Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 16 Ocak 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

Hasan Hüseyin KEMAL

Risâle-i Nurda entelektüel emek var

—Dünden devamı—

*Bir yazınızda ‘gazeteler devletin düşman dediğini düşman kabul ediyor’ demişsiniz. Gazeteciler bunu medyalarının maddî çıkarları için bazılarına şirin görünmek adına yapıyor olabilirler mi?

Somut bir maddî çıkar için yapıldığını direkt göremiyorum.

*Peki kendilerini bu ülkenin efendileri gibi gören devlet zevatıyla yetkiyi paylaşma isteği mi?

Otoriter olana karşı biat etme eğilimi. Otoriter olana karşı eleştirel dil kullanamama, ondan gittikçe hoşlanma. İnsanların karanlık bir tarafı var. Nazi subayına aşık olan bir tutsak filmlerde de işlenmiştir. . Özgürlük aynı zamanda tehlikeli bir şey. Sorumluluk yükleyen bir şey. Ben birine kapaklanayım, biat edeyim, o benim üzerimde otorite olsun, ben kendimi iyi hissedeyim düşünceleri var.

Otorite karşısında kendini zayıf hissetmek ve bundan da memnuniyet duymak... Devlet karşıtı dil tutturanlara garip bir düşmanlık hemen kazan kaynatılıyor.

*Halkı yansıtan siyasîlere tavır alıyor medya. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devleti tarihsel olarak elinde bulunduran zümrelerle bir tür gönül bağı ortaklık kurmuş durumdalar. Medyada neden bize benzeyen bakanlar sevilmez. Alaya alınırlar. Bakan dediğin oturaklı olacak, devlet gibi olacak, korkutacak. Onları seviyorlar. Özal’da halkı yansıttığı için medya kendisini sevmedi.

Economist’in Türkiye muhabiri Amberin Zaman’la Aktüel için röportaj yapmıştım. “Türkiye’de ilk defa karşılarına çıktığımda korkmadığım siyasetçiler var. Ben eski bakanlardan korkuyordum” dedi. “Gülüyorlar, konuşuyorlar falan” dedi. Bizim medyanın beğenmediği ve ‘ayak takımı iktidara mı geliyor’ dediği hükümeti, Zaman bu şekilde değerlendirmişti. Özgürlükçü ve demokrat bir bakış açısıyla dünya daha farklı görülebiliyor.

*Vatan Gazetesi’ni kuran Zafer Mutlu, ‘Siyasîlerle mıç mıç bir halimiz vardı. Gece içki içilen masalardan kuru pasta ve çaylı sohbetlere geri döneceğiz’ demiş.

Önceden siyasîlerle en lüks yerlerde yemekler yiyorlardı.

*Bir dönem gazetecilerin siyasî kadroları bile belirlemede etkili oldukları söyleniyordu. Bu ne kadar doğru?

Biz Aktüel’i çıkartıyorduk, alt katta da Sabah’tan Rahmetli Ercan Arıklı’lar vardı. Çoğu zaman Zafer Mutlu falan, hep beraber tavla partileri veriyorlardı, onlar da böyle gazete çıkarıyorlardı. Ercan Bey daha hafif bir dergi çıkarmamızı istedi, ben de kabul etmeyerek dergiyi bıraktım. Aradan biraz zaman geçmişti, Ercan Bey’i ziyarete gittim. Tansu Çiller’le Mesut Yılmaz’ın boğuştuğu yıllardı. Sabah da taraflardan birini açıkça destekliyordu, gazetecilik değil, mücadele veriyordu. Ercan Bey dışardan geldi, kravatı çıkardı, nereden geldiğini sorduğumda, ‘Ankara’dan geliyorum, hükümet işleri falan’ dedi... ‘Nasıl, bunlar doğrudan konuşuluyor mu?’ dedim. Anlayacağınız gazeteciler hükümet kuruyorlardı.

*Bir yazınızda AKP halkı temsil ettiği için kendisine muhalefet yapmaktan ziyade savaş açıldığını ima ediyorsunuz? Şu anda bir savaşın ortasında mıyız?

İç düşman teorisi bu. Muhalefet edilen bizden sayılır. Olumsuz taraflarını eleştirir ve olumlu icraatlarında da hakkını verirsiniz. ‘Ben sana karşıyım, ama sen bizdensin’ dersiniz. Eğer bir kesimi düşman olarak kodlarsanız imha etmeye çalışırsınız, savaşırsınız. ‘Hiç mi bu hükümet olumlu bir şey yapmıyor?’ deniyor. Bu soruyu bazı kesimlere sormak, benim anlattığım teoriyi bilmemekle ilgili.

*Tabandan gelen hareket cumhuriyet kurulduğu bu yandan beri belli şekillerde imha edilmeye çalışılıyor ve her defasında da güçlenerek sandıktan çıkıyor. Artık bazı kesimler savaşmaktan bıkmadı mı? Türkiye ne zaman muhalefet görecek?

Bir kesim hiç adım atmadı değil. Geniş bir kesim kendini düşmanlık üzerine bina eden kesimden koptu. Onun için sorun olan kitle küçüldü ve daha da küçülecek. Hakikaten muhalefet yapan bir siyasî hareket gelecek. Bence mevcut iktidar yanlış yerden eleştiriliyor. Hükümet eleştirilecekse, iktisadî düzenin bir parçası olduğu için eleştirilmesi lâzım. Hiç kuşku yok ki, iktidar da bundan memnun. Çözemediği temel problemler var. Tartışmalar laiklik üzerine bina edilerek, çözülmemiş problemlerin üstü örtülüyor. Bence hem CHP, hem de AKP bundan çıkar sağlıyor. Bu iktisadî muhalefet soldan ve Saadet Partisi’nden çıkmayacak gibi...

*Günlük siyasetten medyaya geri dönmek istiyorum. Türkiye’de gazetecilerin devletin sırlarını saklamak konusunda çaba sarf ettiğini söylüyorsunuz.

Gazetecilik bir anlamda sır ifşa etme mesleği, tabiî bu özel hayatları kapsamıyor. Hepimizin hayatını ilgilendiren noktalardan bahsediyorum. Gazetecinin bunu kendine iyi anlatması lâzım. Gazeteci bunun yanında tabiî ki eğlendirici haber de verebilir. Gazeteciliğin özü bir yerlerde gizlenmiş bilgileri ortaya çıkarmaktır. Tüm dünyada en çok sır saklamak isteyen kurum, devletlerdir. Bunun için de gazeteciler, devletle papaz olan insandır. Mesleğin özü gereği... Bizde baştan beri konuştuğumuz gazetecilerimizin böyle bir etkisi yok, tersine gizliyorlar. Normalde gazeteciler halkın isteklerini, düşüncelerini yönetenlere yansıtır. Yönetenler de ona göre politika geliştirir. Bizde gazeteciler, devletin emir ve direktifini insanları korkutarak, halk böyle olmalı, aydınlar böyle düşünmeli telkinleriyle kabul ettirmeye çalışıyorlar. Böyle bir garabet var.

*Haberlerini ve köşelerini askerlere ayıran gazetecilere ne demeli?

Bu korkunç tabiî, diyecek lâf bulamıyorum. Öyle bir noktaya geldi ki, komutanla falan konuşmadan yazılan yazılar olabileceğinden şüphe duyuyorum. Bu iş zıvanadan çıktı. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Zaman zaman komutanlar da bu tür haberlere yalanlama gönderdiler. ‘Genç subaylar rahatsız’ haberini hatırlayın. Bu, komutanın, ‘Ben bu orduyu yönetemiyorum’ demesidir. Böyle bir şey denemez...

*Bu tür haberleri köşe yazısı diye sunan gazetecilerin yetersizliklerini böylesine doldurduğunu söyleyebilir misiniz?

İdeolojik olarak böyle bir şeye zaten teşneler. Ülkenin yönetiminde askerlerin geniş yetkiler kullanmasına zaten kaniler. İkincisi de ülkenin gazetecileri bir kulağıyla devlete, onun içinde de Silâhlı Kuvvetlere baktığı için, her an onların da sahne alabileceklerini düşündükleri için, orayla bağlantıyı her zaman kuruyorlar. Gazetelerin Ankara bürolarına bu işe yatkın, bu işi kotarabilecek, yukardan devletin direktiflerini aşağıya aktarabilecek, bu anlamda kanalları olan gazeteciler yerleştiriliyor... (Sesinin tonunda itirazla) Bu, gazetecilik değil ama... Öyle insanlar var ki, beni televizyon programına dâvet etse, söyleşi talebinde bulunsa, “Yok kusura bakmayın, ben sizi gazeteci saymıyorum” diyeceğim. “Oturup konuşabiliriz, ancak gazetecilik sıfatıyla sizinle konuşmam” diyeceğim insanlar var.

*Çok mu karamsarsınız?

Bu sıkıntı aşılmakta, ben karamsar değilim. Bir bitkiye bakarken büyümesini göremezsiniz, Türkiye’de otuz yıl, on yıl öncesine göre medyada bir normalleşme ve gelişme var. Türkiye’de her şey altüst oldu, ama en az altüst olan gazetecilik. Bir süre sonra, demin tarif ettiğim gazetecilerin barınamayacağı ortamın Türkiye’de de olacağından hiç kuşkum yok...

Ombudsmanlar eften püften işler yapıyor

*Ombusdmanlık kurumu hakkında ne söylersiniz?

Türkiye’deki başlangıcı iyiydi. Şu anda çok iyi noktada olduğunu söyleyemeyeceğim. “Bizde de var desinler” kabilinden yürütülüyor. Gerçek mânâda ombudsmanlık, gazete yönetiminden bağımsız, okurlar ve gazete arasında temsilci, okurlardan gelen en sert eleştirileri yansıtabilen bir kurum. Bizde seçicilik var. Eften püften işler yapılıyor. Eli yüzü düzgün eleştirilerin kullanılmadığını, daha çok teknik, haberin şuyu eksik, buyu eksik değerlendirmelerini okuyoruz.

*Ombudsman gazetelerin kendi bünyelerinden seçiliyor ama?

O zaten olabilecek bir şey değil. Ombudsmanlık kervanına son katılan Vatan gazetesinin ombudsmanı gazete yönetiminden biri. Çok daha komiği, o kişinin atandığı ilân edilirken, gazete görevleri arasında gazeteye dışardan gelebilecek haksız eleştirileri göğüslemek de var.. Ne alâkası var ya? Başka bir yerde, diyelim ki patronajla ilgili haber çıktı, ombudsmanın görevi onu savunmak değildir ki. Adamlar şimdiden, “Bize dışardan eleştiri geldiğinde bizi savunacaksın ha!” diyorlar. Olacak şey değil...

Değişen Türkiye’de Bediüzzaman konuşulacak

*Nokta dergisinin geçen sayısında Bediüzzaman ve Nazım Hikmet’in Ermeni meselesiyle ilgili görüşlerini aktardınız. Ben Bediüzzaman’ın Türkiye’de neden görmezden gelindiğini merak ediyorum. Sizce?

En temeli “görmemek daha iyidir” diyen bir kesim var. Onun dışında Türkiye’de uzun yıllar entelektüellikle, ancak solun düşünülebileceği gibi tuhaf bir inanç vardı. “Sağcıdan entelektüel olur mu? İslâmcıdan asla olmaz” diyen, olayı kafadan red eden düşünceler vardı. Said Nursî’nin ne yazdığını görmeden, ne yazdığını bilmeden “Canım ne yazmış olabilir ki?” diyenler var... Bunların tümü yanlış şeyler. Rahmetli Attila İlhan bir söyleşisinde “Kitabı artık muhafazakârlar okuyor, laikler televizyon izliyor” demişti. Sol eski tarz düşündüğü için, bunun farkında değil. Köprünün altından çok sular geçti. Bir de Risâle-i Nurların dilini anlamayanlar var. Dilinden kaynaklanan bir problem var.

*Ancak Risâle-i Nurlarda Türkiye’nin değişik problemlerine farklı açılardan çözüm getiren yazılar var. Bu bakış açısını görmek daha iyi değil mi?

Sonuçta ihtiyaç duymakla ilgili. Bir kesim kutuplaşma ihtiyacı duyuyorsa, onu keskinleştiriyorsa, uzlaşmacı görünür olması istenmez. “Kutuplaşma olmadan, bu topraklarda herkes birbirine saygı duyarak yaşayabilir. Bu çok daha güzel olabilir” denildiğinde, bu metinlerin çok daha dikkatle okunacağına ve yeni kültüre hizmet edeceğine inanıyorum. O zaman bu metinler tartışılacaktır. Solcular da okuyacaktır.

*Peki siz incelediniz mi Said Nursî’nin eserlerini?

Derinden bilgi sahibi değilim. Yıllar önce Münâzarât'ı okudum. Bu metinlerde ciddî bir entelektüel emek var, oturup üstüne tartışma yapılabilecek ilginç metinler. Benim okuma planımın bir parçasını oluşturuyor. Böyle bir niyetim var.

*TC kuruluş ideolojisinin doğru olmadığını söyleyen diğer entelektüeller gibi, Said Nursî’nin düşünceleri de yok edilmeye çalışılmış olabilir mi?

Hiç kuşkusuz... Bir söz hatırladım, “Yırtıcı seni ya görmezden gelir, ya yok eder.” Tipik yırtıcı hayvanlar da öyledir ya... Görmezden gelmek, az önce söylediğim gibi düşman olarak kabul edilmekten kaynaklanıyor. Görmezlikten gelme daha uygunsa, o uygulanır. Çoğu zaman da imha çalışmaları olmuştur.

*Risâle-i Nurlar dünya çapında tartışılır bir metin haline geliyor. Biz neden tartışamıyoruz?

Türkiye başka bir yer. Türkiye salt kendi içindeki değeriyle bakabilecek duruma geldiğinde, o olacak. Bir kesim kendi içindeki değeriyle hiç ilgilenmiyor...

*Bu habere tepkiler ne oldu?

Olumlu tepkiler de geldi, olumsuz tepkiler de. “Bediüzzaman öyle yazmış olabilir, ama Nazım Hikmet öyle yazmaz” gibi tepkiler geldi. Biz Bediüzzaman ve Nazım Hikmet’in soykırımı kabul ettiğini söylemedik. Bir de, “Nazım Hikmet’le Bediüzzaman’ı neden bir araya getiriyorsunuz” gibi tepkiler geldi.

—SON—

Hasan Hüseyin KEMAL

16.01.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (15.01.2007) - Alper Görmüş: Tankları görünce coşan gazeteciler var!

  (08.01.2007) - Nadire Mater: Özgürlük mücadelesine devam ediyoruz

  (07.01.2007) - Döviz büroları zorda

  (05.01.2007) - “Yeni Asya’nın çok emeği var bende”

  (04.01.2007) - Frekans kaosu bitsin

  (03.01.2007) - “İşimiz konuşmak olmasaydı susmayı tercih ederdik”

  (02.01.2007) - Kur’ân’ı öğrenmek yasaktı

  (29.12.2006) - ‘Hangi dili konuşuyoruz?’

  (27.12.2006) - Yüz ülkede kardeşe kurban

  (26.12.2006) - Başörtüsünü tartışıyor olmak utanç verici

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004