılmadığını hukuki şahsiyetinin devam ettiği açıklamasını yaptı. •Kongre’de KKTC DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, CHP Lideri Deniz Baykal ve DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’in tebrik telgrafları okundu. •Ağar salona bir türlü gelemeyince konuşmalara geçildi. Eski genel başkanlardan Yıldırım Avcı, dünyada hiçbir legal partinin önüne DYP kadar engel çıkartılmadığını söyleyerek 12 Eylül ihtilal rejimini eleştirdi. Avcı’dan sonra kürsüye İsmet Sezgin ve Ömer Balıbey kısa birer konuşma yaptı. •Ağar büyük bir sevgi gösterisi altında kongre salonuna geldi. Önce ATO Başkanı Sinan Aygün konuştu ve DP’ye niçin katıldığını anlattı. •Ağar konuşmasını yapmak üzere eşi Emel Ağar’la birlikte önce salonu selâmladı. Hükümeti eleştiren Ağar, iktidara gelince yapacakları icraatları anlattı. •Ağar’ın konuşmasından sonra ANAVATAN lideri Erkan Mumcu da kısa bir konuşma yaptı. •Anavatan Partisi de DYP’nin kongresinin ardından 2 Haziran’da olağanüstü kongre toplayarak DP’ye katılma kararı alacak. Böylece 27 Mayıs 1960 ihtilalinin devamı olan 12 Eylül ihtilâli ile ayrılan DYP ve Anavatan, kaderin cilvesi olarak yine bir 27 Mayıs gününde birleşmenin anahtarını açtı. Kemal BENEK

/ ANKARA

28.05.2007


 

Yamalı bohçaya döndü

TOBB Genel Kurulunda konuşan Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu, 1982 anayasasının miadını doldurduğunu söyledi. Anayasanın, yapılan çok sayıda değişikliklerle “yamalı bohçaya döndüğünü, sistematiğini yitirdiğini’’ ifade eden Hisarcıklıoğlu, “Artık yeni bir anayasa yazmanın zamanı gelmiştir. Yeni Meclisimiz, yeni anayasayı katılımcı bir şekilde hazırlamalıdır’’ diyerek, yeni anayasanın vatandaşa güvenen, ona hizmet için var olan modern devlet anlayışı üzerine kurulması gerektiğini belirtti.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 1982 Anayasasının miadını doldurduğunu belirterek, Anayasanın, yapılan çok sayıda değişikliklerle ‘’bir yamalı bohçaya döndüğünü, sistematiğini yitirdiğini’’ söyledi. Hisarcıklıoğlu, ‘’artık yeni bir anayasa yazmanın zamanı gelmiştir. Yeni meclisimiz, yeni anayasayı katılımcı bir şekilde hazırlamalıdır’’ dedi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin 62. seçimsiz genel kurulu, TOBB ETÜ’de çalışmalarına başladı. Genel Kurulun açılışında bir konuşma yapan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, iç politika ile ilgili önemli mesajlar verdi. İşlerini yapmak için güven ve istikrar ortamının sürdürülmesini istediklerini belirten Hisarcıklıoğlu, geleceğe ilişkin bir ufuk görmek istediklerini de kaydetti. Son birkaç ayda olup bitenlerin ufuklarını karartmasından endişe duyduklarını belirten Hisarcıklıoğlu, ‘’evet sancılı bir dönemden geçiyoruz. Ama yaşadıklarımız çağdaş, iktisadî ve toplumsal yapının gerisinde kalan milletimizin beklentilerini karşılamayan siyasî ve idarî yapımızın neden olduğu sancılardır’’ dedi.

Bu siyasî ve idarî yapıda köklü bir reform yapma zamanının geldiğini kaydeden Hisarcıklıoğlu, şimdi diyalog, uzlaşma, sorunlara çözüm üretecek yeni bir siyaset anlayışını oluşturma zamanı olduğunu kaydetti.

‘’TÜRKİYE İYİ SINAV VEREMEMİŞTİR’’

Türkiye’nin bugün bir bakıma 2001’dekine benzer bir dönüm noktasında olduğunu savunan Hisarcıklıoğlu, 2001 krizinin kendilerine, bozuk iktisadi sistemin devam etmesinin imkansız olduğunu gösterdiğini anlattı. Bu sayede krizi, değişimi ateşleyecek bir fırsata dönüştürmeyi başardıklarını söyleyen Hisarcıklıoğlu, şimdi yaşadıkları olumsuzlukları fırsata çevirecek olanın da yine kendileri olduğunu kaydetti.

Konuşmasında, Türkiye’de yaşanan cumhurbaşkanı seçim sürecine de değinen Hisarcıklıoğlu şunları kaydetti.

‘’Türkiye, cumhurbaşkanı seçimlerinde bir bütün olarak iyi bir sınav verememiştir. Artık (kimin kabahati en büyük) diye tartışmayı bırakıp, sistemin işlemeyen yönlerini doğru tesbit etmek zorundayız. Türkiye’de siyasetin sorunu kişilerde değil, sistemde aranmalıdır. Mevcut siyasî sistem, vekilleri milletinden koparıyor. Seçmenler vekillerini tanımıyor, takip edemiyor. Nasıl ki ekonomide iş yapma zihniyeti değişti ise artık siyasette de zihniyet değişiminin zamanıdır. Siyasî partiler ve seçim yasaları, seçmenle seçilen arasındaki bağı kuvvetlendirecek şekilde değiştirilmelidir. Yöneten demokrasiyi sağlamanın yolu, siyaseti tabana yaymaktır. Siyasetin de görevi, tabanın sesini duymaktır. Kendisine vekillik edecek kişiyi milletin bizatihi kendisi, kendi içinden seçebilmelidir.’’

“ARTIK YENİ ANAYASA YAZMANIN ZAMANI

GELMİŞTİR’’

Konuşmasında, Anayasa değişikliği konusundaki düşüncelerini de ifade eden

Rifat Hisarcıklıoğlu, 1982 Anayasasının miadını doldurduğunu söyledi. Anayasanın, yapılan çok sayıda değişikliklerle ‘’bir yamalı bohçaya döndüğünü, sistematiğini yitirdiğini’’ ifade eden TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, ‘’artık yeni bir anayasa yazmanın zamanı gelmiştir. Yeni meclisimiz, yeni anayasayı katılımcı bir şekilde hazırlamalıdır’’ dedi. Yeni anayasanın temelinin de vatandaşına güvenen, ona hizmet için var olan modern devlet anlayışı üzerine kurulması gerektiğini belirten Hisarcıklıoğlu, bu yeni anayasanın Türkiye’yi 21. yüzyılda atağa kaldıracak, milleti temsil eden yeni siyasetin alt yapısı olacağını kaydetti.

“AB, KIBRIS’TA SÖZÜNDE DURMADI”

Dış politika ile ilgili gelişmelere de değinen Hisarcıklıoğlu, Kıbrıs meselesinin hâla çözülemediğini hatırlatarak, Kıbrıs meselesinde verilen sözlerde durmanın Türkiye kadar AB’nin de namus borcu olduğunu düşündüklerini vurguladı. Bu konuda AB’nin sözünde durmamasından üzüntü duyduklarını kaydeden Hisarcıklıoğlu, ‘’Avrupalı dostlarımızı basiretli davranmaya ve Kıbrıs sorununda hakkaniyetli çözüme katkıda bulunmaya dâvet ediyoruz’’ dedi.

“TERÖRE KARŞI KENETLENMELİ”

Terör konusunun da kaynağı itibarıyla hem bir dış politika hem de başlıca güvenlik meselesi olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, “teröre ve destekçilerine karşı mücadelede kahraman ordumuz, emniyet güçlerimiz, siyasetçilerimiz ile sivil toplum birbirine kenetlenmelidir. Teröre karşı mücadele, ülkemizin meşrû hakkıdır. Yine bu çerçevede terörü bir hak arama vasıtası göstermeye çalışan ve mazur gösteren belli kesimlere karşı hem toplumsal hem de kanunî tepkiler mutlaka gösterilmelidir’’ diye konuştu.

/ ANKARA

28.05.2007


 

42 milyon kayıtlı seçmen var

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Muammer Aydın, yaklaşık 41 milyon Türkiye Cumhuriyeti Kimlik numarası belirlenmiş oy kullanabilir seçmen olduğunu 1,5 milyon seçmenin ise kendilerini ispatlamaları halinde oy kullanabileceklerini söyledi.

Siyasî partilerin, 22 Temmuzda yapılacak milletvekili genel seçiminde kullanılacak birleşik oy pusulalarındaki yerleri Adalet Bakanlığının Gazi Mahallesi’ndeki ek binasında gerçekleştirilen kur'a çekimi ile belirlendi. YSK Başkanı Muammer Aydın, kur'a çekiminde yaptığı konuşmada, yaklaşık 41 milyon Türkiye Cumhuriyeti Kimlik numarası belirlenmiş oy kullanabilir seçmen olduğunu ifade ederek, 1,5 milyon seçmenin ise kimlik numaraları belli olmamasına karşın kimlik, pasaport, evlilik cüzdanı ya da ehliyet gibi resmi kimlikleriyle kendilerini ispatlamaları halinde oy kullanabileceklerini ifade etti. Aydın, seçmen kütüklerinin tamamının 2005 yılında bilgisayar ortamına aktarıldığını, 2006 yılının Aralık ayında ise askıya çıkarılarak güncellendiğini belirterek, bu kayıtların Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) ile karşılaştırıldığını anlattı. Tüm seçmenlerin Türkiye Cumhuriyet kimlik numarasını tesbit etmeye çalıştıklarını ifade eden Aydın, bunda yüzde 98 oranında başarılı olduklarını kaydetti. Aydın, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası bulunmayanların bundan sonra seçmen kütüklerine yazılamayacağını da hatırlattı. Aydın, ‘’Bilgisayar ortamında hazırlanan seçmen kütüğümüz gayet sağlıklıdır. Herhangi bir kuşkuya neden yoktur. Bu nedenle kafaları karıştırmanın bir anlamı olmadığı düşüncesindeyim’’ diye konuştu.

Bir gazetecinin, DYP ve ANAVATAN birleşmesinin oy pusulasında ne şekilde yer alacağı sorusu üzerine ise Aydın, kendilerine henüz resmî bir başvuru yapılmadığı için DYP ve ANAVATAN’ın kura çekimlerine ayrı ayrı katıldığını söyledi. Aydın, iki partinin birleşerek, pusulanın basımından önce resmî başvuru yapmaları halinde gerekli işlemlerin gerçekleştirileceğini söyledi. Bu arada, bağımsız adayların birleşik oy pusulasında isimlerinin yer almasını öngören Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesi sebebiyle bağımsız adaylıklar kesinleştikten sonra kur'a çekimi yapılacak.

/ ANKARA

28.05.2007


 

Anayasa değişikliği paketi aynen kabul edildi

TBMM Anayasa Komisyonunda, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in geri gönderdiği Anayasa değişikliğine ilişkin kanun aynen kabul edildi.

Kanuna göre, genel seçimler 4 yılda bir yapılacak.

TBMM, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde, üye tamsayısının en az üçte biri (184) ile toplanacak.

TBMM, Anayasada başkaca bir hüküm yoksa, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verecek. Ancak karar yeter sayısı, hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından (138) az olamayacak.

Cumhurbaşkanı; 40 yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim görmüş TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilecek.

Cumhurbaşkanının görev süresi, 5 yıla indirilecek; bir kimse, en fazla iki defa (5 artı 5) cumhurbaşkanı seçilebilecek.

Cumhurbaşkanlığına, TBMM üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi, 20 milletvekilinin yazılı teklifiyle mümkün olacak. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçiminde aldıkları geçerli oyların toplamı yüzde 10’u aşan partiler de ortak cumhurbaşkanı adayı gösterebilecek.

Kanunun Genel Kuruldaki ilk tur oylamasının bugün yapılması planlanıyor. İkinci tur oylama için 48 saat geçmesi gerekiyor.

/ ANKARA

28.05.2007


 

Erdoğan: Demokratik istikrar yoksa, huzur da yok

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik istikrarın olmadığı bir ortamda gelişme, kalkınma, huzur ve güvenin de olmayacağını belirterek, ‘’Demokratik istikrardan kastımız, Türkiye’nin rotasından çıkmadan büyük yürüyüşünü sürdürmesidir. Bu yol, büyüme, kalkınma, refah ve adalet yoludur. Bu yola taş koyan, millet iradesinin önüne taş koymuştur’’ dedi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin 62. Genel Kuruluna katıldı. Erdoğan, salona CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve ATO Başkanı Sinan Aygün ile birlikte girdi.

Başbakan Erdoğan, genel kurulda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin son 4.5 yıldaki kazanımlarında TOBB üyelerinin büyük pay sahibi olduğunu söyledi. 3 Kasım 2002’deki genel seçime kadar Türkiye’nin en büyük özleminin demokratik istikrar ile sağlam bir siyasi irade olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

‘’Türkiye’nin son 4.5 yılda nereden nereye geldiğini en az bizler kadar sizler de işin içinde yaşayarak gördünüz. Bu sürecin Türkiye için öneminin gelecekte çok daha iyi anlaşılacağına, çok daha iyi değerlendirileceğine inanıyorum. Ancak ekonomimizin belirleyici aktörleri olarak sizlerin, yani iş dünyamızın, yatırımcımızın, sanayicimizin, üretimcimizin, işletmecimizin bir gerçeği bugünden görerek tavrını, hassasiyetini, duruşunu ortaya koyması son derece önemlidir. O gerçek demokratik istikrardır. İstikrar yoksa ne gelişme vardır, ne kalkınma vardır, ne de huzur ve güven vardır. Demokratik istikrardan kastımız, Türkiye’nin rotasından çıkmadan büyük yürüyüşünü sürdürmesidir. Bu yol büyüme, kalkınma, refah ve adalet yoludur. Bu yola taş koyan, millet iradesinin önüne taş koymuştur. Unutmayalım ki Türkiye’nin ihtiyacı statüko değil, yani durağanlık değil, yerinde saymak değil, değişimdir, dönüşümdür. Hayatın temel dinamiği statüko değil, değişimdir. Değişime direnmek, eşyanın tabiatına direnmektir. Hayatın değişen şartlarına, milletin iradesine direnmektir.’’

Hakimiyetin milletin oylduğunu belirnten Erdoğan, “Bunu unutmayalım. Ve egemenliği başka yerlerde arayanlara 22 Temmuzda halkımız en güzel cevabı verecektir’’ dedi.

/ ANKARA

28.05.2007


 

Kostas Karamanlis, üyelik desteğini yineledi

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine desteğini yineledi.

Avustralyayı ziyaret eden Karamanlis, Melbourne’da yerel gazetelere verdiği demeçte, nüfusu ağırlıklı olarak Müslüman olan Türkiye’nin AB’ye üye olmasına destek verdi ve “İslâmın Avrupa değerlerine uyum sağlayacağını” söyledi. İslâmın bir inanç olarak terörle birlikte anılmamasını isteyen Karamanlis, “Birçok ülkede yaşayan çok sayıda Müslüman arkadaşım var, bunlar kanunlara tamamen uyan, demokrasiye inanmış, çok ılımlı kişiler” diye konuştu. “Demokratik değerleri ve uygulamaları benimsemiş ılımlı kişilere karşı herhangi bir tavrının olmadığını” kaydeden Karamanlis, “Bir Müslüman ülke olarak Türkiye Avrupa Birliğine katılmalıdır” dedi.

/ MELBOURNE

28.05.2007


 

Swoboda: Türkiye ile farkımız özgürlük

AP Sosyalist Grup Başkanı Avusturyalı Parlamenter Hannes Swoboda, “Türkiye’de kadının başını örtmesi laik sisteme saygısızlık olarak algılanıyor. Türkiye ile aramızdaki fark bu” dedi.

Avusturyalı Parlamenter Swoboda, Cumhuriyet gazetesindeki röportajında Fransa’daki laik sistemi neden çok katı bulduğunu açıklarken şunları söyledi:

“Avrupa’da Müslüman toplumumuz olmadığı ve Müslümanlık kavramlarının devlet işlerine karışmasının söz konusu olmadığı açıktır. Dolayısıyla kadınların ve genç kızların örtünmeleri kendilerinin seçimlerine bırakmalıdır. Biliyorum ki bazı aileler de babalar hatta anneler genç kızları örtünmeye zorluyorlar. Ben her türlü zorlamaya, baskıya karşı çıkan bir insanım. Öte yandan dini inançlara saygı duymadığımız izlenimini vermemeliyiz. Türkiye’de ise kadının başını örtmesi laik sisteme saygısızlık olarak algılanıyor. Türkiye ile aramızdaki fark bu. Bakın Avrupa’da genç kız ya da kadınların tercihlerine aileleri saygı göstermelidir. Ama eğer bu örtünme biçimi, ‘Bu dini yayma amacımız var’ gibi bir siyasi simge taşıyor ve siyasi sistemi etkilemeye çalışıyorsa bunun reddedilmesi gerekir. Buna İslam, Katoliklik ve öbür dinler dahildir.” Swoboda, yeni seçilen Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin genç kızların okullarda başlarını örtmelerini yasaklamanın simgesi olduğunu ve aynı zamanda da seçim kampanyasının bir parçası olarak, Türkiye’nin üyeliğine muhalefeti kullandığını söyledi.

Sarkozy’nin geçmiş kararlara saygı göstermesi gerektiğini belirten Swoboda, “Kendi fikirlerini savunabilir, ama umarım Türkiye ile müzakereleri engellemeye çalışmaz” dedi.

Swoboda, geleceğe bakan demokratik bir Türkiye ile AB’nin daha da güçleneceğini vurgulayarak, “Türkiye ile İslam ülkeleri iye diyalogumuz güçlenecektir” diye konuştu.

Yeni Asya / İSTANBUL

28.05.2007


 

İzmir’i kana bulacayacaklardı

İzmir’de jandarmanın düzenlediği operasyonda 10 kilogram plastik patlayıcı, 15 el bombası, 2 kalaşnikof tüfek ve ruhsatsız 2 tabanca ile yakalanan terör örgütü PKK üyesi 2 kişinin eylem hazırlığı içinde olduklarının belirlendiği öğrenildi.

Alınan bilgiye göre, Siirt’te yakalanan terör örgütü PKK üyesi 1 kişinin eylem hazırlığı içinde olduklarını bildirmesi üzerine, Siirt Jandarması İzmir İl Jandarma Komutanlığı ile temasa geçti. Siirt’ten İzmir’e getirilen örgüt üyesinin gösterdiği ve “hücre ev” olarak kullanılan Buca ilçesinin Kaynaklar beldesindeki eve baskın düzenlendi.

İzmir İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat ve Terör şubelerine bağlı ekiplerin düzenlediği operasyonda, evde bulunan terör örgütü üyesi H.O. yakalandı. Siirt’ten getirilen ve ismi açıklanmayan örgüt üyesi ile İzmir’de ele geçirilen H.O’nun ifadeleri doğrultusunda, Kaynaklar beldesinin kırsal kesimindeki bir sığınak ortaya çıkarıldı. Sığınakta yapılan aramada, 10 kilogram plastik patlayıcı, 15 el bombası, 2 kalaşnikof tüfek ve ruhsatsız 2 tabanca bulundu.

/ İZMİR

28.05.2007


 

Topluma korku enjekte ediliyor

Yayıncı Ragıp Zarakolu, topluma korku havasının enjekte edildiğini ifade ederek diğer taraftan da başlarını örttüğü için insanlara işkence edildiğini söyledi.

“Düşünce Özgürlüğü için 5. İstanbul Buluşması”, Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Uluslararası PEN, Human Rights Watch, IPA Uluslararası Yayıncılar Birliği gibi uluslararası kuruluşların temsilcilerinin, ifade özgürlüğüne dair son iki yıldaki gelişmeleri aktarmasıyla başlayan toplantıda, çok çeşitli kesimlerden şahitler aktarıldı. Toplantıda, 301. maddenin birçok kez gündeme getirilmesinin yanısıra, Hrant Dink’in öldürülmesine kadar götürülen ‘nefret söylemi’ ve başörtüsü yasağı da konuşuldu. PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi Program Direktörü Sara Whyatt, kuruluşlarının, 301. madde gündeme geldiğinden bu yana kaldırılması çağrısında bulunduklarını hatırlattı. Erdoğan’ın bu maddenin benzerinin Avrupa ülkeleri yasalarında olduğunu söylediğini dile getiren Whyatt, 301 benzeri maddelerin sadece Almanya, Polonya ve Hollanda ceza yasalarında olduğunu ancak uzun süredir mahkemelerde kullanılmadığını anlattı. ZARAKOLU: TOPLUM, HOŞGÖRÜSÜZLÜĞE İTİLİYOR Toplantının şahitleri bölümünde, Türk-Yunan savaşıyle ilgili bir hatırat kitabı sebebiyle “Türklüğe ve Türk ordusuna hakaret”ten yargılandığını anlatan Yayıncı Ragıp Zarakolu, “Sivil hakimlerde sivillik ölçüsü ne? Onlar kendilerini hukuktan çok bir ideolojiye bağlı hissediyorlar. Bu, devletten topluma geçiyor sari hastalık gibi. Toplumu çıldırtanlara karşı dava açanlar ise kovuluyor” dedi. Zarakolu, topluma korku havasının enjekte edildiğini ifade ederek, diğer taraftan da başlarını örttüğü için insanlara işkence edildiğini söyledi. “Buna müdahale edilmiyor, Müslümanlarla empati kuramıyoruz” diyen Zarakolu, bunun sebebinin, toplumun hoşgörüsüzlüğe itilmesi olduğunu belirtti. ŞAMLI: İNSANDAN İNSANLIĞINI İNKÂRI İSTENİYOR Hukukçular Derneği Genel Sekreteri Avukat Yasin Şamlı ise ifadelerin çeşitliliğinin insanların varlığı kadar normal bir durum olduğunu belirterek, “İfade özgürlüğünün kısıtlanması, bir insana, ‘sen kendin olmayacaksın ya da benim gibi olacaksın’ demektir. Burada insanın insanlığını inkar etmesi istenmektedir” diye konuştu. Türkiye’deki ifade özgürlüğü kısıtlamaları konusunda 301. madde ve başörtüsü yasağına vurgu yapan Şamlı, “301. madde bir semboldür. Gerçekten çok tartışılması lazım. Bu maddede, ‘aşağılama’ yani eleştiri cezayı gerektiriyor. Oysa eleştiri her zaman hakaret anlamına gelmez. Cezayı gerektiren hakaret olmalıdır” dedi. Şamlı başörtüsü konusuyla ilgili olarak da, “Bu konunun ağırlıklı olarak gözardı edildiği kanaatindeyim. Oysa başörtüsü yasağı sebebiyle ciddi anlamda mağduriyetler yaşandı. Artık başörtülüler asimile olma baskısıyla karşı karşıya” şeklinde konuştu. Şamlı, insan hakları savunucularının kendi dünya görüşü çerçevesinde çalışmalar yaptıklarına da dikkat çekerek, “Başarıya ulaşılamamasının temel sebeplerinden biridir bu” dedi. MARKOVA: GERÇEK YASAK DEĞİL AMA GİZLİ Komşu ülkelerdeki ifade özgürlüğünün anlatıldığı bölümün konuşmacılarından Akademisyen Elitsa Markova, Bulgaristan’da komünizmin devrilmesinden sonra medyanın özgürleştiğini anlatarak, “Bugün gerçek, yasak değil ama gizli saklı kalıyor. İfade özgürlüğü de aynı durumda. Hangi çıkarların ön planda olduğuna bakılıyor” dedi. Şair Anastassis Vistonitis da Yunanistan’da medyanın ifade özgürlüğünü kötüye kullanması gibi bir durum yaşandığını anlattı. Ülkesinde etik kuralları denetleyen bir komite olduğunu belirten Vistonitis, büyük medya kuruluşlarının, bu kurul tarafından verilen para cezalarını önemsemediğini söyledi. Kıbrıs’ın Rum kesiminden olmasına rağmen Türk kesiminde hayatını sürdüren Film Yönetmeni Tony Angastiniotis ise çocukluğunda “Türkler insanlığın düşmanıdır” sözleriyle büyütüldüğünü ve yetişkinliğinde karşılaştığı ve bu tezi çürüten olayları anlattı. İran’dan toplantıya katılan Prof. Dr. Mohammad Hashemi da İran’da İslami devrim sonrasında üç aşamada ifade özgürlüğünün köşeye sıkıştırılmakta olduğunu ifade etti. Bir lidere yönelik eleştirilerin de İran’da siyasi suç sayıldığını belirten Hashemi, bu durumda basın özgürlüğünden sözetmenin mümkün olmadığını söyledi. Özgürlüğün despotizm altında ezileceğini ve insanların özgürlük talep etme kabiliyetlerini kaybedeceğini dile getiren Hashemi, “Bu tip toplumlarda özgürlük arayışında güce başvurulur, despotizm her yere sızar ve entelektüel gelişim durur. Bu sebeple özgürlük insanların zihinsel gelişimiyle yakından alakalıdır” şeklinde konuştu. Azeri gazeteci Taleh Shahsuvarlı ise, “Azerbaycan’da azınlık çoğunluğun haklarını ihlal ediyor” dedi. Shahsuvarlı, bu çerçevede Azerbaycan’ın yüzde 20’sini oluşturan Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgal altında bulunuşunu ve devletin halka yaptığı baskıları hatırlattı. Shahsuvarlı, ülkesinde de birçok gazetecinin hapiste olduğunu söyledi.

Naciye KAYNAK / İSTANBUL

28.05.2007


 

Sağlıkta yatırımlar azaldı

Türk Sağlık-Sen tarafından hazırlanan ‘’Sağlık Harcamaları Raporu’’nda, ‘’Sağlık Bakanlığı kamuda en çok alım yapan ve en çok ihaleye çıkan ikinci kurum olmasına rağmen sağlıkta yatırımlar azaldı’’ denildi.

Rapora göre 2003’de 5 milyar dolar olan kamu ilâç harcamalarının 2006’da 10 milyar dolara çıktığı bildirildi. Türk Sağlık-Sen’den yapılan açıklamada, sağlık sektöründeki harcamaların sağlığa yansımalarıyla ilgili bir rapor hazırlandığı kaydedildi. Sağlık Harcamaları Raporu’nda, son yıllarda sağlık harcamaları artarken hastalıkların da arttığı belirtilerek, ‘’Sağlık Bakanlığı kamuda en çok alım yapan ve en çok ihaleye çıkan ikinci kurum olmasına rağmen sağlıkta yatırımlar azaldı’’ denildi.

Raporda ayrıca, Türkiye’de sağlık sektöründe paranın ilâca ve tedavi masraflarına harcandığı belirtildi. Koruyucu sağlık hizmetleri ihmal edilirken, tedavi eksenli sağlık hizmetlerinin önünün açıldığı vurgulanan raporda, ‘’Son yıllarda bulaşıcı hastalıkların arttığı, sağlık göstergelerinin OECD ülkelerin çok gerisinde kaldığı, tedavi eksenli bir sağlık hizmeti yürütüldüğü için 2006 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde 2 milyonun üzerinde ameliyat yapıldığı’’ kaydedildi.

“ÖDENEĞİN TAMAMINA YAKINI

İLK 7 AYDA TAMAMLANDI’’

Raporda, 2006’da Türkiye’de sağlığa ayrılan ödeneğin ilk 7 ayda neredeyse tamamına yakınının kullanıldığı belirtilerek, 2004’de yüzde 34.5, 2005’de yüzde 54.4 olan ödeneğe göre kullanım oranının 2006’da önemli düzeyde artarak yüzde 88 olduğu vurgulandı. 2003’de 5 milyar dolar olan kamu ilaç harcamalarının 2006’da 10 milyar dolara ulaştığı belirtilerek, özellikle SSK’nın devriyle birlikte harcamalarda ciddi artış yaşandığına dikkat çekildi.

Raporda, SSK’nın 2002’de 3.594 katrilyon lira olan toplam sağlık harcamasının 2006’da 11.6 katrilyon liraya, 2002’de 1.878 katrilyon lira olan ilâç harcamalarının ise geçen yıl 5.265 katrilyon liraya ulaştığı belirtildi. 2002’de Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde toplam 836 bin 518 ameliyat yapılırken, 2005’de bu sayının toplam 2 milyon 288 bin 489 olduğu bildirildi.

Raporda, ameliyatlardaki bu artışın, ‘’İnsanların hasta olmasını engellemek yerine hasta olanları tedavi etmeye dayalı bir sağlık sisteminin yürürlükte olmasından kaynaklandığı’’ savunuldu. Raporda, bebek ölüm oranları dikkate alındığında Türkiye’nin OECD’ye üye 30 ülke arasında ilk sırada olduğuna dikkat çekildi.

KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ İHMAL EDİLDİ

Raporla ilgili bir değerlendirme yapan Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci “Sağlık politikalarının tedavi edici hizmetler yerine koruyucu hizmetler ekseninde yeniden oluşturulmalı. Son dönemde Türkiye’de, özellikle bulaşıcı ve salgın hastalıklarda yaşanan artışın temel sebebi koruyucu sağlık hizmetlerinin ihmal edilmesidir. Türkiye’nin sağlık politikaları acil olarak tekrar gözden geçirilmelidir. Sağlıkta gerekli yatırımlar bir an önce yapılmalıdır. İlâca ve tıbbî malzemelere para harcayacağımıza sağlıkta yatırımlara yönelirsek bu işten hem devlet hem millet karlı çıkar. Devletin yükü hafifler, vatandaşın sağlığı bozulmaz” dedi.

Fatih KARAGÖZ / ANKARA

28.05.2007


 

Bölünmüş yol uzunluğu 10 bin kilometreyi aştı

Devlet ve il yollarındaki toplam bölünmüş yol uzunluğu, 2003-2006 yılları arasında yapılan çalışmalar sonrası 10 bin 681 kilometreye ulaştı.

Geçen yıl 1.240 km bölünmüş yol hizmete açılırken, bu yıl ise 1.500 kilometre uzunluğunda 50 bölünmüş yol güzergâhının tamamlanması planlanıyor.

Kamu kurumlarındaki atıl personel ile makina parklarının bir araya getirilmesi suretiyle Karayolları Genel Müdürlüğünce başlatılan ‘’bölünmüş yol’’ seferberliği sürüyor. Karayolları Genel Müdürlüğünün son 4 yıla ilişkin bölünmüş yol yapım projeleri verilerine göre, 2003-2006 yılları arasında devlet ve il yollarında hizmete alınan bölünmüş yolların uzunluğu, bu tarihlerden öncekilerle birlikte toplam 10 bin 681 kilometreye ulaştı.

Hükümetin ‘’acil eylem planı’’ çerçevesinde yürütülen çalışmalar kapsamında bu yöndeki ilk çalışmalar 2003 yılında başlatıldı. Aynı yıl 1.305 km bölünmüş yol inşa edilirken, 2004 yılında 1.785 km, 2005 yılında 2.045 km ve 2006 yılında ise 1.240 kilometre uzunluğunda bölünmüş yol, asfalt kaplama seviyesinde tamamlanarak hizmete açıldı. Bu yıl ise gerekli ek ödeneklerin verilmesi halinde 1.500 kilometrelik bölünmüş yolun inşa edilmesi planlanıyor.

/ ANKARA

28.05.2007


 

Mermer ocağında göçük: 3 ölü

Konya’nın Beyşehir ilçesinde bir mermer ocağında, yaklaşık 100 tonluk mermer kütlesinin işçilerin üzerine göçmesi sonucu 3 kişi hayatını kaybetti.

Alınan bilgiye göre, Yeşildağ beldesi yakınlarındaki mermer ocağında, yaklaşık 100 tonluk mermer kütlesi gece vardiyasında çalışan işçilerin üzerine göçtü. Mermerin altında kalarak ezilen ustabaşı Vural Özeller (35) ile işçiler Selami Kaya (35) ve Aydın Yılmaz (33), olay yerinde hayatını kaybetti.

Ocakta çalışan 2 işçinin son anda kaçarak mermerin altında kalmaktan kurtulduğu bildirildi. İşçilerin cesetleri, bölgeye sevk edilen vinç yardımıyla mermer blokların kırılmasının ardından çıkarılarak, otopsi için Yeşildağ Sağlık Ocağı’na gönderildi. Öte yandan, mermer ocağındaki şantiyeye gelen işçilerin yakınları fenalık geçirdi. Sinir krizleri geçiren ve olay yerine girmek isteyen işçi yakınlarını, güvenlik güçleri zorlukla engelledi. Bu arada, kazanın olduğu bölgeye alınmayan gazeteciler, olay yerine uzak bölgelerden görüntü almaya çalıştı. Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürdürülüyor.

/ BEYŞEHİR

28.05.2007


 

Şehre göç toplumun dokusunu bozuyor

Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Abdurrahman Altındağ, Şanlıurfa’da intihar oranının hızlı nüfus artışı ve göçe bağlantılı olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Abdurrahman Altındağ, ‘’Şanlıurfa’daki intihar oranlarının artışının temel sebep lerinden biri, psikiyatrların yetersizliğidir. Kentte sadece 12 psikiyatr var’’ dedi.

Doç. Dr. Abdurrahman Altındağ, yaptığı açıklamada, intiharın tek bir sebebi bulunmadığını, sosyal, ekonomik, kültürel birçok etmenin intihara neden olabileceğini belirtti. Şanlıurfa’daki intihar oranlarını araştırmak amacıyla 2005 yılında ‘’Şanlıurfa’da ateşli silahlarla intiharlar’’ adlı araştırma yaptıklarını ifade eden Doç. Dr. Altındağ, adliye kayıtlarındaki veriler ışığında 2001-2004 yılları arasında intihar oranlarını tespit ettiklerini ifade etti. Söz konusu yıllar arasında 63 intihar vakası gerçekleştiğini belirlediklerini söyleyen Altındağ, yıllık ortalama intihar hızının yüzbinde 3.7 olduğunu, bu oranın yüzbinde 2 olan Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu vurguladı. Şanlıurfa’da intihar oranının hızlı nüfus artışı ve göçe bağlantılı olduğunu belirten Altındağ, ‘’Göçle kente gelen kesimin ekonomik durumunda kötüleşme yaşanıyor. Toplumun dokusu bozuluyor. Kuşaklararası çatışmalar yaşanıyor. Nüfus hareketliliğinin yoğun olduğu bölgelerde intihar hızı yükselebilir. Şanlıurfa, Türkiye’de nüfus artış hızının fazla olduğu yerlerden biridir’’ dedi.

/ ŞANLIURFA

28.05.2007


 

Projeleriyle Avrupa'ya açıldılar

İzmir’in Bayındır ilçesine bağlı Çırpı beldesinde bulunan, imkânları son derece kısıtlı bir ilköğretim okulunun öğrencileri, AB tarafından onaylanan projeleriyle dünyaya açıldı.

Çoğunluğu İzmir’in merkezini bile görmemiş olan öğrenciler, proje çalışmaları kapsamında yurt dışına gitti. Öğrenciler, şimdi de Alman ve İspanyol arkadaşlarını beldede ağırlamanın keyfini yaşıyor. Mustafa Adanır İlköğretim Okulu öğrencileri, öğretmenlerinin denetiminde, ilköğretim düzeyindeki öğrenciler arasında kaynaşmanın sağlanması amacıyla hazırlanan projeye, ‘’Avrupa El Sanatları’’ temasıyla ön çalışma yaptı. Ön çalışmanın kabul edilmesi üzerine projeye dahil edilen okul, beldenin ve bölgenin sembolleri arasında bulunan üzümü projelerine logo olarak seçti. Mustafa Adanır İlköğretim Okulu Müdürü Berna Ergen, yaptığı açıklamada, İzmir’e 65 kilometre uzaklıktaki bir köy ilköğretim okulunda AB projesinin uygulanmasının hem köylüyü, hem de öğretmen ve öğrencileri çok mutlu ettiğini söyledi.

/ İZMİR

28.05.2007


 

Emniyet, uyuşturucu avında

Türkiye’de uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele eden güvenlik güçlerinin, 2004 yılında 25 AB ülkesinde ele geçirilen toplam eroin miktarı kadar eroin yakaladığı, 1984 yılından bu yana, terör örgütleriyle bağlantılı olan 333 uyuşturucu madde kaçakçılığı olayında, 3 ton 710 kilogram eroin, 4 ton 305 kilogram bazmorfin ve 710 kilogram kokain ele geçirildiği bildirildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığının ‘’Bağımlılık Yapıcı Maddeler ve Bağımlılık İle Mücadele 2006 Yılı Ulusal Raporu’’ndan derlenen bilgiye göre, 2004 yılında Türkiye’nin 25 AB ülkesinin yakaladığı eroin miktarına denk gelen oranda eroin ele geçirdiği belirtiliyor. 2004 yılında Türkiye’nin 8844 kilogram, AB’ye üye 25 ülkenin ise 8963 kilogram eroin yakaladığı kaydediliyor.

Ayrıca Avrupa Birliği Konseyi’nin 2006 Raporu’nda ise Türkiye’nin dünya genelinde ele geçirilen toplam eroinin yüzde 15’ini yakaladığı vurgulanıyor.

/ KONYA

28.05.2007


 

51 hafız icazet aldı

Manisa’nın Akhisar ilçesi Hilaliye Kur’ân Kurslarının 32. mezuniyet töreni yapıldı Türkiye’nin dört bir yanından gelerek Akhisar’daki erkek ve kız Kur’ân kurslarında eğitimlerini tamamlayan 26’sı kız 25’i erkek 51 hafız törenle icazetlerini aldı.

Emekli Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Necmettin Nursaçan, İstanbul Gaziosmanpaşa Müftüsü Salih Sağlam, Araştırmacı-Yazar Doç. Dr. Şadi Eren, Eyüp Sultan Camii İmam-Hatibi Metin Çakar, Sultanahmet Camii İmam-Hatibi Hasan Kara, Fenerbahçe Camii Müezzini Halil Altınkaynak’ın da aralarında bulunduğu Diyanet camiasından müftü, vaiz, hatip ve kârilerin katıldığı merasim, bu sene Şahin Yılmaz Hoca'nın hastalığı sebebiyle buruk başladı. Merasime öğrenci velilerinin yanı sıra Türkiye’nin her yerinden Kur’ân âşıklarıda katıldı. Hafızlık müessesesini ayakta tutan sayılı Kur’an kurslarından biri olan Hilâliye, gençleri mezuniyet sonrası yalnız bırakmayıp üniversite eğitimlerini de burslu olarak sağlamaya çalışıyor. Hafızlar, Hilâliye Eğitim Vakfı’nın 2000 yılında inşa ederek özel bir şirkete kiraladığı 700 kapasiteli Özel Yüksel Lisesi’nde eğitim alıyor. RİSÂLE-İ NURLAR İLGİ GÖRDÜ Hafızlık Merasiminin yapıldığı Kur’ân kursu avlusunda Çoğunluğunu Risâle-i Nur yayınlarının oluşturdu kitap sergileri açıldı. Gazetemizin Manisa Temsilcisi Orhan Alagöz de Yeni Asya Neşriyat kitaplarından oluşan Yeni Asya standını açtı. Sergide Risâle-i Nurlara, özellikle Yeni Asya Neşriyatın bastığı yeni tanzim Risâle-i Nurlara ilgi büyüktü. Manisa Büromuzdan getirilen Risâle-i Nurlar ve diğer kitaplar kısa sürede tükendi. Temsilcimiz Alagöz, kitapların adeta kapışıldığını söyledi. İLK DEFA KATILAMADI 45 yıldır hafız yetiştiren Hilâliye Eğitim Vakfı’nın Başkanı Şahin Yılmaz Hoca efendi, mezuniyet törenine ilk kez katılamadı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde kanser sebebiyle yoğun bakımda tedavisi süren Hoca Efendinin Hilâliye Kur’ân Kursları, 1962’den bu yana 2 bin 300 hafız yetiştirdi, 10 binden fazla öğrenciye de Kur’ân-ı Kerim okumayı öğretti. Yılmaz Hoca, sevenlerinden duâ bekliyor.

Furkan ÖZKAN / MANİSA

28.05.2007


 

Doğu’da 2006’da 60 kişiyi yıldırım çarptı

Doğu Anadolu Bölgesi’nde geçtiğimiz yıl içerisinde 60 kişinin yıldırım çarpmasına maruz kaldığı ve bunların çoğunun kırsal kesimde yaşayanlar olduğu belirtildi.

Elektropatoloji uzmanı Erzurum Numune Hastahanesi doktorlarından Ali Kurt, yıldırım çarpmaları sonucu 2006 yılı içerisinde Doğu Anadolu Bölgesi’nde 60 vakanın meydana geldiğini açıkladı. Dr. Kurt, yıldırım çarpması sonucu 45’i erkek, 15’i kadın yaralıdan 13’ünün hayatını kaybettiğini belirtti.

Yıldırım çarpmalarına daha çok açık kırsalda yaşayanların muzdarip olduğunu ifade eden Kurt, bunların da çoğunluğunu hayvan otlatan çobanların oluşturduğunu vurguladı.

/ ERZURUM

28.05.2007


 

Isınma kuşları etkiliyor

Küresel ısınma sebebiyle sulak alanların azalması özellikle kuşları olumsuz etkiledi. Yaşanan ısınma ve yağış azlığı sebebiyle su rezervlerinin azalması büyük şehirlerde özellikle kuşları olumsuz etkiliyor.

Kuşlar insanların su içtiği çeşmelere akın ederek su ihtiyaçlarını buralardan karşılıyor. Açık kalan çeşmelerin yanına konan kuşlar, susuzluklarını buradaki su birikintilerinden ya da açık kalan çeşmeye gagalarını dayayarak gidermeye çalışıyor.

/ KONYA

28.05.2007


 

Kâğıt kadar ince TV ekranı

Televizyonlar, cep telefonları ve diğer teknoloji cihazları için en ince ekran üretme yarışında Sony, geliştirdiği kâğıt gibi ince ve görüntünün gösterildiği anda bile bükülebilen ekranla öne geçti. Sony’nin web sayfasında da tanıttığı 2,5 inç (yaklaşık 5 cm) genişliğindeki yeni ekranın kalınlığı sadece 0,3 mm.

Tanıtım filminde, renkli görüntüyü oynatırken bir kâğıt gibi eğilip bükülebilen, yere düşünce kırılmayan ekran, Japon firması tarafından bu hafta Kaliforniya’da yapılacak akademik bir sempozyumda sunulacak. Sony sözcüsü Chisato Kitsukawa, organik ince film transistörü veya TFT teknolojisiyle geliştirilen bu ekranın ticarî bir ürün olarak kullanılıp kullanılmamasına henüz karar verilmediğini belirterek, “Ancak, gelecekte bu ekran bir lamba etrafına veya bir kişinin bileğine sarılabilir, hatta bir kumaş gibi üste giyilebilir ya da duvar kâğıdı gibi kullanılabilir” diye konuştu.

/ ANKARA

28.05.2007


 

Ekmeğini taştan çıkaran köy

Konya’nın Kulu ilçesine bağlı Hisar köyünde 6 ay önce andezit taşı fabrikası kurulunca, daha önce işsizlik sebebiyle göç veren köy, şimdi göç almaya başladı.

Kulu ilçesine bağlı şirin bir köy olan Hisar’ın kaderi köy sınırları içinde bulunan andezit taşı sayesinde değişti. Köy Muhtarı Hacı Ali Durmaz’ın verdiği bilgiye göre, 18 hanelik Hisar’ın nüfusu 70 kişi. İşsizlik sebebiyle aynı köyden 120 ailenin Kulu’ya göç ettiğini bildiren muhtar Hacı Ali Durmaz, köyün fabrikadan önceki geçim kaynağının hayvancılık olduğunu belirtiyor.

Fabrika kurulmadan önce köyde işsizliğin yoğun olduğu anlatan Durmaz, iş bulamayan köylülerin yurt dışına çalışmaya gittiğini dile getiriyor. Durmaz, bir yıl önce bulunan andezit taşı ve sonrasında kurulan fabrika sayesinde köyde bugün işsiz kalmadığını bildiriyor. Muhtar Durmaz, artık yakın köyden gençlerin de andezit fabrikasında çalışmak için Hisar Köyü’ne geldiğini vurguluyor.

/ KONYA

28.05.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004