Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 25 Eylül 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

"Sizin iradenizi elinizden alacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir topluluk olup çıktınız."

Sâffât Sûresi: 30

25.09.2007


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Et pişirdiğinizde suyunu fazla koyun. Çünkü bu daha çok komşuya yeter.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 401

25.09.2007


Ramazan’a riâyetsizlik musibeti getirir

Aziz, sıddık kardeşlerim,

Bugünlerde, Risâle-i Nur talebeleri hesabına gayet ehemmiyetli, endişeli bir suâl-i mânevî kalbime ihtar edildi. Sonra anladım ki, ekser Risâle-i Nur talebelerinin lisan-ı halleri bu suâli soruyor ve soracaklar. Birden bir cevap hatıra geldi; Feyzi’ye söyledim. Dedi: “Hiç olmazsa icmâlen kaydedilsin.”

Endişeli suâl: Bu âhirzaman fitnesinde açlık ehemmiyetli bir rol oynayacak. Onunla ehl-i dalâlet, biçare aç ehl-i imanı, derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup ya ikinci, üçüncü derecede bırakmaya çalışacak diye, rivayetlerden anlaşılıyor. Acaba, herşeyde, hattâ kaht azâbında ehl-i iman ve mâsumlar için bir vech-i rahmet ve kader-i İlâhî cihetinde adalet olduğu, bunda ne tarzda olur? Ve ehl-i iman, hususan Risâle-i Nur talebeleri bu musibete karşı iman ve âhiret hesabına ne cihetle istifade edip nasıl davranacaklar ve mukavemet edecekler?

Elcevap: Şu musibetin en ehemmiyetli sebebi, küfran-ı nimet ve şükürsüzlük ve nimet-i İlâhiyenin kıymetini takdir etmemeklikten gelen bir isyan olduğundan, Âdil-i Hakîm, nimetinin, hususan gıda kısmının, hususan hayat noktasında en büyük nimet olan ekmeğin hakikî lezzetini ve çok ehemmiyetli kıymetini ve nimetiyet noktasında fevkalâde derecesini göstermekle, hakikî şükre sevk etmek hikmetiyle, Ramazan gibi riyazet-i diniyeye riayet etmeyen şükürsüz insanlara bu musibeti verip, aynı hikmet için adalet etmiş.

Ehl-i iman, ehl-i hakikat, hususan Risâle-i Nur talebelerinin vazifesi, bu musibetli açlığı, Ramazan riyâzet-i diniyesinin tarzındaki açlık gibi vesile-i iltica ve nedâmet ve teslimât yapmaya çalışmaktır. Ve zaruret bahanesiyle dilenciliğe ve hırsızlığa ve anarşiliğe yol açmasına meydan vermemektir.

Ve aç fakirlere acımayan bir kısım zengin ve bazı ehl-i maaş dahi Risâle-i Nur’u dinleyip, bu mecburî açlık hissiyle açlara merhamete gelip, zekâtla yardımlarına koşmaktır.

Ve nefsini güzel yemeklerle şımartan, serkeş eden ve hevesat-ı rezile ve tuğyanlara sevk edip sarhoş eden gençler dahi, Risâle-i Nur’un irşadıyla, bu hadiseden merdane istifade ederek, fuhşiyat ve günahlardan ellerini bir derece çektiği ve nefislerinin zevklerini ve pisliklere karşı galeyanlarını kırdığı vesilesiyle tâate ve hayrata girip, o hadiseyi kendi aleyhlerinden çıkarıp, lehlerinde istimal etmektir.

Ve ehl-i ibâdet ve salâhat dahi, ekser insanların aç kaldığı bu zamanda ve çok karışmış ve haram ve helâl fark edilmeyecek bir tarzda gelmiş ve şüpheli mal hükmünde ve mânen müşterek olan erzâk-ı umumiyeden helâl olmak için miktar-ı zaruret derecesine kanaat ediyorum diye bu mecburî belâya bir riyâzet-i şer’iye nazarıyla bakmaktır. Kader-i İlâhiyeye karşı şekvâ ile değil, rızâ ile karşılamaktır.

Umum kardeşlerime, hususan musîbetzedelere çok selâm ve selâmetlerine duâ ediyorum.

Kastamonu Lâhikası, s. 104

Lügatçe:

Âdil-i Hakîm: Hikmetle ve adaletle iş görüp tasarruf eden.

riyazet-i diniye: Dinle ilgili riyazet, az gıda almak suretiyle nefsi terbiyeye çalışma.

derd-i maişet: Geçim derdi.

vech-i rahmet: Rahmet yönü.

vesile-i iltica: Sığınma vesilesi.

tuğyan: Azma, azgınlık.

şekvâ: Şikâyet.

25.09.2007


Dâvâ gölgesinde yaşlan ey yolcu!

Yolun sonunu görmüşsen eğer

Postu yola seremezsin ey yolcu

Bir bahar aşığı olmazsan eğer

Burda güller deremezsin ey yolcu

Bak güneş gurûb etmede artık

Son ışıklarını da seyret zamanın

Bağrını fanilik rüzgârına aç artık

Hüzünle son türkünü söyle ey yolcu

Gitmek için gelinir bu menzile

Bahar yaz ve güz derken kış gelir

Bir gün paydos diye basılır zile

Artık pılını pırtını topla ey yolcu

Kokusu olmaz güzün solan güllerin

Bülbüller susar artık bahçelerinde

Senden kalır geriye varsa eğer eserin

Her şey biter gözler yumulunca ey yolcu

Süslü yazılar olmasın mezar taşımda

Yalnız fatiha isteyen avuçlar yeter

Bir korku ve ümit olsun gözyaşımda

Yüce peygamber öyle demiş ey yolcu

Ömür boyu hayatı törpüler zaman

Rüzgârlar hep âlem-i bekadan eser

Kulağıma gelmekte mahşerdeki Ezan

Batışın ardında doğmak var ey yolcu

Ölüm hiçlik, yokluk, bir son değil

Her yol her köprü çıksa da mevt iline

Uzun asırlar boyu yaşamak değil

Bir dâvâ gölgesinde yaşlan ey yolcu

Hasan ŞEN

25.09.2007


BİR KISSA, BİN HİSSE

Hazreti Ömer ve Sa’d İbni Ebi Vakkas (ra), İran’a at satmaya gitmişlerdi. İran’a vardıkları zaman şehrin girişinde cirit oynayan bir kısım genç görüp seyre daldılar.

Bir ara yabancıların kendilerini seyretmekte olduğunun farkına varan gençlerden birisi yanlarına gelip “Bedeviler” gibi sözlerle hakaret ettikten sonra, satmak için getirdikleri ve üzerine bindikleri Arap atlarını ellerinden zorla aldılar.

Hazreti Ömer ve Sa’d ibni Ebi Vakkas (ra) da durumu İran Hükümdarına bildirdiler. Hükümdar gençlere öyle kızdı ki, derhal misafir kabul ettiği Hazreti Ömer ve Sa’d ibni Ebi Vakkas (ra)’a birer kese altın verdi ve atlarının da bulunacağını söyledi.

Ertesi gün Nuşirevan’ın, at hırsızı olduğu anlaşılan kendi oğlunu şehrin kapısına astırdığı haberi yayıldı.

Aradan zaman geçti, Hazreti Ömer Müslümanların Halifesi, Sa’d ibni Ebi Vakkas ise Mısır valisi oldu.

Mısır’a cami yapılacaktı. Bu amaçla bir Yahudi’nin yeri satın alınmak istendi. Yahudi satmak istemediği halde, parası verilerek cami inşaatına başlandı.

Yahudi de soluğu Medine’de aldı.

Medine’ye varınca Halife’yi sordu, Halifenin bahçede olduğunu söylediler. Gitti, bahçeyi buldu. Orada bir adam çalışıyordu. Yanına yaklaşıp:

“Ben Halife Ömer’le görüşmek istiyorum.” Dedi.

Karşısındaki:

“Derdini anlat! Ömer benim.” dedi.

Yahudi arsasına rızası olmadığı halde cami yapılmak istendiğini, bu amaçla evinin yıkıldığını, buna bir çare bulunmasını, evsiz olduğunu söyleyince Hazreti Ömer, öyle öfkelendi, öyle kızdı ki, eline kalemini aldı, bir kemiğin üzerine “Ben Nuşirevan’dan daha adilim!” diye yazıp Yahudi’nin eline verdi:

“Bunu götür, valiye ver.” dedi.

Mısır’a gelip kemiği Sa’d ibni Ebi Vakkas’a verince, vali çok korktu. Hemen Yahudi’nin cami için yıkılan evini eskisinden daha güzel bir şekilde tamir ettirdi ve Yahudi’ye teslim etti. Ardından Yahudi’nin mağduriyetine bedel olarak, bir miktar yardımda bulundu.

Süleyman KÖSMENE

25.09.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri