Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 04 Eylül 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

Odur ki, yem yeşil ağaçtan size ateş çıkarır; onunla ateşinizi yakarsınız.

Yâsin Sûresi: 80

04.09.2007


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Müslüman kardeşinde şunları gördüğünde ondan hayır bekle: Haya, emanete riâyet ve doğruluk. Bunları görmediğinde ondan hayır bekleme.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 360

04.09.2007


Müstehcenlik, evliliği azaltıyor

Malûmdur ki, kesret-i nesil, herkesçe matluptur. Hiçbir millet ve hükümet yoktur ki, kesret-i tenâsüle taraftar olmasın. Hattâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: “İzdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim.”

Halbuki tesettürün ref’i, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor. Çünkü, en serseri ve asrî bir genç dahi refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asrî, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki de fuhşa sülûk eder.

Kadın öyle değil; o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünkü kadının—aile hayatında müdir-i dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan—en esaslı hasleti sadakattir, emniyettir. Açık saçıklık ise, bu sadakati kırar, kocası nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdan azâbı çektirir. Hattâ erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehâvet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakate zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar. Fakat kocasının vazifesi, ona hazinedarlık ve sadakat değil, belki himâyet ve merhamet ve hürmettir. Onun için, o erkek inhisar altına alınmaz, başka kadınları da nikâh edebilir.

Memleketimiz Avrupa’ya kıyas edilmez. Çünkü orada, düello gibi çok şiddetli vasıtalarla, açık saçıklık içinde namus bir derece muhafaza edilir. İzzet-i nefis sahibi birisinin karısına pis nazarla bakan, boynuna kefenini takar, sonra bakar. Hem memâlik-i bâride olan Avrupa’daki tabiatlar, o memleket gibi bârid ve câmiddirler. Bu Asya, yani âlem-i İslâm kıt’ası, ona nispeten memâlik-i harredir. Malûmdur ki, muhitin, insanın ahlâkı üzerinde tesiri vardır. O bârid memlekette, soğuk insanlarda hevesât-ı hayvâniyeyi tahrik etmek ve iştahı açmak için açık saçıklık belki çok sû-i istimâlâta ve isrâfâta medar olmaz. Fakat seriütteessür ve hassas olan memâlik-i harredeki insanların hevesât-ı nefsâniyesini mütemadiyen tehyiç edecek açık saçıklık, elbette çok sû-i istimâlâta ve isrâfâta ve neslin zaafiyetine ve sukut-u kuvvete sebeptir. Bir ayda veya yirmi günde ihtiyac-ı fıtrîye mukabil, her birkaç günde kendini bir israfa mecbur zanneder. O vakit, her ayda on beş gün kadar hayız gibi arızalar münasebetiyle kadından tecennüb etmeye mecbur olduğundan, nefsine mağlûp ise fuhşiyata da meyleder.

Şehirliler, köylülere, bedevîlere bakıp tesettürü kaldıramaz. Çünkü köylerde, bedevîlerde, derd-i maişet meşgalesiyle ve bedenen çalışmak ve yorulmak münasebetiyle, hem şehirlilere nispeten nazar-ı dikkati az celb eden, mâsûme işçi ve bir derece kaba kadınların kısmen açık olmaları, hevesât-ı nefsâniyeyi tehyice medar olmadığı gibi, serseri ve işsiz adamlar az bulunduğundan, şehirdeki mefâsidin onda biri onlarda bulunmaz. Öyle ise onlara kıyas edilmez.

Lem’alar, 24. Lem’a,

4. Hikmet, s. 200

Lügatçe:

ref’: Kaldırılma.

kesret-i nesil: Neslin çoğalması.

asrî: Zamâne.

izdivaç: Evlilik.

teksir: Çoğaltma, arttırma.

refika-i hayat: Hayat arkadaşı.

sülûk: Bir yolu takip etme.

inhisar: Yalnız bir şeye ait kılma; tekelleşme.

müdir-i dahilî: İç işlerini idare eden.

sehâvet: El açıklığı, cömertlik.

ahlâk-ı seyyie: Kötü ahlâk.

memâlik-i bâride: Soğuk memleketler.

memâlik-i harre: Sıcak memleketler.

mütemadiyen: Sürekli, devamlı.

tehyiç: Heyecanlandırma.

sukut-u kuvvet: Kuvvetden düşme.

tecennüb: Uzaklaşmak, uzak düşmek.

mefâsid: Bozgunculuklar.

04.09.2007


Merhum Av. Bekir Bey’le kutlu bir yolculuk

1964’lü yıllarda Niğde Çamardı ilçesinde görevliydim. Senelik iznimi İstanbul’a giderek merhum Av. Bekir Bey’i ziyaret etmek sûretiyle değerlendirmek istedim.

Yazıhanesi Çarşıkapı semtinde Kığılı Pasajı’ndaydı. Orada Mehmet Emin Birinci ve diğer fedakâr ağabeyler hummalı bir faaliyet ile Bekir Ağabey’e hasbeten lillah gece gündüz yardım ediyorlardı. Hazırlanan savunmaları temize çekmek, duruşma günlerini takip etmek, mazeret telgraflarını mahkemelere çekmek gibi daha nice işlerde yoğun ve yorucu bir tempo ile cansiperâne bir gayret sergiliyorlardı. Özveriyle çalışmanın örneğini veriyorlardı.

Bekir Bey o günlerde Konya’da tutuklanan çok sayıdaki Nur talebesini ve Risâle-i Nurları savunmak üzere yola çıkacaktı. Ben de kendisine refakat ettim. İstanbul otobüs terminalinde bilet alırken Bekir Ağabey, ismini Abdullah Âdemoğlu diye bildirdi.

Ben sebebini merak edip yüzüne baktığımda:

“Doğru değil mi kardeşim?” diye cevap verdi. Ben de:

“Elhak doğrudur ağabey” dedim.

Bütün ömrünce gerçek mânâda Abdullah (Allah’ın kulu) olduğunu ispat etti. O isme, Bekir ismi gibi lâyık ve müsemmâ oldu.

Merhum, aslında Hz. Peygamber Efendimizin “Benim ümmetim basiretli, ileri görüşlüdür. Bir delikten kendini bir yılana iki defa sokturmaz. Ona göre tedbirini alır, teyakkuzda olur” meâlindeki hadis-i şerifini uyguluyordu.

Zira zındıkaya hizmet eden şer kuvvetler, Bekir Bey’in lider çapında hak dâvâ adamı, gerçek bir mücahid olduğunu, kemal-i ihlâs ile ve hasbî olarak Kur’ân hakikatlerini cansiperâne savunup, ateistlerin tuzaklarını ferasetiyle bozduğunu çok iyi biliyorlardı. Bilmedikleri ise, İslâm güneşinin üflemekle söndürülemeyeceğiydi. Yılan ve akrebin cibilliyeti sokup zehirlemek olduğundan ihtiyatlı, tedbirli davranmak da elbette bir kutlu sünnet-i seniyyedir.

Otobüsle güzergâhtaki Emirdağ’a uğradık. Hz. Üstad’ın çok takdir ettiği Çalışkanlar hanedanından Mehmet Ağabey (merhum Ceylan’ın babası) bizi çok sıcak candan bir ilgi ile evinde misafir etti, ikramlara gark olduk. Maddî ve manevî ziyafet çekti. O geceyi, o kutlu hanesinde geçirdik. Kahvaltıdan sonra Merhum Mehmet Ağabey, elektrikli makine ile sakal tıraşı olacaktı. Benim makineyi alıp onu tıraş ettiğimi gören Bekir Ağabey memnun olarak bana: “Devam et kardeşim! Üstad’a hizmet edene hizmet, çok şereflidir. Rıza-i İlâhîye mazhar eder. Din ve dâvâ kardeşliğinin gereğidir’’ buyurdu.

Eskişehir’de bulunduğum sırada Mehmet Ağabey’in Eskişehir kabristanında medfun olduğunu öğrenmiştim. Onun ve yanında yatan eşinin kabirlerini her vesileyle defalarca ziyaret edip fatihalar okumak saadetine nâil oldum.

Merhumların kabirleri Şeyh Edebali Hazretlerinin makamı kabul edilen bakımlı ve ziyaretgâh olan türbelerinin komşusudur. Mehmet Ağabey’in yola yakın kabrinin mermer baş kitabesine kazınmış olan Üstadımızın şu vecizesi gelip geçenlerce ibretle okunmaktadır:

“Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.”

Eşinin kitabesini de Üstadımızın bir başka veciz sözü süslüyor:

“Cenâb-ı Allah, mekânlarını, kabirlerini pür nur ve Üstada komşu, cennet eylesin ve bizleri şefaatlerine nâil buyursun.

“Âmin.”

Abdullah BATTAL

04.09.2007


Sav köyü

Bin kalemle şevkle yazar Nurları.

Küfre karşı muhkem kurar surları.

Kur’ân hizmetinde bir destan gibi.

Yıkılmaz, sarsılmaz bir vatan gibi.

Davraz dağlarının eteğindedir.

Nur yolcularının yüreğindedir.

Fedakârdır hanımları, beyleri.

Bin kalemli Nurcu gibi köyleri.

Âl-i himmet insanlarla doludur.

Nurun müstakîm ve emin yoludur.

Büyük ruhlu küçük çocuklar burada,

İstikbalde huzur görürler nurda.

Tertemiz ruhları şunu hisseder:

Nurlara sarılan, cennete gider.

Hacı Hafız sahiblenmiş hizmeti.

Bu dâvâya verir bütün himmeti.

Sav’a nur hizmeti onunla gelir.

Kur’ân’a hizmetle mânen yücelir.

Taviz vermez, korku duymaz bir candır.

Zındıkaya karşı bir kahramandır.

Savlılar bahtiyar, kudsî hizmetten.

Hissedarlar, bu manevî şirketten.

Risâleler yazılır geceleri.

Uyumazlar, günlerce niceleri.

Hanımlar sabırla lambayı tutar.

Beyleri gayretle nurları yazar.

Daim nurun emrinde Mustafa Gül.

Nur bahçelerinde bir aşık bülbül.

Teşvik eder, sevgiyle kardeşleri.

Zulmeti kahreden bu güneşleri.

Sav Köyü âleme bir misâl olur.

Tutunacak, kırılmaz bir dal olur.

Abdülkadir MENEK

04.09.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri