Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 20 Ocak 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

EMASYA protokolü demokrasiye engel

EMASYA etrafında devam eden tartışmaları Yeni Asya’ya değerlendiren Emniyet İstihbarat Dairesi eski başkanvekili Bülent Orakoğlu, protokolün “dördüncü darbe” olarak nitelendirdiği 28 Şubat’ın bir ürünü olduğunu söyledi. Protokolün, “Türkiye’nin demokratikleşme yolunda önünü kesen bir görüntü verdiğini” ifade eden Orakoğlu, “Protokol yasa ve hukuk hiyerarşisi normlarına aykırı. Protokolün bir şekilde devam ettirilmesinin ısrarı bu ülkenin yararına değil” dedi.

Hürriyet gazetesi, Emniyet Asayiş Yardımlaşma Birliği’nin (EMASYA) mülkî amirden izin almadan İstanbul Çağlayan Meydanı’nda tatbikat yapacağını, bunun için askerin hukukçulardan görüş sorduğunu iddia etmişti. Bu haberle EMASYA yeniden gündeme geldi. Bu tür konularda sık sık görüşlerine müracaat ettiğimiz Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanvekili Bülent Orakoğlu’na EMASYA tartışmalarını sorduk.

* EMASYA yine gündeme geldi. Kanunun içeriği özetle nedir?

EMASYA, 1960’dan beri yasalarda var. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nda olağanüstü durumlarda askerî birliklerden nasıl yardım isteneceğinin yer aldığı bir kanun.

* 28 Şubat sürecinde mi değiştirildi?

28 Şubat bu ülkede dördüncü bir darbedir. Bu darbe şartları içerisinde Refah-Yol’un yıkılmasından sonra 7 Temmuz 1997’de dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ile Genelkurmay Başkanlığı arasında, var olan kanuna ek olarak 27 maddelik yeni bir “EMASYA Protokolü” oluşturuldu.

* 2001 yılında yapılan Mülki İdare Şûrâsı’nda “protokole ihtiyaç olmadığı” görüşü neden dikkate alınmamış olabilir?

Şûrâda valiler, kaymakamlar, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı yetkilileri, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri var. Aslında şurada “EMASYA protokolünün 11 maddesinin yasa ve hukuk hiyerarşisi normlarına aykırı olduğu” belirtilerek protokolün iptal edilmesi isteniyor. Karar İçişleri Bakanlığı tarafından Genelkurmay’a iletiliyor, ancak Genelkurmay tarafından kabul görmüyor.

PROTOKOL KANUNUN ÜZERİNE ÇIKTI

* 28 Şubatın üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen Genelkurmay protokolde ısrarcı yani…

EMASYA gelişen şartlara göre Genelkurmay tarafından devamlı geliştiriliyor. En son 2005 tarihinde “EMASYA Direktifleri” adı altında yapılan yenilik il emniyet müdürlüklerine, valiliklere gönderiliyor. Ama gelinen noktada protokolün kanunun üzerine çıktığını söyleyebiliriz.

* Protokolün kaldırılması çok mu zor?

(Gülerek) zor değil tabi. Protokol iki kurum arasında yapılmış bir anlaşma. Taraflardan biri vazgeçerse bozulmuş olur. Bu protokolün iyi niyetle hazırlanmış olduğunu kabul etsek bile bir özelliği kalmadı. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşme yolunda önünü kesen bir görüntü veriyor.

* Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Fethi Tuncel, valinin talebi olmadan böyle bir yetkilerinin olmadığını söyledi.

O komutanın kendi iyi niyeti olabilir. Yarın kötü niyetli biri de gelebilir.

* EMASYA’nın tekrar gündeme gelmesine sebep olan haberin amacı ne olabilir? Kamuoyunun tepkisi mi ölçülmek istendi?

Bunu Hürriyet gazetesinin cevaplaması gerekir. Olaya şüpheci yaklaşırsam; hem gündem değiştirme amaçlı olabilir hem de ülkede kurumları birbirine çatıştırmak olabilir. İyi niyetle yaptılarsa bir şey diyeceğim yok.

Mülki İdare Şûrâ’sı bunu yasaya aykırı bulduğuna göre protokolün bir şekilde devam ettirilmesinin ısrarı bu ülkenin yararına değil. Ama ülkenin yararına olduğunu iddia edenlerin bunu kamuoyuna açıklaması gerekir. Halkın desteğini almak gerekir. Bir de asker haberi yalanlıyorsa Hürriyet gazetesinin bunu nereden aldığı da araştırılmalıdır.

[email protected]

Kemal BENEK

20.01.2007


 

Soykırım yasasına karşıydı

Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink, Genel Yayın Müdürlüğünü yaptığı Agos gazetesi girişinde uğradığı silâhlı saldırıda öldürüldü. Malatya doğumlu olan Dink, kafasına aldığı iki kurşunla hayatını kaybetti. Son zamanlarda yaptığı çıkışlar ile Türkiye Ermenilerinin sağduyulu sesi olan Hırant Dink, Fransa Meclisinde Ermeni soykırımı yasası görüşmeleri sırasında en sert karşı çıkışları yapan isim olmuştu. Polis, cinayet sanığı olarak 18-19 yaşlarındaki bir genci arıyor. Gazeteci Taha Akyol cinayeti yorumlarken, “Kendini vatansaver zanneden bir manyağın işlemiş olabileceği bir cinayet olabilir. Kurşun Türkiye’ye sıkılmıştır. Türkiye’ye çok büyük zararlar verebilecek alçakça bir cinayettir” dedi

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, gazetenin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldü.

Edinilen bilgiye göre Dink, Halaskargazi Caddesi üzerinde bulunan gazetenin önünde dün saat 15.00 sıralarında 18-19 yaşlarında, kot pantolonlu ve beyaz şapkalı olduğu bildirilen kişinin silahlı saldırısına uğradı. Hrant Dink, olay yerinde hayatını kaybetti.

Dink’in başına iki kurşun isabet ettiği, polisin yerden 4 kurşun topladığı bildirildi.

Polis, saldırganın yakalanması amacıyla hemen bölgede, metro, otobüs ve vapur iskelelerinde güvenlik önlemleri aldı. Şişlideki tüm toplu taşıma araçlarının durudurulup araçların arandığı belirtildi. Uluslararası haber ajansları haberi flaş olarak verdi.

İSTİKRARA SIKILAN KURŞUN

Gazeteci-yazar Taha Akyol, Dink’in öldürülmesinin Türkiye’de istikrara sıkılan kurşun olduğunu belirterek, menfur ve alçakca saldırıyı kınadığını söyledi.

Gazeteci yazar Derya Sazak da Türkiye’de tansiyonun düştüğü, demokrasi barış ortamlarının yeşerdiği zaman bu tür olayların yaşandığını kaydederek, “Bu saldırı, Türkiye’ye karşı suikast aslında. Dink, 301 dâvâlarında sembol isimdi. 301 dâvâları gündemden düşmüşken bu suikast, Türkiye’yi başka liglere taşımanın provası” dedi.

Ermeni İş Konseyi Başkanı Kaan Soyak ise Türkiye açısından çok kötü bir olay olduğunu belirterek, tam Türkiye Ermenistan arasında olumlu havalar eserken ortalığı bulandırılmaya çalışıldığını söyledi. “Bu ülke nereye doğru gidiyor” diye soran Soyak, Türkiye’nin çok zor durumda kalacağını ifade etti.

MAZLUMDER Genel Başkanı Ayhan Bilgen de, gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesi üzerine yaptığı açıklamda, “Hrant Dink’e sıkılan kurşun sadece yazara değil, ‘Türkiye Barışı’na ve birlikte yaşam iradesine sıkılmıştır. Bu tür cinayetler, Türkiye’deki farklı kimlikler ve inanç grupları arasında düşmanlık meydana getirmek, insani tüm iletişim kanallarını engelleyerek barış kültürünü baltalamak amacıyla daha önce de defalarca yaşanmıştır” dedi.

HIRANT DİNK KİMDİR?

Hrant Dink 15 Eylül 1954’te Malatya’da doğdu. Anne-babası 1961 yılında Malatya’dan İstanbul’a taşınmalarının ardından boşandı. Hrant ve iki kardeşi ailenin bölünmesinin ardından Gedikpaşa’daki Ermeni Yetimhanesi’ne yerleştirildi. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Zooloji eğitimi aldı. Bir süre sonra yetimhanede birlikte büyüdükleri Rakel ile evlendi. Kardeşleriyle birlikte açtıkları yayınevi, kırtasiye işini sürdürürken, eşi Rakel’le birlikte, kendileri gibi Anadolu’dan gelen kimsesiz ve yoksul çocukların yetiştiği Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nı yönetmeye başladı. Dink, Denizli Piyade Alayı’nda sekiz ay askerlik yaptı. Bazı cemaat gazetelerinde kitap eleştirileri ile başlayan yazı hayatı, basında çıkan yalan haberlere gönderdiği düzeltmeler ile duyulmaya başladı. Patrikhane’ye, ‘Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır’ diyerek bu amaçla Türkçe bir gazete çıkarmayı önererek, 5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı yayınlanan Agos gazetesi’nin kuruculuğunu, yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını üstlendi. Agos dışında Zaman gazetesinde de yazıları yayınlandı. Ermeni Diasporasına 1915 olayları için soykırım kelimesini içermeyen daha yumuşak muhalefet yürütmeleri çağrısında bulunan Dink, Ekim 2005’te “Türklüğe hakaret”ten 6 ay hapis cezası aldı.

2007 ZOR YIL OLACAK

Hrant Dink, Agos gazetesinde yayınlanan 10 Ocak tarihli son yazısında 2007 yılının kensi açısından zor bir yıl olacağını belirtmişti. Dink, şöyle yazısının son paragraflarında demişti:

“Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.”

/ İSTANBUL

20.01.2007


 

Ecevit’in varisleri Medine’deki mirasın peşinde

Eski Başbakan Bülent Ecevit’in kuzenleri Ayşe Nimet Seydem ve Mustafa Sermet Aşar, Ecevit’in Türkiye’deki mal varlığından hak talep etme amacında olmadıklarını, veraset dâvâsının, Suudi Arabistan’da dedelerinden kalma araziyle ilgili dâvânın kesintiye uğramaması için açıldığını bildirdiler.

Ayşe Nimet Seydem, Suudi Arabistan’da büyük dedesi Hacı Emin Paşa’dan kalma bir arazi bulunduğunu, bu arazinin de 50’nin üzerinde mirasçısı olduğunu bildirdi. Seydem, anneannesi Zehra Öztan, Bülent Ecevit’in anneannesi Adviye Sargut ve Ferhande Oktay’ın kardeş olduğunu, üç kız kardeşin Hacı Emin Paşa’nın kızı Hasene Hanım’ın çocukları olduğunu söyledi. Ayşe Nimet Seydem, Osmanlı Hanedanı ile kan bağları bulunmadığını, sadece Ferhande Oktay’ın eşi İsmail Hakkı Oktay’ın, ilk evliliğini Osmanlı Padişahı Vahdettin’in kızı Ulviye Sultan’la yaptığını anlattı. Seydem, mirastan pay alabilmek için açılan dâvâlara ilişkin hukukî sürecin devam ettiğini anlatarak, şunları kaydetti:

‘’Bu mirasta, bizim de tıpkı sayın Bülent Ecevit gibi payımız var. Sayın Bülent Ecevit’ten intikal edecek veya başka birinden intikal edecek payın peşinde değiliz. Fakat bu dâvânın sürdürebilmesi için veraset ilâmlarının tam olması gerekiyor. Sayın Bülent Ecevit’in vefatından sonra da düşündük. Suudi Arabistan’daki dâvâ sıcakken, herhangi bir olurluk ortaya çıktığı zaman veraset ilâmlarında bir noksanlık olmasın, veraset ilâmımızı tamamlatalım dedik. Veraset ilâmı almak için avukatımız aracılığıyla mahkemeye başvurduk.’’

Ayşe Nimet Seydem, Şişli Adliyesinde açılan veraset dâvâsının, tamamen Suudi Arabistan’la ilgili olduğunu ifade ederek. ‘’Türkiye’deki mirasla ilgilenmiyoruz” dedi.

“DÜNYANIN EN DEĞERLİ YERİ’’

Seydem ve Aşar kardeşlerin avukatı Olgun Polatsoy da, Hacı Emin Paşa’nın terekesinin olduğu toprakların Medine’de bulunduğunu hatırlatarak, ‘’Medine de yer çok değerli. Manhattan’dan daha değerli. Şu anda dünyanın en değerli yeri. Mekke keza öyle’’ diye konuştu. Polatsoy, ‘’Hacı Emin Paşa’dan kalma ve istimlak edilen yerin maddi değeri yaklaşık 300 milyon dolar, işgal edilen ya da boş olan yerlerin değeri de 1 milyar dolar civarında’’ diye konuştu.

Olgun Polatsoy, Bülent Ecevit’in bu yerden yüzde 4-5, Ayşe Nimet Seydem ve Mustafa Servet Aşar’ın da yüzde 2-2,5’ar gibi oranlarla en büyük mirasçılar olduğunu sözlerine ekledi.

/ İSTANBUL

20.01.2007


 

Meclisten şiddet incelemesi

Çocuk ve gençlerdeki şiddet eğilimi ile okullarda meydana gelen olayları araştırmak üzere kurulan TBMM Meclis Araştırma Komisyonu üyeleri, internet kafeler ile şiddet olaylarının en çok ve en az görüldüğü okullarda incelemelerde bulunacak.

Komisyon Başkanı, AKP İstanbul Milletvekili Halide İncekara, komisyon üyeleriyle TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi. Türkiye’nin 25 milyon genç nüfusa sahip olduğuna işaret eden İncekara, bu sayının, Avrupa’nın 4-5 ülkesinin nüfusuna denk geldiğini söyledi. İncekara, bu nüfusun, korunmaya, kollanmaya ve geleceğe hazırlanmaya ihtiyacı olduğunu belirtti.

İncekara, kavga eden, birbirine zarar veren çocuk görüntülerinin ekranlara yansıdığını ifade ederek, şiddetin her türlüsünü gördüklerini, bunların, yüreklerini acıttığını vurguladı. Büyüklerin, ‘’Biz ne yaptık da çocukların saldırıları sokaklara, kafelere, internet kafelere taştı’’ diye düşünmesi gerektiğini belirten İncekara, okullarda özel güvenlik kavramının gündeme geldiğini söyledi.

İncekara, ‘’Eline bıçak alan, arkadaşına zarar veren, bunların görüntülerini tuvaletlerde çeken, ‘Bu bayramın meşhuru ben olacağım’ diyen çocuklar dün akşam yetişmedi’’ diye konuştu. Halide İncekara, bütün hatayı ekranlarda, yayınlarda aramayı doğru bulmadığını da vurgulayarak, izleyicilerin, kanalları uyarma veya reddetme hakkı bulunduğunu dile getirdi.

Hacettepe Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya dikkati çeken İncekara, araştırmada, ilköğretim okulu öğrencilerinin, şiddetin en çok sokakta ve televizyonda olduğunu belirttiklerini, şiddeti en fazla uygulayanların ve maruz kalanların, erkek öğrenciler olduğunun ortaya çıktığını anlattı.

“ÇOCUĞUNU SEVMEK,

ONA TELEFON ALMAK DEĞİL’’

Çocuğunu sevmenin, ona bin YTL değerinde cep telefonu almak anlamına gelmediğini kaydeden İncekara, ‘’8-9 yaşınızdaki çocuğunuza bunu yapıyorsanız, onun en önemli düşmanısınızdır. Cep telefonu, çocuklar arasında ayrımcılığı uyandırıyor’’ diye konuştu. İncekara, internet kafelerde çocuklara hesap açarak kumar ve oyun oynatıldığını, 18 yaşından küçüklerin, tavla oynanan kahvehanelere girmesi yasakken, internet üzerinde tavla oynanmasına göz yumulduğunu söyledi. Halide İncekara, Komisyon olarak, önümüzdeki günlerde internet kafelerde, sömestr tatilinden sonra da şiddet olaylarının en fazla ve en az görüldüğü okullarda incelemelerde bulunacaklarını bildirdi.

/ ANKARA

20.01.2007


 

İskeçe Müftüsü TBMM’yi ziyaret etti

Çeşitli inceleme ve temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye gelen İskeçe Seçilmiş Müftüsü Ahmet Mete, AKP Bursa Milletvekili Mustafa Dündar’ı TBMM’deki makamında ziyaret etti.

Dündar, Batı Trakya’daki Türkler’in bir AB ülkesinde yaşamalarına rağmen uluslararası antlaşmalarla sağlanan haklarından yeterince yararlanamadıklarını söyledi. Milletvekili Dündar, yapılan temasların sonucunda, AB üyesi Yunanistan’da Müslüman Türk azınlığın haklarının hâlâ verilmesinin çeşitli vesilerle Avrupa gündemine taşındığını dile getirdi. İskeçe Seçilmiş Müftüsü Ahmet Mete ise, programı sırasında TRT’deki bir programa katıldığını, ayrıca Diyanet İşleri Başkanı ile de bir araya geldiğini belirterek, Batı Trakya TBMM’yi ziyaret etmekten mutluluk duyduğunu söyledi.

Hüseyin HİÇDURMAZ / ANKARA

20.01.2007


 

Bedük: Bütçenin yüzde 40'ı faize gidiyor

DYP Genel Başkan Yardımcısı Saffet Arıkan Bedük, bütçenin yüzde 40'nnın faize gittiğini söyledi Bedük, yaptığı açıklamada, hükümetin pembe tablolar çizdiğini, ancak bu söylemler ile ülkenin gerçeklerinin örtüşmediğini söyledi.

Bedük, “Vatandaşımız açlığın, sefaletin, yoksulluk ve adaletsizliğin pençesinde kıvranırken; iktidarın yaptığı tek şey sorunların üstünü pembe tablolar ve yanıltıcı beyanlarla gizlemeye çalışmaktadır” dedi.

3 Kasım seçimlerinden önce AKP’nin IMF’ye karşı olduğunu, şimdi ise en büyük savunucusu olduğunu dile getiren Bedük, “‘Kuzey Irak’ta kırmızı çizgilerimiz var’ dediniz; Irak Politikanız iflâs etti. Yolsuzluk dediniz, yoksulluk dediniz, dokunulmazlıklar kaldırılacak dediniz, türban dediniz, çiftçi dediniz, esnaf dediniz, işçi dediniz, işsizlik dediniz. Ancak; iktidar koltuğuna oturduğunuz gün hepsini unuttunuz” diye konuştu.

Rakamlarla oynamanın bile gerçekleri gizleyemediğini söyleyen Bedük şu bilgileri verdi:

“Bugün itibariyle; 900 bin insanımız aç; 20 milyona yakın insanımız yoksuldur. Gerçek işsizlik oranı yüzde 18’lere yükselmiştir. 7 milyon insanımız kayıt dışı çalıştırılmaktadır. Her bir çocuk 5 bin 200 dolar borçlu doğmaktadır. Vergilerimizin yüzde 65’i, bütçenin yüzde 40’ı faize gitmektedir. Gelirden en az pay alan yüzde 5’lik dilimle en çok pay alan yüzde 5’lik dilim arasında 25 kat fark bulunmaktadır. Son dört yılda karşılıksız çıkan çek sayısı 3 milyon 766 bin 818’dir. Yine aynı dönemde protesto edilen senet tutarı ise, 8.9 katrilyon TL.dir. Yine AKP döneminde kepenk kapatan esnaf sayısı ise, 810 bin 100’dür. Toplam vergi gelirinin sadece yüzde 7’si holdinglerden, bankalardan alınır iken; asgarî ücretli yıllık gelirinin yüzde 40’ını vergi olarak ödemektedir. Çiftçinin geliri son 4 yılda yüzde 20 azalırken; küçük esnaf ayakta kalamıyor, işçilerin, emeklilerin, gençlerin, kadınların çilesi artarak devam ediyor.”

Fatih KARAGÖZ / ANKARA

20.01.2007


 

Demokratikleşme enerji ve kaynak israfını önler

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı, bugün Türkiye’nin; bulunduğu coğrafyada gerek piyasa ekonomisiyle gerekse demokrasisiyle ‘parlayan bir yıldız’ olduğunun görmezden gelinemeyeceğini vurgularken, “Daha gelişmiş bir demokratik yapı, Türkiye’yi iç çekişmelerden uzaklaştırarak gereksiz enerji ve kaynak kaybını önleyecek, toplumsal uzlaşmayı tesis ederek siyasal ve ekonomik istikrarı kalıcı hale getirecektir” diye konuştu.

TÜSİAD tarafından hazırlanan, ‘’Türk Demokrasisi’nde 130 Yıl: Prof. Dr. Bülent Tanör’ün Anısına Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri 10. Yıl Güncellemesi’’ başlıklı rapor, İstanbul’da düzenlenen bir toplantıyla tanıtıldı.

STATÜKOCULAR DİRENEBİLİYOR

Toplantının açılışında konuşan Sabancı, bugün Türkiye’nin, bulunduğu coğrafyada, gerek piyasa ekonomisiyle gerekse demokrasisiyle parlayan bir yıldız olduğunun görmezden gelinemeyeceğini ifade ederek, ‘’Daha gelişmiş bir demokratik yapı, Türkiye’yi iç çekişmelerden uzaklaştırarak gereksiz enerji ve kaynak kaybını önleyecek, toplumsal uzlaşmayı tesis ederek siyasal ve ekonomik istikrarı kalıcı hale getirecektir" dedi. Daha şeffaf, daha katılımcı bir demokrasiye doğru gelişmenin, statükoyu korumak ve iktidarını paylaşmak istemeyen kesimlerde bir direnç oluşturabileceğini de hatırlatan Sabancı, "Konjonktürel bazı gelişmeler, zaman zaman, bu direnci besler ve etrafında bir taraftar kitlesi oluşmasına yardımcı olabilir.’’ dedi. Sabancı, aynı zamanda, mevcut demokrasinin dar kalıplar içine sıkıştırılması çabalarına da şahit olabildiklerine işaret ederek, burada söz konusu olan demokrasi karşıtı tutumu yakalayabilmek için, yapıları değil işleyişleri ve zihniyeti, yasa metinlerini değil uygulamaları izlemek gerektiğini vurguladı. Yeni anayasa hazırlanmalı İstanbul - Toplantıda, raporu TÜSİAD için hazırlayan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. zafer Üskül, çalışması hakkında özet bir sunum yaparken, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süheyl Batum, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ergun Özbudun, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gencay Şaylan da rapor hakkındaki görüşlerini aktardı. Tanör’ün hazırladığı raporda demokrasinin evrensel ilkeleriyle Türk hukukunda yeralan düzenlemeleri karşılaştırdığını belirten Prof. Dr. Zafer Üskül, kendisinin hazırladığı raporun da on yıl öncesi ile bugün arasındaki farkları gösterme çabası olduğunu söyledi. Raporda da işlenen, siyasi partiler, seçim sistemi, insan hakları alanlarındaki durumlar hakkında da görüşlerini aktaran Üskül, Anayasayla ilgili olarak, “Hala 82 Anayasası yürürlükte. Bu anayasa askeri rejimin anayasası. Bunun yürürlükten kaldırılması ve toplumun katılımıyla oluşturulacak yeni anayasanın mutlak surette hazırlanması gerektiği kanaatindeyim” dedi. “TÜSİAD’ın çizgisi değişmez” “Türk Demokrasisi’nde 130 Yıl: Prof. Dr. Bülent Tanör Anısına Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri 10. Yıl Güncellemesi” raporunun tanıtım toplantısından çıkışta gazetecilerin sorularını cevaplayan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı, özellikle son üç senedir, kurumdaki başkanlık görevine devam edeceğine dair hiçbir şey söylemediğine dikkat çekti. On senedir TÜSİAD yönetim kurulunda görev yaptığını hatırlatan Sabancı, görevini bırakırken endişeli olup olmadığı şeklindeki soruya, “TÜSİAD kurumsallaşmış bir yapıya sahiptir. Başkan değişir, yönetim kurulu değişir, yeni arkadaşlar gelir ama bu kurumsal yapı, TÜSİAD’ın çizgisi aynen devam eder” sözleriyle cevap verdi. Tanıtımını yaptıkları raporunun da cumhurbaşkanlığı ya da genel seçimlerle bir ilgisinin olmadığını söyleyen Sabancı, “Türkiye bölgesinde demokrasi yönünden, ekonomik gelişme yönünden parlayan bir yıldız. Tabii ki mesafe katetmemiz gereken ilave konular var. Biz bunları yine Türkiye’nin gündemine getiriyoruz, konuşmaya açıyoruz. Çoğulcu demokratik yapının oluşmasında fayda gördüğümüzü söylüyoruz. Yoksa bugün bizim başka bir amacımız yok. Bunu lütfen şuraya buraya çekmeyelim.” diye konuştu. Sabancı, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması yerine başbakan kalmasının desteklenmesini TÜSİAD’ın AKP’ye destek verdiği şeklinde değerlendirmesiyle ilgili soruyu ise, “Ben aslında polemik çıkartmak amacında değilim ama eğer sayın Hisarcıklıoğlu’nun TÜSİAD’la ilgili görüşleri, önerileri varsa dinlemeye hazırız. Ama buna karşı tabii ki bizim de söyleyecek görüşlerimiz var” şeklinde cevaplandırdı.

/ İSTANBUL

20.01.2007


 

Yeni Osmanlılar Derneği İstanbul'a taşındı

Yeni Osmanlılar Derneği, yeni genel merkezini Sultanahmet’te hizmete açtı. 2004 yılında Ankara’da, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihini, edebiyatını, kültürünü, güzelliklerini şimdiki nesile hatırlatmak ve anlatmak amacıyla kurulan Yeni Osmanlılar Derneği, Ankara’daki genel merkezi’ni İstanbul’a taşıdı.

Küçükayasofya Mahallesi, Aksakal Sokak, No: 27-29 Çatladıkapı - Sultanahmet, İstanbul adresindeki, genel merkezin açılışı, Mehteran ekibinin çaldığı Mehter Marşları ve okunan Kur’ân-ı Kerim’in ardından yapıldı. Törenin açılışına Dernek Başkanı Saffet Atak, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, eski Fazilet Partisi milletvekili Merve Kavakçı, başka derneklerin yöneticileri ve vatandaşlar katıldı. Derneğin açılış programı bugün de devam edecek.

Ümit KIZILTEPE / İSTANBUL

20.01.2007


 

Prodi, Bolu Tünelinin açılışına katılacak

İtalya Başbakanı Romano Prodi, 22-23 Ocak günleri Türkiye’yi ziyaret edecek. İtalya Başbakanı Prodi, Başbakan Erdoğan ile 23 Ocak’ta Bolu Tüneli ve Ankara-İstanbul otoyolunun son kısmının açılış töreni katılacak.

Başbakanlık Basın Merkezi’nden, Prodi’nin Türkiye ziyaretine ilişkin yazılı bir açıklama yapıldı. Açıklamaya göre, Prodi, 22 Ocak’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek. Başbakanlık’ta gerçekleşecek resmî görüşmelerde, ikili siyasî, ekonomik ve kültürel ilişkiler ile Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri ve Kıbrıs konusunun yanı sıra bölgesel ve uluslararası konular ele alınacak. Türkiye ile İtalya arasındaki ikili ilişkilerin ve işbirliğinin güçlendirilmesini hedefleyen bir Strateji Belgesi de imzalanacak.

Bu arada, Türkiye ile İtalya arasında her iki ülkenin vize kolaylıkları sağlaması için 18 Ocak 2007 tarihinde imzalanan Mutabakat Muhtırası’nın basına duyurusu da yapılacak.

Prodi’nin ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile TBMM Başkanı Bülent Arınç tarafından da kabul edileceği bildirildi.

İtalya Başbakanı Prodi, Başbakan Erdoğan ile 23 Ocak’ta Bolu Tüneli ve Ankara-İstanbul otoyolunun son kısmının açılış töreni katılacak.

Erdoğan ve Prodi, aynı gün, iki ülke üst düzey işadamlarının katılımıyla İstanbul’da düzenlenecek “Türkiye-İtalya: Stratejik Ekonomi İttifakı’’ konulu toplantıda da bulunacak.

/ ANKARA

20.01.2007


 

Kuraklık, Ege'yi etkilemedi

Ilık ve yağışsız geçen kış mevsimi Türkiye’nin bir çok bölgesinde kuraklık tehdidini beraberinde getirirken, Ege Bölgesi 2007 yılı için bu durumdan olumsuz etkilenmeyen şanslı bölge olarak öne çıkıyor.

İzmir Meteoroloji Bölge Müdürlüğü verilerinden edinilen bilgiye göre, Ege Bölgesi’nde son dönemde yağışsız geçen günlere rağmen yıllık değerlendirmelere bakıldığında herhangi bir yağış azlığı söz konusu değil.Aralık ayından itibaren yeterli yağış almayan bölgede, İzmir için 2006 yılı yağış miktarına bakıldığında, bir önceki yıla göre 56 kilogramlık bir artışla 745 kilogram yağış düştüğü görülüyor.

/ İZMİR

20.01.2007


 

Nehir dondu, hasta kurtuldu

Muş’ta, aniden fenalaşan bir hasta, aşırı soğuk sebebiyle donan nehrin üzerinden geçirilerek kısa sürede hastahaneye ulaştırıldı.

Alınan bilgiye göre, merkeze bağlı Dumlusu köyünde aniden fenalaşan böbrek hastası Salih Engin, aşırı soğuktan donan nehir sayesinde hastaneye daha kısa sürede ulaştırıldı.

Engin, il merkezine 40 kilometre uzaklıkta bulunan ve yolu stabilize olan Dumlusu köyünden normalde 1.5 saatte ulaşılabilen şehre, atlı kızakla Murat Nehri üzerinden geçirilerek Erzurum-Muş kara yolunun kullanılması sayesinde 45 dakikada yetiştirildi. Köyden atlı kazakla 15 dakika süren yolculuğun ardından Murat Nehri geçirilerek Erzurum-Muş kara yoluna getirilen böbrek hastası Engin, daha sonra Varto minibüsleriyle Muş Devlet Hastanesine götürüldü. Dumlusu köyü sakinlerinden Heybet Demir, kışın ulaşımlarını daha kolay sağladıklarını söyledi. Yaz döneminde stabilize yolu kullanarak şehre 1.5 saatte gidebildiklerini belirten Demir, kış döneminde ise soğuk havada donması sebebiyle kızaklarla Murat Nehri’ni geçerek Erzurum-Muş kara yolundan 45 dakikada il merkezine ulaştıklarını kaydetti.

/ MUŞ

20.01.2007


 

Yeraltı suları azalıyor

Türkiye yer altı su potansiyelinin yüzde 40’ını barındıran Konya Kapalı Havzası’nda yer altı su seviyesinin geçen yıla göre 2.8 metre daha düştüğü bildirildi.

DSİ. 4. Bölge Müdürlüğü ve Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şubesinden alınan bilgiye göre, Konya Kapalı Havzası’ndaki yer altı su seviyesi son 25 yılda yaklaşık 25 metre düştü. Türkiye yer altı su seviyesinin yüzde 40’ını barındıran havzada sulak alanların kurumasıyla başlayan süreçte Tuz Gölü önemli oranda küçüldü.

/ KONYA

20.01.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004