Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 07 Kasım 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Bir Ecevit portresi

Türk siyaset hayatının önemli şahsiyetlerindendir. Siyaset tarihimizi inceleyenler, Bülent Ecevit’e özel bir bölüm ayıracaklardır. Özellikle 1970-1980 arası ile 1997-2002 yılları arasında Ecevit’in Türkiye ve Türk siyaseti üzerindeki etkilerinin, ayrı bir tahlile tâbî tutulması gerekir. Bu süre zarfında, birisi güvenoyu almamış beş hükümet kuran Ecevit, altı yılı aşkın bir süre Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yaptı. Türkiye’de yapılan genel seçimlerin üçünden, birinci partinin Genel Başkanı olarak çıktı. 1961-1965 yılları arasında Çalışma Bakanlığı, 1997 yılında Mesut Yılmaz başkanlığında kurulan hükümette de Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak çalıştı. Türk siyasî hayatının elli yıllık bir döneminde, aktif olarak siyasetin içinde bulundu. Daha çok krizlerle hatırlanacak icraatlara imza attı. Biz bu çalışmamızda, kısa bir biyografisini verdikten sonra, bu süre zarfında Ecevit’in yaptığı ve yapamadığı icraatların bir özetini yapacağız.

Kısa biyografisi

1925 yılının 28 Mayıs’ında İstanbul’da Fahrettin ve Nazlı Ecevit çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Fahrettin Ecevit de bir siyasetçiydi ve CHP’den Kastamonu milletvekilliği yapmıştı. Esas mesleği akademisyenlikti ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Adlî Tıp ana bilim dalında profesör olarak çalışıyordu. Annesi Nazlı Hanım ise bir san’atçı ve ressamdı.

Robert Koleji mezunu olarak, Türk siyaset hayatına damgasını vuran çok renkli kişiliklerden ve en çok konuşulan siyaset adamlarından biri olarak tarihe geçti. Robert Kolejinde öğrenci iken aynı sınıfta okudukları Rahşan Ecevit ile 1946 yılında evlendi. Kolejde okurken arkadaşları tarafından “Eco” lâkabı takılmıştı. Hiç çocuğu olmadı. 1944 yılında Basın Yayın Genel Müdürlüğünde tercüman olarak göreve başladı ve 1946 yılında İngiltere’ye Basın Ateşeliğine kâtip olarak atandı. 1950 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 1950 yılından sonra memuriyetten ayrılarak Ulus Gazetesinde çalışmaya başladı. O zamanlar Çetin Altan’da Ulus’ta gazeteciliğe başlamıştı. Bu sırada burslu olarak, İngiltere ve ABD’de gazetecilik üzerinde çalışmalar yaptı. Ulus, Yeni Ulus ve Halkçı gazetelerindeki yazı hayatı, 1960 yılına kadar sürdü. 17 yaşından itibaren şiir yazmaya başlayan Ecevit’in basılmış dört adet şiir kitabı vardır. Bunlar sırasıyla, Şiirler (1976), Işığı Taştan Oydum (1978), El Ele Büyüttük Sevgiyi (1997) ve Bir Şeyler Olacak Yarın (2005) isimli kitaplardır. Arkadaşı Şair Can Yücel “Başbakandan şair olmaz. İyi şair başbakan olmaz” diyerek şairlik ile siyasetin bir arada yürüyemeyeceğini ifade etmiştir.1 Ayrıca bazı ünlü yazarların kitaplarını Türkçe’ye çevirdi. 1- Maksimum- Kültür Sanat. 17.11.2004

Siyasî hayatı

1957 yılında 32 yaşında iken CHP’den Ankara milletvekili seçilerek parlamentoya giren Bülent Ecevit, 27 Mayıs ihtilâlinden sonra kurucu meclise üye olarak atandı. 1961-1965 yılları arasında İnönü başkanlığında kurulan koalisyon hükümetinde Çalışma Bakanı olarak görev yaptı. Bu dönemde akıllarda kalan en önemli çalışma, 1963 yılında çıkarılan ve iş hayatına önemli ve yeni radikal bazı değişiklikler getiren Grev ve Lokavt Kanunu’dur. 1966 yılında CHP’de parti genel sekreterliğine getirildi. İsmet İnönü gibi bir siyaset kurdunun yanında stajını gördü. 1966 yılında “Ortanın Solu” kitabını yazdı. Daha sonra da 1968 yılında “Bu Düzen Değişmelidir” kitabını yazarak solda yeni bazı fikri açılımları gerçekleştirmeye çalıştı. Bazı görüşleri, o zamanlarda büyük tartışmalara sebeb olmuştu. “Seyirciler sahaya inmeli” ve “Toprak işleyenin, su kullananın” sözleri ile neyi anlatmak istediği ve neyi amaçladığı, birçok sert tartışmalara konu olmuştu. Bu kitaplar parti içinde yeni bir hizbin oluşmasına ve giderek İnönü ile arasının açılmasına yol açtı.

Adalet Partisi 1965 yılından sonra, 1969’da da tek başına iktidara gelmişti. Türkiye bu süre zarfında % 7’lik kalkınma hızı, % 5’ lik enflasyon ortalaması ile idare edilmiş ve bir çok büyük esere imza atılmıştı. Siyasî istikrarın, kalkınmaya yansımasının en güzel örnekleri yaşanıyordu. Ancak İsmet İnönü, Demirel’e şiddetli hücumlarda bulunuyor, Demirel’e “Said Nursi kafası” diye saldırıyor ve laikliğe özellikle vurgu yapıyordu. Bu sıralarda öğrenci hareketleri tırmandırılmaya çalışılıyordu. İnönü, sık sık Demirel’in istifa etmesini istiyor, buna mukabil Demirel’de “Biz koltuğa yapışmış değiliz. Bulun 226’yı, düşürün hükümeti” diyordu. Bu dönemde ODTÜ’de olaylar tırmandırılıyordu. Dört Amerikalının kaçırılması ortamı iyice germişti. Bu gergin ortam içinde Ordu 12 Mart 1971’de Cumhurbaşkanına, hükümeti hedef alan 3 maddelik bir muhtıra veriyor, bu bildiri TRT’nin 13.00’teki ana haber bülteninde okunuyordu. Bu muhtıra üzerine Demirel “Elli yıl geriye gittik, ama bu mücadele bitmez” demişti1 ve arkasından hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a sunmuştu. Türkiye 1973 seçimlerine kadar partiler üstü bir anlayışla(!) kurulan hükümetler tarafından idare edilecekti. Başbakan olarak atanan Nihat Erim, 30 yıllık bir CHP üyesiydi ve partisinden istifa ettirilerek bir saatte bağımsızlaştırılmıştı.

12 Mart Muhtırası verildiği zaman Ecevit, CHP Genel Sekreteri idi ve bu “Bu muhtıra bana karşıdır” diyerek ilk tepkisini gösterdi. Anarşi bahane gösterilerek hükümetin düşürülmesine karşı çıktı. Sonraki dönemlerde kurulan ara hükümetlere CHP’nin bakan vermesine de karşı çıkan Ecevit, bu tavırlarıyla Genel Başkanı İnönü ile ters düşmeyi göze alacaktı. Bu tavrıyla da CHP Genel Başkanlığına giden yolda önemli bir dönemeci başarıyla geçmişti.2

1971 yılında 12 Mart Muhtırasından sonra İnönü’nün muhtırayı destekler bir tavır içine girmesi, anlaşmazlıkların su yüzüne çıkmasına sebep olmuştu. Uzun bir süredir partide bir kaynaşma vardı ve Ecevit’in etrafında bir kümelenmenin varlığı gözleniyordu. Ancak İsmet İnönü gibi bir siyaset ustasına karşı bayrak açmak kolay değildi. Bu muhtıra ve sonrasında yaşanan gelişmeler biraz da bahane olarak kullanılmıştı. İnönü’nün tavrını benimsemediğini ifade eden Ecevit böylece CHP Genel Sekreterliği görevinden istifa etti. Nihat Erim de aynı gün başbakanlık görevine atanmıştı. Bu arada yapılan il kongrelerinin çoğunu Ecevit’in ekibi kazanıyordu. İsmet İnönü, 6 Mayıs 1972’de yapılan Kurultay’da Ecevit’in çok güçlendiğini düşünmüş olacak ki, aday olmadı. Ecevit- İnönü çatışması 20 ay kadar sürmüştü ve 5 Kasım 1972 tarihinde İnönü, CHP üyeliğinden de istifa ediyordu. 12 Mart Muhtırası bir bakıma İnönü’nün siyasî hayatını bitirmede sonun başlangıcı olmuştu. Böylece İsmet İnönü’nün aktif siyasî hayatı sona erdi. 1972 yılının sonlarında yapılan Genel Kongre’de, Ecevit CHP’ye genel başkan olarak seçildi. Böylece CHP’de yeni bir dönem başlamış oldu.

1973 seçimlerine, farklı söylemlerle, ak güvercinlerle ve Ecevit mavisi gömleği ile girdi. Bu seçim kampanyası boyunca bir çok çarpıcı slogan kullanıldı. Özellikle “ne yoksulluk, ne baskı” sloganı ile “Ne ezilen, ne ezen, insanca, hakça bir düzen” sloganları çok tuttu. “Ak Günlere Doğru” ve “Umudumuz Ecevit” ve “Karaoğlan” sloganları seçim mitinglerinden hiç eksik olmadı.

Başında kasketiyle halkın arasında dolaşıyor ve halkın içinden biri ve “halk adamı” olduğu imajını, özellikle çoğunluğu fakir olan halk arasında iyice yaygınlaştırmaya çalışıyordu. Bu etkili kampanyanın neticesinde, tek başına iktidar olmasa da, sağın bölünmesinden yararlanarak % 34 oy oranıyla birinci parti olarak çıkmayı başardı. Zira Adalet Partisi böldürülerek Ferruh Bozbeyli Başkanlığında Demokratik Parti, Necmettin Erbakan apar topar İsviçre’den getirtilerek Milli Selâmet Partisi kurdurulmuştu. Bu iki parti, Adalet Partisinin oylarını hedefleyerek seçimlere girmiş ve Ecevit için büyük bir fırsat doğmuştu. MSP ve Demokratik Partinin toplam oy oranları % 20 civarındaydı. Bu seçimde CHP 3 milyon 400 bin, AP 3 milyon 200 bin, MSP 1 milyon 250 bin, Demokratik Parti ise 1 milyon 200 bin oy almıştı. Sağdaki bölünme çok dramatikti. CHP’nin 186 milletvekiline karşılık, AP 145, MSP 49 ve Demokratik Parti ise 45 milletvekili çıkarmışlardı. Bu seçimlerde Celal Bayar Demokratik Partiyi himayesine almış ve parti için büyük gayret göstermişti. AP’den bu büyük kopma olmasaydı, yine tek başına iktidara gelecekti.

Bu seçim sonuçları 12 Mart ile başlayan siyasî istikrarsızlık tablosunu seçim sonuçlarına taşıyacak ve 12 Eylül’e kadar ülke koalisyonlar ile idare edilecekti. Demirel’in 1980 yılının başında kurulan azınlık hükümetini belki bir istisna sayabiliriz. 12 Mart 1971-12 Eylül 1980 yılları arasındaki dokuz yıllık dönemde 11 hükümet işbaşına gelecek ve hükümetlerin ortalama ömrü 10 ay civarında olacaktı. Ecevit, kendisi için bu çok uygun zemine rağmen, tek başına iktidara gelememiş, bu asil millet ihtiyarıyla Halk Partisini iktidara getirmemişti.

— Devam Edecek —

Dipnotlar:

1- Cüneyt Arcayürek. Age. Sayfa. 55

2- Cüneyt Arcayürek. Age. Sayfa. 73

Abdülkadir Menek

07.11.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004