Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

28 Şubat’a şükretmek

Büyük badirelerden geçmiş, zulme, gadre veya bazı musibetlere maruz insanlar bundan dolayı kafayı yememişlerse sonraki hayatlarını daha bir olgunlukla yaşama ihtimalleri vardır. Kuşkusuz yaşanan her tecrübenin insanın gelişimine katkıları vardır. Bir musibet bin nasihatten evladır. Musibet insanı yıkıp devirmemişse daha da güçlendirme ihtimali vardır..

Bir cinayet veya bir katliamın, belki doğrudan kurbanı üzerinde değil, ama bu kurbanın yakınları üzerinde sonradan etkisini gösterebilecek birçok olumlu sonuçları olabilir. Nice hayat hikayesinde bir yakını cinayete kurban gittiği için önü açılan ve hayatını bir kahraman gibi yaşayan tipler vardır.

Bütün bunlar doğru, ama bunların hiç biri ne musibeti arzulamayı gerektirir ne de işlenen cinayetleri veya katliamları meşrulaştırır. Cinayet cinayettir.

28 Şubat saldırısına maruz kalan kesimler bu saldırıların sonucundan kendilerine göre önemli dersler çıkarıp yeni döneme yeni bir siyasal tarz geliştirerek girdiler. Bu tarz beğenilebilir, beğenilmeyebilir, ama hiçbir şekilde bugün gelinen noktanın şu veya bu açıdan olumluluğu, 28 Şubat sürecinin hukuki, ahlaki, mahiyetini değiştirmez.

Belki 28 Şubat olmasaydı Tayyip Erdoğan başbakan olamayacaktı. Belki Erbakan ilk zamanlardaki başarılı icraatlarının ardından iktidar yorgunluğuna düçâr olup bir sonraki dönemde, bir daha hiç gelmemek üzere iktidarı diğerlerine devretmiş olacaktı. Belki bu durumda Tayip Erdoğan liderliğinde bir siyasi hareket asla bu başarıyı yakalayıp tek başına iktidar olamayacaktı.

Hangi hayırlı sonuçlara vesile olmuşsa olsun, 28 Şubat’ın bir hukuk katliamı, bir şahsiyet cinayeti, bir ahlaki ve siyasi yozlaşma, Türkiye’nin birçok birikiminin heba edildiği sorumsuz bir savurganlık olma niteliği değişmez.

Olumlu sonuçları olmuş diye bir cürüme methiyeler dizmek ona ortak olmaktır. Sonuçlarına bakarak bir cürümü kutsamak ancak sapkın bir davranış tarzı olarak değerlendirilebilir; tıpkı bu örneğimizde olduğu gibi.

(...)

Doğrusu 28 Şubat sürecine maruz kalmış kesimlerde de zaman zaman dillendirilen bir görüş olunca bir çift sözü daha hak ediyor.

28 Şubat sürecinde hedeflenen asla Erbakan’ınkinden daha makul bir siyasi hareket ortaya çıkarmak değildi. Hedeflenen geniş bir toplumsal kesimin tamamen siyasal temsilden mahrum bırakılmasıydı. Bugün Tayyip Erdoğan’ın her olumlu görüntüsüne bakarak dönüp 28 Şubat’a şükretmek en hafifinden 28 Şubat’ın mağdur ettiklerine karşı bir saygısızlıktır.

Bir kehanetten yola çıkıldı: Önlem alınmazsa 2000’li yılların başlarında bu siyasi hareket iktidara gelecekti. Sosyolojinin basit gerçeği kendini gösterdi. Eylemler istenilen sonuçları değil, tam aksini doğurdu. Kehanet kendi kendini gerçekleştirmiş oldu. Bu siyasi hareket belki de alınan önlemler yüzünden tek başına iktidara gelecek desteğe, korkulandan bile daha erken bir zamanda ulaştı.

Tabi bunlar 28 Şubat müdahalesinin asla arzulamadığı hayırlı sonuçları. Bir de hâla milletçe muzdarip olduğumuz son derece hayırsız sonuçları var. Birbirinden nefret eden iki toplum yaratıldı bu süreçle. Yazılı hukukun yerine yazılı olmayan bir hukukun keyfi olarak uygulanması “dokunulmaz” bir “teamül” haline getirildi.

Memleketin aklına Gürüz üniversiteciliği, Alemdaroğlu rektörlüğü, Savaş hukukçuluğu, Özkan gazeteciliği, Sezer Cumhurbaşkanlığı mümkün bir şey olarak sığdırıldı. Kadınlara olabilecek en kaba davranışlar, insanların özel hayatlarına ve kılık kıyafetlerine nezaketsizce müdahaleler bir davranış tarzı olarak “kültür”ümüzde bir yer bulabildi.

Süreç Erdoğan ve camiasını fazlasıyla olgunlaştırdı, kabul, ama asıl suçlu ve hâlâ güçlü olan tarafa hiçbir olumlu sonucu olmadı bunun. Aslında sürece maruz kalan camia, bu akıl-dışılıkla, bu anlayışsızlıkla, bu nezaketsizlikle nasıl baş edeceğini öğrendi sadece. Tavizler verdi, öbür tarafın kendini haklı görmesi pahasına birçok alandan geri çekildi.

Akıl zincirinden kopmuş bu huysuz taifeye bulaşmama, mümkün mertebe onu “idare etme” yolunu seçti. Siyasetin bir tanımı da bu muydu yoksa?

Yeni Şafak, 9.12.2006

Yasin AKTAY

10.12.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Gerçekten bilinmiyor muydu?

  Türkiye’nin atağı AB gündemini değiştirdi

  28 Şubat’a şükretmek

  Genelkurmay Başkanı Başbakana danışıyor mu?

  Büyükanıt’ın yersiz çıkışı

  Yeni Asya’dan Cumhuriyet'e açıklama

  Yargının imajı


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004