Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 14 Nisan 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

H. HÜSEYİN KEMAL

Demokrasi yolundan dönüş yok

AKP’nin kapatılması dâvâsının Anayasa Mahkemesi tarafından kabulünden sonra tartışmalar sürüp gitmekte. Kendilerini “laik” olarak tanımlayan insanlar, ülkenin egemenlik anlayışı bakımdan tehlikeli duruma geldiğini söylüyorlar. Bu açıdan bakıldığında AKP’nin kapatılması onlar için hukukun ötesinde, ülkenin geleceği açısından gerekli.

Bilgi Üniversitesi İktisat Profesörü Erol Katırcıoğlu'yla Türkiye’nin demokrasi mücadelesini konuştuk. Katırcıoğlu kendini ‘solcu’ olarak tanımlıyor ve AKP’ye yapılan haksızlıklara laik kesimin de artık ‘yeter’ dediğini söylüyor. Devletin kurumlarının temsilcilerinin, bazı işadamlarının ve siyasetçilerin devlet partisi meydana getirdiğini ve Türkiye’nin demokratikleşmesine müdahale ettiğini söyleyen Katırcıoğlu, “Toplum artık devlet partisiyle yürümek istemiyor. Devlet, devlet olsun istiyor. 21.yy’da her şeye karışan devlet olmaz” diyor...

*Türkiye’de siyasî ve hukukî noktada bir kilitlenme olduğu söyleniyor. Siz bu kilitlenmenin sebebini nasıl açıklıyorsunuz?

Türkiye’de iki ayrı iddia var. Biri yüzünü Batıya dönmüş ve Batı gibi olmak isteyen kesim, diğeri de kendi değerleriyle Batıya entegre olmak isteyen kesim. Bu iki anlayış tarihten bu yana karşı karşıya geliyor. Cumhuriyeti kuranlar yüzlerini Batıya dönmüş kadrolardı ve devlet üzerinde söz sahibi oldular. Türkiye’de görünen ve görünmeyen müdahaleler bu iki kadronun Türkiye’yi yönetme konusundaki karşılaşmalarını ortaya koyar. Bu karşılaşmalar eskiden daha sertti, artık yumuşadığını görüyoruz.

*Batılı olmaktan kasıt ne?

Evet çok haklı bir soru. ‘Yüzünü Batıya dönmüş’ dediğimiz insanlar bugün Batının kurumlarını ve kendisini istemez durumdalar. Batıya karşı olma noktasına geldiler. Bu kendi iç sıkıntıları. Belki bu iki kesimin de yaşadığı bir durum. Kendi referanslarıyla dış dünyanın veya hayatın gerçeklerinin bazı noktalarda uyuşmamasından kaynaklanıyor. Bu tartışmalar kırıcı olmadıktan sonra sağlıklıdır. AKP daha yerel ve İslâmî bir parti olmakla birlikte Avrupayı, gerçek dünyayı gören bir partiydi. AKP ilk döneminde siyasî, ekonomik reformlara imza attı. Özgürlük alanlarını genişletti, fakat kendi tabanının sorunu olan başörtüsü konusunda bir şey yapmadı. Türkiye’de talihsizlik şudur ki, AKP karşısında, başörtüsü yasağına karşı çıkan laik demokrat bir muhalefet yok. Başörtüsüne dokunduğunuzda yanacağınız belli. Bunun öncesinde cumhurbaşkanlığı seçimi ipleri kopma noktasına getirdi. Cumhuriyet gazetesi ve Genelkurmay Başkanlığı irtica raporları yayınlamaya başladı. ‘İrtica geliyor’ lâfından yola çıkarsan ben ortada irtica falan görmüyorum. Olan şey muhafazakârlaşmaksa bu AKP’nin değil Türkiye’nin gerçeği. AKP’nin inisiyatifinde olan bir durum değil.

*AKP’nin kapatılması için yazılmış iddianameyi de irtica tehlikesi bağlamında haksız görüyorsunuz öyleyse?

AKP’nin kapatılmasına yönelik hazırlanan iddianamenin senaryonun bir parçası olarak ortaya konulduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanlığı döneminde başörtüsü konusunu solcu ve laik kesimde, hiç de demokrat olmayan bir şekilde tartışıldı. Bunun öncesinde muhtıraları, mitingleri de koyarsanız iddianameyle anlaşılmıştır ki, devlet partisinin, devletin imkânlarıyla ülkenin gidişatına müdahalesi söz konusudur. Olayları ve iddianameyi yan yana koyduğunuzda, ODTܒlü bir gencin de söylediği gibi; “Bunları bilmek için salak olmak gerekmez. Biz de salak değiliz.” AKP’yle mevcut rejim kendini rahat hissetmiyor. AKP kendi cenahını sisteme dahil etmek için cemaatçi bir anlayışla atamalar yapıyor. İhaleleri kendi yakın çevresine veriyor. Daha önce devletten ihale alanların çoğu, pay alamaz hale geldiler. Belki hayatım bunları görmeye yetmeyecek, ama ben Türkiye’de ihaleler yeteneği, bilgisi ve tecrübesiyle kendini ispatlamış insanlara verilmeli. Buradan baktığımızda Erdoğan’ın sadece kendi etrafına ihale vermesi iyi olmamıştır.

*Siz cumhurbaşkanlığı seçimiyle ipler kopma noktasına geldi dediniz, ama 2004’teki ‘darbe günlükleri’ iplerin daha öncesinden koptuğunu göstermiyor mu?

Krizin tetikleyicisi oldu. Sistem, ‘bizden birini seçin’ diyordu. Tayyip Erdoğan da siyaseti boşuna yapmıyor. Bunlar kriz çıkarmak için gerekçe-ler. En son gerekçe de başörtüsüyle ilgili anayasa değişikliği oldu. Ben perukla okula gelmek zorunda bırakılan insanların aşağılandığı kanaatindeyim. Laik kesimde vicdanlı insanların bunu içlerine sindirecekleri kanaatinde değilim, çünkü bu insanlık dışı bir uygulamadır. Erdoğan’ın başörtüsünü gündeme getirmesi doğaldır. Toplumun yarısının oyunu almış bir parti bu saçma yasağı ortadan kaldırmalıydı. MHP başörtüsü yüzünden oy kaybetmiş bir parti olarak AKP’den rol çaldı ve bugünlere geldik.

*Yani AKP’nin yasağı kaldırma girişimine hak veriyorsunuz?

AKP’nin oyları sadece İslâmî duyarlılığı olan kişilerin oyları değildir. Yüzde 34 olan oy oranının yüzde 47’ye çıkması toplumun İslâmî duyarlılığının arttığı anlamına gelmez. Bu oylar ‘Yeter artık’ diyen laik kesimin de oylarıdır. Kürtlerin de oylarıdır. Diğer partilerin çapsızlıkları nedeniyle AKP’ye yönelenlerin de oylarıdır. AKP’nin bunu çok iyi değerlendirip özgürlükler üzerinden yola çıkarak başörtüsünü çözmeye gitmeliydi. Bence istek doğru, yöntem yanlış olmuştur. AKP’nin bu yönteminin hoyratça olduğunu söyleyebilirim.

*Neden hoyratça buluyorsunuz?

Ben AKP’lilerin çoğunu yakından tanıyorum. Bu arkadaşların demokrasi konusunda kendilerini yenilemeleri lâzım. Demokrasi, çağımızda katılımı gerektiren bir yönetim. Kadir Topbaş iki tane sermayedarı televizyonlarda yanına alıp, İstanbul halkının yüzde 60’ını ilgilendiren Dubai Towers konusunda ‘ben isterim olur’ diyemez. Artık insanlar hayatlarını ilgilendiren konularda kendilerine sorulmasını istiyor. AKP kadrolarında son derece iyi niyetli insanlar var, demokrasiyi böyle anlayacak insanlar da var. Ancak henüz o noktada değiller. Meselâ anayasa meselesi sadece AKP’nin meselesi değil solun yüzde sekseninin meselesidir. Altı profesörü çağırıp ‘bana anayasa taslağı hazırlayın’ demekle işler yürümez. Bunu uzun zamana yaymak ve tartışmak lâzım. AKP’nin başörtüsünü gündeme getirmesi beni sevindirir. “Helâl olsun, biri çıktı bunu gündeme getiriyor” derim. Ancak sorunlar bu şekilde toplumun önüne getirildiğinde zorlanmaya başlıyorsunuz. Laik kesimin içinde bazı gruplar işler böyle gündeme getirildiğinde hayalî korkulara kapılıyorlar.

*Nasıl yani?

Başörtüsü yasasının irticaî adımlardan biri olduğu, sonrasında cemaatlere ve tarikatlara güç verileceği gibi...

*Bunun yanında demin “yeter artık diyen laikler var” da dediniz. Laiklere yeter artık dedirten ne?

Laikler de artık bu vesayet sistemine “yeter artık” diyorlar. “Bu kadar da olmaz” diyorlar. 367’yi denediler olmadı, muhtıralar okundu olmadı, mitingler oldu olmadı ve şimdi kapatma dâvâsı gündemde. İnsanlar bunları üst üste koyduğunda “Ne oluyoruz birader?” diyorlar. İslâmî duyarlılık mı artıyor, tabiî ki hayır. Kemalist, ulusalcı olmayan laik kesim ‘yeter artık’ diyor. Laikler, siyasete müdahaleye bakarak “Çok çirkin oluyor” deme noktasına geliyorlar. AKP de bunun karşılığında ‘bize oy veren laik kesiminden insanlar da var’ deyip ona göre siyaset belirlemeliler. Reformları yaparken daha dengeli olmalılar. Reformları yaparken toplumu bu sürece dahil etmeliler.

*Peki Kemalistlerin hayalperest korkuları nasıl rehabilite edilebilir?

Bu kesim sayıca azalıyor olması lâzım. Kemalistler irrasyonel noktaya doğru gittiler. Önceden hedef olarak gösterdikleri ‘Batı’ya karşılar. Bunun yanında laiklik kavramını kimlik haline dönüştürmüş durumdalar. Ertuğrul Özkök, “Bu insanlar laikse AKP antilaik mi? diye soruyor. Buradaki sorun, laiklik ilkesiyle ilgili bir sorun değil; laikliğin Kürtlük gibi bir kimlik haline dönüştürülmesi.

*Kemalistler sayıca azalıyorlarsa güçleri nerden kaynaklanıyor?

Bu Kemalist ideolojiden değil, devletin Kemalist ideolojiyi benimsemesinden kaynaklanıyor. Devlet oldukları için sistemi belli ölçülerde kontrol edebiliyorlar. Kemalizm güçlü bir argümanmış gibi ortaya çıkıyor. Kemalizmle insanlar yerlerini sağlamlaştırdılar....

*Kemalizmin gücü elinden bırakmamak için bazı oyunlara baş vurduğunu düşünüyor musunuz?

Bu oyunların da bir çapı olması lâzım bence. Tarihin çarklarını geriye döndürmek mümkün değildir. Türkiye demokrasiye doğru hızla gidecek. Bu değişime kimsenin direnme imkânı yoktur. Bunu engellemek isteyenler olacaktır. Subaylar emekli olduktan sonra sivil toplumcu olarak bir şeyler yapmaya çalışacaktır. Asla başarılı olacaklarını zannetmiyorum. Türkiye’nin daha iyiye doğru gittiğini hayatımızdan örneklerle görüyoruz. Birkaç sene önce bana 301’den dâvâ açtılar. Bu dâvâ 1970’lerde açılsaydı karakola gitmeye korkardım herhalde.

*Eski Batıcıların, son zamanlarda sırtlarını Batıya dönmüş olmalarını neye bağlamalıyız?

Yeni cumhuriyetçilik diye bir konu tartışılıyor laik kesim içinde. 1946’ten bu yana cumhuriyetin gerilediğini düşünenler var. Hatta ordunun bazı hareketlerine bile karşı çıkıyorlar. Bu insanlar 1946 öncesine dönüp tek parti rejimi özlemi içerisindeler. Bu ideoloji varlığını bir süre daha devam ettireceğe benziyor. Toplumda farklı düşünceler olacaktır. Toplum sorunlarını rahat bir ortamda konuşma imkânı buldukça bunların üstesinden gelecektir. AKP bu ortamı sağlar ve herkes için demokrasiyi hayata geçirse başarılı olur. AKP çatışmacı bir üslûp yerine, demokrasi bayrağına sarılmalı. Kimse Baykal’ın ve Bahçeli’nin husumet dolu bakışları karşısında geleceğe umutla bakamaz.

*Baykal, AKP ile ilgili kapatma dâvâsı konusunda “AKP devlete hesap verecek” demişti. Bu ne anlama geliyor?

Baykal, AKP ile ilgili kapatma dâvâsı konusunda “AKP devlete hesap verecek” demişti. Bu ne anlama geliyor?

*Siz, CHP’yi de aşan bir partiden bahsedi-yorsunuz herhalde?

Bu CHP’yi de kesen bir yapı. Devlet kurumlarının yöneticileri, ordu, işadamları, siyasetçiler... ‘Devlet partisi’ iktidarı paylaşsa da iktidar kendisidir. 1991’de Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’nün ekonomi danışmanlığını yaptım. İktidardaydık, ama iktidar başkasındaydı… Devlet, başkaydı yani...

*İktidardınız, ama muktedir değildiniz yani?

Bürokraside bir örgütlenme var. Bakan ve o bakanın müsteşarı vardır. Müsteşar sisteme hâkimdir ve bilgi sahibidir. Bakan, çoğu zaman onun söylediğini yapmak durumundadır. Bürokrasi içindeki bu insanlar bir tür dayanışma içindeler.

*Devlet partisinin tasfiyesi mi rahatsızlık veriyor?

Bence öyle. Toplum artık devlet partisiyle yürümek istemiyor. Devlet, devlet olsun istiyor. 21. yüzyılda her şeye karışan devlet olmaz. Bir partiye yüzde 47 oy veren insanlara “Siz anlamıyorsunuz. Ben tehlikeyi anlıyorum. AKP’nin bize hesap vermesi gerekir” deniyor. Bence bu tasfiye süreci kolay olmayacak. Bu sürecin sancısız olması için daha demokrat olmak, toplumu ve AB’yi kuşatan yumuşak bir politika izlemek gerekiyor.

H. HÜSEYİN KEMAL

14.04.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (14.04.2008) - Demokrasi yolundan dönüş yok

  (13.04.2008) - Tekstil sektöründe kan kaybı devam ediyor

  (12.04.2008) - Hasan Yalçın: Zübeyir Ağabey yap demez, yapardı

  (07.04.2008) - Onun dünyası, Üstad ve Risâle-i Nur’du

  (06.04.2008) - Zübeyir Ağabey, çok iyi bir eğitimciydi

  (04.04.2008) - Zübeyir Ağabey, gençlerle yakından ilgilenirdi

  (02.04.2008) - Teknoloji perakendeciliği daha da büyür

  (31.03.2008) - Zülfü Livaneli: Türkiye, büyük bir tuzağın içinde

  (29.03.2008) - İnsanların geçim kaygısı ‘varoş’ kültürünü besliyor

  (28.03.2008) - Kosova Türkiye'den eğitim desteği bekliyor

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri