Tüm Öğretim Üyeleri Derneği eski Başkanı ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu, üniversite öğretim üyeleri ve yardımcıları açlık sınırının altında yaşarken rektörlerin astronomik maaşlar aldıklarını, döner sermaye aracılığıyla ihya olduklarını, villalarda oturup lüks arabalara bindiklerini belirterek, “Bunlar devleti kurtarmaya çalışıyorlar şimdi. Devlet kurtulursa kendilerinin de kurtulacaklarına inanıyorlar. Tekrar atanırız diye umuyorlar” dedi.
Tüm Öğretim Üyeleri Derneği eski Başkanı ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu, Rektörlerin çok astronomik paralar aldığını belirterek “Rektör oldunuz mu villalarda kalıyorsunuz, lüks arabalara biniyorsunuz… Bunlar devleti kurtarmaya çalışıyorlar şimdi. Bunlar açısından devlet kurtulursa kendilerinin de kurutulacaklarına inanıyorlar. ‘Tekrar atanırız’ diye umuyorlar” dedi. Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu, Yeni Asya’nın sorularını cevaplardırdı.
*14 Nisan’daki mitinge rektörlerin destek vermesi normal mi?
Hayır. Kurumsal anlamda rektör sıfatlarıyla katılmaları uygun değildir. Düzenlenen mitinge, gösteriye bireysel erkleriyle katılabilirler. Ama rektörlerin katılması demek o üniversitenin de katılması anlamına geliyor ülkemizde. Çünkü rektörler üniversitelerin tek hakimi, egemeni. Onlar katılıyorsa bunun Türkçesi “ey öğrenciler ve öğretim üyeleri siz de katılacaksınız” demektir.
*Şahsım adına katılıyorum demesinin de inandırıcılığı yok o halde?
Geçerliliği yok. Kamuoyunda açıklayarak, üniversitede yüksek sesle söyleyerek “katılıyorum” demesi “kendim katılıyorum” anlamına gelmez. “Üniversitem adına katılıyorum” anlamına gelir. YÖK açıklamasında “Başbakanın temsil zafiyeti var” denildi. Asıl temsil zaafiyeti onu açıklayan rektörlerin kendilerinde var. Yüzde 15 oyla rektör atanmış. İşte temsil zafiyeti... Oturup kendilerine bakmaları gerekiyor öncelikle.
*Üniversitelerde mitinge katılmak için otobüs kiralandığı, derslerin iptal edildiği belirtiliyor. Bunlar suç teşkil etmiyor mu?
Tabi suç bunlar. Disiplin yönetmeliğine bakarsanız öğrencileri boykota, yürüyüşe, mitinge teşvik etmek kamu görevinden çıkarma cezası gerektirir. Bu kanıtlandığı takdirde rektörlerin resmen işten atılması gerekiyor, suç işlemiş oluyorlar. Tabi bu uygulama geçmiş dönemdeki kişilere göre ayarlandığından rektörler kendiliklerinden bu çukura düşmüş oluyor. “Ben katılacağım demek” teşviktir bu sistem içerisinde.
*Üniversitelerin başka sorunları yok mu?
Olmaz olur mu. Üniversitelerin kıyamet gibi sorun var. En başta geleni ekonomik sorun. Üniversite öğretim üyeleri ve yardımcıları açlık sınırının altında yaşıyorlar. Rektörlerin görevi bunu düzeltmektir en başta. Üniversite giriş sorunları var, kontenjan sorunları var…
*Rektörlerin geçim sorunu var mı?
Onların yok. Çünkü çok astronomik para alıyorlar. Hele üniversitede tıp fakültesi varsa korkunç bir parasal gelirleri var.
*Döner sermayeden mi?
Evet döner sermaye aracılığıyla. İhya oluyorlar rektörler, yardımcıları… Rektör oldunuz mu villalarda kalıyorsunuz, lüks arabalara biniyorsunuz…
*Nedir dertleri o zaman?
Bunlar devleti kurtarmaya çalışıyorlar şimdi. Bunlar açısından devlet kurtulursa kendilerinin de kurutulacaklarına inanıyorlar. “Tekrar atanırız” diye umuyorlar.
*Kendi şahsi menfaatleri ön planda yani?
Tabi. Tamamen kendi menfaatleri...
*Mitinge katılım olur mu?
Ben dedikleri kadar olacağını sanmıyorum. Ne kadar söylerse söylesinler üniversite içerisinden fazla katılım olacağını tahmin etmiyorum.
*Görevdeki bir öğretim üyesi mitinge katılmayacağını, karşı olduğunu açıklarsa herhangi bir soruşturmaya tabi tutulur mu?
Normalde tutulmaması gerekiyor. Ama bunun bir sürü cezalandırma yöntemleri var. O yöntemlere muhatap olabilir.
*Bu tamamen rektörün inisiyatifinde mi?
Tamamen rektörün. İstediğini atar, sürer. Düşünebiliyor musunuz? Bakanın bile sürgün yetkisi yok. Ama rektör kalkar seni Ankara’dan Kars’a gönderir.
*Bu yetkiler olunca rektörler de ona göre seçiliyor?
Tabi ki. Herkes tırsmış vaziyette maalesef. Bu tabi üniversite öğretim üyelerinin ayıbı, tırsmamalılar.
*Bu şekildeki bir sistemde nasıl bir eğitim kalitesi ortaya çıkar?
Üniversitede zaten eğitimi düşünen yok ki. Rektörler eğitimi düşünseler o kadar kolay basit yollarla alınacak önlemler var ki. En azından öğretim üyeleri dağılımı dengesiz. Öncelikle bunu çözmeliler. Bir bölümde 30 tane profesör var başka yerde bir tane bile yok. Bu arkadaşlarımızda toplumu, kamuyu düşünme diye bir şey yok. Bunlar kendilerini düşünüyorlar. Kendilerini düşünmeleri için devlet iktidarının devam etmesi lazım. Yeni Cumhurbaşkanı ile derin devlet iktidarı çöker korkusu ile bunlar “aman bu statü devam etsin” derdinde…
*Devlet iktidarı derken derin devleti mi kastediyorsunuz?
Öyle tabi o anlama geliyor.
kemalbenek@gmail.com
|