Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 09 Kasım 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

Habur’un kapanması bölgeyi vurur

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Gaziantep Şube Başkanı Sadullah Tayşi, Habur Sınır Kapısının kapatılmasının, terör örgütü için değil bölge için bir yaptırım olacağını ifade etti. Tayşi, düzenlediği basın toplantısında, bölgede ekonomik ve sosyal kalkınmanın hızlandığı, terör örgütünün zemin kaybettiği bir dönemde bölücü terör saldırılarının artmasının dikkat çekici olduğunu söyledi.

Asırlardır hoşgörü ve kardeşliğin merkezi olmuş bölgede, tarih boyunca birlikte hareket etmiş insanların sahip olduğu engin sağduyu ve tecrübenin terör örgütünün oyununu rahatlıkla bozabilecek güçte olduğunu ifade eden Tayşi, şöyle konuştu: ‘’Irak ile ticaretimizin tamamına yakını Habur Sınır Kapısı üzerinden yapılıyor. Farklı partnerlere, gruplara ve satış kanallarına açılım yapabileceğimiz alternatif sınır kapısı henüz oluşmamıştır. Alternatif kapı ve işbirliği yapılabilecek farklı gruplar oluşturulmadan Habur Sınır Kapısını kapatmak, terör örgütü için değil bölgemiz için bir yaptırım olacak. Habur Sınır Kapısının kapatılmasının bölge ve özellikle de Gaziantep ekonomisine ciddi zarar vereceği açıktır. Ülkemiz için fedakarlık konusunda hepimiz elimizi taşın altına koymaya hazırız, ancak yaptırımın terör örgütüne yönelik bir yaptırım olması gerekir.’’

Tayşi, dünya kamuoyunun Türkiye’nin yapabileceği operasyonların haklılığına inandığını, müttefik ABD’nin sözünü verdiği anlık istihbarat paylaşımlarıyla güvenlik güçlerinin teröre lojistik destek veren oluşumları da kapsayacak şekilde yapacağı nokta operasyonlarda başarılı olacağına inandıklarını ifade etti.

SINIR BOYUNA YOL YAPILSIN

Irak sınırı boyunca Hakkâri’ye kadar olan yolun gerekli değişiklik ve genişletmeler yapılarak, kuzeyine geçilmeyen bir emniyet şeridine dönüştürülmesi, kara yolunun güneyindeki güvenli bölge uygulamasına devam edilmesi, düzenli birliklerin profesyonel ve eğitimli anti terör ya da özel harekât timleriyle desteklenmesinin sınır güvenliğini artıracağını bildiren Tayşi, şöyle devam etti: “Terörün kaynağının sadece ekonomik olduğunu düşünemeyiz, bu işin sosyal boyutları da var. Terör örgütüne muhtemel kaymaları önleyecek, insanları bir arada, huzurlu ve mutlu tutabilecek söylemler geliştirmek gerekir. Bölgeye yönelik teşvikler sektörel olarak düzenlenmeli. Kendi bölgemize baktığımızda Adıyaman’da tütün ve tütün ürünleri, Osmaniye’de yer fıstığı, Kahramanmaraş’ta markalı dondurma ya da süt ürünleri, Kilis’te elektronik eşya, Gaziantep’te ise araştırma ve geliştirme yatırımlarını, yüksek teknolojili makinelerin üretimini teşvik etmek lâzım.’’

Tayşi, terör örgütünün alçakça saldırılarının bölge halkının ezeli kardeşliğine zarar veremeyeceğini, tersine halkın devletine ve birbirine olan bağlılığını artıracağını sözlerine ekledi.

/ GAZİANTEP

09.11.2007


 

SEÇİME BAĞLADI

İtalya Başbakanı Prodi ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada AB ilerleme raporundan söz eden Erdoğan, raporda katılmadıkları tesbitler olduğu gibi geneli itibariyle bir yavaşlama olduğu tesbitinin de yer aldığını ve bu tesbite katıldıklarını söyledi. Erdoğan yavaşlama sebebini “Türkiye bir seçimden geçti. Bir taraftan milletvekili seçimi, diğer taraftan cumhurbaşkanlığı seçimi. Bu süreç çalışmalarımızı olumsuz etkiledi” diye açıkladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İtalya Başbakanı Romano Prodi başbaşa ve heyetler arası görüşmenin ardından Chigi Sarayı’nda ortak bir basın toplantısı düzenledi.

Başbakan Erdoğan, iki ülke arasındaki ilişkilerin geçmişinin 150 yılı bulduğunu belirterek, son dönemde İtalya ve Türkiye arasında siyasî, askerî, ticarî ve diplomatik alanda ilişkilerin çok iyi noktaya geldiğini kaydetti. İlişkilerin iyi olmasının iki ülke açısından memnuniyet verici olduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, gün boyu yapılan temasların da son derece verimli olduğunu dile getirdi.

‘’Mükemmel’’ olan ilişkilerin daha ileri bir seviyeye taşınması için çalıştıklarını belirten Başbakan Erdoğan, yılda en az bir kez bir araya gelinmesi konusunda da mutabık kaldıklarını anlattı.

Erdoğan, Türkiye’nin İtalya ile 2006 yılı sonu itibariyle ticaret hacminin 12 milyar Avro’yu geçtiğini, hedefin bunu bu yıl için 16-17 milyar Avro’ya çıkarmak olduğunu kaydetti.

Erdoğan şöyle devam etti: ‘’İki ülke bir çok uluslararası örgüt içerisinde yer almaktadır. Burada en önemlilerden birisi AB sürecidir. AB konusunda son 5 yıl içinde adeta İtalya’nın genel bir politikası oldu. Bu politikada, iktidarlar değişse bile İtalya’nın Türkiye’ye AB sürecindeki desteğinin değişmemiş olması bizleri memnun etmektedir. Bundan dolayı da İtalya’ya müteşekkiriz.

Bütün bunların yanında bir AB ilerleme raporu açıklandı. Burada bizim katılamadığımız tespitler olduğu gibi geneli itibariyle bir yavaşlama olduğu tespiti vardır, ona katılıyoruz. Çünkü Türkiye bir seçimden geçti. Bir taraftan milletvekili seçimi, diğer tarafta Cumhurbaşkanlığı seçimi. Tabi bu süreç hakikaten çalışmalarımızı olumsuz etkiledi. Şimdi ise Parlamentomuz yeni çalışma dönemine başladı. Artık bu süreç hızlanarak devam edecektir. Bu konuya inanmış olan bir iktidar var. Ne gibi adımlar atılması gerekiyorsa bu adımları atmakta kararlı bir Hükümet var ve burada herhangi bir sıkıntımız yok. Cumhurbaşkanı ile Meclis Başkanı ile Hükümeti ile dayanışma içerisinde bu işe inandık. Kararlı olan bir Hükümet işbaşında.’’

AB'ye terörle mücadele sitemi

Türkiye’nin son zamanlarda terör belâsıyla yoğunlaşan bir sürece girdiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ‘’bu da PKK terör örgütüne karşı verilen mücadeledir’’ dedi.

Terörizmin uluslararası sorun olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ‘’ulusal olması çözülmesini kolaylaştırır, ama uluslararası olması çözümü zorlaştırmaktadır’’ dedi.

Türkiye’nin 30 yıldır terörizme karşı mücadele verdiğini anlatan Erdoğan, bu yıl içinde Türkiye’nin teröre aralarında sivillerin de bulunduğu 200 insanını şehit verdiğini hatırlattı. Terör belâsına karşı Türkiye’nin ‘’dostlarından gerekli desteği görmediğini’’ vurgulayan Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Halbuki ‘uluslararası teröre karşı ortak bir mücadele gerekir’ anlayışı her ülkede var. Örneğin, AB’nin PKK terör örgütüne karşı takındığı tavır ‘PKK bir terör örgütüdür’ demesine rağmen maalesef bu ülkeler PKK terör örgütüne karşı gerekli yaptırımı hâlâ ortaya koymamıştır. Örneğin bakıyorsunuz bir ülke terör liderini yakalıyor. Yakaladıktan sonra yargılamasını yapıyor. Yargılamada verdiği karar şu; Tutuksuz olarak yargılanmasına... Bu kararla terörist lider bakıyorsunuz bir başka ülkeye kaçıyor ve bir başka ülkeden de uçağa bindiriliyor oradan da Irak’a gönderiliyor. Şimdi teröre karşı ortak mücadele bu mudur? Bu bir samimiyet sınavında kayıptır. Aynı şeyi bizler bir başka ülkenin teröristlerine karşı yapsak acaba ne derler.’’

/ ROMA

09.11.2007


 

DTP de mi kapanacak?

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, DTP’lilerle ilgili bir soru üzerine ‘’PKK örgütünün amaçlarına hizmet etme gibi bir yolda ısrarlı olacaklarsa ve bundan sonra da devam edeceklerse Türkiye’deki anayasa ve yasalar neyi gerektiriyorsa o yapılır ve sonuçlarına katlanmak zorundadırlar. Sadece bu kadar söyleyeyim’’ dedi.

Samanyolu Televizyonu’nda ‘’Siyaset Sahnesi’’ adlı programa katılan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelede uzun süredir yorucu bir çalışma içerisinde olduğunu ve şehitler verildiğini belirtti.

Kaçırılan askerlerin Türk Silahlı Kuvvetlerine intikallerinin ardından DTP’li milletvekilleri hakkında soruşturma açılmasını da değerlendiren Şahin, cumhuriyet savcılarının herhangi bir konuda soruşturma yaparken kendisinden talimat almadıklarını söyledi.

Adalet Bakanı Şahin ‘’DTP’nin kapatılması için provokatif eylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?’’ şeklindeki soruyu ise şöyle cevapladı: ‘’DTP grubu ve bu gruba ait milletvekillerinin üyesi bulundukları TBMM’yi ve bu Meclisi oluşturan millet iradesini bir kez daha kendi kafalarında ve gönüllerinde değerlendirmelerini, nerede bulunduklarını, hangi ülkenin vatandaşı bulunduklarını bir kez daha irdelemelerini tavsiye ediyorum. Şu andaki tutumlarıyla eğer bir dâvâları varsa o davaya hizmet etmeleri mümkün değildir. Vatandaşı bulundukları ülkeye bir yarar sağlamaları mümkün değildir. Terör örgütüyle her türlü bağlarını kopararak, bu yolla Türkiye’ye bir şey kabul ettirmenin mümkün olmadığını görmeliler, önce bunu kendileri kabul ettirmeliler, sonra eğer sözleri geçiyorsa irtibatları varsa ki -kamuoyu irtibatları olduğu kanaatindedir- bunların elebaşlarını ikna etmeliler. Şu anda yapabilecekleri budur. Hayır siyasî zeminde PKK örgütünün amaçlarına hizmet etme gibi bir yolda ısrarlı olacaklarsa ve bundan sonra da devam edeceklerse Türkiye’deki anayasa ve yasalar neyi gerektiriyorsa o yapılır ve sonuçlarına katlanmak zorundadırlar. Sadece bu kadar söyleyeyim.’’

/ ANKARA

09.11.2007


 

Çıkmazın sebebi YÖK

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) Türkiye’nin gelişmesine katkıda bulunamadığı gibi üniversitelerin dilekçe dahi yazamayan mezunlar vermeye başladığını söyledi.

Yazılı bir açıklama yapan Prof. Dr. Ortaş, YÖK’ün üniversitelilik bilincini ortadan kaldırdığını kaydetti. Ortaş, tek elden yürütülen ve hiyerarşik yapılanması ile YÖK’ün üniversiteleri işleyemez duruma getirdiğini aktardı. Prof. Dr. İbrahim Ortaş, “Bugün ülkemizin sosyal yaşamı, bilimi ve üniversiteleri toptan bir çıkmazın içindeyse bunun en önemli nedeni de YÖK yasası ile birlikte gelen üniversite anlayışıdır” dedi.

YÖK’ ile ülkedeki bilimsel kalitenin gerilediğini aktaran Ortaş, “YÖK’ün kurulması ile birlikte aradan geçen 25 yıllık süre içinde belki ülkemiz üniversitelerinde niceliksel gelişmeler olmuştur, ancak unutmayalım bizden geride olan ülkeler bilimde bizden ilerideler” diye konuştu.

YÖK’le muasır medeniyet seviyesinin yakalanamadığını aktaran Ortaş, “Ülkemiz insanî gelişmişlik düzeyi yönünden 96. sırada, yoksulluk ve suiistimal de 70. sırada. Halen nüfusun yüzde 10’un üzerinde okuma yazma bilmiyor. YÖK’ün ve üniversitelerin birazda ülkenin gerçeklerini dikkate almaları beklenmektedir” şeklinde konuştu. Öğrencilere yalnızca ders anlatıldığını ancak eğitim verilmediğini belirten Ortaş, öğrencilerin doğru düzgün yabancı dil öğrenmeden mezun edildiğini, dilekçe bile yazamayan öğrencilerin mezun olduklarında, kendilerini ifade etmekte zorlandığını aktardı. İbrahim Ortaş, üniversitelerin bütün birimlerinde ilgisizlik, kadrosuzluk, verimsizlik ve yılgınlık olduğuna dikkat çekerken üniversitelerin çalışamaz konuma geldiğini aktardı.

Ortaş, öğretim üyelerinin yoksulluk sınırındaki maaşla, ek ders, ikili öğretim ve dışarıda döner sermaye üzerinden veya piyasada iş arar hale getirildiğıini aktardı. Üniversite üst yönetimlerinin iktidara gelmek için verdikleri paylaşımcı, liyakate dayalı atama ve terfi vaatleri, üniversiteleri demokratikleşme anlayışı iktidara gelindikten sonra unutulduğunu kaydeden Ortaş, bütün üniversitelerin yöneticilerine benzer eleştiriler yapıldığını hatırlattı. Ortaş, liyakate dayalı kendi iç dinamikleri içinde özerk ve özgür üniversite ve ülkenin geleceği için mutlaka yeni bir yüksek öğretim yasasına ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi.

/ ADANA

09.11.2007


 

Hükümet, zamlarla halkın cebine operasyon yapıyor

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ertan Yülek, ‘’Kandil’e operasyon konusunda havanda su döven hükümet, zamlarla halkın cebine operasyonda hiç gecikmemiştir’’ dedi.

Yülek, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, ‘’şehitlerin acılarıyla halkın içi yanarken, dikkatler dış politikaya yönelmişken’’ hükümetin ‘’adeta bunu fırsat bilerek birbiri ardına zam yaptığını’’ öne sürdü. Hükümetin seçim öncesi halkı kandırmak için zamları durdurduğunu, şimdi ise her gün yeni bir zam haberi duyulduğunu savunan Yülek, ‘’Kandil’e operasyon konusunda havanda su döven hükümet, zamlarla halkın cebine operasyonda hiç gecikmemiştir’’ dedi. Yülek, AKP iktidara geldiğinde asgarî ücretle 14 mutfak tüpü alınabilirken bugün ancak 10 tüp alınabildiğini iddia etti.

/ ANKARA

09.11.2007


 

Savcısını koruyamayan yargı bağımsız olur mu?

Yargı bağımsızlığının konuşulduğu TBMM’de Şemdinli Savcısının görevden alınması damgasını vurdu. DTP’li Hasip Kaplan, Şemdinli savcısı için isyanlarda olduğunu ifade ederek, “Bir savcısını koruyamayan yargıya bağımsız demek mümkün değildir” dedi.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay ve Danıştay başkanlıklarının 2008 yılı bütçeleri ele alındı.

Bütçeyi sunan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, yargı bağımsızlığının önemine değindi. Şahin, “Yargının görevlerini gereği gibi yerine getirmesini sağlamak için diğer devlet organlarının müdahalesini önlenmesi ve her türlü dış etkilere karşı bağımsızlığa kavuşturulması zorunludur” dedi. Bağımsızlık ilkesinin tam anlamıyla niteliği, muhtevası ve sınırlarının ne olduğu, üzerinde tartışılan konu olarak süre geldiğine dikkat çeken Şahin, “Yargı bağımsızlığı Adalet Bakanı ile müsteşarının Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nda bulunmasına indirgenmiştir” şeklinde konuştu.

Yargının bağımsızlığı konusunda endişeleri olduğunu belirten DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Şemdinli İddianamesi sebebiyle görevden alınan Ferhat Sarıkaya’yı gündeme getirdi. “Şemdinli savcısı için hâlâ isyanlardayım” diyen Kaplan, “Savcıyı niçin kurban ettik? Bir savcısını bile koruyamayan yargıya bağımsız demek mümkün değildir. O savcı bugün nasıl geçiniyor doğrusu merak ediyorum” şeklinde konuştu.

HSYK’dan Adalet Bakanı ve Müsteşarının ayrılmasının yetmeyeceğini vurgulayan DSP’li Harun Öztürk “hakim ve savcıların nicelik ve niteliğinin arttırılması gerektiğini” hatırlatırken, CHP’li Mustafa Özyürek de demokratik ülkelerde HSYK üyelerinin Meclis tarafından seçilmesine karşılık “Türkiye’deki partizanca tutumdan dolayı” aynı uygulamanın gerçekleşmemesi gerektiğini iddia etti.

Kemal BENEK / ANKARA

09.11.2007


 

Hastanelerde din hizmetleri verilmeli

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Mehmet Kapukaya, Türkiye’de de hastaların istemeleri halinde hastanelerde din hizmeti alması gerektiğini belirterek, ‘’İnsanlar psikolojik olarak duâ edildiği zaman rahatlıyorlar ve daha çabuk iyileşiyorlar’’ dedi.

Kapukaya, hastanelerde din hizmetinin çok önemli olduğunu söyledi. Batı’da hastalara yönelik din hizmetinin hastanelerde din görevlileri aracılığıyla verildiğini anlatan Kapukaya, Türkiye’de de gerekli düzenlemelerin yapılmasıyla birlikte bu hizmetin verilmesi gerektiğini kaydetti. Hastanelerdeki din hizmetinin hastanın ve hasta yakınlarının isteğine bağlı olması gerektiğini ifade eden Kapukaya, bu konuda bir zorlama yapılmasının da İslâm dini açısından uygun olmayacağını ifade etti.

Batıda yapılan araştırmalarda duânın insanların daha çabuk iyileşmelerini sağladığını kaydeden Kapukaya, ‘’Bu biraz da psikoloji işidir. İnsanlar psikolojik olarak duâ edildiği zaman rahatlıyorlar ve daha çabuk iyileşiyorlar. Burada bizim hastalarımız da istiyorlarsa bir din adamı hizmetini almalıdır’’ dedi.

Hastanelerdeki din hizmetinin hastaların tıbbî tedavi hizmeti almalarını engellemeyeceğini belirten Kapukaya, vatandaşlardan bu türde bir soru geldiğinde de mutlaka tıbbi tedavi almalarını söylediklerini anlattı. Kapukaya, tıbbi tedavi gerektiği zaman sadece duâ ile tedâvi yapılmasının yanlış olacağını, ancak tıbbî tedaviyle beraber duâ etmenin de insan psikolojisini rahatlatma açısından faydalı olduğunu söyledi.

Kapukaya, 1995 yılında başlatılan uygulamanın yaklaşık 1,5 yıl sürdürdüğünü ifade etti. ‘’Uygulamayla ilgili alt yapı oluşturulması, kanunî boşlukların giderilmesi ve yeni bir kanun çıkarılarak hastanelerde din hizmetinin devam ettirilmesi gerekir’’ diyen Kapukaya, uygulamanın Avrupa’daki hastanelerde de yürütüldüğünü söyledi.

“DİYANET, HASTANELERDE

DİN HİZMETİ MODELİ OLUŞTURMALI’’

Bu konudaki mevcut ihtiyaç ve talepler doğrultusunda Diyanet İşleri Başkanlığının ‘’hastanelerde bir din hizmeti modeli’’ üzerinde düşünmek durumunda olduğunu ifade eden İzmir İl Vaizesi Serpil Başar da, Türkiye’de hastanelerde din hizmetinin sadece ölüme yakın ve ölüm sonrası hizmet şeklinde düzenlendiğini, uygulamanın manevi destek ve moral hizmet sunulması ile ilgisi olmadığını belirtti.

/ ANKARA

09.11.2007


 

Kocaeli’nde memurlara ev

ocaeli Büyükşehir Belediyesi, bünyesindeki Kent Konut A.Ş ile başlattığı 20 bin konutluk hamlesini Memur-Sen üyelerine yapacağı 260 konutla sürdürüyor. Yapılacak konutlar için Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile Memur-Sen Genel Başkanı Dr. Ahmet Aksu arasında protokol imzalandı.

Seka Park Otel’de yapılan protokol töreninde konuşan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, memurları kira öder gibi konut sahibi yapmayı hedeflediklerini söyledi. Kocaeli’nin göç alan bir şehir olması sebebiyle hızlı nüfus artışı yaşadığını ve çarpık yapılaşma sorunu olduğunu ifade eden Karaosmanoğlu, konut hamlesi ile şehri gecekondu görüntüsünden kurtaracaklarını ve memurlara yapılacak konutların 18 ayda tamamlanacağını belirtti.

/ KOCAELİ

09.11.2007


 

Rize parkometreye geçiyor

Rize Belediyesi, şehirdeki trafik karmaşasını parkometre uygulaması ile çözme yolunda adım attı.

İlk olarak Cumhuriyet Caddesi’nde pilot uygulaması yapılacak olan parkometreler daha sonra şehrin diğer caddelerine yaygınlaştıracak. Valilik ve Emniyet Müdürlüğünün desteklediği uygulama hakkında bilgi veren Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, genel amacın sabit parkı önleyerek trafik akışını sağlamak olduğunu söyledi.

Rize’de bulunan iki güvenlik okulundan faydalanılarak gerçekleştirilecek uygulamayla iş alanında istihdam sağlanması da bekleniyor.

Kahraman ALPAK / RİZE

09.11.2007


 

Din görevlisi özürlüyü tanıyacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Özürlüler Müdürlüğü ÖSHA ekibi, İstanbul’daki din görevlilerine sunum yapmaya hazırlanıyor.

20 Kasım’da başlayacak faaliyetlerle, özürlülük konusundaki bilincin arttırılması hedefleniyor.

İstanbul’da görev yapan 4500 din görevlisinin katılacağı eğitim programının protokolü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile İstanbul Müftülüğü arasında imzalandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Özürlüler Müdürlüğü’nün ÖSHA projesi ekibinin yapacağı gösteri ve sunumlarla din görevlilerine, özürlülük eğitimi verilecek.

YENİ ASYA / İSTANBUL

09.11.2007


 

Biraz kilonun zararı yok

Binlerce Amerikalı hakkındaki hükümet verilerinin analizini yapan Atlanta’daki Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi’nin elde ettiği bulgulara göre, kilolu olmak bazı riskleri de beraberinde getirirken, tehlikeleri, uzmanların düşündüğünden daha az olabilir.

2004’ten bu yana ölen 2,3 milyon Amerikalının ölüm sebepleriyle ilgili verileri de inceleyen araştırmacılar, aşırı şişman olmayan ancak kilolu olanların sadece diyabet ve böbrek rahatsızlığından ölüm riskinin yüksek olduğunu, kanser ve kalp rahatsızlığından yüksek ölüm oranına bu grupta rastlanmadığını tesbit ettiler.

Obezlerin, kalp, diyabet ve böbrek hastalıkları ile aşırı kiloya bağlı göğüs, bağırsak ve pankreas kanseri gibi bazı rahatsızlıklardan ölüm riskinin epeyce yüksek olduğunu ortaya çıkaran araştırmacılar, ayrıca biraz kilolu olmanın, tüberküloz, amfizem, zatürre, Alzheimer ve yaralanmalar gibi diğer ölüm sebeplerine karşı da açıkça koruyucu bir etkisinin bulunduğunu belirlediler.

Araştırmanın başında yer alan Katherine Flegal, başka araştırmaların gösterdiğine göre, fazla kilonun vücudun hastalıklarla savaşması ve iyileşmesi için yaşamsal depo vazifesi gibi bir görevi bulunabileceğini belirterek, “Fazla kilolu olabilirsiniz, ama daha yağsız bir vücut hacminiz, daha kemikli ve kaslı bir yapınız olabilir. Bu da sizin için iyi olabilir” diye konuştu. Araştırma sonuçlarına bazı çevreler karşı çıkarken, Kuzey Carolina Üniversitesi’nden Barry Popkin, araştırmanın, sağlık ve hastalıkla ilgili değil, ölüm hakkında olduğunu, sonuçların ciddiye alınmaması gerektiğini savundu. ABD’de iki yıl önce federal araştırmacılar ilk kez fazla kilodan ölümün abartıldığı sonucuna varmışlardı.

ABD’de araştırmacılar, “fazla kilolu” ile “obez” arasındaki farkı vücut kütlesi endeksine (BMI) göre belirliyorlar. Buna göre, 25 ila 29,9 BMI fazla kilolu, 30 ve üzeri BMI obez olarak değerlendiriliyor. BMI değeri ağırlığın kilogram cinsinden değerinin, boyun metre cinsinden karesinin oranlamasıyla hesaplanıyor.

/ ANKARA

09.11.2007


 

3 milyon kişi hepatit taşıdığını bilmiyor

Ankara Üniversitesi'nden (AÜ) Prof. Dr. Necati Örmeci, Türkiye’de 3,5 milyon kişinin Hepatit B virüsünü taşıdığını, ancak bunlardan 3 milyonun bu durumdan haberdar olmadığını bildirdi.

Türkiye’de Hepatit B’nin görülme sıklığının ortalama yüzde 5 olduğunu kaydeden Prof. Dr. Örmeci, ‘’Yani Türkiye’de 3,5 milyon kişi siroz ve karaciğer kanserine yol açan Hepatit B virüsü taşıyor. Yazılan reçetelerden anladığımız kadarıyla bunların sadece 400 bini tedavi ediliyor. ’’ dedi.

/ İSTANBUL/BOSTON

09.11.2007


 

Her çocuğa laptop geliyor

Kamuoyunda 100 dolarlık laptop olarak bilinen ve ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Massachusetts Institute of Technology (MIT) girişimiyle yaklaşık 5 yıl önce yoksul ülkeler için başlatılan “Her Çocuğa bir Laptop” kampanyasında seri üretime başlandı.

Uruguay hükümetinin uzun süredir beklenen ilk 100 binlik siparişi vermesinin ardından, projede üretimi üstlenen Quanta bilgisayar şirketi de Çin’in Changshu şehrindeki fabrikasında, ucuz dizüstü bilgisayarın seri üretimine geçti. Projenin kurucusu MIT’ten Nicholas Negroponte üretimin başlaması dolayısıyla yaptığı açıklamada, bunun kampanyanın devamı için çok önemli kilometre taşı olduğunu belirtti. Çocukların kullanımı için özel tasarlanmış, düşük fiyatlı, sağlam ve mümkün olduğu kadar kolay kullanımlı ve 100 dolara veya altına satılması planlanan bilgisayarların fiyatı da beklenen siparişlerin gelmemesi, maliyetin artmasıyla 188 dolara kadar çıktı. Bu arada, ilk siparişin ardından başka hükümetler de bilgisayarlara ilgi gösterdiklerini açıkladılar. Meselâ, Moğolistan hükümeti, 20 bin dizüstü bilgisayarlık bir pilot proje için sipariş vermeyi planladığını bildirdi.

/ ANKARA

09.11.2007


 

Yıldızların yüzde 5’ini görebiliyoruz

TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) Müdürü Prof. Dr. Zeki Eker, gökyüzüne bakan bir kişinin çıplak gözle yaklaşık bin yıldızı görebileceğini belirterek, ışık kirliliği yüzünden büyük şehirlerde yaşayan insanların gökyüzünde gördükleri yıldız sayısının 50’yi geçmediğini bildirdi.

Prof. Dr. Zeki Eker, tarihte insanların yaşamlarını yıldızlara göre düzenlediklerini, Suudi Arabistan gibi çöl ülkelerinde yolculukların geceleri yıldızlara bakılarak yapıldığını anlattı.

Zeki Eker, MÖ 3. yüzyılda yaşayan Yunan gökbilimci Hiparkos’un yaptığı gökyüzü haritasında yaklaşık 900 yıldızın ismine yer verdiğini belirtti. Ortaçağda bu sayının bine çıktığına dikkati çeken Eker, ‘’Aslında gökyüzüne bakan bir kişinin yaklaşık bin yıldız görmesi lazım. Ancak günümüzde ışık kirliliği yüzünden büyük şehirlerde yaşayan insanların gördükleri yıldız sayısı 40’ı, 50’yi geçmez’’ dedi.

/ ANTALYA

09.11.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri