Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 19 Şubat 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

 

Şamanist “soycu”lar: Başbuğumuz Atatürk

Türkleri ‘üstün’ sayıyor, Türk olmayanların üniversiteye gitmemesini, mülk edinmemesini istiyorlar. ‘Kürt nüfus artışı durdurulsun’ diyorlar. Avrupalı ırkçı gruplarla ‘enternasyonal birlik’ kurmayı düşünüyorlar. İzmir’de kurulan Türkçü Toplumcu Budun Derneği (TTBD) bu görüşleri savunuyor. Yalnız da değiller. İstanbul’daki Elbirliği Derneği, Ankara’daki İlteriş dergisi de eylemleriyle, yazılarıyla Kürtlere karşı olduğunu belirtiyor. Bu üç oluşumun benzerlikleri Kürt karşıtlığıyla sınırlı değil: Üçü de şamanizme yakın ve laik olduklarını söylüyor, Atatürk’e ‘Başbuğ’ diyor. Hatta, ‘ırk’ kelimesi Arapça diye kendilerine ‘soycu’ diyorlar.

‘Türkler çocuk yapsın’

TTBD’nin başkanlığını 41 yaşındaki Cenk Tozkoparan, yapıyor. 9 Eylül Üniversitesi Muhasebe Yüksek Okulu mezunu Tozkoparan, şamanist olduğunu söylüyor. Laik olarak nitelendirdiği dernekte tek başbuğ olarak Atatürk’ü görüyorlar. Eski MHP’li Tozkoparan’ın TTBD’si İzmir’de başlattığı ‘Kürt Nüfus Artışı Durdurulsun’ kampanyasıyla biliniyor. Kampanya Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) şikayeti üzerine durdurulmuştu. Tozkoparan, ‘Türkler Çocuk Yapsın’ kampanyası başlattıklarını belirtiyor: “Kürt nüfus artışının makul düzeye çekilebilmesi için tüm İzmir’de çalışmalar sürüyor. Türklerin çocuk yapması için de kampanya başlattık. Beyaz ırkın üremesini istiyoruz. Orta Anadolu’da araştırdık; iki-üç ortalamayla çocuk yapılıyor. Bunun artırıp Kürtlerinkini durdurmak lazım. Yoksa çok kötü...”

‘Kürtler etnik tehlike’

Tozkoparan’ın iddiasına göre, Kürtler geldikleri İzmir’de rahatsızlık yaratıyor: “Bizim çıkışımız kimi olayları önledi. Biz kanunlar çerçevesinde konuşuyoruz. Eskiden Karşıyaka’da kapı pencere açıktı. Kapkaçlar arttı. Şimdi ne hale geldik. Tamam, Türkler de suç işleyebilir ama istatistiklere bakın. Bu nüfus artışının durdurulması lazım.”

Tozkoparan, nüfus artışının durdurulmasını istediği Kürtler veya diğer etnik kökenlerden insanları üye kabul etmediklerini belirtiyor: “Zaten Kürtler de gelmiyor. Ama bazı karışık durumlar varmış, bir tarafı, anneleri Kürt olan. O sorun çok özel, çözebiliriz. Ama Kürtlerin dışında etnik tehlike görmüyoruz.”

Parti kurmayı düşünüyor

Tozkoparan, ırkçılığın evrensel bir mesajının olduğunu, Avrupa’daki kimi ırkçı örgütlerle ‘enternasyonal’ bir ırkçı birliktelik düşündüklerini söylüyor. MHP’yi İslamcı olarak görüyor. Merkezi İzmir’de yer alan TTBD’nin İstanbul, Ankara, Adana ve Mersin gibi illerde temsilcileri var. TTBD, ‘Buduncu Gelecek’ adlı ırkçı parti kurmayı planlıyor.

İlteriş’in derin anlamı

İlteriş Dergisi, Ankara’da çıkıyor. Dergi, işlemlerini yerine getirmediği gerekçesiyle kapatılan ‘İlteriş Türkçü Derneği’nin (İTD) de yayın organlığını yapıyor. Üç yıldır çıkan derginin Editörü Gökhan U., ‘ilteriş’in ‘ülkeyi, devleti bir araya getiren’ anlamındaki eski Türkçe bir kelime olduğunu belirtiyor. 29 yaşındaki Gökhan U., 9 Eylül Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü’-nden mezun olmuş. Kendisi gibi, çoğu üniversiteli ya da mezunu olan dergi yandaşları, kendilerine ‘ırkçı’ değil, ‘soycu’ sıfatını yakıştırıyor. Gökhan U., bu yakıştırmayı şöyle açıklıyor: “Irk, Arapça bir kelime. Biz bu yüzden öztürkçe olan ‘soycu’yu kullanıyoruz.”

Göktanrının kırbacı

Gökhan U.’ya göre, ‘soycular’ aşağı ırk ve üstün ırk tanımlarını kullanıyor. Türkler, ‘göktanrının kırbacı ve üstün’ olarak adlandırılıyor. ‘Türk’ olmayanlar ve bilhassa Kürtler ise ‘aşağı ırkı’ oluşturuyor: “Türk olmayanlar bizim içimizde olamaz. Bir insan her şeyi değiştirir, ırkını değiştiremez. Bu, kanla ilgili mesele. İnsanın, kendisini Türk hissetmesi kabul edilemez. Ya Türksünüz ya değilsiniz. Bu ülkede kurucu unsur Türklerdir. Kurucu olduğumuz için üstünüz. Türk olmayanlarla birlikte yaşayabiliriz ama üstünlüğümüzü kabul ettikleri takdirde.”

Gökhan U.’ya göre, soycular Türklerin ‘fizik olarak da siyasi olarak da üstün olduğunu’ kabul ettiği için tüm memurların Türk soylu olması gerek. Türk olmayanlar, mülk edinmemeli, kısıtlı iş alanında çalışmalı. Ayrıca soycular, Türk olmayanların okullar ve üniversitelere girmesine de karşı çıkıyor. Gökhan U., bunu şöyle açıklıyor: “Üniversiteler üstün olana açıktır. Diğerleri üniversiteye girerse bir yerlere gelmeleri mümkün olur.”

‘Kan temizlenmesi beş nesil’

Soycular en sık, ‘etnik özürlü’ ifadesini kullanıyor. İki ayrı ırktan gelen çiftin çocuklarına ‘etnik özürlü’ deniyor. Gökhan U., örneğin bir Türk ve Kürt çiftin çocuklarının ‘üstünlerle’ eşit olamayacağını söylüyor: “Bu ülkeyi biz yönetsek etnik özürlüler de haklardan mahrum kalacak. Onların kanının temizlenmesi için beş nesil geçmesi gerekir. Beş nesil Türklerle evlilik yapılırsa kanı temizlenir.”

Soycular günlük yaşamlarını da ‘soy’ esasına göre düzenliyor: Örneğin, bir Kürtten alışveriş yapmıyor, bir Lazın kafesine oturmuyor. Başka halktan biriyle yapılacak birlikteliği tek şartla mümkün görüyor: “Aşağı ırkın özelliğidir, üstün ırkı eğlendirir. Onlarla günlük ilişki kurulabilir ama çocuk yapılamaz. Bu, kanı bozar.”

‘İslâm, uyuşturuyor’

Gökhan U., ‘laik’ yönetimden yana, türbana karşı olduklarını ve ‘İslam’ın Türkleri uyuşturduğunu düşündüklerini’ belirtiyor. Gökhan U., ‘şaman’ olduğunu ama içlerinde Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi Türklerin de yer aldığını söylüyor. Soycular ayrıca, ‘tek başbuğ’ olarak Atatürk’ü tanıyor. Şimdilik sayıları 100’ü bulan soycular, dergi ve internet üzerinde çalışma yürütüyor.

Çeşitli illerde, özellikle üniversite öğrencileri üzerinde temsilcilikleri var. ‘Dünya Türk Olsun’ (DTO) yazıları ile bilinen ve internet üzerinden yayılan ırkçı grubun bir bölümü de soyculara katılmış. Gökhan U.’ya göre, soycular kesinlikle yasal sınırlar içinde davranıyor: “Çünkü Anayasa’ya aykırı hareket Türkçülüğe yakışmaz!”

Irkçı elbirliği

Diğer ırkçı yapılanma da İstanbul’da kurulan Elbirliği Derneği (ED). Adı, bir yardımlaşma derneğini andıran ED’nin tek şubesi de Tarsus’ta açılmış. Hakan Yeniay’ın başkanlığını yaptığı, daha çok üniversitelilerin geldiği dernekte ‘akademik’ çalışmalar yapılıyor. Örneğin, ‘Kazak, Özbek ve Türkiye Türkçesi’nin Doğru Kullanımı’ eğitimleri veriliyor, ‘Orkun Abacası’ (alfebe) öğretiliyor, ‘Türkçüler Kurultayı’ düzenliyor, ırkçı Hüseyin Nihal Atsız’ı anma toplantıları yapıyor, ‘Bozkurt’ adlı bir dergi yayımlıyor. Derneğin başkanı Hakan Yeniay, Radikal’in not bırakmasına rağmen aramadı. Bir dernek yetkilisi, ED’nin Türkçü bir dernek olduğunu, Türk olmayanların derneğe neden kabul edilmediğini, “Onlar Ülkü Ocağı’na gider, bize niye gelsinler” diye açıklıyor.

Türkçü sosyalistler!

Üç ırkçı örgütün yanı sıra internet üzerinden de ırkçı örgütler çalışma yürütüyor. Bunlardan bazıları şöyle:

Türk Diriliş Birliği (TDB): Söylemi MHP ve BBP’ye daha yakın. TDB Terörle Mücadele adlı silahlı bir birimlerinin olduğunu belirtiyorlar.

Türkçü Toplumcu Yol: Tatar sosyalist Sultan Galiyef’çi grup. Kendisini Türkçü sosyalist olarak tanımlıyor.

Öztürkler: Ülkücü mafya Sedat Peker’in kurduğu internet sitesi.

Radikal, 18.2.2007

İsmail SAYMAZ

19.02.2007


 

Siyasallaşan PKK

Genelkurmay Başkanımız resmî temaslarda bulunduğu ABD’den seslendi: “Son zamanlarda Kürt konferanslarıyla PKK, insan hakları ve azınlıklara indirgenip uluslararası platforma taşınmak isteniyor.

Türk milletinin uyanık olması lâzım.” Cumhuriyet gazetesi dün bu sözleri, “Büyükanıt, düzenlenen konferanslarla terör örgütünün siyasallaştırılmak istendiğine dikkat çekti.” şekline çevirerek manşetine taşımış. Meselenin özünü anlatan kelime doğru seçilmiş. Sorun, “PKK’nın siyasallaşması tehlikesi” olarak tanımlanıyor.

Birbirinden bağımsız gibi görünen bütün sorunları bir zincirle birbirine bağlayan en merkezî sorunumuz olan “Kürt sorunu” hakkında konuşuyoruz. Kimsenin hata yapma, nereye gideceğini kestiremediği bir lafı söyleme lüksü yok. “PKK’nın siyasallaşması tehlikesi” ne demek? PKK, siyasallaşırsa ne olur? PKK neden bugün siyasallaşmaya çalışıyor? Karşınızdaki örgüt silahlı bir kalkışma içindeyse siz de elinize silahı alıp karşı koyar, üstesinden gelirsiniz. Peki, siyasallaşırsa ne yaparsınız? Bu örgütün siyasallaşması Türk vatanı ve devleti için büyük bir tehlike ise, bu adamların akılları bugüne kadar neredeydi? Silaha sarılmak yerine neden siyasallaşmadılar? Şiddet yöntemleri yerine neden siyasal yöntemleri tercih etmediler?

Yaşar Büyükanıt bize bir oyundan bahsediyor. Bugün PKK’nın birçok ülke tarafından bir terör örgütü olarak kabul edildiğini hatırlatıyor. Sonra, Kürt konferanslarının sonuç bildirgelerine dikkat çekiyor. “PKK’yı başka bir kimliğe dönüştürmek mümkün müdür?” Büyükanıt, herhalde uluslararası alanda meşrû kabul edilecek bir siyasî kimliği kastediyor ve “bazı çevreler”in bunu mümkün görmesi üzerine gündem şu şekilde belirleniyor. “İnsan hakları ve azınlıklara indirelim. Çok uluslu hale getirelim, siyasî platforma taşıyalım. Yalnız iç siyasetle alâkası yok, uluslararası siyaset de var.” diye ekliyor. Yukarda sorduğumuz soruların cevaplarına, bu yorumun izinden giderek ulaşabilir misiniz? Bir terör örgütü, siyasal meşruiyet peşinde ise silahlara veda etmek zorunda. Siyasallaşmadan neden korkalım?

PKK, “Kürdistan İşçi Partisi” demek. Stalinist taktiklere göre örgütlenen bu parti, bugüne kadar silahlı yöntemleri benimsedi. Bu yöntemler için “terör” kelimesinin kullanılması doğru; çünkü terör, siyasal amaçlarla, halkı yıldırmak ve bezdirmek için şiddet kullanmak demek. “PKK’nın siyasallaşması” ibaresi temelden yanlış; çünkü PKK zaten şiddet yöntemlerini de benimseyen siyasal bir örgüt. “Siyasallaşma” ile “meşruiyet kazanma” kastediliyorsa, o zaman kritik kavramlar yanlış kullanılıyor. PKK, şiddet yöntemleri ile siyasal amacına ulaşmaya çalıştığı için bir “terör örgütü”. Şimdi vaat edilen ama henüz gerçekleşmeyen şey şiddet yöntemlerinin tamamıyla terk edilmesi. Genelkurmay Başkanı’nın bahsettiği konferanslarda işte bunlar konuşuluyor. PKK, siyasallaşmaya çalışırken şiddet yöntemlerini terk etmeye zorlanıyor. Kim zorluyor? Bu konferanslarda diyalog kurmaya çalıştığı muhatapları. Diyalog aradığı insanlar, “ateşkes” değil “silahlı yöntemleri bütünüyle terk ettiğini açıklaması” şartını önüne koyuyor. Barışın konuşulduğu yere silahla girilmez. Silah tehdidi ile barış gerçekleşmez.

“Silahlı kalkışma”ya karşı teçhizatlanmış Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, “siyasallaşma”ya karşı çare üretmesi eşyanın tabiatına aykırı. Bu iş sivil siyasetçilerin işi. Büyükanıt’ın resmî şekilde “terör sorunu” olarak nitelenen “Kürt sorunu”nu bütünüyle “PKK sorunu”na indirgeme hatasını hiçbir siyasetçi yapmaz. Şu soruya evet cevabı vermek mümkün mü: PKK siyasallaşırsa, yani silahtan vazgeçerse terör sona erer mi? “PKK’nın siyasallaşması”nın bir tehlike değil bir fırsat olduğunu görebilmek için siyasetin zengin çözümler üreten dünyasında yaşamak, siyasetçi olmak şart. Meselâ Öcalan’ın İmralı’da “üniter devlet”i savunması, acaba bir “tehlike” mi, yoksa “fırsat” mı?

Zaman, 18.2.2007

Mümtaz’er TÜRKÖNE

19.02.2007


 

Özel yargıç ne zaman?

Siz Alex’i tartışadurun aslanlar, Türkiye’nin “özel ordusu” 200 bin kişiyi geçmiş...

Türkiye’de bir devlet ordusu var, biliyorsunuz, Türk Silahlı Kuvvetleri, “hazarda” kabaca 665 bin asker... Seferde kaç olur bilmem, genelkurmay bilir.

Bir de devlet polisi var, o da yaklaşık 165 bin kişi, yetersizliğinden yakınılıyor.

Bir de ordu mu polis mi ne idüğü belirsiz bir silahlı kuvvet var, “özel güvenlik”, 200 bini geçmiş! On yıl içinde 300 bini de geçmesi bekleniyor.

Güvenliği devlet sağlayamayınca, hem işsizlere iş bulmak, hem maaşı yetmeyen yetenekli ya da emekli polislerin özel sektöre geçebilmelerine olanak sağlamak, hem de Amerikan dizi ve filmlerinin etkisiyle, ama asıl “kendi göbeğini kendi kesmek” dürtüsüyle büyük şirketler özel güvenlik elemanları çalıştırmaya başladılar. Şirketlere bu kadroları sağlayan şirketler de kuruldu pıtırak gibi.

Bu eleman sağlayıcı kuruluşların patronları arasında Veli Küçük, Nuri Gündeş, Yavuz Ataç gibi tanıdık “emekli ağabey” isimleri de varmış! Ne hikmetse narkotikçiler falan da girmiş piyasaya. (Onları kınayamayız, “anladıkları işi” yapıyorlar, ne yapacaklardı, emekli olunca bakkal dükkânı mı açacaklardı yoksa çimento işine mi gireceklerdi?)

Bunların üniformaları farklı farklı. Hani tıpkı Amerikan eyalet polisleri gibi, kimisi siyah, kimisi gri, kimisi yeşil, kimisi kahverengi.

Şimdilik geleni gideni detektörden geçirmek ve “poşetlere bakmak” falan gibi çarçur işlerle uğraşıyorlar. “Büzines” takımına “seküriti” sağlıyorlar. Kimi zaman da “emerceensı” durumları ortaya çıkıyor. Seküriti briiyç!... (Monoton bir kadın sesi dıştan konuşacak, hani her filme dublaj yapan o kadın. Arada çığlık da atar.)

Bir zamanlar çalıştığım televizyon kuruluşu basıldığında kaçacak delik aramışlardı... “Güvenlikçi” de ne halt etsin, adam bankayı soymaya geliyor, vuruyorsun, şirketin sana sahip çıkana ve derdini anlatana kadar aylarca yatıyorsun...

Liberaller, bu “gidişattan” endişe ediyorlar.

Biz de lafı eveleyip gevelemeden daha açık söyleyelim: Bu özel ordu, bu “paramiliter” kuvvet, ileride günün birinde bir tür SA gücüne dönüşebilir mi? İçlerinden boylu poslu, yakışıklı olanlar da bir tür SS kuvveti, ha?

Şimdilik ellerinde ağır silah yok. Yalnızca tabanca, belki kimilerinde de pompalı tüfek. Ama kontrgerillanın “gizli silah depoları” olduğunu da sağır sultan bile biliyor.

İleride “birileri” bu özel güvenlikçileri tek merkeze bağlayıp herhangi bir siyasi kuruluşun özel ordusu gibi kullanmaya kalkabilir mi? Bu hazır kuvvet bazı İttihatçı’ların iştahını kabartabilir mi?

Çünkü bu arkadaşların çoğu “Kurtlar Vadisi müşterisi” maşallah...

Merhum binbaşı Cem Ersever’in bu tür bir örgütlenmenin ilk adımlarını attığı, en azından teorisini yaptığı söylenirdi bir zamanlar...

Şimdi federasyonları da varmış vallahi, Futbol Federasyonu kadar etkin değilse de...

Ayrıca her dört Türk’ten biri de ruhsatlı ya da ruhsatsız “müsellah” durumda, bunu da unutmayalım... Her dört vatandaştan birinin ruh ya da sinir hastası olduğu, genel kültür ve eğitim düzeyi ortalamasının da ilkokul üçüncü sınıf olduğu üniversite araştırmalarıyla kanıtlandı.

Bu tabloya bakıp durun, Mercedes’ten inip bir ayran molası verin bakalım!

Ne güzel bir ülke bu Türkiye bu yahu, böyle böyle Avrupa Birliği’ne girecek inşallah.

Eh, özel ordu da kurdunuz, bakalım özel savcı, özel yargıç ne zaman çıkacak karşımıza?

Akşam, 17.2.2007

Engin ARDIÇ

19.02.2007


 

Hakaretçi Paşanın sandık hayali

Yavuz Donat, ‘Hükümetler kurup hükümetler yıkan patronlar kulübü’ olarak bilinen Büyük Kulüp’ün aylık toplantısında anlatmış.

Olayın kahramanı Emekli Tüm General Osman Özbek. Hani şu, Refahyol döneminde Başbakan Erbakan’a ağır hakaretlerde(küfürler mi demeliyim yoksa?) bulunan kişi...

Donat’ın anlattığına göre, Osman Özbek, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’le Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi’ni (CDP) kurdukları dönemde, iktidara gelmek için ilginç bir oy hesabı yapmış.

Özbek, 2002 seçimlerinde her evden bir Atatürkçü’nün oyunu alarak iktidara geleceklerini hayal etmiş. Donat, eski CDP Genel Başkan Yardımcısı Özbek’in bu planından kendisine bahsettiğini aktardı. Donat, Özbek’in bir gün kendisine gelerek, “Parti kurduk, yüzde 25 oyla iktidara geliyoruz.” dediğini aktardı. Kendisinin buna itiraz ettiğini söyleyen Donat, emekli paşanın, “Bir dakika, sen Atatürkçü değil misin?” tepkisiyle karşılaşmış. Donat bu soruya, “Ben Atatürkçü’yüm, ailem de Atatürkçü. Üstelik ben bir subay kızıyla evliyim.” şeklinde cevap vermiş.

Emekli Tümgeneral bunun üzerine, “İşte sizin evdeki Atatürkçü oyları bizim. Bu yüzden her evden bir Atatürkçü, her on Atatürkçü’den biri bize oy verirse iktidara geliriz.” karşılığını vermiş. Donat’ın, “Paşam siyasette iddialı olmak güzeldir; ama siz bu iddiaya fazla inanmayın. Seçimlerden sonra yengeye mahcup olursunuz. Yüzde 3 oyunuz varsa MHP ile anlaşın, TBMM’ye girin.” önerisine ise masaya vurarak, “Hayır, yüzde 25 ile geliyoruz.” cevabını vermiş.

İşte manzara...

Ben hep, yargıdan çok, eğitimden çok, askerlikten çok siyasetle uğraşan insanları, YÖK’ü, Anayasa Mahkemesini, askeri görevleri bırakıp siyasetle öyle uğraşmaya, parti kurup şanslarını denemeye çağırdım.

Üniforma içinde ya da ülkenin kendilerine emanet ettiği makamlarda konuşunca ses yüksek çıkıyor. Sanki o makamlar ya da üniforma kendilerine siyaset yapsın diye verilmiş gibi misyonlar üstleniyorlar.

Ama işte, siyaset meydanına inip, yollar sandığa düşünce herkesin saçı önüne dökülüyor, ak mı kara mı ortaya çıkıyor.

Gücünüz ne?

Her Atatürkçü’den bir oy!

Hadi al bakalım!

Nerde o oylar?

İbretlik manzara Osman Özbek’inki... Ya da Yekta Güngör Özden’inki...

Şükrü Eruygur Paşa’ya da ADD’de tumturaklı duruşlar sergileyeceğine bunu, yani sandıkta mücadeleyi tavsiye ederiz. Geriye kalan afra – tafralar pek inandırıcı olmuyor artık.

ahmettasgetiren.com.tr, 18.2.2007

Ahmet TAŞGETİREN

19.02.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004