Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 11 Haziran 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Sivil Toplum

“ABD, faşist şirketin çorak topraklarına dönüşüyor”

ABD’de savaş karşıtlarının simgesi haline gelen Cindy Sheehan, protestolarına son verdiğini açıkladı. Sheehan, savaş karşıtı eylemlerine nokta koyduğunu duyurduğu mektubunda 2004’te Irak’ta ölen ABD askeri oğlu Casey’nin bir hiç uğruna hayatını yitirdiğini belirtti.

2005’ten bu yana ABD Başkanı George Bush ‘un Teksas’taki çiftlik evi yakınında kamp kuran ve oğlunun ölümüyle ilgili olarak Bush’la görüşmek isteyen Sheehan, ülkedeki savaş karşıtlarının simgesi olmuştu. Savaş karşıtı kampanyalar çerçevesinde bu sene Türkiye’ye de gelen Sheehan, artık kendi hayatına döneceğini açıkladı.

Birçok iftiraya katlandığını, ölüm tehditleri aldığını, sağlığını, evliliğini feda ettiğini, kendisine takılmadık ad kalmadığını belirten Sheehan “Kalan neyim varsa toplayıp evime dönüyorum. Geride kalan çocuklarıma annelik yapacak, kaybettiklerimin bir kısmını yeniden kazanmaya çalışacağım” diyor. Sheehan’ın veda mektubunda şu ifadeler yer alıyor: “Oğlum Casey, ne düşündüğümüzü bile kontrol eden bir savaş makinesinin esiri olan kendi ülkesi tarafından öldürüldü. Casey, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler insan hayatı üzerinden siyaset yaparken daha kaç kişinin öleceğinden çok, Amerika’nın Yeni Yıldızı yarışmasını kimin kazanacağına önem veren bir ülke için öldü. Bu sistemi yıllarca kabullendiğimi ve bunun bedelini de Casey’nin ödediğini bilmek bana büyük acı veriyor. Ben oğlumu yarı yolda bıraktım. En çok canımı yakan da bu.”

Eleştirilerini Cumhuriyetçi Parti’yle sınırlamayı reddetmesi yüzünden, bir zamanlar Demokrat Parti’de kendisini destekleyen çevrelerin şimdi kendisine düşman kesildiğini söyleyen Sheehan’ın şu ifadeleri dikkat çekiyor: “Yolsuzlukların pençesindeki bu iki partili sisteme bir alternatif bulunamazsa, ABD hızla faşist şirketin çorak topraklarına dönecek.”

Dünyada Amerikan imparatorluğunun zarar verdiği insanlara yardım etmeye çalışmaktan asla vazgeçmeyeceğini kaydeden Sheehan “Bu mektup benim Amerikan savaş karşıtı hareketin ‘yüzü’ olarak istifamdır. Bundan böyle bu sistemin içinde ya da dışında çalışmayacağım. Hoşçakal Amerika, artık benim bir zamanlar sevdiğim ülkem değilsin...” diyor.

11.06.2007


Demokrasiden vazgeçilmek mi isteniyor?

Genelkurmay Başkanlığı’nın 8 Haziran 2007 günü internet sitesinden yayınladığı basın açıklaması demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları açısından kabul edilemez bir açıklamadır.

Söz konusu basın açıklamasında:

a) Demokrasi, özgürlük ve barış savunucuları “bu kavramları TERÖR ÖRGÜTÜNE PARAVAN OLARAK KULLANAN kişi ve kuruluşlar olarak nitelendirilmek suretiyle, doğrudan HEDEF GÖSTERİLMEKTEDİR.

b) Mevcut “ulusal ve üniter yapı” konusunda eleştirel düşünen bütün yurttaşlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alan bir tehlike olarak yansıtılmakta, farklı düşünceler mahkûm edilmektedir.

c) Yukarıda (a) ve (b) ayrımlarda belirtilen kişi ve kuruluşlar, son günlerdeki terör eylemlerinde ortaya çıkan artışın SORUMLULARI olarak ilân edilmekte ve bir kez daha fiili ve yasal anlamda HEDEF GÖSTERİLMEKTEDİR.

d) Açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk Milletinin KİTLESEL KARŞI KOYMA REFLEKSİ GÖSTERMESİDİR” denilmek suretiyle, son derece tehlikeli ve sonuçlarının nereye varacağı belli olmayacak şekilde, halk sokağa çıkmaya kışkırtılmaktadır. Bunun büyük linç ve saldırı olaylarına sebep olması hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Demokratik bir hukuk devletinde, silahlı kuvvetlerin en üst komuta kademesinin böyle bir açıklama yapma hak ve yetkisinin olmadığı açıktır. Demokrasi, hukuk devleti, özgürlük ve barış savunucularına yönelik böylesine açık bir saldırıya karşı, bizlerinde açıklamayı yapanlara şu soruları sorma hakkımız vardır:

1) Madem ki “…terörün Mayıs 2007 ayından itibaren tırmanacağı” bu kadar açık ve kesin biliniyordu, niçin bu eylemlerin önlenmesi için gereken etkili tedbirler alınmadı?

2) Demokrasi, özgürlük ve barış savunucuları, terörle mücadele konusunda alınan hangi tedbirleri engelledi?

3) Hukuk devletini ve demokrasiyi savunmayı, “teröre destek” olarak nitelemekle, hukuk devletinden ve demokrasiden vazgeçilmesi mi istenmektedir?

4) Bu açıklamadan sonra, bir takım gruplar “terörle mücadele ediyoruz” diyerek, demokrasi ve hukuk devletini savunanlara, ya da kimlikleri sebebiyle “teröre destek verdiklerini düşündüklerine” linç girişimlerinde bulunur ve saldırılar gerçekleştirirlerse, hangi kişi ve kuruluşlar sorumlu olacaktır?

Açıkça ifade ediyoruz ki, insan hakları savunucuları olarak bizler, hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğiz. Her zaman şiddete karşı çıktık, bugün de karşıyız. Aynı zamanda hukuksuzluğa ve insan haklarının ihlâllerine de karşıyız. Bundan sonra da kimden gelirse gelsin şiddete, saldırılara ve savaşa karşı çıkmaya, demokrasiyi, hukuk devletini ve insan haklarını savunmaya devam edeceğimizden kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

İNSAN HAKLARI

ORTAK PLATFORMU

(Helsinki Yurttaşlar Derneği-İnsan Hakları Derneği-İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği-Türkiye İnsan Hakları Vakfı-Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi)

11.06.2007


STK ve TSK

İnternet çağında semboller ve simgeler de çok kullanılıyor; STK, TSK gibi...

STK ‘Sivil Toplum Kuruluşları’nı, TSK ise ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sembolize ediyor. Üç harf de aynı, ama dizilişleri farklı. Başka lisanlarda durum nasıl bilemiyorum ama Türkçemizde söz konusu iki kesim arasında böyle bir tecelli ve ilgi çekici yakınlık var. Bu durum sanki, ülke olarak problemlerimizin de, onların çözümünün de bu iki alanla yakın ilişkisine işaret ediyor. Sivil-asker ilişkisinin devamlı ve üstelik günlük olarak gündemimizden hiç düşmemesi de bana böyle bir çağrışım yaptırıyor.

Yaşadığımız bazı olaylara baktığımızda, bazılarının bu benzerliği tamamen karıştırdığını ve ciddî şekilde davranışlarına aksettirdiklerini de görebiliyoruz. Örnek verecek olursak; bazı STK’ların darbeci kesilmesi -meşhur 28 Şubat beşli STK çetesi gibi- bazı emekli subayların TSK’dan STK’lara silâh alışkanlıklarıyla birlikte geçiş yapmaları ve silâhlı STK yeminleri henüz daha hafızalarda.

STK ve TSK sembollerindeki benzerliğe ve bazılarının nasıl anladığına dair böyle bir temastan sonra, biraz da açılımlarını bir defa daha anlamaya çalışalım:

Sivil Toplum Kuruluşları yani STK’lar, bütün dünyada hükümet dışı, devlet dışı veya daha doğru bir deyişle ‘devlet tarafından kurulmamış kuruluşlar’ (non-governmental organisation, NGO) şeklinde tanımlanırlar. Silâhsız, gönüllü organizasyonlardır. Devlet elinin ulaşamadığı binlerce ihtiyaç alanında yeşerip ortaya çıkarlar.

Türk Silahlı Kuvvetleri yani TSK ise ülkenin dış müdahalelere karşı korunmasında görevli olup; hükümet dışı organizasyon olmayıp, bilâkis sivil iktidarın yani devletin emrinde olan silâhlı bir kurumdur. Yani STK’ların tam tersi bir anlama sahiptir.

Eğer TSK kendini STK’lar gibi hükümet dışı organizasyon olarak görürse ve iktidar amaçlı davranırsa; STK’lar da kendilerini devlet alanında görüp yine iktidar amaçlı davranmaya başlarlarsa ülkenin problemleri çözümsüz yumak halini alır. Neticede, cumhuriyetin son 40 yılında post modern ve e-muhtıra dahil en az beş darbe ve müdahale yaşanması, terörün bu kadar azması ve demokrasinin zayıflaması söz konusu olur.

Kısacası bu iki alanın aktörleri eğer görevlerinin bilincinde olarak kendi alanlarında çalışırlarsa ülke gelişir, sulh ve sükûnet hasıl olur.

Prof. Dr. Gürbüz AKSOY

11.06.2007


KİM DEDİ, NE DEDİ?

“Mitinglerin sivilliğine inanmak çok zor”

“Türkiye’de kırmızı çizgiler var. En koyu çizgi ordu çizgisidir ve biz Nokta Dergisi olarak bunu fazla ihlâl ettik. Eski komutanlardan Özden Örnek’in 2004 yılında tuttuğu günlüklerin hepsini okudum. İki darbe girişimi olmuş ancak daha sonra vazgeçilmiş. Bunların nedenleri ise ABD’nin, halk ve medyanın darbeye karşı olması diye geçiyordu. Eski sistem olmayınca doğrudan darbe yerine sivil toplum örgütleri kullanılarak, halkın etkilenmesi yöntemini yapıyorlar. Günlüklere bakarak mitinglerin sivilliğine inanmak çok zor. Tüm bunların ardından mitingler geldi. Bu mitingleri örgütleyenler silahlı kuvvetlerdir, bundan şüphem yok.”

(Alper Görmüş-Kapatılan Nokta Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni)

11.06.2007


Sivil Toplum Dergisi’nin “Şehir” konulu sayısı yayınlandı

“Türkiye’de şehir meselesi her geçen gün daha fazla gündeme geliyor. Zira gittikçe daha fazla dolan şehirler içine aldığı kitlelere bir alan açamıyor ve sürekli tıkanıklıklarla malûl hâle geliyor. Aynı durum şehrin sosyal yapısında oluşan sıkıntılar için de geçerli.

Bu durum Türkiye’nin değişim macerasından ayrı tutulamaz. Toplumun nasıl bir yön kazanacağına dair yaşanan kafa karışıklığı şehirlerin nasıl oluşturulacağına da yansıyor. Dolayısıyla günümüzde şehirlerimizin neredeyse ruhsuzlukla özdeş bir karmaşa içinde olması toplumsal zihniyetin gittikçe bulanıklaşması, toplumsal kimliğin erimesinin bir yansımasıdır.”

Editörün bu satırlarıyla başlayan üç aylık düşünce ve araştırma dergisi Sivil Toplum’un şehir konulu 17-18. sayısı çıktı. Eğitim Danışmanlığı ve Araştırmaları Merkezi’nin (EDAM) yayına hazırladığı derginin bu sayısında şehre ve şehirleşmeye ilişkin konular etraflıca ele alınıyor.

İki sayı hâlinde yayımlanan dergi, şehir üzerine konuşmanın neredeyse insan üzerine konuşmakla eş değer olmasının getirdiği zorunlulukla konuyu geniş bir perspektifle inceliyor.

Dergide konu ile ilgili bir çok makalenin yanında röportajlar da yer alıyor.

11.06.2007


Askerin emrine amade STK’lar

Genelkurmay’ın gece yarısı bildirisinde dile getirdiği “teröre karşı kitlesel eylem yapılması” çağrısı üzerine Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) miting yapma kararı aldı.

ADD Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, terörist saldırılarına ilişkin sorumluluk sahibi birinin yaptığı açıklama üzerine sivil toplum örgütlerini bir araya getirmek için harekete geçtiklerini açıkladı. Eruygur, “Biz, demokratik kitle örgütleri olarak dayanışmaya dâvet ediliyoruz. Bu açıklama üzerine sivil toplum örgütleri ile görüşmelerimiz sürüyor. Görüşmeler birkaç gün içinde sonuçlanacak” diye konuştu.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) öncülüğünde bazı sivil toplum örgütleri de miting düzenleme kararı aldı. Cumhuriyet mitinglerinin öncüsü olan ÇYDD Başkanı Türkan Saylan, mitingin ayrıntılarının henüz netleşmediğini belirterek şunları söyledi: “En kısa zamanda İstanbul’da terörü tüm toplumca lânetleyecek bir sessiz miting yapma girişimleri başlatılmıştır.”

Cumhuriyet mitinglerinin önde gelen isimlerinden CHP’den milletvekili adayı olan Prof. Dr. Necla Arat ise 24 Haziran’da Çağlayan Meydanı’nda terörü protesto için sessiz yürüyüş düzenleyeceklerini söyledi. Arat, “Planlama yapıldı. Mitingi 24 Haziran saat 11.00’de yapacağız. Resmî izin için Salı günü belgelerimizi tamamlayıp başvuracağız. Yürüyüş olacak ama henüz güzergâh belirlenmedi. Ayrı gayri yapılmadan tüm halkımızın destek vereceğini düşünüyoruz” dedi.

11.06.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004