Mektubat - page 487

göstermek isterler. Yani, kâinat kitab-ı kebirini ve mev-
cudatın muhtelif mektubatını ânenfeânen tazelendirmek,
yani yeniden yeniye manidar yazmak, yani bir tek sahi-
fede ayrı ayrı binler mektubatı yazmak ve her bir mektu-
bu zat-ı Mukaddes ve Müsemma-i Akdes’in nazar-ı şuhu-
duna izhar etmekle beraber, bütün zîşuurun nazar-ı mü-
talâasına göstermek ve okutturmak iktiza ederler. Bu ha-
kikate işaret eden şu hakikatli şiire bak:
Kitab-ıâleminyaprakları,enva-ınâma’dut,
Hurufilekelimatıdahiefrad-ınâmahdut.
yazılmışdestgâh-ıLevh-iMahfuz-ihakikatte,
Mücessemlâfz-ımanidardırâlemdehermevcut.
(1)
(2)
o
?p
FBÉ°n
Sn
Q n
?r
«n
dp
G '
¤r
Yn
’r
G p
Ón
``n
Ÿr
G n
øp
e@Én
¡s
fp
Én
a p
äÉn
æp
FBÉn
µ`r
dG n
Qƒo
£o
°S r
?s
en
Én
J
beŞİNCİ ReMİZ
İki nüktedir.
Birinci Nükte:
Madem Cenab-ı Hak var; her şey var.
Madem Cenab-ı Vacibü’l-Vücud’a intisap var; her şey
için bütün eşya var. Çünkü, Vacibü’l-Vücud’a nispetle
her bir mevcut, bütün mevcudata, vahdet sırrıyla bir irti-
bat peyda eder. demek, Vacibü’l-Vücud’a intisabını bi-
len veya intisabı bilinen her bir mevcut, sırr-ı vahdetle,
Vacibü’l-Vücud’a mensup bütün mevcudatla münasebet-
tar olur. demek her bir şey, o intisap noktasında hadsiz
envar-ı vücuda mazhar olabilir; firaklar, zevaller, o nok-
tada yoktur. Bir an-ı seyyale yaşamak, hadsiz envar-ı vü-
cuda medardır.
izhar:
gösterme, belirtme.
kâinat:
bütün âlemler, varlıklar.
kelimat:
kelimeler, sözler.
kitab-ı âlem:
âlem kitabı.
kitab-ı kebir:
büyük kitap, kâ-
inat.
lâfz-ı manidar:
anlamlı söz, keli-
me.
manidar:
anlamlı.
mazhar:
kavuşma, nail olma,
erişme.
medar:
sebep, vesile, kaynak.
mektubat:
mektuplar; Allah’ın
kendini kullarına tanıtmak ve
sevdirmek için yarattığı sanat
eserleri.
Mele-i Âlâ:
en yüsek heyet, top-
luluk; melekler âlemi.
mensup:
bağlı.
mevcudat:
varlıklar.
mevcut:
var olan, varlık.
muhtelif:
çeşitli, farklı.
mücessem:
cisimleşmiş, maddî
yapıda olan.
münasebettar:
ilgili, bağlantılı.
Müsemma-i akdes:
en kudsî
isimlerle isimlenmiş, en kudsî
isimlerin sahibi olan Allah.
nazar-ı mütalâa:
inceleyerek
bakmak.
nazar-ı şuhut:
şahitlerin, tanıkla-
rın görüş ve düşünceleri.
nispet:
bağlılık, bağ.
nükte:
herkesin anlayamadığı in-
ce mana, ancak dikkat edildiğin-
de anlaşılan ince söz ve mana.
remiz:
işaret.
sahife:
sayfa.
sırr-ı vahdet:
birlik sırrı.
Vacibü’l-Vücud:
varlığı zarurî ve
zatî olan; varlığı başkasının varlı-
ğına bağlı değil, kendinden olup
ezelî ve ebedî olan Allah.
vahdet:
birlik.
Zat-ı Mukaddes:
her türlü nok-
san sıfatlardan uzak ve temiz
olan Allah.
zeval:
sona erme, yok olma.
zîşuur:
şuur sahibi.
âlem:
kâinat, cihan.
ânenfeânen:
devamlı.
an-ı seyyale:
bir anda akıp
giden zaman dilimi.
Cenab-ı Vacibü’l-Vücud:
var-
lığı zarurî ve zatî olan; varlığı
başkasının varlığına bağlı de-
ğil, kendinden olup ezelî ve
ebedî olan yüce Allah.
destgâh-ı Levh-i Mahfuz-i
hakikat
: her şeyin bütün de-
taylarıyla ve hakikatleriyle
yazılı olduğu kader levhasının
tezgâhı.
efrad-ı nâmahdut:
sayısız
fertler.
envar-ı vücut:
varlığın nurla-
rı.
enva-ı nâma’dut:
sayılması
mümkün olmayan türler, sa-
yısız çeşitler.
firak:
ayrılık, ayrılma.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hakikat:
gerçek, doğru.
huruf:
harfler.
iktiza etme:
gerektirme.
intisap:
mensup olma, bağ-
lanma.
irtibat peyda etmek:
bağlan-
tı kurmak.
1.
İstanbul’daki Dârülfünun’un müdürlüğünü yapan Hoca Tahsin’e [asıl adı Hasan Tahsin] (1811-
1881) ait bir şiir. (Aslı ile bazı kelime farklılıkları olabilir. Bkz. Muhakemat, s. 182.)
2.
Kâinatın satırlarını dikkatle oku. Zira onlar, sana Mele-i Âlâdan gönderilen birer mektuptur.
Mektubat | 487 |
Y
irmi
d
ördÜncÜ
m
ekTup
1...,477,478,479,480,481,482,483,484,485,486 488,489,490,491,492,493,494,495,496,497,...1086
Powered by FlippingBook