Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 19 Şubat 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

Hukuksuz devlet hem derin, hem sığ

Yargıtay Onural Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, “Kendi kendimizi aldatmayalım. Hukuk devletini kuramadığınız sürece devlet hem derindir, hem de sığdır. Devleti bundan kurtarmak istiyorsanız, hukukun üstünlüğünü sağlayacaksınız” dedi.

Malatya’da Hak-İş’e bağlı Öziplik İş Sendikası tarafından düzenlenen “Düşünce Özgürlüğü ve Demokrasi” konulu panele Eski bakanlardan Hasan Celal Güzel, Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk ve Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu konuşmacı olarak katıldı.

Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, yaptığı konuşmada derin devlet kavramı ile ilgili olarak ilginç bir şiir okudu. Şiiri yazan şairi konuşması esnasında hatırlayamadığını söyleyen Selçuk’un okuduğu şiirde, “Köpek var, taş yok / Taş var, köpek yok / Taş da var, köpek de var / Ama kralın köpeği / Sıkıysa at taşı’” ifadeleri kaydediliyor. Selçuk, şiiri okuduktan sonra şunları söyledi:

“Kendi kendimizi aldatmayalım. Hukuk devletini kuramadığınız sürece devlet hem derindir, hem de sığdır. Devleti bundan kurtarmak istiyorsanız, hukukun üstünlüğünü sağlayacaksınız. Hukuka bağlı devleti yaratacaksınız. Peki o hukuk nasıl bir hukuk olacak? Elbette, 1982 Anayasası olmayacak. Evrensel kurallara uyan hukuk olacak. Hukuk adaletin süzgecinden geçecek, devlette o hukukun süzgecinden geçecek. İşte o zaman hukuk devletini kurarsınız. Ne derin devletten söz edersiniz, nede sığ devlette. Ben bunun tartışmasının yapılmasını da gereksiz görüyorum. Çünkü 1982 Anayasası kaldığı sürece, Türkiye’de hukuk devleti olmadığı sürece derin devletten bahsetmenin bir anlamı yoktur. Çünkü hep derindir o devlet. Derin devletten ne zaman bahsedersiniz? Hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir devlet kurarsanız ve arada sıra devlet Demirel’in dediği gibi rutin dışına çıkarsa, o zaman dersiniz ki ‘Devlet hukukun dışına çıkıyor’ Gereğini yaparsınız.”

GÜZEL SADECE OY

VERMEKLE DEMOKRASİ OLMAZ

Eski bakanlardan Hasan Celal Güzel de, 1948’de İnsan Hakları Beyannamesi’nin yayınlanmasından 14 asır önce Hz. Peygamberin Veda Hutbesi’nde insan haklarının mana olarak daha zengin bir şekilde bahsedildiğini söyledi. Güzel, şöyle konuştu: “Demokrasi denince, 4 yılda 5 yılda bir sandığa gitmek ve oy kullanmak şeklinde anlaşılmıştır. Bu çoğulcu parlamenter demokrasinin şartlarından sadece biridir. Önemli bir şarttır ama, sadece oy kullanmakla, seçim yapmakla o ülkede demokrasinin yerine geldiğini söyleyemezsiniz. Hem demokrasiye inanmak, insan haklarına sahip çıkmak mümkündür. Hem de milliyetçi vatansever, vatanın birliğine bütünlüğüne sahip çıkan, vatanını seven bayrağını seven olmak mümkündür. Bunları karşı karşıya getirmemeliyiz. Bu en büyük tuzaktır.”

USLU: DÜŞÜNCE EN KUTSAL HAK

Panelde son olarak söz alan Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Salim Uslu ise, düzenlenen panelle berrak bir zihinle doğru sonuçlara ulaşmak için zemin hazırladıklarını söyleyerek, düşüncenin insanların en kutsal hakkı olduğunu ifade etti. Uslu, “Türkiye son günlerde yoğun bir bilgi kirliliği yaşıyor. Bir zihin bunalıklığı ve bir kavram karmaşası içerisinde yaşıyoruz. Yasaklarla bireysel ve kurumsal yeteneklerimizi daraltmaya devam edersek, korkarım bu süreç, ülkemiz açısından staretejik bir zayiat oluşturacaktır” dedi.

/ MALATYA

19.02.2007


 

301 linç kültürü oluşturuyor

Devletin vatandaştan, gençten, farklıdan, azınlıktan korktuğunu belirten Doç. Dr. Türkan Yalçın Sancar, anayasanın kurumları kutsallaştırarak “dokunulmaz ve eleştirilmez” kıldığını ifade ederek, aynı şeyin 301 tartışmalarında da yaşandığına dikkat çekti. Özellikle muhalefetin bu madde için “Noktasına, virgülüne dokundurmayız” demesini “İşte kutsallaştırma budur, hem içindeki kurumlar, hem de maddenin kendisi kutsallaştırılıyor” şeklinde yorumlayan Sancar, 301 ekseninde bir linç kültürü geliştirildiğini vurguladı.

Resmî ideoloji totalitarizmdir

Demokratik hukuk devletinde vatandaşların görevinin devletin her yaptığına “olur” demek olmadığını, tam tersine kurumların demokrasi ve hukuk çerçevesinde eleştirilmesi gerektiğini belirten Sancar, resmî ideolojinin karşısındaki her türlü söylem ve muhalefeti bastırmaya çalışan anlayışı “totaliter rejimlere has bir özellik” olarak niteledi. Sancar, “Devletin resmî doğruları varsa, o zaman farklı düşünceler susturulmaya çalışılır. Bu da o devleti ve ceza hukukunu özgürlükçü olmaktan uzaklaştırır” şeklinde konuştu.

RÖPORTAJ BÖLÜMÜNÜ TIKLAYIN

Kemal BENEK

19.02.2007


 

Atatürk’ün evini kim bombalamış?

“Gizli Anayasa” denen Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nin mimarlarından Mustafa Ağaoğlu, 6-7 Eylül olaylarının başlamasına sebep olan Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atılmasını emniyetin bünyesinde görevli bir elemanın gerçekleştirdiğini söyledi.

1975 ile 2005 yılları arasında Millî Güvenlik Kurulunda danışmanlık yapan ve “Kırmızı Kitap” da denilen Millî Güvenlik Siyaset Belgesinin mimarlarından olan Mustafa Ağaoğlu, 15-21 Şubat tarihli Yeni Aktüel dergisine konuştu. Ağaoğlu, kontrgerilla lafının 1970’li yıllarda,Türkiye’nin kaos döneminde çıkarıldığını ifade ederek, Bülent Ecevit’in, Özel Kuvvetler’in ABD’den alınamayan bütçesinin merkezden karşılanması talebinin kontrgerilla değerlendirmesiyle halka sunduğunu söyledi. Özel Kuvvetler’in, Silahlı Kuvvetler bünyesinde olduğunu ve 1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle kurulduğunu belirten Ağaoğlu, “Bütün NATO ülkelerinde var. Görevi, ülke işgale uğrarsa halkı işgalcilere karşı organize edip savaşı düzenleyecek bir silâhlı mekanizma oluşturmak. Bu mekanizma muvazzaf subaylardan oluşabileceği gibi, halk arasından kişiler de görevlendirildi” dedi.

Ağaoğlu, nasıl ki askerliğini yapan bazı kişilere seferberlik görev emri veriliyorsa, bazı insanların da Özel Kuvvetler adına seçildiği ve bir işgal halinde bulundukları bölgelerde örgütlenme çalışması yapmak, halkı organize etmek üzere görevlendirildiğini söyledi. Ağaoğlu, bunun tamamen ülke savunmasına dönük olduğunu ve bu teşkilâtın halen devam ettiğini ileri sürdü.

“DERİN DEVLET, SAVUNMA REFLEKSİ”

Mustafa Ağaoğlu, bu yapılanmanın ülke içinde, siyasî amaçla sağa sola karşı kullanılmasının söz konusu olmadığını hiç bir zaman da olmadığını ifade ederek, “Derin devlet, ya da daha doğru tanımıyla devletin gizli yanı, kendini savunma refleksi ve içgüdüsüdür” dedi.

Maraş katliâmı, kanlı 1 Mayıs, 6-7 Eylül olayları, 16 Mart katliâmı vb.’nin devletin işgale karşı kendini koruma içgüdüsü olmadığını söyleyen Ağaoğlu, şunları kaydetti:

“Bu olaylara karışan kamu görevlileriniz varsa cezalandırırsınız, ama devlet onlara ‘git, yap’ dememiştir. Kendileri durumdan vazife çıkarmıştır. Bunun tek istisnası 6-7 Eylül olayları. Olayların başlamasına sebep olan, Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atılması, tamamen bizim emniyetin bünyesinde görevli bir elemanıyla gerçekleştirdiği bir organizasyondu. Ama bu konuda daha fazla ayrıntıya girmem.”

Yeni Asya / İSTANBUL

19.02.2007


 

Meclis AB’yi görüşecek

Meclis, bu hafta “Mortgage’’ ve AB’yi görüşecek. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, yarın AB konusunda TBMM Genel Kurulunu bilgilendirecek. Babacan’ın ardından gruplara da söz hakkı tanınacak. Genel Kurul, hafta boyunca saat 23.00’e kadar çalışacak.

Genel Kurulda daha sonra, uzun süreden beri gündemde bekleyen Konut Finansmanı Kanunu Tasarısı (tutsat-Mortgage) görüşülecek. Tasarıyla, düzenlemeden önce kredi ve finansal kiralama sözleşmesi imzalayan tüketiciler, kanunun yayımından sonra 3 ay içinde konut finansmanı kuruluşuna başvurarak, sözleşmelerinin bu kanun kapsamı dışında değerlendirilmesini isteyebilecek. Süresi içinde talepte bulunmayan tüketicilerin, kanunun yürürlüğe girmesinden önceki sözleşmeleri kanun kapsamında kabul edilecek. Kanundan önce konut finansmanı kuruluşuyla sözleşme imzalayan tüketiciler, borcunu vadesinden önce ödemesi durumunda, yüzde 2 erken ödeme ücretini ödemeyecek. Konut finansmanı kuruluşu; imalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ile ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı tüketiciye karşı, teslim tarihinden itibaren 1 yıl süreyle, kullandırdığı kredi miktarı kadar müteselsilen sorumlu olacak. Borçlunun temerrüde düşmesi halinde konut finansmanı kuruluşu, borçluya temerrüt tarihinden itibaren 5 iş günü içinde iadeli taahhütlü posta yoluyla bildirimde bulunmakla yükümlü olacak. Kredi kuruluşu, geri ödemelerin yapılmaması halinde kalan borcun tümünün ödenmesi talep hakkını saklı tutmuşsa bu hak, ancak birbirini izleyen en az iki ödemede temerrüde düşme halinde kullanılabilecek. Kullanılan finansmanın teminatı olarak şahsî teminat verildiği hallerde, konut finansman kuruluşu asıl borçluya ve diğer teminatlara başvurmadan, kefilden borcun ödemesini isteyemeyecek. Konut finansmanı fonları ile varlık finansmanı fonlarının kazançları, kurumlar vergisi ve gelir vergisi stopajından istisna olacak. Kendisine ait tapuya kayıtlı bir konutu bulunmayan ücretlilerin, konut almaları amacıyla, yapı kullanma izni alınmış konutlar üzerine ipotek tesis edilmek suretiyle kredi kullandırılmasından ve yine bu özellikteki konutların finansal kiralama yoluyla kiralanmasından kaynaklanan borçlarının 100 bin YTL’ye kadar olan kısmına isabet eden faiz ödemeleri, gelir vergisi matrahından düşülebilecek.Tasarı, temel kanun olarak iki bölüm halinde görüşülecek.

/ ANKARA

19.02.2007


 

Problemleri Demokrat Misyon çözer

DYP eski Genel Sekreteri, siyaset bilimci Serhan Yücel, Türkiye’nin problemleri Demokrat Misyonun çözeceğini söyledi.

DYP Mersin Merkez İlçe Başkanlığı’nın Adalet Partisi’nin (AP) kuruluş yıldönümü haftası sebebiyle il binasında düzenlediği “DP-AP-DYP-Gelenek-Gelecek” konulu konferansa DYP eski Genel Sekreteri, siyaset bilimci Serhan Yücel konuşmacı olarak katıldı.

Demokrat Parti (DP) ve AP’nin kuruluş tarihlerinde çekilen zorluk ve meşakketleri anlatan Yücel, “İnönü dünyadaki diktatörlere özenmişti, ama Türkiye’nin demokrasiye geçmesinden başka çaresi yoktu. 1946 öncesi ölülerin kefensiz gömüldüğü yıllardı. 7 Ocak 1946 DP’nin kuruluş tarihidir, bana göre bu tarih Türkiye’nin demokrasiye geçiş tarihidir” dedi.

Menderes ve arkadaşlarının haksız yere idam edildiğini belirten Yücel, “intihar etti”denilen İçişleri Bakanı Namık Gedik’in katledildiğini söyledi. Yücel, 11 Şubat 1961’de AP’nin kurulduğunu, 1965’de 240 milletvekilliği kazanarak iktidar olduğunu hatırlatarak, milletin seçimiyle iktidar olanların silâh zoruyla iktidardan indirildiğini kaydetti. 23 Haziran 1983’de DYP’nin kurulduğunu anlatan Yücel, konuşmasına şöyle devam etti:

“DYP, demokrat misyona sahip çıkmazsa sıkıntı olur, başkaları sahiplenir. Biz, şimdiye kadar demokrat misyonun aldığı oyları hesap ettik, halbuki bu misyonun problem çözücülüğünü göz ardı ettik. Hukuk sisteminin tamamen değiştirilmesi lazım. Güneydoğu’da 20 yıldır terör devam ediyor. Sadece Diyarbakır’da 110 bin genç var, çoğu işsiz. Problemleri Demokrat Misyon çözer. Kan üzerine gerginlik üzerine siyaset yapanlar Türkiye’ye fayda getirmez. DYP, doğru söylemeyi, sorunlara çözüm getirmeyi yüksek sesle dile getirmelidir” diye konuştu.

Hüseyin KÜÇÜKOĞLU / MERSİN

19.02.2007


 

Hukuk devletinde çifte standart olmaz

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu, başörtüsü yasağını kınamak için 54. defa Abdi İpekçi Parkında bir araya geldi. “Özgürlük eylemleri”nde konuşan Mazlum-Der Ankara Şube Başkanı Emrullah Beytar, Faruk Çakır'a verilen TCK 288 cezasını eleştirdi.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformunun 54 haftadır Abdi İpekçi Parkında düzenlediği “özgürlük eylemleri”nde konuşan Mazlumder Ankara Şube Başkanı Emrullah Beytar, “Yeni Asya Yazı İşleri Müdürü ‘adil yargılanmayı etkilemeye’ teşebbüsten mahkum edilirken, Şemdinli olaylarında fail olarak suç üstü yakalanan şahıslar için ‘iyi çocuktur’ ifadesini kullananlar, devletin en üst makamlarını hâlâ meşgul etmektedirler” dedi. Türkiye’de böylesine bir çifte standardı hukuk devletinde, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne inanan başka bir ülkede görmenin mümkün olmadığını söyleyen Beytar, “Bu çifte standardı kınıyoruz” diye konuştu. Türk asıllı Hollandalı milletvekili Emine Bozkurt’un üyesi olduğu Avrupa Parlâmentosu’na sunduğu “Türkiye’de kadın hakları” ra porunda başörtüsü yasağını dile getirmekle Avrupa Birliği’nin inançlar konusundaki çifte standardını az da olsa bertaraf ettiğini söyleyen Beytar, Bozkurt’un bu raporunu Avrupa Parlamentosu’nun Birleşmiş Milletlerin inançlar konusunda takındığı yanlış tavırdan muhafaza etmeye yönelik iyi niyetli bir hareket olarak değerlendirdiklerini söyledi. Beytar, Türkiye’deki başörtüsü yasağının tarihte bir muadilinin de bulunmadığını vurguladı. Beytar, şöyle konuştu:

“‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesini anayasal teminat altına alınmış bir ülkede halen halkın iradesine saygı göstermeyen oligarşik güç odaklarının varlığını hukuk devleti için büyük bir tehdit olarak görmekteyiz. Türkiye toplumu, bu oligarşik güç odaklarının yanında yer almadıklarını çok açık bir şekilde her dönemde ortaya koymuşlardır. Türkiye toplumu bu oligarşik güç odaklarına rağmen kardeşçe ve özgürce yaşama iradesini ortaya koymuşlardır. Ankara İnanç Platformu olarak halkın iradesine saygı göstermeyen bu oligarşik güç odaklarını halkın iradesine saygı göstermeye davet ediyoruz.”

Ahmet TERZİ / ANKARA

19.02.2007


 

İhsanoğlu: Haksız ambargo kalksın

İslâm Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, iki yıldan beri İKT ile Kıbrıs Türkleri arasında önemli siyasî, ekonomik ve kültürel gelişmeler olduğunu ve bunların daha ileriye ulaşmasını istediklerini belirterek, “Haksız ambargoların bir an evvel kalkmasını istiyoruz ve İslam ülkeleri bu hususta siyasi iradelerini belli etmiş bulunuyorlar” dedi.

İKT Genel Sekreteri İhsanoğlu, temaslarda bulunmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne geldi. İhsanoğlu’nu Ercan Havaalanı’nda, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, bazı bakanlar ve diğer yetkililer karşıladı. İhsanoğlu, Ercan Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, “İlk defa olarak İKT Genel Sekreteri sıfatıyla gelmiş bulunuyoruz. Daha önce yüksek seviyeli bir heyet gelmişti ve gerekli temaslar yapılmıştı” dedi.

Kısa süre önce de KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakan Turgay Avcı’nın kendisini ziyaret ettiğini hatırlatan İhsanoğlu, iki yıldan beri İKT ile Kıbrıs Türkleri arasında önemli siyasî, ekonomik ve kültürel gelişmeler olduğunu ve bunların daha ileriye ulaşmasını istediklerini söyledi. İhsanoğlu, “Haksız ambargoların bir an evvel kalkmasını istiyoruz ve İslam ülkeleri bu hususta siyasî iradelerini belli etmiş bulunuyorlar” dedi.

/ LEFKOŞA

19.02.2007


 

Bakan Aksu’dan “Plakaya ceza yazma” uyarısı

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu yayınladığı genelge ile araçların plakalarına ceza yazan trafik görevlilerini dikkatli ve özenli olmaları konusunda uyardı.

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun imzasını taşıyan “Araçların tescil plakasına göre tutanak düzenlenmesi” ile ilgili genelge, Jandarma Genel Komutanlığı ile valiliklere gönderildi. Son zamanlarda belirtilen şekilde tanzim edilen trafik idarî para cezası karar tutanaklarının önemli bir bölümünün itiraz sonucu yetkili mahkemelerce iptal edildiği belirtiline genelgede, “Bazı basın-yayın organlarında çıkan haberlerde ve vatandaşların çok sayıdaki müracaatlarında yanlış, şüpheli ve çelişkili olarak tanzim edilen tutanakların mağduriyetlere ve yakınmalara neden olduğu görülmektedir” denildi. Genelgede, şunlar kaydedildi: “Tescil plakasına göre tutanak düzenlenmesi gerektiğinde, iptal kararları gerekçeleri ve vatandaşlarımızın haklı yakınmaları göz önünde bulundurulacak ve haksız, eksik, hatalı, şüpheli ve çelişkiye neden olabilecek şekilde tutanak tanziminden kesinlikle kaçınılacak, şüpheden sanık/itiraz eden yararlanır ilkesi doğrultusunda hareket edilecektir. Ayrıca, bu emre rağmen belirtilen şekilde vatandaşlarımızın haklı yakınmalarına neden olacak şekilde tanzim edilen ve mahkemelerce iptal edilen tutanakları tanzim eden görevliler hakkında gerekli yasal işlemler yapılmakla birlikte, bu konuda rücu edebilecek muhakeme ve diğer masraflar, ilgili görevlilerden tahsil edilecektir.”

/ ANKARA

19.02.2007


 

Baykal: Seçimi Nisan'a alalım

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, erken genel tartışmaları ile ilgili olarak “Almışken bence Nisana alalım. Madem seçimi öne almayı düşünüyorsunuz, niye Nisana almıyorsunuz? O zaman bu gerginlikler de olmaz” dedi.

Baykal, Kanal 7 Televizyonunda yayınlanan “Başkent Kulisi” programına katılarak soruları cevapladı. Genel seçimlerin birkaç ay öne alınmasına ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine Baykal, şöyle konuştu: “Almışken bence Nisana alalım. Madem seçimi öne almayı düşünüyorsunuz, niye Nisana almıyorsunuz? O zaman bu gerginliklerde olmaz. Bu tartışma iktidarın içinde olduğu tabloyu ortaya koyuyor. 4 Kasımda olması Allah’ın emri değil. Seçime erkene alma arayışının altında ne yatıyor biliyor musunuz? (Her geçen gün biz eriyoruz. Bir ay bir aydır, iki ay iki aydır aman ne olur bir an önce seçimi yapalım ve bu gidişi durduralım.) E niye eriyorsun? Niye 4 yılda yapmadın seçimi? (4 yılda yaparsam o zaman Cumhurbaşkanını seçemem ki...)”

Geçtiğimiz günlerde katıldığı “Uluslararası Güvenlik Konferansı”nı değerlendiren Baykal, Türkiye’nin hassas bir coğrafyada yer aldığını ve çevresindeki gelişmeleri dikkatle takip etmesi gerektiğini vurguladı.

/ ANKARA

19.02.2007


 

Türkiye İslâm ve demokrasi laboratuvarı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından düzenlenen “Küresel Ahlâk’’ konulu toplantıda konuşan İsviçreli teolog Prof. Hans Küng şunları söyledi: “Fas’tan Endonezya’ya kadar birçok Müslüman ülke Türkiye’yi dikkatle izliyor. Eskiden beri, Türkiye daima örnek olmuştur. İslâmî demokrasi için burada büyük bir laboratuvar var. AB, bu tarihî deneyimi büyük bir arzu ile desteklemelidir. Birçok Müslüman ülkede, Türkiye’deki gibi İslâm ve demokrasinin birleşmesini ümit ediyoruz.’’

İsviçreli Teolog Prof. Hans Küng, ‘’Fas’tan Endonezya’ya kadar birçok Müslüman ülke Türkiye’yi dikkatle izliyor. Eskiden beri, Türkiye daima örnek olmuştur. İslâmi demokrasi için burada büyük bir laboratuvar var” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından ‘’Arzın Merkezinde Buluşmalar’’ dizisi çerçevesinde düzenlenen ‘’Küresel ahlâk’’ konulu toplantı, Cemal Reşit Rey Konser Salonunda yapıldı.

Toplantıda konuşan İsviçreli Teolog Prof. Küng, insanlığın varolduğu günden bu yana temel ahlâki değerlerin de varolduğunu ve yeni ahlâkî değerler aramaya gerek olmadığını belirterek, bu değerlerin çiğnenmesinden dolayı dünyanın birçok büyük sorunla karşı karşıya bulunduğunu anlattı.

Küng, 21. yüzyılın başında temel ahlâki normların batılı devletler ve ABD tarafından dikkate alınmadığını ifade ederek, ABD’nin, baba ve oğul Bush dönemlerinde önemli itibar kaybına uğradığını söyledi.

‘’2. Irak savaşı, belli bir hegemonya için 11 Eylül olaylarından önce planlanmıştı’’ diyen Küng, bu savaşın yalanlar üzerine kurulduğunu ve ABD’nin bütün insani değerleri çiğnediğini savundu.

Küng, Orta Doğu ve Irak’ta yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekerek, ‘’Filistin’de yaşananları hepimiz dehşetle izliyoruz. Bunları görünce ‘acaba taş devrine geri mi dönüyoruz?’ gibi bir düşünce oluşuyor. Aslında bunu söylemek taş devrine hakaret olur’’ dedi.

Her insana insanca muamele edilmesi gerektiğini vurgulayan Küng, ‘’Küreselleşen dünyada, küresel bir ahlâka ihtiyacımız var. Hangi koşullar altında bir arada yaşayabileceğimizi sorgulamamız lazım. Burada temel ortak değerlere ihtiyaç var. Küresel ahlâk olmadan dünya barışının olamayacağını artık herkes kabul ediyor’’ diye konuştu.

Hans Küng, dünyanın artık ideolojik ayırımlardan yorulduğunu ve ‘’yaşama hakkına saygı’’, “temel insani değerler’’ gibi, bütün dinlerin ortak ilkelerinin öne çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin AB üyeliğinin de bu süreçte önemli olduğunu kaydeden Küng, şunları söyledi:’’Fas’tan Endonezya’ya kadar birçok Müslüman ülke Türkiye’yi dikkatle izliyor. Eskiden beri, Türkiye daima örnek olmuştur. İslâmi demokrasi için burada büyük bir laboratuvar var. AB, bu tarihi deneyimi büyük bir arzu ile desteklemelidir. Türkiye’nin üyeliği, dünya barışına büyük katkılarda bulunacaktır. Birçok Müslüman ülkede, Türkiye’deki gibi İslâm ve demokrasinin birleşmesini ümit ediyoruz. Azınlıkların bütün haklarına saygı gösterilen, Müslüman olmayanların, Müslüman bir ülkede rahat bir şekilde yaşadığını görmek istiyoruz. Pratik hayatta Kur’an yeniden yorumlanmalıdır. Bu harflere bağlı (lafzi) değil, akılcı bir şekilde yapılmalıdır. Kur’an’ın bizim zamanımızın ihtiyaçlarına göre yeniden yorumlanması gerekiyor. İslâm, köktenci bir din olarak gösterilmemelidir.’’

Küresel ahlâk için üç din bir araya gelmeli

Küng, küresel ahlâkın etkin kılınması için üç dinin bir araya gelmesi gerektiğini belirtirken, Kur’ân’ın emrettiği şekilde yaşama hakkı ve kadın haklarına saygılı davranılması gerektiğini sözlerine ekledi. Devlet Bakanı Mehmet Aydın da Batı medeniyetinin İslâm kültüründen alabildiğince beslendiğini, medeniyetleri kapalı bir kutu gibi görmenin yanlış olduğunu belirterek, ‘’Biz hiçbir komplekse girmeden Batıdan alacağımızı aldık’’ dedi. Demokrasinin bazı değerler üzerine kurulu bulunduğu belirterek, bunların, bütün dinlerin savunduğu değerler olduğuna işaret eden Aydın, kendisinin eş başkanlığını da yaptığı Medeniyetler İttifakı’nın da bu değerler üzerine kurulduğunu kaydetti. Kültürler arasındaki sorunların farklılıklardan değil, siyasilerden kaynaklandığını ifade eden Aydın, ‘’Medeniyetler çatışmasını kabul eden tek bir lider yok ama sıkıştıkları anda ‘onlar bizim yaşam tarzımıza karşı’, ‘onlar bizi sevmiyor’ diyorlar. Hani bunu söylemeyecektik? Bunu söylediğiniz anda sokakları hareketlendirirsiniz’’ dedi.

/ İSTANBUL

19.02.2007


 

Kitapla cezaevinde tanıştılar

Hatay E Tipi Kapalı Cezaevinde okuma yazma bilmeyen 50 mahkum, okuma yazma kursu sayesinde kitapla tanıştı.

Cezaevinde verilen kurslar sayesinde bugüne kadar 50 hükümlünün ilköğretim, 70’inin lise ve 8’inin de açık öğretim fakültesi diploması aldığı bildirildi. Cezaevi Müdürü Muzaffer Avcı, yaptığı açıklamada, 52 koğuşta 608 tutuklu ve hükümlünün bulunduğunu, bunların eğitimlerini tamamlayabilmeleri için sürekli kurslar açtıklarını söyledi. Çeşitli suçlardan cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlüler için açılan kurslara büyük ilgi olduğunu ifade eden Avcı, kurslar sayesinde ekonomik ya da başka nedenlerle hiç okula gitmemiş birçok hükümlünün cezaevinde kitapla tanıştığını kaydetti.

/ HATAY

19.02.2007


 

Türk hayırseverliği Açelileri sevindirdi

Endonezya’da 2004 yılında meydana gelen ve yaklaşık 200 bin kişinin hayatını kaybettiği deprem ve tsunami felâketinin ardından Türk sivil toplum örgütlerince yapılan çalışmalar, mağdur halkın yüzünü güldürdü.

Hint Okyanusu’nda 2004 yılında meydana gelen deprem ve ardından yaşanan tsunami felâketine en çok kurban veren ülke, Endonezya oldu. Endonezya’da ise yaklaşık 150 bin kayıpla en fazla zarar ve acı, ülkenin batısında yer alan 4.5 milyon nüfusa sahip Banda Açe bölgesinde yaşandı.

Tsunami felâketinin ardından bölgeye ilk giden Türk Kızılayı, Deniz Feneri, Kimse Yok mu?, Can Suyu, Uluslararası İnsanî Yardım Vakfı (İHH), İstanbul Uluslararası Kardeşlik ve Dayanışma Derneği (İBS) gibi yardım kuruluşları, çalışma başlattılar.

Halkın çadır ve yemek gibi acil ihtiyaçlarını gidermeye çalışan Türk yardım kuruluşları, bölgede kalıcı çalışmalara da imza attılar. Türk yardım kuruluşlarınca, felâketzede halka konutlar, okullar, yetimhaneler ve öğrenci yurtları yapılarak teslim edildi.

Türk halkının bağışlarıyla gerçekleştirilen bu çalışmalar, Banda Açe halkının yaralarının kısa sürede sarılmasını sağladı. Diğer yabancı ülkelerin yardım kuruluşlarının birçoğunun verdikleri sözleri yerine getirmedikleri veya başlattıkları çalışmaları hâlâ tamamlayamadıkları bildirilirken, Türk kuruluşlarının yaptığı çalışmalar kısa sürede tamamlandı.

Banda Açeli yetkililer, Türk sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını kısa sürede tamamlamalarını, ABD’li ve öteki yabancı kuruluşlara örnek gösteriyorlar. Bölge halkı da yabancı kuruluşların misyonerlik faaliyeti yürüttüklerini ve bu sebeple de çalışmalarını yavaş yaptıklarını iddia ediyorlar.

TÜRKLERİN ÇALIŞMALARI HALKA MORAL OLDU

Açe Valisi Dr. İrwandi Yusuf, tarihte Portekizlilere karşı mücadele verirken Açe halkına yardıma gelen Türkleri, tsunami felâketinin hemen ardından yeniden yanlarında görmelerinin kendilerini çok sevindirdiğini söyledi.

Türklerin Açe’de yaptıkları çalışmaların kelimelerle anlatılamayacağını vurgulayan Dr. Yusuf, yapılan bu çalışmalarla Açe halkıyla Türk halkı arasındaki tarihten gelen kardeşlik bağının daha fazla pekiştiğini belirtti.

Vali Yusuf, tsunami felâketinin ardından Açe’ye dünyanın birçok bölgesinden yardım kuruluşlarının geldiğine işaret ederek, ‘’Ancak Türklerin gelmesi bizim için çok daha önemliydi. Ve Türkler verdikleri sözleri kısa sürede yerine getirdi. En çok bizi mutlu eden diğer kuruluşlardan önce Türklerin sözlerini yerini getirmeleri oldu’’ dedi.

TÜRK BAYRAĞI VE TÜRK SEVGİSİ

Cadde ve sokaklarda, hatta birçok evin önünde Türk bayrağına rastlanan Açe’de, Türk sivil toplum örgütlerinin yaptığı çalışmalara hemen her yerde rastlanabiliyor. Caddelerde gezen yabancılara karşı temkinli olan Açelilerin, yolda gezen yabancının Türk olduğunu öğrenmeleri halinde hemen sevgi gösterilerinde bulunmaları dikkat çekiyor.

Türklerin tarihte olduğu gibi bugün de yanlarında görmelerinden dolayı büyük sevinç yaşadıklarını ifade eden Açeliler, en çok Türkçe öğrenmek ve Türkiye’ye gelmek istediklerini ifade ediyorlar.

Açe’de Türk sivil toplum örgütlerince açılan Türkçe kursuna çok fazla ilgi olduğunu belirten yetkililer, halen 500 kişiye haftanın belirli günlerinde Türkçe kursu verildiğini kaydettiler.

Açe’de yaşanan tsunaminin izleri, okyanus kenarında daha belirgin şekilde görülüyor. Hâlâ birçok evin molozlarının yığıntısı, ağaçların kökleri, sahil kenarlarına yakın bölgelerde kaldırılmayı bekliyor.

YÜZLERİ GÜLDÜREN KURULUŞLAR

Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Engin Yılmaz, 2004 yılında Hint Okyanusu’nda meydana gelen deprem ve ardından yaşanan tsunami felâketine en çok kurban veren ülke olan Endonezya’daki mağdur halkın yardımına çok acil koştuklarını söyledi. Türk halkının kendilerine verdiği bağışları Endonezya’daki mağdur halka son kuruşuna kadar ödediklerini ifade eden Yılmaz, bu yardımlar sayesinde afet bölgelerindeki halkın yaralarının sarıldığını bildirdi.

Yılmaz, tsunami felâketinin ardından mağdur halka 4 milyon dolarlık ayni ve nakdi yardım gerçekleştirdiklerini, yetim kalan 300 çocuğa da 3 yıldır burs verdiklerini ifade etti.

Endonezya’nın Jogyakarta şehrinde, 2006 yılında meydana gelen depremde yüzde 90’ı yıkılan ve 200 evin tahrip olduğu Comlang köyüne depremden 16 saat sonra ulaşarak, yardım çalışması başlattıklarını belirten Yılmaz, burada 45 metre kare genişliğinde, 1 milyon dolara mal olan 100 kalıcı konut ile camiyi, geçen hafta yaptıkları törenle mağdur halka teslim ettiklerini söyledi. Yılmaz, yine 13 Şubatta Banda Açe’nin Ule-Titi bölgesinde, 400 öğrenci kapasiteli 2 bloktan oluşan ve 300 bin dolara mal olan kız öğrenci yurdu ile Dar-ul Muteallimin bölgesinde, felâketten sonra anne ve babasını kaybeden 400 yetim çocuk için de yaptırdıkları yetimhanenin açılışını gerçekleştirdiklerini bildirdi.

Engin Yılmaz, Banda Açe’de ayrıca 2005 yılında 200 kalıcı konut, 1000 öğrenci kapasiteli okul ve 500 yetim öğrencinin kaldığı yurdun yapımını da tamamlayarak bölge halkının hizmetine sunduklarını bildirdi. Açe’de çalışma yürüten Türk yardım kuruluşlarından İstanbul Uluslararası Kardeşlik ve Dayanışma Derneği (İBS) Başkanı Ömer Güzelyazıcı da Açe’de yaptıkları çalışmalarla halkın gönlünü kazandıklarını ve yaralarını sardıklarını bildirdi. Güzelyazıcı, kendilerinin de bölgede kalıcı konutlar, yurtlar ve yetimhaneler yaptırdıklarını belirterek, Deniz Feneri ve diğer Türk yardım kuruluşlarıyla örnek bir birliktelik sağlayarak güzel çalışmalar ortaya koyduklarını kaydetti.

/ BANDA AÇE

19.02.2007


 

‘Mevlânâ tüm İslâm dünyasına yol gösterdi’

İran İslâmî Danışma Meclisi Başkanı Gholam Ali Haddad Adel, ‘’Mevlana, tüm İslam dünyasında yol gösterici olmuştur’’ dedi.

İran İslâmî Danışma Meclisi Başkanı Adel, Konya Valisi Atilla Osmançelebioğlu ile birlikte Mevlânâ Müzesi’ni ziyaret etti. Adel, Mevlânâ’nın kabrinin önünde dua etti. Gazetecilerin Mevlânâ ile ilgili düşüncelerini sorması üzerine Adel, şöyle dedi: ‘’Her şeyden önce çok mutluyum. Hazreti Mevlânâ’nın mezarının yanında olduğum için Allah’a şükrediyorum. İslâm dünyasının bu şahsiyetine selâmlarımı göndermek istiyorum. Ancak şunu söylemek gerekir ki Mevlana çok ilginç ve tanınmış bir simadır.’’

Yüzyıllar boyunca Mevlânâ’nın düşüncelerinin İran’da ariflere ve hekimlere yol gösterici olduğunu vurgulayan Adel, ‘’İran, Türkiye, Afganistan, Tacikistan’da, tüm İslâm dünyasında Hazreti Mevlânâ yol gösterici olmuştur. Düşünce gücüyle tüm dünyayı kendine çekmiştir’’ diye konuştu. Adel, Mevlana Müzesi’ni ziyaretinin ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu’nun sunduğu sema gösterisini izledi.

/ KONYA

19.02.2007


 

Açba: Projeyi inandırıcı bulduk, destek verdik

TBMM Plan ve Bütçe Komisyon Başkanı ve Afyonkarahisar milletvekili Sait Açba, ilde yapılması planlanan Kar Vadisi’nin projelerinin inandırıcı olduğunu, bu sebeple destek verdiklerini söyledi.

Açba, Afyonkarahisar’da düzenlediği basın toplantısında, Kar Vadisi yatırımını gerçekleştirecek firma yetkililerinin tekliflerini sunduklarında ilk önceleri pek inandırıcı bulmadıklarını belirterek, “Israrlı takipleri bizi projeye inandırdı. Bizim görevimiz bu projeyi takip edip, destek vermek. Biz görevlerimizi yerine getirdik ve beklemeye başladık” dedi. “Şimdi top yatırımcı firmada” diyen Açba, Hazinenin bu projede kaybedeceği bir durumun söz konusu olmadığını savundu. Kar Vadisi ile ilgili projenin hazırlanma aşamasında olduğunu ifade eden Açba, Afyonkarahisar’ın uluslararası bir yatırımla gündeme gelmesinden memnuniyet duyduklarını bildirdi.

/ AFYONKARAHİSAR

19.02.2007


 

Şeker görünümlü ilâçlar zehirliyor

Türkiye’de, 1-5 yaş arası okul öncesi çocukluk çağı zehirlenmelerinde şeker sanılarak yenen ilâçların önemli yer tuttuğu bildirildi.

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Hatun, Türkiye’de her yıl çok sayıda çocuğun zehirlenme sebebiyle hastanelere getirildiğini, özellikle 1-5 yaş arası çocukluk çağı zehirlenmelerinde şeker sanılarak yenen ilâçların başı çektiğini söyledi.

Türkiye’de yaygın kullanıldığından ve şekere benzediğinden antidepresan ilâç zehirlenmelerine sıklıkla rastlandığını dile getiren Hatun, ‘’Antidepresanlar evlerde sık bulunuyor ve kutuları kolaylıkla açılabiliyor. Türkiye’de 1-5 yaş arası okul öncesi çocukluk çağı zehirlenmelerinde şekere benzeyen ilâçların önemli yer tuttuğunu biliyoruz. Uzun süredir bu probleme dikkat çekiyoruz’’ dedi.

NASIL MUHAFAZA ETMELİ

Yaklaşık 6 ay kadar önce Adana’da bir çocuğun şeker sandığı ilâcı yiyerek zehirlenip öldüğünü dile getiren Hatun, şöyle devam etti: ‘’Bu konuda anne ve babaların olduğu kadar, ilgili ilâç firmasının da sorumluluğu var. Anne ve babaların sorumluluğu, ilâçları çocukların erişemeyeceği yerlere koymak, firmaların sorumluluğu ise ilâcı çocukların açamayacağı kilitli kutulara koymaktır. Dünyanın pek çok yerinde zehirlenmeye yol açan ilâçlar kilitli kutulara konuluyor, çocuklar ilâç kutusunun kapağını kolaylıkla açamıyor. İlaçların ambalaj kapağının kolay açılabilmesi ve şekere benzemesi çocuklarda zehirlenme vak’alarını körüklüyor.’’

Çocuk zehirlenmelerinde riski azaltmak için ilâçların çocukların kolay açamayacağı kutulara konulması gerektiğini vurgulayan Hatun, zehirlenme karşısında çocuğun kesinlikle kusturulmamasını, en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılmasını kaydetti.

/ KOCAELİ

19.02.2007


 

Hayvan beslerken hasta olmayın

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yorulmaz, evde hayvan beslemenin çocuklarda sorumluluk duygusunu geliştirdiği gibi, insanlara pek çok hastalığı da bulaştırabildiğini bildirdi.

ABD’de her yıl çocukların yüzde 4 ile 10’unun evcil hayvanlardan bulaşan hastalıklara yakalandığını ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, bu hastalıkların bazen anne karnındaki bebeği de etkilediğini söyledi.

Özellikle çiğ etle beslenen, aşıları ve düzenli sağlık kontrolleri yapılmayan, ev dışında tutulan, evcil olmayan ya da sahipsiz hayvanlarda tehlikenin daha fazla olduğunu belirten Prof. Dr. Yorulmaz, şöyle dedi: ‘’Hayvanlarda bulunan pek çok mikrop, saç kırandan uyuza, karın ağrısından ishale, zekâ geriliğinden alerjilere, hatta ölüme kadar varabilen çok ciddî hastalıklara yol açabilmektedir. Evcil hayvanlardan insanlara hastalık bulaşması, derideki sıyrık, ısırık, solunum ve hayvanların idrar ya da dışkısına temasla olabilir.’’

Prof. Dr. Yorulmaz, bu hastalıkların özellikle bebeklerde, 5 yaşından küçük çocuklar, gebeler, zekâ geriliği olanlar, kanser, şeker hastalığı gibi bağışıklık sistemi zayıflamış hastalar, kemoterapi alanlar, alerji ve astım hastaları gibi bazı guruplarda çok daha tehlikeli olduğunu bildirdi.

/ EDİRNE

19.02.2007


 

Obezlere tüp mide

Obezite cerrahisinde en yeni yöntem olduğu bildirilen ‘’tüp mide’’ yöntemiyle, midenin yüzde 90’lık bölümünün devre dışı bırakılarak hastanın kilo vermesinin sağlandığı bildirildi.

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güner Öğünç, kilo sorununun çözümünde, ameliyat dışı tüm yöntemler denenmesine rağmen başarılı olunmamışsa, ameliyatın kaçınılmaz olduğunu kaydetti.

Obezitede halen kullanılmakta olan 5 tür ameliyat bulunduğunu ifade eden Öğünç, bunlardan en yenisinin obez kişiye ‘’tüp mide’’ oluşturulması olduğunu belirtti. AÜ Tıp Fakültesi’nde bu ameliyatların 2 aydan beri yapılmaya başlandığını kaydeden Öğünç, şu ana kadar ‘’tüp mide’’ yöntemiyle toplam 4 hastayı ameliyat ettiklerini söyledi.

/ ANTALYA

19.02.2007


 

Datça’da yılın ilk badem hasadı başladı

Muğla’nın Datça ilçesinde üreticiler, mevsimin ilk bademini topladılar. Mevsimin ilk bademini toplayan Datça’nın Palamutbükü köyündeki üreticilerle görüşen Datça Kaymakamı Mustafa Kaya, Datça’da badem ağaçlarının yaklaşık bir ay önce çiçek açtığını söyledi.

Türkiye’de en iyi bademin Datça’da yetiştiğini ifade eden Kaya, ‘’Datça’da aynı anda farklı mevsimleri yaşamak mümkün. Bu, ülkemizin ayrı bir güzelliği. Bademler de en erken Datça’da çıkıyor. Üreticiler mevsimin ilk bademini bu hafta topladılar. İstanbul’da düzenlenen EMİT fuarına katılanlara Datça çağlası ikram ettik’’ dedi.

Kaya, Datça bademinin tanıtımı ve tescili konusunda çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Mevsimin ilk bademinin kilosunu üreticiler toptancıya 20 YTL’den satıyor. EDİRNE’DE ERİK AĞAÇLARI ÇİÇEK AÇTI Öte yandan Edirne’de badem ve erik ağaçları çiçek açtı. Edirne’de mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları nedeniyle, bahar mevsimi şartları yaşanıyor. Edirne Meteoroloji Müdürlüğü yetkilileri, hava sıcaklığının bugün 8 derece ve parçalı bulutlu olduğu ilde, 3 gün boyunca yağış beklenmediğini belirttiler. Bu yıl kış mevsimini yaşamadıklarını belirten vatandaşlar, ‘’Eskiden mart ayı sonlarına doğru açan erik ve badem ağaçlarının neredeyse tamamı şimdiden çiçek açtı. Şubat ayına girilmesiyle Edirne’ye bahar geldi. Havaların sıcak gitmesinden memnunuz ama erken gelen sıcaklıkların iyi mi, kötü mü olacağını henüz bilmiyoruz’’ diye konuştular.

/ MUĞLA

19.02.2007


 

Brokoli, B ve C vitamini deposu

Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Gıda Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Hayoğlu, zengin B ve C vitaminleri, folik asit ve antioksidana sahip brokolinin, vücut direncini arttırmanın yanında antikanserojenik özelliğe sahip olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Hayoğlu, Avrupa ülkelerinde genellikle et yemeklerinin yanında garnitür olarak tüketilen, ancak Türkiye’de halen bazı vatandaşlarca ‘’karnabaharın olmamışı’’ şeklinde nitelendirilen brokolinin, aslında önemli bir besin maddesi olduğunu ifade etti.

Türkiye’de de son yıllarda bazı marketlerin raflarında yerini alan brokoliyi, her yaştan insanın haftada en az birkaç kez tüketmesi gerektiğini aktaran Hayoğlu, ‘’Folik asit ve protein içeriği yüksek olduğu için brokoliyi özellikle hamile kadınların tüketmesi gerekiyor. Çünkü folik asit, anne karnındaki bebeğin gelişiminde önemli rol oynuyor’’ dedi. Hayoğlu, brokolinin bazı bölgelerde, prostat ve idrar yolları hastalıklarının tedavisinde de kullanıldığına işaret etti. Hayoğlu, bünyesindeki beta karoten sebebiyle, A vitamininin bütün fonksiyonlarını yerine getiren brokolinin vücuttaki serbest radikalleri etkisizleştirerek, yaşlanma etkilerini geciktirdiğini kaydetti.

19.02.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004