Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 16 Kasım 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Bir tür bombaya ayarlı siyaset/ler

Bilmem hatırlayan var mı; 1980’li yıllarda batı medyasında manşetten şu tür haberler eksik olmazdı: Islamic bomb (İslam bombası). Bugünlerde İran’a yönelik sürdürülen kampanyayı hatırlatan türden yapılan yayınlar o zaman Pakistan’a yönelik sürdürülüyordu. Pakistan’ın elinde atom bombası olduğu haberleri üzerine tüm dikkatler dünyanın en tehlikeli devleti haline getirilen Pakistan üzerine yoğunlaştırılmıştı. Her ne kadar ideolojik bomba İran’ın elindeyse de nükleer bomba Pakistan’da idi.

İran, İslam devrimi nedeniyle tüm kötülüklerin kaynağıydı ve Saddam özgür dünyanın kurtarıcı fedaisiydi. Pakistan ise, Afganistan’daki “kızıl işgal”e karşı desteklenirken aynı zamanda sahip olduğu düşünülen nükleer silah nedeniyle şer odağı haline getirilmişti. Ancak, Soğuk Savaş dönemi şartlarında Pakistan’a yönelik, nükleer doktrin çerçevesinde önleyici müdahale yapılamadığı düşünülebilir.

Müslüman bir ulusun nükleer çalışma yapmasına tahammül edilemeyeceği şeklinde özetlenebilecek bu kampanya aslında başka nükleer çalışmaları perdelemekte medyatik propaganda unsuru olarak kullanıldı. Aynı dönemde İsrail nükleer güç haline gelmiş ve dünyaya haber sızmamıştı (!) Hindistan’ın da nükleer silaha sahip olması Pakistan’ınki kadar gürültü koparmayacak, nitekim 2000’li yıllarda Amerika, nükleer anlaşmayı imzalamayan bu ülkeyle işbirliğine gidecekti.

Benzer senaryonun bugünlerde tekrarlanmadığını kimse iddia edemez. İran’ın muhtemel nükleer güç olması etrafında koparılan fırtınanın ardında Pakistan’ın başına benzer bir çorap örülmesin? Pakistan’la uğraşırken İsrail hem nükleer silah sahibi olarak Ortadogudaki güç dengesini radikal biçimde alt üst etmiş, kimsenin ruhu bile duymamış; üstelik nükleer dengenin oluşmaması için Irak’ın tesislerini bombalamıştı.

Pakistan konusuna tekrar dönecek olursak; elinde bulundurduğu nükleer silah ABD’den bağımsızlaşmasına değil daha bağımlı hale gelmesi sonucunu doğuruyor. Bu paradoksal denge çerçevesinde Pakistan’da yaşanan siyasal kriz anlamlandırılabilir ancak. Bu nasıl bir silahtır ki, ülkeyi daha güvenli ve bağımsız politikalar izleme imkanı vermek yerine daha da bağımlı hale getiriyor?!

Pakistan iç siyasetini ve uluslararası ilişkilerini nükleer güç faktörü olmadan analiz etmek mümkün olmadığına göre, yaşanmakta olan krizin bu açıdan anlamı üzerinde biraz durmak gerekir. İyimser yorumlara göre, Pakistan’daki batıcı askeri elit, ABD ile ilişkilerini hiçbir zaman koparmayacaktır. Bu nedenle Amerika nükleer silahların muhtemel bir İslamcı iktidarın eline geçmesi gibi bir endişesi olmayacaktır.

Müşerrefe verilen destek de bu çerçevede değerlendirilebilir. Siyasal iktidarını garantiye almanın bedelinin farkında olan Müşerref de ABD’ye istediği desteği sağlayarak Veziristan’dan Belücistan’a kadar olan bölgede el-Kaide ve Taliban’la mücadele adına Amerikalıların askeri operasyonlarına göz yummuş ya da onlar adına çatışmaya girme riskini kabul etmiştir.

Tam bu noktada ikinci senaryo devreye giriyor. Amerika aslında Veziristan’da el-Kaide ile savaşmıyor, Pakistan’ın bölünmesini derinleştirecek, hatta uzun vadede Balkanlaşmasını mümkün kılacak bir süreci işletmeye hazırlanıyor. Bu süreç, kaosa girmiş bir Pakistan’ın yine kendi desteği ile işbaşına getireceği generaller eliyle nükleer silahlarının elinden alınmasıyla sonuçlanacak. Eski bir istihbaratçı olan ve stratejik analizleriyle tanınan A.H.Amin, Afganistan’ın tıpkı İsrail’in Irak’ı vurması gibi Amerika’nın Pakistan’ın nükleer silahlarını elinden almak için askeri üs işlevi gördüğünü iddia ediyor.

Bu tür senaryolara bakılacak olursa yarınlara dair hiçbir umut ışığı yok demektir, tıpkı her gün bir yenisinin üretildiği Ortadoğu gibi. Ancak bu senaryoda dikkatten kaçmaması gereken iki temel husus var. İlki, nükleer silahlar Pakistan’ın elinde olduğu müddetçe iç siyaset de buna bağlı olarak şekillenecek ve Amerika bu silahları almak için her türlü tedbiri (!) almaktan çekinmeyecek.

İkinci husus, terörle mücadele adına kendi sınırlarına dahil Peştun bölgelerinde çatışmanın içine çekilen Pakistan ordusunun bu operasyonları ülkenin bölünmesine zemin hazırlamakta olduğu ihtimalidir. Kuruluşundan bu yana özel statüde kendi geleneksel hayat ve idare tarzlarını sürdüren bölgelere yapılanan ve aşiretlerin devletle karşı karşıya gelmesine neden olan ortam bu bölgelerin siyasal olarak kopmasıyla sonuçlanabilir. ABD Taliban’la mücadele adına bu bölgede uluslar arası bir boşluk oluşturmuş bulunuyor. Bunun vahim sonuçlarıyla önümüzdeki günlerde karşılaşırsak şaşmamak gerekir.

Pakistan konusunda birkaç yazıya yer ayırmamızın nedeni sadece Müslüman bir cografyada neler olup bittiğine dair ilgiden ibaret değil kuşkusuz. Türkiye’nin bu senaryolardan kendi payına neler düştüğünü hatırlatmaya bir katkısı olabilir. Mesela Pakistan’la İsrail’i barıştırmakla övünen hükümetin, Abbas’la Perez’i bir araya getirdiği günlerde Kuzey Irak tuzağına çekilmesinin maskeli baloyu hatırlatan bu dostluk gösterileriyle ilişkisini kurabilir miyiz?

Yeni Şafak, 15.11.2007

Akif EMRE

16.11.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  1994 yanlışını tekrarlamak

  Bir milleti aşağılamadan eleştiremez miyiz?

  Kadeh kaldırmak nereden geliyor?

  Evet, bazıları şarap içmez

  Bir tür bombaya ayarlı siyaset/ler


 Son Dakika Haberleri