Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 27 Kasım 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Eğitim

Ders çalışırken hem kendinizi hem de zamanı yönetin!

Kendinize başarılı olmayı telkin edin

Öğrenciler sürekli çevrelerindeki insanların beklentilerinden yakınırlar. Hissettikleri baskıdan söz ederler. Önemli olan kişinin kendisiyle ilgili beklentileridir. Sorumluluklardan kurtulmanın en kolay yolu bahaneler üretmek ve suçu başkasının üstüne atmaktır. Öğrenci, kendine sürekli başarısız olacağını telkin ettiğinde başarısız olma ihtimali de artar. Kişi öncelikle ne yapmak ve neyi yapmamak istediğini belirlemelidir. Gençlerin ders çalışmaya başlamadan önce kendilerine birkaç soru sormaları gerekir: ‘‘Bu konuları niçin çalışmalıyım? Ders çalışmanın bana faydaları nelerdir? Niçin ders çalışamıyorum? Benim ders çalışmamı engelleyen etkenler nelerdir? Hedeflerim nelerdir ve hedeflerime ulaşmak için ne yapmam gerekir?’’ Bu soruların bütün cevapları kişinin kendisindedir aslında. İnsanların yapmak istedikleri şeyler olduğu gibi yapmak zorunda oldukları şeyler de vardır. Çoğunlukla kişiyi başarıya götürenler yapmak zorunda olduklarıdır.

Zorluklar karşısında pes etmemeyi öğrenin

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düştü. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi. Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı. Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile...

Hedeflerinizi ortaya koyun

Başarıya ulaşmanın en önemli adımı; hedefleri belirlemektir. Ne olmak istediğinizi, ne yapmak istediğinizi, yapmak zorunda olduklarınızı düşünün ve hedeflerinizi belirleyin. Ders çalışmanın önündeki en önemli problem isteklendirme eksikliğidir. Motivasyonu artırmak için kendinizi tanımalısınız. Hedefleriniz farklı zamanlarda gerçekleşecektir. Öncelikle küçük hedeflerinizi gerçekleştirerek, daha büyük hedeflerinize yaklaşacaksınız. Yani her başarı, daha büyük başarılara ulaşmak için bir basamak olacaktır. Başkalarının sizi motive etmesini beklemek büyük zaman kaybı olur. Kendinizi olumlu düşünmeye sevk etmeli ve çalışmalarınızı yılmadan sürdürmelisiniz. Hedefleriniz kesinlikle olumsuzluk içermemelidir: ‘‘Sınavda başarısız olmamak için, azar işitmemek için, annemi üzmemek için…’’ türünden düşünceler motivasyonu yok eder. Her zaman pozitif düşünün.

Başarılı olmak için kararlılık gerekir

Dr. Charles C. Lever’’in “Başarı Yemini”: Daha fazlasını yapacağım. Ait olmaktan daha fazlasını yapacağım, katılacağım. İlgilenmekten daha fazlasını yapacağım, yardımcı olacağım.

İnanmaktan daha fazlasını yapacağım, anlayışlı olacağım. Düş kurmaktan daha fazlasını yapacağım, çalışacağım. Öğretmekten daha fazlasını yapacağım, ilham vereceğim. Kazanmaktan daha fazlasını yapacağım, kazandıracağım. Vermekten daha fazlasını yapacağım, hizmet edeceğim. Yaşamaktan daha fazlasını yapacağım, büyüyeceğim. Arkadaşlıktan daha fazlasını yapacağım, dost olacağım. Denemekten daha fazlasını yapacağım, başaracağım.

Çalışma programınız size özeldir

Kişisel gelişiminize zaman ayırın. Çünkü öğrendikleriniz sonraki dönemlerde de işinize yarayacaktır. Çevrenizdeki başarılı kişilerle konuşun, onların zorlukların üstesinden nasıl geldiklerini öğrenin. Kendinizi sevin, çalışma ortamınıza güzel sözler ve öyküler asın. Ders programı yaparken diğer faaliyetlere ve arkadaşlarınıza de zaman ayırın. Böylece onlarla saatlerce internette ya da telefonda konuşmak zorunda kalmazsınız. Kitap okuyun ve müzik dinlemeye özen gösterin. Size yaşama sevinci veren ve başarıya odaklanan şarkıları tercih edin. Önemli olan çok fazla çalışmak değil, planlı çalışmaktır. Sabahlara kadar ders çalışacağım diye sağlığınızı tehlikeye atmayın. Uykusuzluk ve yorgunluk okuldaki derslerinizi de olumsuz etkileyecektir. Herkesin alışkanlıkları, maddî, durumu, çalışma ortamı birbirinden farklıdır. Bu sebeple çalışma programının nasıl olacağını sadece siz belirleyebilirsiniz. Merak ettiklerinizi mustafaoguz1@gmail.com adresine iletebilirsiniz. Bütün öğrencilerimize başarılarla süslenmiş bir gelecek diliyoruz.

27.11.2007


Öğrencileri grup çalışmasına teşvik etmek için…

Sınıfta çocukların konuları kolay öğrenebilmesi için konunun içine çekilmesi, konuyla ilgili merak uyandırılması ve konuların eğlenceli hale getirilmesi gerekmektedir. Öğretmenin dersi anlattığı, öğrencinin de sadece dinlediği bir ortamda etkin öğrenme sağlanamamaktadır. Öğrenci arkadaşlarıyla tartışarak, hissederek daha kolay öğrenmekte ve öğrenilenler kalıcı olmaktadır. Burada öğretmenin etkisinin azaldığını düşünmemeliyiz. Aksine öğretmen öğrencileri takip ederek, onları yönlendirerek destekler. Ortaya konan konularla ilgili araştırma yapan öğrenci, öğrendikleriyle kendi bilgilerini karşılaştırır. Öğrendiklerini diğer öğrencilerin bilgileriyle geliştirir. Konuların tartışmaya ve fikir üretmeye açık olması her öğrencinin kendisini sürekli konunun içinde bulmasını sağlamaktadır.

• Grup çalışması öncesinde, öğrencilere çalışmanın amacı, hedefleri, kişi sayısı ve süresi ile ilgili bilgi vermek gerekir. Çocuklar, nasıl bir faaliyet yapıldığını bilmeden gruplara ayrıldıklarında tepki gösterebilir, gürültü çıkarabilir ya da öğretmeni dinlemeyebilirler.

• Öğrencilerin merak ettikleri konularla ilgili öğretmene soru sorması teşvik edilmelidir. Çünkü her soru konunun farklı ve faydalı boyutlarını ortaya çıkarabilir. Öğrenciler tek başına kazanmak yerine hep birlikte kazanmanın önemini kavrarlar. Yine daha önceki yazılarımızda üzerinde durduğumuz proje tabanlı öğrenme de iletişimin bütün yönleriyle ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Konuların ezberlenmesi değil, kalıcı olarak öğrenilmesi gerekmektedir. Grup çalışmaları bu anlamda çok önemlidir.

• Grup çalışmalarında öğrenciler başarı durumlarına göre gruplanmamalıdır. Yani en başarılı öğrenciler bir gruba, daha az başarılı olanlar diğer gruba gibi bir ayrım yapılmamalıdır. Sürekli kavga eden, anlaşamayan öğrencilerin aynı grupta bulunmamasında fayda vardır.

• Grupta farklı görevler varsa, öğrenciler bu görevlere seçimle ya da oy birliğiyle aralarından birini seçmelidirler. Öğretmen öğrencilerin seçimine sadece anlaşmazlık durumunda müdahale etmelidir. Görevlerin eşit dağıtılmasına dikkat edilmelidir. Meselâ bazı öğrencilere birkaç görev düşerken bazılarına hiç sorumluluk verilmemesi doğru olmaz.

• Öğrenciler faaliyetleri gerçekleştirdikten sonra öğretmenin bütün konuyu toparlaması gerekebilir. Yine faaliyet sırasında öğrencilerin eksik kaldıkları yerleri eğitimci tamamlar. Öğrencilerin grup içindeki arkadaşlarının görevlerine yardım etmesine izin verilmelidir. Her öğrencinin öğrenme ve anlama hızı farklı olduğundan bazı öğrenciler görevlerini çok kısa sürede bitirirken bazı öğrenciler yetiştiremeyebilmektedir. Bu durumda erken bitiren öğrenci, yetiştiremeyen öğrenciye yardım edebilir. Öğrenci faaliyet tamamladıktan sonra yapacak bir şey bulamayınca diğer öğrencileri rahatsız edebilir. Bu sebeple yardımlaşma çok gereklidir.

• Faaliyette farklı gruplar arasında iletişim de sağlanmalıdır. Öğrenciler hazırladıkları dosyalara diğer gruplardaki arkadaşlarının bilgilerinden de ekleyebilirler. Bu çalışma öğrencinin iletişim yeteneğini artırır ve grup çalışmalarını sevmesini sağlar.

• Çalışma sonunda eğitimci, öğrencilerin faaliyetlerden ne ölçüde yararlandığını test eder. Bunun farklı yöntemleri vardır. Eğitimci, her öğrenciden, faaliyette ne tür aksaklıklar gördüklerini, nerelerde yetersiz kaldıklarını ve neleri çok sevdiklerini yazılı ya da sözlü olarak anlatmalarını istemelidir.

Mutlu bir hafta geçirmeniz dileğiyle, sevgiyle kalın…

mustafaoguz1@gmail.com

Mustafa OĞUZ

27.11.2007


Buruk bir Öğretmenler Günü

Yine bir Öğretmenler Günü... Kimileri için gurur verici, kimileri içinse buruk bir gün… Bu yazımda ne öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğundan ve ne de öğretmen olmanın vatana millete faydalı insan yetiştirmenin öneminden bahsedeceğim. Bu yazımda kendimden, hayallerimden bahsedeceğim. Niye mi?

İlkokul sıralarından mı başlayayım, yoksa kendimi bilmeye başladığım, büyüyünce ne olacaksın diye sordukları zamandan mı? Bir çocuğun küçük dünyasındaki büyük hayali örnek aldığı, sevdiği, yüreğinde farklı bir yere koyduğu mükemmel öğretmeni gibi mükemmel bir öğretmen olmaktır. Ben de birçok çocuk gibi bu hayalle çıktım yola; bütün okul hayatımda başarılı bir yol çizmeye çalıştım. Odamda ders çalışırken sanki öğrencilerime anlatıyormuş gibi çalışırdım anlatmam gereken konuma.

Okulda teneffüslere çıkmasam da yerim belliydi benim; öğretmen sandalyesine oturmuş boş sıralara bakıp bir gün ben de öğretmen olabilecek miyim? Ben de öğretmen olarak bu sandalyede oturabilecek miyim? Öğrencilerim olacak mı, diye hayaller kurardım. Beş dakikalık teneffüslerim öğretmen masasında kurduğum hayallerimdi benim.

Rabbim çok merhametli, çok kerim ki, hiç umudum yokken, başaramadım, olmadı derken, eğitim fakültesini nasip etti. Dört yıl boyunca mezun olacağım, diplomamı alıp atamamın olup, öğrencilerime kavuşacağım kendi ayaklarımın üzerinde duracağım, altın bileziğimi takacağım günün hayaliyle yaşadım.

Benim de öğretmen olunca ilk maaşımla alacaklarım, yapacaklarım başlıklı bir listem oldu. Çoğu insan yazmıştır bu listeyi, ama ilk maaşını alınca hangi maddesini yerine getirmiştir acaba? 2004’de -Elhamdülillah – eğitim fakültesinden mezun olduğum halde, ben de o maddelerin hiçbirini yerine getiremedim. Çünkü ben hâlâ öğretmen olabilme hayaliyle yaşıyorum. ÖSS karın ağrısı yetmiyormuş gibi, 4 yıl boyunca maddî ve manevî sıkıntılar içinde gurbette okuduğum, çabaladığım, kafa yorduğum bir yana, KPSS saçması yakaladı beni ve benim gibi olanları!

Yıl 2007; bir Öğretmenler Günü ve ben hâlâ öğretmen olma hayaliyle yaşıyorum. Çevrelerine ilim yaymak ve gençlerimizi eğitmek için öğretmenlik eğitimini tamamlayan binlerce öğretmen adayı öğretmenlik aşkıyla yanıp tutuşuyor. Anadolu’nun en ücra köşelerine razı olurken 180 bin öğretmen açığı MEB kılını bile kımıldatmıyor. Türkiye’nin birçok yerinde öğrenciler öğretmen beklerken öğretmenlerde atanmayı bekliyor. Bu kadar değerli ve önemli olan eğitime, bütçede ayrılan paysa çok komik. Devlet kendi bütçesini fazlalaştırayım diye; ne yapsam da bu öğretmenlerin maaşından kessem; ya da ne kadar az parayla çok öğretmen çalıştırsam gibi bir politika izlemekten çekinmiyor. Bu duruma ücretli sözleşmeli öğretmen çalıştırmakla ya da hiç atamamakla çözüm üretiyor. Oysa o kadar çözüm yolu var ki…

100 bine aşkın emeklilik yaşı geçen, verimsizleşen, artık çocuklara iyi bir eğitim sunamayan yıllanmış öğretmenlerimiz var. Öğretmenlikle uzaktan yakından alâkası olmayan mühendislerimizin biz eğitim fakültesi mezunlarından daha iyi eğitim verdiği düşüncesindeki devletimiz bu konuyu sorun olarak bile görmüyor. Yine birleştirilmiş sınıflardaki eğitimden 50-60 kişiden oluşan sınıflarda verilen eğitimden MEB o kadar memnun ki, bu sayıyı azaltma gibi bir gayreti bile yok. Okullar yapılsa derslikler fazla olsa, öğretmen ihtiyacı daha da fazlalaşsa hem biz öğretmen olabilsek ve hem de az mevcutlu sınıflarda daha kaliteli eğitim verilse olmaz mı?

Bilim adamı yetiştiriyoruz diyen bölümlerin, parayla okunan 2. öğretimlerin sayılarına ya da puanlarına çeki düzen verilse de mezunların sayısında yığılma olmasa, böylece fen edebiyat fakültesi mezunlarını da öğretmen yapma gayretine girilmese… Bize pratik çözümler lâzım değil mi? Meselâ hiç de adil olmayan çeşitli öğretmen alım rakamları belirleyip ve bizlerinde bu rakamlara girebilmek için en az 90 almaya çalışmak daha pratik olsa gerek!

Biz, öğretmen olabilmek için yola çıktık. 4 yıl eğitim fakültesinde pedagojik formasyon aldık, hâlâ bize eğitim bilimleri sorarak, genel kültür genel yetenek adı altında cımbızla seçilmiş sorular sorarak neyin dönüşü-münü almaya çalışıyorlar. Lütfen yeter artık, binlerce öğretmen adayı olarak bizim de öğrencilerimiz tarafından Öğretmenler Günümüz kutlansın istiyoruz! Mutlu, umutlu, huzurlu bir 24 Kasım istiyoruz!

Rabia DÖNMEZ

27.11.2007


Eğitim çalışanları serbest zamanlarını nasıl değerlendiriyor?

Eğitimciler Birliği Sendikası’nın (Eğitim-Bir-Sen), eğitim sayfamıza gönderdiği, eğitim çalışanları ile ilgili araştırmaya göre; çalışanlar arasında serbest zamanlarında kitap okuyanların oranı % 45 iken, kitap okumadığını bildirenler % 55’lik bir oranı oluşturmaktadır. Çalışanların % 46’sı çalışma ve dinlenme odalarından memnun olduklarını belirtirken % 54’ü memnun olmadığını bildirmiştir. Serbest zamanlarında spor yapanların oranı % 34, sinema/tiyatroya gittiğini belirtenlerin oranı % 12’de kaldı. Ankete katılanların % 35’i sivil toplum kuruluşlarının (sendika, dernek vb.) çalışmalarına katıldığını belirtirken, % 65’i bu tür faaliyetlere katılmadığını söylemiştir. Bayan çalışanların sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine katılım eğilimleri, bay çalışanlara göre daha düşüktür.

• Öğretmenlerin yüzde 78’i bilimsel gelişmeleri takip edemiyor

Türk Eğitim-Sen tarafından açıklanan araştırma raporuna göre; öğretmenlerin yüzde 78’si bilimsel gelişmeleri takip edememektedir. Bunun sebebi olarak ise ekonomik durumu göstermektedirler. Ankete katılanların yüzde 75,2’si ekonomik sebeplerden dolayı bilimsel gelişmeleri takip edemediğini belirtirken, yüzde 10,9’u zamanının kısıtlı olduğunu ifade etmiş, yüzde 3,6’sı yeterli yayın olmadığını belirtmiş, yüzde 10,2’si de diğer seçeneğini işaretlemiştir. Öğretmenlerin yüzde 72,7’si öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğunu dile getirmesine karşın çocuğunun öğretmen olmasını istemezken, yüzde 27,2’si çocuğunun öğretmen olmasını istemektedir. “Çocuğunuzun niçin öğretmen olmasını istemezsiniz?” sorusuna; ankete katılan öğretmenlerin, yüzde 26,9’u öğretmenlik mesleğinin itibarı kalmadı derken, yüzde 13,3’ü öğretmenlerin gelir düzeyi düşük, yüzde 5’i öğretmenlerin (sözleşmeli, ücretli v.b.) iş garantisi yok, yüzde 4’ü öğretmenlerin çalışma şartları ağır, yüzde 50,7’si ise hepsi cevabını vermişlerdir.

27.11.2007


Bilgi sonsuza dek cehaleti yönetecektir

Sadece bir iyi vardır, bilgi ve sadece bir kötü vardır, cehalet (Sokrates). Dünya artık emek-yoğun, malzeme yoğun, enerji-yoğun değildir; bilgi yoğun olmaktadır (Peter Drucker). Sadece şimdiyi değil, aynı zamanda gelecekteki gelişmeleri de açık bir şekilde öngörebilen bir kimse bilgiye sahiptir (Terence). Genel bir kural olarak, hayattaki en başarılı insan, en iyi bilgiye sahip olandır (Benjamin Disraeli). İçinde yaşadığımız yeniçağda, zenginlik bilginin ürünüdür. Bilgi, ekonominin başlıca hammaddesi ve en önemli ürünü haline gelmiş bulunuyor. Günümüzde zenginlik üretmek için gerek duyulan sermaye varlıkları arazi, bedensel emek, imalat ve fabrikalar değildir. Bunların yerini bilgi almış durumdadır (Thomas A.Stewart). Bütün sahip olduğumuz bilginin tecrübe ile başladığına şüphe yoktur (Immanuel Kant). Büyük şeyleri başarmak için bilgi ve cesaret gereklidir (Gracian). Gerçek mutluluk mal ve mülke sahip olmak ile değil, akıl ve erdeme sahip olmak ile mümkündür (Aristo).

27.11.2007


Arkadaşlığın böylesi

Çocuk, okuldan bir gözü şiş olarak dönünce, annesi telâşlandı: ‘‘Oğlum ne oldu gözüne? Düştün mü yoksa?’’ ‘‘Hayır düşmedim. Arkadaşım Orhan’la dövüştük. Ben de yarın onun gözünü şişireceğim!’’ Annesi yatıştırmaya çalıştı: ‘‘Sakın ha! Dövüşmek iyi bir şey değil. Ben sana yarın pasta çörek vereyim. Arkadaşına da ver, barışın. Güzel güzel oynayın olmaz mı?’’ ‘‘Olur, anneciğim, barışırız.’’ Ertesi gün, çocuk öteki gözü de şişmiş olarak döndü. Annesi merakla sordu: ‘‘Yine ne oldu?’’ Çocuk: ‘‘Arkadaşım yaptı, daha çok pasta, çörek istiyor!’’

27.11.2007


Olur ya unutursam

Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldı. “Eski gazeteniz var mı, bayan?” Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim, ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi. “İçeri girin de size kakao yapayım” dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri.

Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken, ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işleri yapmaya koyuldum. Oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti. Bir an kafamı uzattım içeriye küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu. Erkek çocuğu bana döndü ve “Bayan, siz zengin misiniz?” diye sordu.”Zengin mi? Yo hayır!” diye cevaplarken çocuğu, gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı.

Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve “Sizin fincanlarınız ve fincan tabaklarınız takım” dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi, ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım. Sıcacıktı patatesler. Başımızı sokacak evimiz vardı. Bir eşim vardı ve eşimin de bir işi, bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri halının üzerindeydi hâlâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur ya; unutuveririm ne denli zengin olduğumu...

Siz sakın unutmayın ne kadar zengin olduğunuzu.

27.11.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri