Tabiinden Bir Alim
Asıl adı Numan bin Sabit olan İmam-ı Azam Ebû Hanife (ra), hicretin 80. yılında (M.699) Kûfe’de dünyaya geldi. Daha doğmadan evvel Hazret-i Ali’nin (ra) duasına mazhar oldu. Küçük yaştan itibaren kendisini ulema arasında bulan Ebû Hanife (ra), Enes bin Malik (ra) gibi önemli sahabeler ile görüşme imkânı buldu. Tabiindendi.
Gençliğinde ilimle beraber bir süre ticaretle de uğraştı; ancak daha sonra kendisini tamamen ilme verdi. Dört bine yakın âlimden hadis dinledi.
Fıkıh ilminde Hz. Ali, Hz. Ömer ve Abdullah ibn-i Mes’ud’un re’y ve içtihad metotlarından etkilendi ve bu kol üzerine fıkıh sistemini kurdu.
Hocası Hammad bin Süleyman’dan (ra) 28 yıl ders aldı. Hocası vefat ettiğinde artık fıkıh ilminde ehliyet ve içtihat sahibi olduğundan talebe arkadaşlarının ve halkın ısrarı üzerine, kırk yaşlarında, ders halkasının başına geçti.
Ders Halkası Doldu Taştı
İmam-ı Azam’ın (ra) ders halkası bir fıkıh akademisi gibi çalıştı. Irak, Horasan, Harezm, Türkistan, İran, Yemen ve muhtelif bölgelerden gelenlerle ders halkası doldu. Karşılıklı soru-cevap tarzında ders işlerler; derslerinde en müşkül mes’elelere bile İslâm’ın temel kaynaklarından çözümler bulurlardı. Ders halkasında beş yüz bini aşkın mes’ele üzerinde çözümler üretildiği rivayet edilir. Talebeleri arasından pek çok İslâm hukukçusu yetişti. Bunların en meşhurlarından İmam-ı Ebû Yusuf, İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Züfer, fıkhın tedvin ve tasnifi için büyük gayret sarf ettiler.
İmam-ı Azam, aynı zamanda Tefsir, Hadis, Kelâm ve diğer İslâmî ilimler bakımından da zirvedeydi. Münazara yoluyla sapık fırkalarla mücadele etti. Mu’tezilîler, Haricîler, Kaderîler, Şiîler ve İnkârcılarla birçok münazaralara katıldı ve mağlûp etti.
Bediüzzaman Hazretlerinin (ra), Sahabelerden ve Mehdî’den sonra en efdal dört imam arasında saydığı İmam-ı Azam1, vakarı, tevazuu, takvası ve ilmi ile temayüz etmişti.
Yalancılar Kadı Olamaz!
Hediye kabul etmezdi. Bir gün Halife Mansur’un kendisine on bin dirhem hediye göndereceğini söylediler; bunu istemedi.
Halife Mansur kendisini baş kadılığa tayin etmek istedi ve ısrarcı oldu. Ancak Ebû Hanife başkadılığın siyasî bir makam olduğu ve bunun ilmî çalışmalara engel olacağı endişesiyle kabul etmedi. Halife kendisine niçin baş kadılığı kabul etmediğini sorduğunda ise: “Ben başkadılığa salahiyetli değilim! Senin de bu vazifeyi bana vermen doğru olmaz!” dedi. Halife tekrar: “Neden?” diye sordu.
İmam-ı Azam (ra): “Eğer doğru bir adam isem bu vazife bana yaramaz! Eğer yalancı isem, yalancılar kadı olamaz!” dedi.2
Ancak Halife Mansur ısrarlıydı. İmam-ı Azam’ın nüfuzunun siyasî olduğunu zannetmiş, bunu kırmak için pasif bir göreve çekmek istemişti. Ancak Büyük İmam bu görevi reddedince zor kullandı. Halife, hiçbir zorlamayla yılmayan ve hiçbir dünyevî makamı kabul etmeyen İmam-ı Azam’’ı, ne yazık ki, ömrünü verdiği o ilim merkezinden ayırdı, hapse attırdı. Hapiste zehirlendiği de rivayet edilir.
Nihayet sağlığı bozulunca hapisten çıkardı; ancak Büyük İmam artık fazla yaşamadı ve fıkıh ilminin çalışmalarını talebelerine emanet ederek, yetmiş yaşında vefat etti.
Şimdi; bin yılı aşkın süredir İslâm fıkhına yaptığı hizmet ile onun adı dillerden, gönüllerden ve dualardan düşmezken; ona zulmedenler kabirde azap çekiyorlar!
Rahmetullâhi Aleyh! Âmin.
Dipnotlar:
1- Bedîüzzaman, Mektûbât, s. 271.
2- Gazâlî, İhyâ, c. 1, s.74