Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 04 Aralık 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

Bir müddet sen onlardan yüz çevir. Ve onları gözetleyedur. Onlar da başlarına geleni göreceklerdir. İzzet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıklarından münezzehtir.

Saffât Sûresi: 178-180

04.12.2007


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Dört şey vardır ki, bedbahtlık alâmetidir. Gözün yaş dökmemesi, kalp katılığı, aç gözlülük ve ebedî yaşama hayâli.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 524

04.12.2007


Hayattan usandıran istibdatlar...

En ziyade muhtaç olduğum ve hayatımda en esaslı düstur olan, hürriyetimdir. Asılsız evham yüzünden, emsâlsiz bir tarzda hürriyetimin kayıtlar ve istibdatlar altına alınması, beni hayattan cidden usandırıyor. Değil hapis ve zindanı, belki kabri bu hale tercih ederim. Fakat, hizmet-i imaniyede ziyade meşakkat ise ziyade sevaba sebep olması bana sabır ve tahammül verir. Madem bu insaniyetli zatlar benim hakkımda zulmü istemiyorlar, en evvel benim meşrû dairedeki hürriyetime dokundurmasınlar. Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.

Evet, on dokuz sene bu gurbette yalnız iki yüz banknot ile, şiddetli bir iktisat ve kuvvetli bir riyazet içinde kendini idare ederek, hürriyetini ve izzet-i ilmiyesini muhafaza için kimseye izhar-ı hacet etmeyen ve minnet altına girmeyen ve sadaka ve zekât ve maaş ve hediyeleri kabul etmeyen bir adam, elbette iaşeden ziyade, adalet içinde hürriyete muhtaçtır.

Emirdağ Lâhikası, s. 18

***

Mert olan cinayete tenezzül etmez. Şayet isnad olunsa cezadan korkmaz. Hem de haksız yere idam olunsam, iki şehid sevabını kazanırım. Şayet hapiste kalsam, böyle hürriyeti lâfızdan ibaret bulunan gaddar bir hükûmetin en rahat mevkii hapishane olsa gerektir. Mazlûmiyetle ölmek, zâlimiyetle yaşamaktan daha hayırlıdır.

Divan-ı Harb-i Örfi, s. 20

***

İzzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz. Eski Said gibi birisi şöyle demiş: “Biz öyle insanlarız ki, bir orta seviyemiz yoktur. Ya herşeyin üstünde, ya da kabirde oluruz.”

Mektûbât, s. 52

***

Eğer medeniyet böyle haysiyet kırıcı tecavüzlere ve nifak verici iftiralara ve insafsızcasına intikam fikirlerine ve şeytancasına mugalâtalara ve diyanette lâübâlicesine hareketlere müsait bir zemin ise, herkes şahit olsun ki, o saadet-saray-ı medeniyet tesmiye olunan böyle mahall-i ağrâza bedel, vilâyat-ı şarkiyenin, hürriyet-i mutlakanın meydanı olan yüksek dağlarındaki bedeviyet ve vahşet çadırlarını tercih ediyorum. Zira bu mim'siz medeniyette görmediğim hürriyet-i fikir ve serbesti-i kelâm ve hüsn-ü niyet ve selâmet-i kal, şarkî Anadolu'nun dağlarında tam mânâsıyla hükümfermadır.

Divan-ı Harb-i Örfî, s. 53

Lügatçe:

evham: Vehimler, kuruntular.

riyazet: Nefsi kırma, fani şeylerden nefsini çekerek kanaat içinde yaşamak.

izhar-ı hacet: Muhtaç olduğunu göstermek.

iaşe: Geçindirmek, beslemek, yaşatmak.

mevt: Ölüm.

zillet: Aşağılık, horluk, alçaklık.

nifak: İkiyüzlülük, münafıklık.

mugalâta: Yanıltıcı söz etme.

saadet-saray-ı medeniyet: Medeniyetin mutluluk sarayı.

tesmiye: İsimlendirme.

mahall-i ağrâz: Kasten yapılan kötülüklerin yeri.

vilâyat-ı şarkiye: Doğu illeri.

serbesti-i kelâm: Konuşma hürriyeti.

hüsn-ü niyet: Güzel niyet.

selâmet-i kal: Konuşma güvenliği.

04.12.2007


BİR KISSA, BİN HİSSE

Hazret-i Enes (r.a.) anlatmıştır:

Bir Cuma günü Peygamber Efendimiz (a.s.m.) hutbe irad ediyordu. Minberin karşısındaki kapıdan bir adam girdi ve Peygamber Efendimizin (a.s.m.) karşısında durarak, “Yâ Resulallah! Mallarımız helâk oldu. Yollarımız kapandı. Allah’a niyaz etsen de, bize yağmur verse!..” dedi.

Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) de dua buyurdu:

“Allah’ım, bize yağmur ver! Allah’ım, bize yağmur ver! Allah’ım, bize yağmur ver!”

Allah’a yemin ederim ki, o sırada gökyüzünde hiç bulut yoktu. Peygamber Efendimizin (a.s.m.) duasından sonra gökyüzünde kalkan gibi bir bulut belirmeye başladı. Derken bulut yayıldı, genişledi, yoğunlaştı ve yağmur yağmaya başladı. Öyle yağdı ki, altı gün güneş yüzü görmedik.

Ertesi Cuma günü Peygamber Efendimiz (a.s.m.) minbere yine çıktığında bu defa başka bir adam yine kapıdan göründü ve Peygamber Efendimize (a.s.m.), “Yâ Resulallah! Mallarımız helâk oldu. Yollarımız kapandı. Allah’a dua etsen de, artık yağmuru indirse!..” diye yalvardı.

Allah Resulü (a.s.m.) ellerini açtı ve şöyle dua buyurdu:

“Allah’ım! Etrafımıza yağsın, üstümüze değil! Allah’ım! Etrafımıza yağsın, üstümüze değil! Allah’ım, bayırlara, dağlara, tepelere, dere içlerine ve otlaklara yağdır!”

Bunun üzerine yağmur dindi, bulutlar çekildi. Namazdan çıktığımızda güneşte yürüdük.

(Hayatü’s-Sahabe, 4/463.)

04.12.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri