Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 16 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Ortak paydamız demokrasi

Aman Hasan Cemal, dikkat, mahalle baskısı had safhada! Neyi nasıl konuşacağını, hangi sahalarda hangi topa girmeyeceğini, susma hakkını nerelerde kullanman gerektiğini iyi bil.

Yoksa lafı dank diye kafana yersin.

Bir arkadaşın karısı geçen gün mesaj göndermiş:

“Söyle Hasan’a, kızlarını kara çarşafa soktukları zaman ben onu görürüm.”

Mesajı getiren arkadaşım bir de dost tavsiyesinde bulundu:

“Hasan oğlum, şu sıralar fazla ortalıkta dolaşmasan iyi olur.”

Bizim mahalle böyle!

Öyle olduğunu biliyorum zaten.

Bu mahallenin nabzını tutmak için fazla ortalıkta gözükmem de gerekmiyor. Böylesi dönemleri geçen yıl da yaşamıştık.

Cumhuriyet mitingleri, milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri, 367 vakası, gece yarısı muhtırası derken bizim mahallede kızılca kıyamet kopmuştu. Aileler bölünmüş, dost meclislerinde kavgalar çıkmıştı.

Alışkanım bu havaya.

Bu ülkenin çelişkileri çok keskin. Kökleri cumhuriyet öncesine uzanıyor.

Din ve laiklik, cumhuriyet ve demokrasi, Kürt sorunu, Alevi sorunu, Ermeni meselesi... Seksen küsur yıldır Türkiye’yi kanatıyor hepsi.

Bir türlü yerli yerine oturtamadığımız bu dertlerin içinde, bugün başörtüsü-türban sorununda olduğu gibi sürekli kıvranıp duruyoruz.

Oysa hepsinin çaresi demokrasi.

Özgürlükler ve insan hakları düzenini içimize sindirebilsek rahat edeceğiz. Herkes kendisi gibi olabilecek, ötekine ille de kendi düşüncesini, kendi hayat tarzını dikte etmeye kalkışmayacak.

Şimdi lütfen dinleyin.

Bireysel hak ve özgürlükleri, eğitim hakkı ve eşitliğini yıllardan beri hiçe sayarak üniversitelerde uygulanan başörtüsü-türban yasağının kaldırılması konusuna bir kez daha değinmek istiyorum.

Bu yasağı kaldırmak laikliğe aykırı değildir. Bu yasağı kaldırmak, demokrasilerin kabul edemeyeceği bir eşitsizliğe son vermektir.

Bunu yirmi yıldır savunuyorum.

İkincisi...

Bu yasağı sona erdirmek için TBMM’de kalkan 411 eli, bu ülkede ‘kaosa çağrı’ diye nitelemek, bakın, demokrasiyle de, demokrasi kültürüyle de bağdaşmaz.

Daha altı yedi ay önce seçim sandığından çıkan AKP, MHP ve DTP’nin toplam yüzde 70 civarındaki oyunu temsil eden 411 milletvekilinin antidemokratik bir yasağı Mecliste kaldırmasını, “Türkiye’nin bölünmesi” diye lanse etmek de demokrasi ve demokrasi kültürüyle bağdaşmaz.

Üçüncüsü...

550 sandalyenin 411’ine kaos derseniz, ülkenin bölünmesi derseniz, çoğunluk tahakkümü derseniz, bir daha demokratik rejim nasıl işler, söyler misiniz? TBMM bundan böyle nasıl çalışabilir, söyler misiniz?

Dördüncüsü...

411’e kaos deyip, CHP lideri Baykal’ın darbe ve idam çağrışımları yapan çıkışlarını görmezlikten gelirseniz, bu tutum demokrasi kültürüne ya da demokratik nezakete hiç sığar mı?

Beşincisi...

Başbakan Erdoğan eğer demokrasiyi boşlayan bir Putin’leşme süreci içine girdiyse, Mussolini’nin kara gömleklileri gibi zorbalığın iktidar yürüyüşünü başlattıysa, laikliğin elden gittiğine dair herhangi bir kuşkunuz kalmadıysa, o zaman hiç durmayın, bir takım ulusalcı odaklar gibi ‘kışla’nın elini çabuk tutması için de çağrı yapın, halkın bir an önce barikatlara çıkması için de manşet üstüne manşet çekin.

Durmayın o zaman!

Yok öyle değilse, o zaman da dengeyi ve ölçüyü tutturmaktan başka çaremiz yok. Siyasal istikrarsızlıktan çok çekmiş bir ülkenin insanları olarak kendimizi frenlemek zorundayız.

Altıncısına gelince...

Aynı frene en az basın kadar Başbakan Erdoğan’ın da ihtiyacı var. Çünkü özellikle son iki gündür Erdoğan’ın frenleri de boşalmış durumda.

Bazı eleştirilerine katılıyorum.

Bazılarına da hiç katılmıyorum.

Bazı hassasiyetlerini anlıyorum.

Bazılarını çok yüzeysel ve incitici buluyorum.

Bir Başbakan olarak aba altından sopa göstermesi ve sesini bu kadar yükseltmesi ya da bir Başbakan olarak Türkiye’nin damarına bu kadar basması son derece yanlıştır.

Türkiye’nin bunca meselesi varken, iktidar koltuğunda oturan bir siyaset adamının, toplumu bu kadar germesi ve istikrar değil istikrarsızlık tohumları ekmesi vahim bir hatadır.

Bir başka deyişle:

Eleştirdiği bazı yanlışlara kendisi de düşüyor Başbakan’ın.

Erdoğan şunu kabullenmeli:

Başörtüsü-türban sürecini kötü yönetti.

Hem de çok kötü!

Biliyorum, iyi yönetmiş olsaydı da, bir takım odaklar türbandan dolayı kıyameti yine koparacaklardı. Çünkü onlar, malum, bu ülkede demokrasi ve hukuk devletinin yeminli düşmanları...

Ama onların hevesini kursaklarında bırakmak için Başbakan Erdoğan’ın önünde verilmesi gereken çok ciddi bir demokrasi ve hukuk sınavı duruyor. Basınla uğraşmak yerine çoktandır ihmal ettiği bu sınava bir an önce soyunması gerekir Erdoğan’ın...

Yinelemekte yarar var.

Başbakan Erdoğan’ın son birkaç günlük üslubu da, söylemi de demokrasi kültürü ve demokratik istikrar gibi konular açısından hiç de güven telkin edici değildir.

Evet, basının yanlışları var.

Ama Başbakan Erdoğan da kendine dikkat etsin, son zamanlardaki tutumu birçok açıdan hatalı, güven verici değil.

Milliyet, 15 Şubat 2008

Hasan Cemal

16.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Ortak paydamız demokrasi

  Önce yargı demokrat olmalı

  13 Şubat’ın perde arkası

  1 numara

  Provokatör

  Tahrikler ve yüksek gerilim


 Son Dakika Haberleri