Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 13 Haziran 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Şuurumuzu kaybediyoruz

Asansörün çağrı düğmesine basıp bekliyorum. Yorgun geçmiş bir günün ardından, bu kısa süreli bekleyiş dahi sinirlendiriyor beni. Derken, gözüm asansör kapısına takıldı. Ve karşımda ilginç bir not, öylece duruyordu: “Biz racon kesmeyiz, kafa keseriz…”

Sitedeki çocuklardan birinin yazdığı kesin. Zira yazı şeklinden tahmin edebiliyorum bunu. Ancak bir türlü kimin böylesi korkunç bir düşünceyi asansör kapısına kazıyacağını çıkaramıyorum. Ne yapsam, ne etsem; bir türlü bir profil aklımda belirmiyor. Çünkü öyle birisini tanımıyorum. Kaldı ki, Polat Alemdar’a özenerek, sarf ettiği sözlere benzer sözü, hem de bu kadar tüyleri diken diken eden bir sözü kim yazabilirdi ki? Soru bir yana; her kim yazmışsa, ciddî anlamda içim sızladı kendisi için. Küçük çocukların izlediği filmler ve bu filmlerden arta kalan “medar-ı iftihar(!)” sözler…

Kim ne derse desin, Kurtlar Vadisi adlı dizi gençler arasında ciddî anlamda duygu ve düşünce bağlamında tehlikeli boyutta yıkım yaptı. Söyler misiniz; ölümün, öldürmenin bu kadar masum ve rahat gösterildiği başka bir dizi var mı acaba? Üstelik yüzlerce adamı öldüren bir kişi, filmin sonunda hangi kamu vicdanına dayanılarak aklanabiliyor? “Türkiye’nin gerçeği” denilerek lanse edilen ve izlenen her sahne, farkında olalım veya olmayalım, aslında bilinçaltımıza yerleşerek bilincimizi, hak arama tavrımızı tarumar etti.

Gerçekten son zamanlarda toplumsal hayatta ilginç şeyler olmaya başladı. Ve çok ciddî bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu tehlike de şiddete eğilimin gittikçe artmasıdır. Meselâ bir genç, liseli aşkı için gözünü kırpmadan cinayet işleyebiliyor. Bir anlamda, usûlünce “racon” kesiyor. Sözde aşk-sevda adı altında ölmeyi-öldürmeyi konu edinen haberler çarşaf çarşaf yer almaya başladı gazetelerde.

Bu tablo karşısında hayret etmekten kendimi alamıyorum. Zira aşk denilen ulvî duygunun bu kadar ucuzladığını görmek, henüz 17-18 yaşlarındaki gençlerin hayatlarına mal olacak kadar cellâtlaşmasına şâhit olmak beni ürkütüyor. Geçenlerde okul veli toplantısına gitmiştim. Öğretmen hayret ve şaşkınlıkla anlatıyordu: “Nöbetçi olduğum katta iki öğrenci kavga ediyordu. Kızlar saç başa girmişti. Gittim, kızları ayırdım. Sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Meğerse kızlardan birinin sevdiği erkeği, diğeri de seviyormuş. Bunun için kavga etmişler”… Öğretmen anlatırken, hâlâ şaşkınlık üzerindeydi. Acı acı güldüm. Bir an geçmişe uzandım. Lisede iken kendi durumumuzu düşündüm. O dönemki gençler, özellikle kızlar için birini beğeniyor olmak, en büyük sırdı. Bırakın böyle uluorta kavga etmeyi; bir arkadaşa söylerken bile bin türlü yeminler ettirilir, ondan sonra anlatılır, bir başkası duymasın diye duâlar edilirdi. Şimdi bakıyorum da toplumda gitgide duygu ve düşünceler yozlaşmaya başladı. Suç işleme yaşı 14-15 yaşlarında olan çocukların seviyesine indi neredeyse. Şiddet, Kurtlar Vadisi tarzı dizi yahut filmlerden evlerimizin içine girmiş.

Hayır, her ne kadar tetikleyici rol üstlense dahi, bu durumu sadece Kurtlar Vadisi’yle de açıklayamayız. Nitekim son günlerde dehşet dolu haberlere bakın: Sevgilisine acımasızca annesi, babası ve ablasını öldürtüyor bir kız. Bir ara arabasını çaldıkları bir adamı diri diri toprağa gömen bazı insanlar… Şaka olsun diye, henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen, kardeşini şakağından vuran bir çocuk… Okullarda dalga dalga büyüyen şiddet olayları da cabası…

Evet, 1980’li yıllarda yaşananlar için çoğu şahitler “Aklımızı yitirmiştik” deseler de, bugün sadece aklımızı değil, şuurumuzu da kaybetme noktasına geldik. Gencecik ruhlar bozulmaya yüz tutmuş. Bir anlamda; toplumsal şuurumuzla birlikte, yarınlarımız kayıp gidiyor. Peki ne oldu da bu hâle geldik? Yoksa Bediüzzaman’ın, “Halbuki din terbiyesi olmasa, Müslümanlarda istibdad-ı mutlak ve rüşvet-i mutlakadan başka çare olamaz. Çünkü, nasıl bir Müslüman, şimdiye kadar hakikî Yahudi ve Nasranî olmaz, belki dinsiz olur; bütün bütün bozulur. Öyle de, bir Müslüman Bolşevik olamaz. Belki anarşist olur, daha istibdad-ı mutlaktan başka idare edilmez” (14. Şuâ) şeklinde ifade ettiği uyarı mı dikkate alınmadı? Öyle ya, insanların maneviyatı tahrip edilirse, kâinat boşluk kabul eder mi? Elbette etmez; bu boşluğu da Kurtlar Vadisi gibi dizi/filmlerin verdiği mesajlar doldurur. Aksini diyen varsa, işte meydan…

Saadet BAYRİ

13.06.2006


Babanın, ergenin dünyasındaki duruşu

Ergenlik dönemi oldukça hızlı gelişen bir evredir. Bu evrede ergen olmak kadar ergenin ebeveynleri için de zorlu bir dönemeç başlar. Esneklik, dayanıklılık, sabır, güven, alçakgönüllülük gibi bir çok özelliğin teste tabi tutulduğu zorlu bir evredir. Anne ve baba ebeveyn olarak iki kutup değil dengeleyici iki ana unsurdur.

Özellikle baba olmak bazen sabırlı ve metanetli olmayı gerektirir. Babanın ergenlik dönemine girmeden önceki evrelerde çocuğuna yaklaşım biçimi, tutumu ve davranışları ergenin babaya olan tavrında belirleyici bir rol oynar.

Baba faktörü çocukluğumuzdan beri dış dünyaya olan güveni, toplumsal rolleri benimsememizi, yasakları ve kişiliğimizin temel taşı olan benlik onayını ve takdirini veren kişidir. Baba yasaklar ve kuralları koyan değil, takdir veren ve onaylayandır. Anneden alınan temel sevgi ve güvenin üzerine babanın verdiği onay ve yasaklarla kişilik sınırlarımızı belirleriz. Baba ile çocuk arasındaki derin bağlar bebek doğduğu andan itibaren bebeğe bakmakla başlar. Babayla çocuk ilişkisel zeminde tanışırlar.

Babayla kurulan ilişkinin niteliği, kişiliğimizin güçlenmesini sağlar. Baba hem kız, hem erkek çocuğunun gelişiminde önemli rol oynar. Bir kız ergen çocukluğundan beri getirdiği baba imgesiyle cinsiyetiyle sağlıklı identifikasyonu (özdeşimi) kurmakla birlikte eş ve baba olarak erkekleri, erkek-kadın ilişkilerini algılar. Anneleriyle fazlasıyla bağımlı büyüyen erkek ergenler babalarıyla zaman zaman daha sorunlu ilişki yaşayabiliyorlar. Babalarıyla sağlıklı özdeşleşmeyi kuramadıkları zaman umutsuzca hemcinsleri tarafından kabul görmeye ve onaylanmaya ihtiyaç duyarlar. Ama aynı zamanda zorlayıcı hatta abartılı erkek davranışları göstermeye itilirler.

Babayla kurulan ilişkinin niteliği eğer kötüyse kötü bir baba imajı oluşacak, dengesiz ve sağlıksız ilişkilerin temeli atılacaktır. Babayla iyi kurulan bir ilişkiyse güçlü, dengeli, kendine güvenen sağlıklı bir kişilik yapısını meydana getirecektir. Babayla kurulan ilişkide babanın varlığı soyut olarak yoksa, duygusal dünyada da olumlu bir figürü oluşmaz. Silik bir baba karakteri kendine güvensiz, devamlı kaygılı ve onay ve takdiri dış ortamlarda arayan bir ergen kimliği ortaya çıkaracaktır. Duygusal ihtiyacını tamamlamak için dengeli ya da dengesiz ilişkiler içerisine girebilir.

Göz ardı edilen veya yadsınan (içerde tutulan) rahatsız edici duygular strese, yabancılaşmaya ve dargınlığa dönüşür. Sorunlar görülmedikçe çatışma kuvvetlenir ve babayla kurulan ilişki yıpranır. Devamlı eleştiri ve karşılıklı suçlamalarla giden bu tarz saygısızlığı başlatacaktır. Baba aynı zamanda özgürleşmenin kapısıdır. Bağımsızlaşmak ve özgürleşmek için babayla olan bu çatışmanın çözümlenmesi gerekir. Babanın verdiği destekle ergen bu çatışmaları çözümleyecek gücü kendinde toplar ve bağımsızlaşmanın ilk adımlarını atar. Babanın kişiliği aşılınca ergenin artık kendine yönelik bir ilişki tarzı ve benlik anlayışı oluşacaktır.

Ergenlik döneminde kopan baba ve çocuk arasındaki bağlar, uzun süre tamir edilemez ve onarılamaz yaralar açabilir. Duyguların onarılması bazen yıllar alabilir. Travmatik yaşantıya maruz kalan ergen, babasına karşı iç dünyasında her zaman korkuyla karışık tepkisel bir tavır bulacaktır. İlgili babayla büyüyen bir çocuk ergenlik döneminde de mental ve sosyal becerilerini geliştirmeye, kırılganlıklarını çözümlemeye ve olumlu bir benlik imajı geliştirmeye yatkındır. Cinsel kimliği daha iyi biçimlenir, kendine güveni artar, ahlaki kuralları içselleştirir.

Ebeveynliğin paylaşılması, çocuğa anne ve babadan da duygusal bir bağ iletir. Bu da en temel ihtiyaçlar olan güven duyma ve güvende olma, kabul görme ve kendine güven hissiyle, merak ve öğrenme isteklerini pekiştirecektir. “O” değişiyor, ama babaların da ergenlik döneminde babalık anlayışının değişmesi gerekir. Kendi ergenliğini unutmayan bir baba bu evredeki çocuğuyla daha rahat bir ilişki kurar.

Bu evrede bir baba olarak;

* Sevgiyi aracı yapan bir disiplin anlayışı oluşturun. Söylediğinize inanın ve inandıklarınızı gerçekleştirin.

* Sınırları koyarken sabırlı, esnek ve kararlı adımlar atın.

* Onların farklı olduğunu kabul ederek beklentilerinizi kendinize göre değil onların şartlarına göre oluşturun.

* Onlarla konuşun ve onları dinleyin.

* Kendi davranışlarının sorumluluğunu alabilmesi için onlara gereken fırsatı ve zemini hazırlayın.

“Ben bir baba olarak onun dünyasında ne ifade ediyorum?” sorusunun cevabını bulduğunuzda, sadece çocuklarınızı değil kendinizi de tanımış olursunuz.

Psikolog Belkıs Ertürk

13.06.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004