20 Ekim 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Lahika

Âyet-i Kerime Meâli

Size Benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim Benim gösterdiğim yola uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur; onlar mahzun da olmayacaklardır.

Bakara Sûresi: 38

20.10.2009


Kâinatta hayır ve güzellik esastır

Hem istikra-i tâmme ve tecrübe-i umumî gösteriyor, netice veriyor ki: Şer, kubh, çirkinlik, bâtıl, fenalık, hilkat-i kâinatta cüz’îdir. Maksut değil, tebeîdir ve dolayısıyladır. Yani, meselâ çirkinlik, çirkinlik için kâinata girmemiş; belki güzelliğin bir hakikati çok hakikatlere inkılâp etmek için, çirkinlik bir vâhid-i kıyasî olarak hilkate girmiş. Şer, hattâ şeytan dahi, beşerin hadsiz terakkiyatına müsabaka ile vesile olmak için beşere musallat edilmiş. Bunlar gibi, cüz’î şerler, çirkinlikler, küllî güzelliklere, hayırlara vesile olmak için kâinatta halk edilmiş.

İşte, kâinatta hakikî maksat ve netice-i hilkat, istikra-i tâmme ile ispat ediyor ki, hayır ve hüsün ve tekemmül esastır ve hakikî maksut onlardır. Elbette beşer, bu kadar zulmî küfriyatlarıyla zemin yüzünü mülevves ve perişan ettikleri halde, cezasını görmeden ve kâinattaki maksud-u hakikîye mazhar olmadan dünyayı bırakıp ademe kaçamayacak, belki Cehennem hapsine girecek.

Hem istikrâ-i tâmme ile ve fenlerin tahkikatıyla sabit olmuş ki, mahlûkat içinde en mükerrem, en ehemmiyetli beşerdir. Çünkü beşer, hilkat-i kâinattaki zahirî esbab ve neticelerinin mabeynindeki basamakları ve teselsül eden illetlerin ve sebeplerin münasebetlerini aklıyla keşfedip san’at-ı İlâhiyeyi ve muntazam hikmeti icadat-ı Rabbaniyenin taklidini sanatçığıyla yapmak ve ef’âl-i İlâhiyeyi anlamak için ve san’at-ı İlâhiyeyi bilmek ve cüz’î ilmiyle ve sanatlarıyla anlamak için bir mizan, bir mikyas kendi cüz’î ihtiyarıyla işlediği maddelerle, Halık-ı Zülcelâlin küllî, muhît ef’âl ve sıfatlarını bilerek kâinatın en eşref, en ekrem mahlûku beşer olduğunu ispat ediyor.

Hem İslâmiyetin kâinata ve beşere ait hakikatlerinin şehadetiyle mükerrem beşer içinde en eşref ve en âlâsı, ehl-i hak ve hakikat olan ehl-i İslâmiyet, hem istikrâ-i tâmme ile, tarihlerin şehadetiyle, en mükerrem beşer içindeki en müşerref olan ehl-i hakkın içinde dahi bin mu’cizâtı ve çok yüksek ahlâkının ve İslâmiyet ve Kur’ân hakikatlerinin şehadetiyle en efdal, en yüksek olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dır.

Madem bu yarı bürhanın üç hakikati böyle haber veriyor. Acaba hiç mümkün müdür ki, nev-i beşer, şekavetiyle bu kadar fenlerin şehadetini cerh edip, bu istikrâ-i tâmmeyi kırıp, meşiet-i İlâhiyeye ve kâinatı içine alan hikmet-i ezeliyeye karşı temerrüd edip, şimdiye kadar ekseriyetle yaptığı gibi, o zâlimane vahşetinde ve mütemerridâne küfründe ve dehşetli tahribatında devam edebilsin? Ve İslâmiyet aleyhinde bu halin devam etmesi hiç mümkün müdür?

Hutbe-i Şamiye, s. 44-46

LÛGATÇE:

istikra-i tâmme: Umumi araştırmalar neticesinde verilen karar. (fel. Tümevarım.)

tecrübe-i umumî: genel tecrübe.

kubh: çirkinlik.

hilkat-i kâinat: kâinatın yaratılışı.

vâhid-i kıyasî: ölçü birimi.

hüsün: güzellik.

tekemmül: Olgunlaşma, kemâle doğru gitme.

zulmî: Zulümle ilgili, zulme ait.

küfriyat: İnkâr cinsinden sözler.

mülevves: Kirletmek, bulaştırmak.

maksud-u hakikîye: Asıl istenen şey.

adem: yokluk.

tahkikat: Araştırmalar. Hakikati ve doğruyu öğrenmek için yapılan incelemeler.

mükerrem: Hürmet ve tazim olunan. İkrâm olunmuş.

mabeyn: Ara, arasında.

teselsül: zincirleme.

illet: sebep.

icadat-ı Rabbaniye: Rabbani icatlar, yaratmalar.

ef’âl-i İlâhiye: İlâhî fiiller.

muhît: İhâta eden, herşeyi kuşatan ve herşeyi içerisine alan; etraf, çevre.

şekavet: Sıkıntıda kalmak, mutsuzluk, bir kimsenin iç dünyasının kötü ve çirkin hâle gelmesi.

meşiet-i İlâhiye: Cenâb-ı Hakk`ın bilgisi, arzusu, isteği ve iradesi altında olan.

20.10.2009


Bir mesajınız var...

Yaşadığımız, öğrendiğimiz herşeyde Yüceler Yücesi Rabbimizin mesajları vardır. Âdeta bizlerle o mesajlarla konuşur.

Nasıl mı?

Bir ölümle yüzyüzesin işte, kutuna bir mesaj indi, haydi oku:

‘’Ey insan! Fani âlemden bâkî âleme gideceksin. Kulluk sınırları içerisinde bir hayat sürmelisin. Bu karanlık, dar ve soğuk mekâna gireceksin unutma. Ona göre hazırla azığını!’’

Demek ölüm unutuluyor. Öyle ya, nimetler sayılamayacak kadar çok. Gaflet edildiğinde, şaşırtıcı ve saptırıcı çok şey var.

İşte ölümle bir denge unsuru kuruluyor. Bir kabrin başında duâ ederken düşünürüz, gözlerimiz dolar, ürpeririz.

“Bu toğrağın altına ben de gireceğim. Nasıl yatacağım burada?’’ deriz.

Öyleyse ölümü sıkça hatırlayalım. Rabbimiz kabrimizi geniş ve aydınlık eylesin inşaallah.

***

İşte hastalandın, uzuvlarından birinde ağrı var, canın acıyor. Eğer aklına gelirse ‘’Ya Şâfî, ente’ş Şâf okursun.

“Ya Rab, hamdolsun, bu da Senden bir sınav’’ diye duâ edersin.

Bir mesajın var: ‘’Anlarız ki organlarımız ne kadar kıymetli ve sağlık ne büyük nimettir. Sağlığının şükrünü edâ et. Hastalıklara sabredip isyan etmemek ibadettir. Şikâyet etmeyip hamd ile karşıladın hastalığı, Rabbimiz sana şifasını ihsan etti.’’

“Sabredenlerin mükâfatları hesapsız verilecektir.’’ (Zümer10)

***

Bir gün bir kabahat işledin, o an için huzursuz oldu. ‘’Nasıl hareket etmeliydim acaba?’’ diye düşünürken bir iyilik kapısı tezahür ediyor, şaşırıp seviniyorsun.

İşte bir mesaj daha geldi:

“Rabbin yaptığın yanlışı silmek istiyor ve sana vesileler kılıyor. Hadi bir iyilik yap ve bu günahı bir daha işleme.’’

Bak müjdeler de var aşikâr:

“Sizden kim cahillikle bir kabahat (günah) işler de sonra peşinden tevbe eder kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Araf 153 / Nahl Sûresi 119 / En’am 54)

“Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu öğüt almak isteyenler için bir öğüttür.” (Hud 114)

“Bir kötülük işlediğinde peşinden hemen bir iyilik yap ki, o kötülüğü silsin.” (Hadisi Şerif / Tirmizî)

***

Bir rüyaya dalıyorsun fecrin doğuşunda. İbretler, dersler ve mesajlarla dolu. İlkin idrak edemezsin “Bu da ne?” dersin. Belki unutmaya çalışırsın önemsemeyip, belki korkar, belki de “Ne güzel rüyaydı” dersin. Bir hadisi şerifte Resûlümüz (asm) şöyle buyuruyor: “Allah bir kulu hakkında hayır dilerse, rüyasında hatâ ve kusurlarından dolayı onu îkaz eder.” (Câmiü’sSağir, Hadis No: 219)

Yine “Salih bir kişi tarafından görülen rüya, peygamberliğin 46 parçasından bir parçadır” ve “Ey İnsanlar! Peygamberliğin belirtilerinden yalnız güzel rüya kaldı. O rüyayı Müslüman kişi görür veya onun için başkası tarafından görülür” (İbn Hacer, ElAlaskani, Fethü’lBari, Şerhu Sahihi’lBuhari, Kitabü’lTa’bir)

Kutuya bir mesaj daha düşer: “Allah seni uyarıyor. Her güzel amelinde sana ecrini, her kötü amelinde cezanı gösteriyor. Sınavınla karşı karşıyasın. Uyarıya uyup güzel amel işlersen kazanırsın, uymazsan olacaklara hazırlan..”

Sonunda rüyan gerçekleşir. Ya kazanmışsındır ya da kaybetmişsindir. Ama bilirsin ki daha önce mesaj alınmıştı.

***

Bir kötü haslet yerleşti kalbine, adı kibir. Hep bunun farkına varıp duâ ettin, kibirden Rabbine sığındın. Meselâ sana verilen yazma kabiliyetiyle yazıyorsun sana verilen emanetleri. O da ne, beynin durdu, kaleminde güç bitti, yazamıyorsun, cümleler adeta dondu. Yazıyor olma sevincin kursağında kaldı. Hani yazıyordun? Hani Allah rızası içindi? Demek ki değilmiş.

İşte cevap, oku mesajı: “Öncelikle, sende olan herşeyin senden olmadığını, Rabbinden olduğunu unutma. O vermeseydi hiçbir şeyin olamayacaktı. Kendinden sanıp övündün, kibirlendin. Ama işte yazamıyorsun, ne kadar çabalasan, didinip dursan da bir şey yapamazsın. Kibrini yendikçe anlarsın ki sen bir hiçsin. Övünmek sana değil, Rabbine mahsustur. Ve herşey Onu anlatmalı, O’nun rızası için olmalı. Şimdi anlıyorsun ve artık yazabilirsin.’’

Bir mesaj daha algılanmış oldu.

***

Ne o, bir sıkıntı, bir çıkmazın içinde misin? Ne yapsan, kimi arasan, kimden yardım istesen... Düşün...

Her musibet kahır değildir unutma. Bir dostun aradı bak. Sıkıntını paylaştı. Rahatladın, öyle değil mi? Bir çıkar yol gösterildi.

Kutunda bir mesaj var:

‘’Rabbin seni seviyor ve sıkıntını hafifletmek, hayırda olman için sevdiği bir kulunu sana vesile kılıyor, sana gönderiyor. Bak şu müjdelere:

‘Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun’ (Tevbe 119)

‘Allahu Teâlâ bir kuluna hayır murad ederse, onu sevdiği bir kuluna tanıtır. Allah bir kuluna hayır murad ederse, onun içinden kendisine iyilikleri emreden, kötülüklerden sakındıran bir vaiz ve bir uyarıcı kılar.’” (Tahricu ehadisi’lihya ile birlikte 3/11: Acluni, 1/78: KenzülUmmal, h. No: 30762)

***

Öyle olaylar görür ve yaşarsın ki, her biri ayrı bir konuda seni eğitir ve Allah sana mesaj verir.

Allahu Teâlâ bu olayları yaşatarak seni bir öğretmen gibi eğitiyor. Yaşayarak öğrenmek okuyarak öğrenmekten daha önemli ve tesirlidir, kalıcıdır. Maddeten ve mânen bizden alt seviyede olanların hallerini görmemiz, şükretmemiz gerektiğinin mesajını verir. Bizden üstte olanlara bakarak daha nice nimet ve bağışın olduğunu görürüz. Bunları yaşatarak seni eğitir, başkalarına da yardımcı olmanı ister. Allahu Teâlâ seni kullarına vesile kılar. Doğru ve yanlışlarla yaşayarak öğreniriz. Önemli olan doğruları öğrenip yanlıştan uzak kalmak ve insanlara yardımcı olmaktır.

Kutunda bir mesajın var:

“Yaşa. Unutmamak için, yardımcı olabilmek için ve rızai İlâhî için. Yaşayarak öğren ve ibret al.’’

“Göklerin ve yerin yaratılışında gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.’’ (Âli İmran190)

Hadi sen de payına düşeni al ve yaşa.

“Sizi bir çamurdan yaratan sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O’dur. Bir de O’nun katında muayyen bir ecel (Kıyamet günü) vardır. Siz hâlâ şüphe ediyorsunuz.” (En’am 2)

“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?” (En’am 32)

“Hâlâ Allah’a tevbe edip O’ndan bağışlanmayı dilemeyecekler mi? Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Maide 74)

“Hâlâ Kur’ân üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, onda bir çok tutarsızlık bulurlardı.” (Nisa 82)

“De ki: Ne dersiniz: Eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder, kalplerinizi de mühürlerse bunları size Allah’tan başka hangi ilâh geri verebilir? Bak, delilleri nasıl açıklıyoruz. Onlar hâlâ yüz çeviriyorlar.” (En’am 46)

Âyetlerdeki ve hayattaki mesajları anlayabilmemiz duasıyla..

ARZU KONAN

20.10.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.