31 Mart 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR Mobil İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Basından Seçmeler

‘Kürt Said’in faşist düşmanları

YILLAR önce bir konferansta yaptığım bir konuşmada Bediüzzaman Said Nursi’nin fikirlerine de değinmiştim. Anlattıklarımdan pek hoşlanmadığı anlaşılan bir dinleyici, soru-cevap kısmında söz aldı ve hışımla sordu:

“O adamın gerçek adının Said-i Kürdi, yani ‘Kürt Said’ olduğunu niçin söylemediniz?”

Bu “Kürt Said” lafını öyle bir bastıra bastıra, hatta iğrene iğrene söylemişti ki... Sanki “katil” veya “hırsız” gibi kirli bir sıfattan söz ediyordu.

“Vallahi Kürt Said demedim, ama isterseniz derim” dedim. “Çünkü benim gözümde Kürt olmak ve öyle anılmak ne bir suç, ne de bir kabahat.”

Bu olayı geçen hafta yeniden hatırladım. Çünkü Güneş gazetesinde köşe yazarlığı yapan bir zat, yine bu “Kürt Said” lafından yola çıkarak Bediüzzaman hakkındaki bildik ulusalcı sakızları yeniden çiğnedi. Onun, “hayatının bir bölümünde açık açık Kürtçülük yaptığını; Kürdistan isimli bir devletin kurulması için çalışanların arasında yer aldığını” ileri sürdü. Yalan-yanlış bir takım alıntılarla da iddiasını ispatlamaya girişti.

Önce meselenin aslına bir bakalım. Bu konudaki objektif bir kaynak, Chicago Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Bölümü öğretim üyesi Dr. Hakan Özoğlu’nun, “Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği” başlığıyla Türkçe’ye de çevrilen, İngilizce orjinali ise State University of New York tarafından basılan kitabı.

Özoğlu, Osmanlı’nın son yıllarında gelişen Kürt hareketinin illa “ayrılıkçı” olmadığını, buradaki çoğu ismin Osmanlı dairesi içinde kültürel gelişme ve kısmi bir otonomi istediğini, Bediüzzaman’ın da bu çizgide olduğunu anlatıyor. (...)

Özoğlu şöyle diyor:

“Said, hiç bir zaman ayrılıkçılar ile hareket etmedi ve en fazla otonomi taraftarı oldu... Bunu da İslam ümmetinin birliği fikrine ya da Osmanlı’ya karşı bir tutum olarak görmedi.”

Zaten aynı Said, I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Osmanlı safında Ruslar’la savaşıp esir düşmüş, yurda dönünce Milli Mücadele’yi desteklemiş, nitekim bu sebeple de Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara’ya davet edilmişti. 1925’teki Şeyh Said isyanına karşı çıktı. Hayatının kalan kısmını da “ iman hizmeti”ne adadı.

Peki gerçek buysa o zaman niçin ulusalcı/faşist zihinler, Said Nursi’yi “bölücülük”le suçlamaya istekliler?

Bir sebep, dini hareketlere karşı duydukları nefret. Diğeri ise resmi ideolojinin 80 yıllık beyin yıkaması sonucunda “Kürt” ve hele de “Kürdistan” kavramlarına karşı geliştirdikleri alerji.

Oysa bu kavramlar Osmanlı’da ne yasak, ne sakıncalı, ne de “bölücü” idi. Bugün “Fırat’ın doğusu” dediğimiz yerlere o zamanlar resmen “bilad-ı ekrad” (Kürt beldeleri) denirdi. “Kürdistan” tabiri de yine aynı bölgeyi tarif etmek için kullanılırdı. Hatta Tanzimat devrinde idari bir birim olarak “Kürdistan eyaleti” bile kurulmuştu.

Anormal olan, yüzyıllardır var olan bu tabii realitelerin Tek Parti Cumhuriyeti tarafından yasaklanarak silinmek istenmesidir. Ama siz anormal olanı normal zannederseniz, son derece normal şeyler karşısında zıvanadan çıkmaya başlarsınız.

Sonra da “adı Said-i Kürdi’ymiş, vay bölücü!” diyerek Bediüzzaman’a köpürürsünüz.

Veya “Kürtçe şarkı söyleyecekmiş, vay hain!” diye Ahmet Kaya’ya saldırırsınız.

Allah’tan memleket sadece böyle bağnaz ırkçıların eline kalmış değil. Öyle olsa, çoktan bölünmüştü.

Mustafa Akyol Star, 29.3.2010

31.03.2010


Said Nursî ve demokrasi

PAZAR günü, Said Nursi’nin 50. Ölüm Yıldönümü Sempozyumu’na katıldım. Özgürlüklere duyarlı, farklı kimliklere saygılı insanlarla karşılaştım. Bediüzzaman’ın öğretisi, onları, demokratik ilkeleri samimiyetle benimsemeye sevk etmişti. İslâm tarihinden kıssalar, hadisler, Said Nursi’nin yorumuyla birleşmişti:

Benim kavmimin efendisi, onun hizmetkârıdır.

Benim için hürriyet, ekmek kadar önemlidir.

Din siyasete alet edilemez; edilirse din yozlaşır.

Hz. Muhammed, zorlayan değil, tebliğ eden olmuştur.

Kölesi Zeyd’i azat etmiştir.

Hz. Muhammed halife tayin etmemiş, ehil ve liyakatlı olanın seçilmesini istemiştir. Nur cemaati, demokrasi düşüncesiyle bütünleşmiş; bununla beraber, cumhuriyetin dine karşı tavır almasını ve farklılıkları gözetmeden Türk milliyetçiliği üzerine oturmasını eleştiriyorlar.

(...)

***

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra, Said Nursi’nin mezarı açılıp, naşı bilinmeyen bir yere nakledildi. Devlet, eserleri ve düşünceleriyle konuşan ve zamanına göre çok ileri fikirler ortaya atan bu kişiden yaşarken korkmuş, onu cezaevine göndermiş, sürgüne yollamıştı. Öldüğünde de, rahat bırakmadılar. Kabrinin bir ermiş türbesine dönüşmesinden endişe duydular. Mezarını yok ettiler ama, düşüncelerinin yaşamasını engelleyemediler.

Nazlı Ilıcak / Sabah, 30.3.2010

31.03.2010

 
Sayfa Başı  Geri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu

Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim oktay usta yemek tarifleri Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl