Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 13 Ocak 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Tarihe güvenmeli miyiz?

Tarih, muzafferlerin kitabıdır. Bir hesaplaşma yatağıdır. Neyi, ne zaman ve ne kadar bilmemiz gerektiğini tarihi yazanlar belirler.

Fazlasını sormak, başınıza iş açar.

Belgeler de, tanıklar da, çoğu zaman tarihi yazanlardan yana yontar bildiklerini...

O yüzden tarih susar bazen ya da abartılı konuşur; niye öyle yaptığını ancak bilenler bilir.

* * *

Geçen Pazar, Allahuekber Dağlarında donarak şehit olanlar anısına bir saygı yürüyüşü düzenlendi.

1914'ü 1915'e bağlayan kış yaşanan Sarıkamış faciasından sonra o günün basınında harekâtla ilgili tek satır haber çıkmadığını biliyor muydunuz?

Ta 1922'ye kadar...

Ağır bir sansür, felaketi 7 yıl saklamayı başarmıştır.

Tarih susmuş, hatta yalan söylemiştir.

1 Mart 1915'te Meclis Başkanı Halil Bey, "Sarıkamış'ta düşmanın, ordumuzun azmi önünde eridiğini" açıklamıştı.

Aynı Meclis'te Ekim 1915'te Enver Paşa, "Kafkasya'da düşmanı hırpaladık ve bizim için tehlike oluşturmayacak hale getirdik" diyebilmişti.

Gerçek, ancak 7 yıl sonra ortaya serildi.

Tarihi düzeltmek için değil, Enver Paşa'yı tarihten silmek için...

Onun Kurtuluş Savaşı'na müdahalesini önlemek isteyenler, günü gelince Sarıkamış dosyasını açıverdiler.

Facia, "Enverciler"in tasfiyesi için kullanıldı. Bu süreçte de abartıldı.

"Allahuekber Dağlarında bir gecede 90 bin askerin tek kurşun atmadan donarak öldüğü" yazıldı.

Gerçek rakam, bunun yarısından da azdı.

Rakamın azlığı, trajedinin boyutunu küçültmedi tabii, ama tahrifat, bizim tarihe inancımızı zedeledi.

* * *

Atatürk'e suikast davası da İttihatçıların tasfiyesi için kullanılmıştı. O davanın hâkimi olarak muhalifleri ipe yollayan Kılıç Ali'nin oğlu Altemur Kılıç, geçenlerde Sarıkamış'ın ve Suikast Davası'nın tasfiye amaçlı kullanımı konusunda şöyle yazdı:

Bu, devrimlerin kaçınılmaz trajedilerinden biridir."

Belki de öyledir.

Ama bir trajedi 100 yıl sürer mi?

Bir asrı devirdikten sonra artık belgelerin ve gerçeklerin aydınlığa kavuşması gerekmez mi?

Ama olmuyor.

Tarihimiz, hâlâ yok saymak ile abartmak arasında gidip geliyor.

Bugün sıkça tartışılan "1915 Ermeni katliamı" da, "rakamlar savaşı"nın kurbanlarından değil mi?

Onun boyutları da yabancı baskısıyla başlayan İttihatçıların yargılanması sırasında ortaya çıkmadı mı?

Ya Çanakkale?

Sıkça 500 bin insanın hayatını kaybettiği söylenen savaşta resmi Türk şehit sayısının 86 bin olması şaşırtıcı değil mi?

"Bunlar açığa çıkmadı, çünkü o zamanlar basın yeterince güçlü değildi" diye düşünenlere, tarihin suskunlaşmasına daha yakın bir örnek verelim:

1974 Kıbrıs harekâtında yanlışlıkla kendi gemimiz Kocatepe'yi batırdığımızda da kamuoyu faciayı ancak 1 yıl sonra öğrenebilmişti.

* * *

Tarihin muzafferlerin kitabı olduğunu biliyoruz; ama yine de ona güvenmek istiyoruz. İntikam hesaplarından, klik hesaplaşmalarından arınmış, kendiyle barışmış, kin tutmayan, objektif bir tarihin ve önyargısız, sansürsüz, eksiksiz bilginin hasretini çekiyoruz.

Geçmişimize soğukkanlılıkla bakmanın ve tarihten gereken dersleri çıkarmanın zamanıdır artık...

Milliyet, 12.1.2008

Can Dündar

13.01.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Bu planla take-off zor

  Apo'yla görüşen komutan kimdi?

  Siyasetin kara yüzü.

  İnandırıcılık artık sözden değil, eylemden geçiyor!

  Tarihe güvenmeli miyiz?

  Hayır Sayın Başbakan, AB'yi uyutuyorsunuz


 Son Dakika Haberleri