Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 02 Aralık 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

Faruk ÇAKIR

Atomdan alacağımız dersler var

Cuma günü Türkiye'yi sarsan uçak kazasında vefat edenler arasında bulunan Doç. Dr. İskender Hikmet, doktorasını yeni bitirdiği aylarda gazetemizi ziyaret etmiş ve kendisiyle bir röportaj gerçekleştirmiştik. 1992 yılında Köprü Dergisinde yayınlanan röportajı, rahmete vesile olması niyazıyla aktarıyoruz.

***

İskender Hikmet,Köprü dergisinde

kendisini şöyle anlatmıştı:

1964 yılında Lefkoşe’de doğdum. İlk, orta ve lise tahsilimi yine Lefkoşe’de tamamlayıp 1982 yılında Fransız hükümetinin açmış olduğu bursu kazanıp, Fransa’ya burslu olarak gittim. Bir sene lisan kursu aldım. Daha sonra 1983 yılında Grenoble Üniversitesinin fizik bölümüne gittim. Üç senelik bir üniversite devresinden sonra, iki senelik atom fiziği dalında, daha doğrusu madde ve enerji hakkında 1988’de doktoraya başladım. Yine Grenoble Üniversitesinin Spektroskopi laboratuarında üç senelik bir doktora çalışmam oldu. Geçen sene (1991) Ekim ayında doktora için tezimi verip üniversiteden çalışma teklifi aldım. Bir seneden beri burada hem fizik dersi veriyorum, hem de laboratuarda atom ve moleküller üzerinde çalışmalara devam ediyorum.

*Kıbrıs ‘ta verdiğiniz bir seminerde atom enerjisinin çevre kirliliğine sebep olduğunu belirtmişsiniz. Bunu biraz açıklar mısınız?

Şimdi atom enerjisi halen en çok enerji getiren bir bölümdür. Her ne kadar masraflı da olsa elde edilen enerji, bu masrafı karşılar. Fakat en çok kirli olan, kirlilik yapan yine atom enerjisidir. Enerji bakımından baraj enerjisi, elektrik santralleri doğal ve tabiî olması sebebiyle en temizi ve en tercih edileni olması gerekir. Bunun yanında yeni yeni gelişen güneş enerjisi vardır, güneş enerjisinden faydalanma projeleri vardır ki bu da bir çare olarak düşünülebilir.

Atom enerjisini elde etmek şöyle oluyor: ‘Tabiatta 103 element vardır. 103 atom çeşidi vardır. Bu atomların ağır olanları kendiliğinden durup dururken ikiye bölünebilirler. Yani bu atomlar ikiye bölünerek daha küçük atomlar haline gelerek hafiflerler. Bu bölünmede ayrıca ışınlar açığa çıkar. Bu bölünmelerden çok büyük bir ısı enerjisi meydana geliyor. Ve atom enerjisi dendiğinde bu meydana gelen ısıyı kullanma metodunu anlamalıyız. Nasıl ki su, barajlarda türbinler vasıtasıyla elektrik enerjisine çevrilmiş, oluyor, onun gibi. Yani maksat türbinleri döndürmektir. Elektrik üretiminde bu türbinleri su döndürüyor. Atom enerjisinde türbinleri atom enerjisinden meydana gelen ısı ve buhar döndürmüş oluyor. Atom enerjisinden meydana gelen o sıcaklığın ısıtmış olduğu su buharıdır burada önemli olan yani atom enerjisi dendiğinde esasen ısı enerjisidir. Çok müthiş bir ısı enerjisi vardır.

*Bazı elementler müdahale ile bölünüyor dediniz. Atom santralleri bu işi mi yapıyor?

Evet. Santraller müdahaleyle radyasyon meydana getiriyor. Mesela uranyumun 235 izotopu vardır ki, bu kendiliğinden bölünmez de, nötronla bu atomlar bombalanıyor. Nötronla bombalanan 235 uranyum atomu iki tane nötron çıkarıyor. Bunun yanında da enerji açığa çıkıyor. Bu enerji toplanıp santrallerde kullanılıyor. Bu anlattığımız basit bir şekil. Bunun daha çok gelişmişi vardır. Bu zincirleme bir reaksiyona girebilir. Çünkü nötron çarpışıyor, onun çarpışmasından sonra 3 tane ayrı nötron ortaya çıkıyor. Ve bu nötronların her biri tekrar başka bir uranyum atomuna giriyor, herbirinden tekrar 3’er tane nötron çıkıyor. Bu reaksiyonu serbest bırakırsanız müthiş zincirleme bir reaksiyon olur ve önüne geçilmeyen bir enerji elde edilebilir. Santrallerde bunun için nötronları yavaşlatıcı ve reaksiyonun hızını kesici bazı önlemler alınmıştır. Mesela soğutma sistemleri gibi. Öyle olmasa müthiş patlamalar meydana gelir ki, atom bombasındaki tertip de zaten budur. Orada bu önlem daha az alınmıştır.

Enerji santrallerinde önlem alınıyor. İşte bu reaksiyonlarda yayılan radyasyondur. Enerji burada alfa, beta ve gama ışınları şeklinde açığa çıkıyor. Bu ışınların dalga boyları çok küçüktür ve insanın hücrelerine girip tahrip ediyorlar. Bu ışınlar, bu radyasyon, insan vücuduna olsun, hayvan olsun her tarafa girer ve hücreleri öldürür. O bakımdan zararlıdır. Yoksa ışın dalgası normal bir dalgadır. Yani radyo dalgası, ses dalgası gibi. Fakat bu radyasyon hücrelere girip tahrip ediyor.

*Atomun meydana getirdiği çevre kirliliğinden bu mu kastediliyor?

Evet. Bu çarpışmalardan meydana gelen enerji dalgaları çok küçüktür. Bunlar dalga olarak yayıldığından bitki örtüsü, insan, hayvan gibi herşeye, çevreye zarar veriyor. Canlı hücreleri tahrip ediyor. Bunu önlemek için çok kalın kurşun kutular imal ediliyor. Radyasyon atıkları bunların içine konularak derin deniz diplerine gömülüyor. Çünkü radyasyon bu kurşun kalıpları delip geçemiyor.

*Bütün bu olayları laboratuarda gözle müşahede etmek nasıl bir duygu? Bunu gördükleri halde bilim adamları hangi bahanelerle inanmıyorlar?

Ben bir Müslüman olarak bu gibi olayları hayretle müşahede ediyorum. Tabiî bu olayları gözümüzle görmek mümkün olmuyor, fakat yapmış olduğu etkileri görüyoruz. Meydana getirdiği değişiklikleri inceliyoruz. Bu müşahedeler imanımızı, inancımızı arttırıyor, kuvvetlendiriyor. Atomda o kadar müthiş bir sistem vardır ki, insan hayran kalıyor. Zaten atom ortada bir çekirdek etrafında çok çok uzaklarda elektronlar dönüyor.

Yani atom bir bakıma içi boş bir şey. Başka bir misalle bunu izah etmeye çalışırsak, güneşi bir top olarak düşünün, en yakın elektron bundan 10 km uzaklıkta bir yerde olur. Peki ortasında neler var? İşte bu tam olarak bilinmiyor. Bunu Avrupalı ilim adamları da söylüyor. Fakat daha ilerisini düşünmüyor. Atomun içi boş. Yani boşluktan meydana geliyor. Bu boşluklar bir araya gelerek madde vücut buluyor.

Bunun yanında insanı şaşırtacak olaylar da oluyor. Diyorlar ki, “elektronların dönüşü şu kanunlara göre cereyan ediyor.” Her şey kanunlarla izah edilmeye çalışılıyor da bu kanunu koyan hatırlanmak istenmiyor.

Birlikte çalıştığımız ilim adamı arkadaşlarımız var. Bunlarla sohbet ediyoruz. Araştırmacı bir arkadaşım var; bir gün dedim ki, “Bu kadar ilimle uğraşıyorsunuz, incelemeler yapıyorsunuz. Merak ediyorum bu küçücük atomda meydana gelen bu hassas olayların bir yaratıcısı olduğunu hiç düşünmüyor musunuz?” Bana cevabı şu oldu: “Dediğin doğrudur. Bu olayların kendiliğinden olması mümkün değil. Ama eğer biz Allah’ın varlığını kabul edersek, ondan sonra Yaratanın bizlerden de islediklerini kabul etmeliyiz. İşte bunu istemeyiz” diyerek açıkça “teklif”ten kaçtığını itiraf etti. Açıkça ibadet külfetine girmemek için, inanmamak için gayret sarf ediyorlar.

*Türkiye ve Kıbrıs’taki fizik çalışmaları konusunda bilgi verebilir misiniz?

Benim Türkiye’de çalışmalarım olmadı. Bu sebeple bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Yalnız fizik konusundaki çalışmaların çok parlak olduğunu sanmıyorum. Kıbrıs’ta da üniversiteler yeni kurulmuş sayılır. Diğer konularda çalışmalar yapılıyor. Fakat fizik konusunda, atom konusunda fazla bir çalışma olmadığını biliyorum.

*Çağdaş fizikçiler arasında Müslüman ilim adamlarımız var mı?

Kütüphanelerdeki araştırmalarım sırasında bir çok Müslüman ilim adamının ismine rastladım. Herkes tarafından tanınan Abdüsselam gibi olmasa bile, belli çevrelerce bilinen tanınan Müslüman ilim adamlarımız vardır. Yeni yeni yetişen genç ilim adamlarımız vardır. İnşaallah sayılan her geçen gün artacaktır.

*Fransa’daki İslâmî hayat hakkında neler söylemek istersiniz? Müslümanlara bakışları nasıl?

Fransa benim anladığım kadarıyla Avrupa ülkeleri arasında İslâm’a en kapalı ülke durumunda. Yani İslâmiyetn mümkün olduğu kadar önüne engel olmak için çok gizlice bir hareket vardır. Bu yüzden benim gördüğüm kadarıyla camilerin açılmasına çok zor müsaade ediyorlar. Geçtiğimiz aylarda cami için bir yer satın alındı. Burada cami yapılmasını engellemek için binbir türlü bahane uydurdular. Yok yeşil sahaymış, cami yapılamazmış gibi. Yeni camilerin açılması hükümetin politikasına ters düşüyor.

Halk bakımından bir tepki yok. Yani camiye gitmek, oruç tutmak gibi dinî vecibeleri yerine getirene halk sempatiyle dahi bakıyor. Halk değil de, politikacılar İslâm’a karşı bir engelleme içerisinde.

Fransa’ya dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Müslümanlar var. Bunlar hemen her yerde dernekler kurarak cami açmaya çalışıyorlar. Birçok yerde dernek, kahve ve cami görmek mümkün.

Gençlerin durumu maalesef iç açıcı değil. Bunun bir çok sebebi var. Başlı başına bir problem olarak ciddiyetini muhafaza ediyor. Gençlerin evde ya da Türkiye’de gördükleri ile orada karşılaştıkları şeyler çok farklı. Dolayısıyla bir bocalama söz konusu. Bu sebeple oradaki gençler Türkiye’deki gençlere göre dinî hayat açısından biraz şanssız. Burada öğrenilenler genelde kulaktan duyma bilgilerden meydana geliyor.

*Türkiye bu konuda neler yapmalı?

Bana kalırsa Türkiye’nin mutlaka resmî okullar açması gerekiyor. Din eğitimi veren okullar açılmalıdır. Bugünkü uygulama ile, yani haftada iki saat Türkçe dersi, bir saat din dersi öğrenmekle bu işin altından kalkılamaz. Türkiye’den giden öğrenciler için bir merkez açılması gerekir.

*Türkiye’den giden öğrenciler gerçekten ilim öğreniyorlar mı?

Benim yakından tanıdığım 10’a yakın Türk öğrencisi vardı. Bunlar genellikle zengin ailelerin çocuklarıdır. Bunların temelde dinî noktadan bilgileri az. Bu tipler ilim öğrenmeye değil de “gelmişken hayatımızı yaşayalım” düşüncesinde olanlar. Fakat bunun yanında gerçekten bu imkanı iyi değerlendirmek için elinden gelen bütün gayreti gösteren arkadaşlar da var. Şunu müşahede ediyorum ki, kim kültürünü, imanını muhafaza ederse, Allah onu muvaffak ediyor, kişi zorluk çekmiyor.

*Tesettüre nasıl bakıyorlar?

Halk bu konuda olumsuz bir davranış içinde değil. Benim eşim tesettürlü ve arkadaşlarım çok hoş karşılıyorlar.

Hatta bazı Fransızlar Türk deyince hanımların başlarının örtülü olması gerektiğini düşünüyorlar. Hiç de “Bu çağda böyle kıyafet olur mu?” gibi bir tavır içine girmiyorlar.

Anlatılanlara göre, bir Ramazan ayında Türk’ün biri bankaya gidiyor. Elinde yiyecek bir şeyler var. Bir taraftan atıştırıyor. Yanına yaklaşan Fransız banka memuru, “Siz Türk değil misiniz?” diye soruyor. Bizimki “Evet” deyince, “Ramazan ayında Türkler oruç tutmaz mı?” diye soruyor. Tabiî bizimki utanıyor, sıkılıyor. Bunun gibi olaylara sık sık rastlamak mümkün.

*Son olarak, atomdan kâinata uzanan çizgide Vahdet’i anlatır mısınız?

Atomu yaratan, kâinatı, güneşi de O yaratmıştır. Çünkü bütününde aynı kanunlar hükmediyor. Bunu görmemek ve anlamamak için insanın kendisini zorlaması gerekir.

Atom çok küçük, göz ile görülemiyor, sadece hissedebiliyorsunuz. Bu derece küçük olan atomda müthiş bir enerji depolanmıştır. Birbirine zıt olan üç dört tane atom birbiriyle çarpışsa dünyayı yerinden oynatacak, belki kıyameti koparacak. Çünkü neticede dünyamız bu sistemde bir tesbih tanesi gibidir. Atomdan insanın alacağı en büyük ders şu olmalıdır: İnsan ne kadar mütevazi olursa, Allah katında o kadar büyük olur. İnsandan istenen de budur. İnsan yeryüzünde gururlanarak, kibirlenerek, büyüklük taslayarak gezemez. İnsan atom örneğinde olduğu gibi, küçüldükçe Allah katında büyür. Manevî âlemde büyük olur.

Güneş Sistemindeki nizam ve intizam aynı zamanda atomda gizlidir. İşte bize düşen bu sırları düşünüp, tefekkür ederek Allah’ın san’atını müşahede etmek olmalıdır.

(Köprü Dergisi, Ekim 1992)

Faruk ÇAKIR

02.12.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (29.11.2007) - Prof. Dr. Mehmet Emin Ay: Gençlere sorumluluk verilmeli

  (28.11.2007) - Mesut Uçakan: Son derece züğürt bir yönetmenim

  (26.11.2007) - Artık PKK bitmiştir

  (19.11.2007) - İsrail barış getirmez

  (15.11.2007) - İhtiyar dünyamızın görmüş olduğu en centilmen savaş: Çanakkale

  (12.11.2007) - Geçmişin nefreti üzerine gelecek bina edilmez

  (05.11.2007) - K. Irak’ı imha değil inşa etmeliyiz

  (31.10.2007) - Terörün çaresi; inadına demokrasi

  (29.10.2007) - Büyük bir oyunun içinde miyiz?

  (23.10.2007) - Özgür toplumda PKK’ya yer yoktur

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri