Geçtiğimiz günlerde ÖNDER bursuyla Viyana Üniversitelerinde okuyan üç başörtülü öğrenci daha yüksek lisans diplomalarını törenle aldılar. Hatice Kalfaoğlu Hatipoğlu, Konya Anadolu İmam Hatip Lisesini birincilikle bitirdikten sonra Selçuk Üniversitesinde Mimarlık Bölümüne başladı. Burada üç ay öğrenimin ardından gittiği Viyana'da yoğun bir eğitim hayatından sonra 4,5 senede yüksek lisanslı mezun oldu. Dünya çapında ünlü bir mimarlık bürosu olan "Coop Himmelb(l)au"da staj yaptı. İstanbul Haliç'te sanat ve komünikasyon için bir Kültür Merkezini işlediği tezinde farklı kültürleri bir arada yaşatan Osmanlı barışına atıfta bulundu.
MİMARLIK VE SİYASET BİLİMİ
Bursa Nilüfer İmam Hatip Lisesi mezunu Sare Çelik de Beykent Üniversitesinde başladığı Mimarlık eğitimini Viyana Teknik Üniversitesinde yüksek lisanslı olarak tamamladı. Osmanlı hamamları üzerine hazırladığı tezi, şimdiden birçok hocasının referans kaynağı olmuş durumda. Ankara Sincan İmam Hatip Lisesi mezunu Arzu Karabulut ise önce Konya Selçuk, sonra İstanbul Bilgi Üniversitesine kaydoldu ve ardından Viyana'da Siyaset Biliminde yüksek lisanslı olarak mezun oldu. Karabulut, doktorasını AB üye ve aday ülkelerinin kültürel ilişkileri ve Türkiye'nin
durumu üzerine yapacak.
Gurbette mezuniyet coşkusu
Geçtiğimiz günlerde ÖNDER bursuyla Viyana Üniversitelerinde okuyan üç başörtülü kız öğrenci daha yüksek lisans diplomalarını törenle aldılar. Törenlere Wonder (World ÖNDER) başkanı Yusuf Kara ve eşi Nadire Kara, Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Prof. Dr. Davut Dursun, aileleri ve arkadaşları katıldı.
Mezun olan başörtülü öğrencilerden, Hatice Kalfaoğlu Hatipoğlu, Konya Anadolu İmam Hatip Lisesini birincilikle bitirdikten sonra Selçuk Üniversitesinde Mimarlık Bölümüne başladı. Burada 3 ay öğrenim görerek Önder bursuyla Viyana´ya gitti. Yoğun bir eğitim hayatından sonra 4,5 senede yüksek lisanslı mezun oldu. Dünya çapında ünlü bir mimarlık bürosu olan “Coop Himmelb(l)au”da staj yaptı. Bunun yanı sıra çeşitli bürolardaki deneyimleri sayesinde Avrupa mimarisini daha yakından tanıdı. Yaz dönemlerinde ise bu eğitimi Anadolu mimarisiyle sentezleyebilmek için Türkiye’de farklı bürolarda tecrübeleri oldu.
Hatipoğlu’nun tez konusu İstanbul’da (Haliç’te) san'at ve komünikasyon için bir Kültür Merkezi. Farklı düşüncedeki insanları bir araya getirebilecek ortak paydaların projenin işlevselliğini oluşturmasıyla elde ettiği bir tasarım. Tezinde tarihte Osmanlı çatısı altında farklı din ve kültürdeki insanların bir arada yaşayabildiklerine ve Osmanlı Barışı'na atıfta bulunan Hatipoğlu, proje amaçlarından birisini de tarihteki canlılığını, kültür alış verişini Haliç’e yeniden kazandırarak, halkın suyla ve birbiriyle ilişkisini güçlendirmek olarak niteliyor.
Bursa Nilüfer İmam Hatip Lisesi mezunu olan bir başka başörtülü öğrenci Sare Çelik de ÖNDER bursuyla Beykent Üniversitesinde başladığı Mimarlık eğitimini Viyana Teknik Üniversitesinde yüksek lisanslı olarak tamamladı. Mezuniyet töreni Hatice Kalfaoğlu Hatipoğlu ile birlikte oldu. Çelik, tez sınavında Mimarlık Teorisi Bölümünden Sigrid Hauser adında profesörün şu sözlerini unutamamış: “Ben de hamamları üzerine bir çalışma hazırlıyorum ve Türk Hamamları hakkında İngilizce ve Almanca dilinde yeterli kaynak bulamadım. Senin tezini cep kitabı haline getirdim ve rehber kaynak olarak kullanıyorum, çok güzel bir çalışma olmuş.”
Yine tez çalışmasında Sare Çelik’e yardımcı olan Prof. Erich Lehner ve Prof. Sigrid Hauser Türkiye’ye gelmek ve özellikle Bursa ve İstanbul’daki hamamları görmek istiyorlar ve ortak proje gerçekleştirmek istiyorlar. Türkiye’deki bir tarihî hamamın restorasyonu veya yeni bir Türk hamamı inşası onu meslekî açıdan çok mutlu edecek.
Ankara Sincan İmam Hatip Lisesi mezunu olan Arzu Karabulut ise, üniversite macerasına ilk olarak Konya’da başladı. Selçuk Üniversitesi Matematik bölümündeki eğitimine başörtüsü sorunu sebebiyle son veren Arzu Karabulut, daha sonra tekrar üniversite sınavlarına girip, İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası ilişkiler bölümünü ÖNDER burslu olarak kazandı. Oradaki eğitimine devam ederken, Türkiye’deki başörtüsü sorununun her geçen gün daha büyük bir sorun haline gelmesi, onu da birçok arkadaşı gibi yurt dışında eğitim almaya sevk etti. Viyana Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünü bitiren Arzu Karabulut master eğitimini de “İslâmî Toplumlarda Antisemitizm” konulu teziyle sonlandırdı. Şimdi ise yine Viyana Üniversitesinde doktora eğitimine devam eden Arzu Karabulut, “Kültür, Kültürler arası çatışma-etkileşim/Avrupa Birliği üye ve aday ülkelerinin kültürel ilişkileri ve bu bağlamda Türkiye'nin AB'ye adaylığı” konuları üzerinde yoğunlaşacak. Doktora çalışması Avrupa ülkeleri eksenli olduğundan, Doğu Avrupa ülkelerinin yanı sıra Kuzey Avrupa ülkelerini de, bizzat orada bulunarak, araştırmak istiyor. Bu sebeple Erasmus değişim programı ile Limerick Üniversitesinde araştırmalarına devam edecek. Arzu Karabulut, duygularını da şu şekilde ifade ediyor: “Ülkemde olamamak, ülkemin bende olmaması anlamına gelmez. Çünkü bir ülkenin kapısını açan anahtar, içinizde ona duyduğunuz sevgidir. Şimdilik, içimdeki bu anahtarla, diğer kapıların ardındaki evlerde misafirim...”
AİHM KARARI HATALI, AMA ÖNEMLİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) başörtüsü ile ilgili verdiği son kararı değerlendiren Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER) Başkan Yardımcısı Avukat Fatma Benli, bu kararın hatalı ama önemli gelişmeler içerdiğini belirtti. Av. Benli, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Gazetelere “AİHM’den yine türban reddi” olarak yansıyan karar, yeni bir karar olmamanın ötesinde, AİHM’in önceki kararlarına göre önemli bir gelişme içermektedir. Zira AİHM, Leyla Şahin kararı sonrası, başörtülü oldukları için üniversite eğitimi alamayan veya devlet memurluğundan çıkartılan kadınların başvurularını çok daha ağır usûlsüzlükler bulunmasına rağmen ekli listelerle reddetmişti. Hatta 2006 yılında, kanser tedavisi sürdüğü dönemde sağlık kurulu raporu olan 18 senelik bir öğretmenin dahi yasadaki savunma hakları kullandırılmadan çıkartılmasını dahi dikkate almayacak kadar ideolojik davranmıştı. Şu an AİHM’in daha önce reddettiği dosyalarda da bulunan bir usûlsüzlüğü adil yargılanma hakkının ihlâli olduğuna karar vermesi, bu sebeple önemli bir gelişmedir. Karar AİHM’in hatalı tutumundan kısmî de olsa geri adım attığını gösterme açısından önem taşımaktadır. Yargılama giderlerine hükmedilmemesinden de olumsuz sonuç çıkartılması doğru değildir. Sadece sözleşmenin ihlâl edildiğini tesbit önemli bir yaptırım olup, iç hukukta tekrar yargılama yapılmasını gerektirmektedir. Bu nedenle mahkemenin başvurucuyu haklı bulduğu dâvâlarda dahi yargılama giderleri ve avukatlık ücreti talebini reddettigi pek çok dâvâ kararı mevcuttur. Elbette ki AİHM kararındaki gelişme önemli olmakla beraber yeterli değildir. Mahkeme, gerek Şahin kararında, gerekse reddettiği memur dâvâlarında, ‘kadınların din özgürlüğü ve ayrımcılık yasağının ihlâl’ edilmediğini söylemektedir. İddiasını somut bir sebebe dayandırmadığı için de bütün dünyada eleştirilmektedir. Söz konusu kararda da öğretmenlerin 2001 yılından önce başörtülü çalışırken bu durumun devletin tarafsızlığını olumsuz etkilemediği gerçeği göz ardı etmeye devam ettiği için yorumu hukukî değildir. Bu yönüyle eleştirilmesi gereken kararı, başörtüsü konusunda gündemi olumsuz etkileyecek yeni bir gelişme olarak değerlendirmek hatalıdır. Sonuçta karar AİHM’in başörtülü memurlara ilişkin görüşü yeni olmadığı gibi, aksine zamanla hatalardan dönülebileceğini gösterme açısından önemlidir. Nasıl ‘Dünya dönüyor’ dediği için Galileo’yu cezalandıran yargıçlar dünyanın dönmesini durduramamışlarsa, AİHM yargıçlarının başörtülü kadınların maruz bırakıldıkları ayrımcılıkla ilgili olumsuz bakış açısı da eninde sonunda değişecektir. Zira yargıçların söylemleri hakların başörtüsü gerekçesiyle kısıtlanamayacağı gerçeğini değiştirmemektedir.
AİHM, NE KARAR VERMİŞTİ?
Son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), türbanla derse girdikleri için görevden alınan iki Türk öğretmenin açtığı dâvâyı geçtiğimiz gün karara bağlamıştı. Mahkeme, Danıştay’da görülen dâvâda usûl hatası olduğuna hükmetti. AİHM, derste türban takmak isteyen öğretmenleri haksız buldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başörtülü öğretmenlik yaptıkları için işlerine son verilen Fatma Karaduman ve Sevil Tandoğan’ın yaptığı başvuruyu karara bağlamış ve başörtüsü yasağı sebebiyle din ve inanç özgürlükleri ihlâl edildiğine dair iddiayı reddetmişti. Oybirliğiyle alınan kararda daha önce alınan Leyla Şahin kararına gönderme yapıldı. Bu gönderme türban konusunda AİHM’in içtihatının oturduğu yorumlarına sebep oldu. Mahkeme Leyla Şahin kararında, başvurucunun laik bir ülkede olduğunu bilmesine rağmen okulda başörtüsü takmak istemesinin haksız olduğunu vurgulamıştı. Karaduman ve Tandoğan’ın başvuru yaptığı diğer konu ise adil yargılanmadıkları iddiasıydı. Mahkeme Danıştay Başsavcısı’nın mütalâasının kendilerine geç ulaştırılmasının adil yargılanma hakkını ihlâl ettiğine karar verdi. Mahkeme başvurucuların manevî tazminat olarak 400 bin euro ve mahkeme masrafları için 20 bin euro talebini de reddetti.
|