Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 16 Mayıs 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Dizi Yazı

Eğitimci Aydın Üneşi: Kemalizm birlikte yaşamayı dinamitledi

80 yıl öncesine gittiğimizde göreceli de olsa bu topraklar üzerindeki insanlar barış içerisinde yaşıyordu. Ne zaman tek ırka dayalı devlet anlayışı, inancı ve gönlü önceleyen dağlı doğululara dayatıldı o zaman bu işin sihri, büyüsü bozuldu. Birlikte yaşamak dinamitlendi adeta.

BATMAN

Kuzey Irak’a yönelik operasyonlar bölgeyi nasıl etkiliyor?

Bölgeyi incitiyor. Bölgede yaşayan insanların çocukları orada. Bu bir gerçek. Dağa çıkanlar babalarının isteğiyle de çıkmamış olabilirler. Anne babasının isteğiyle dağa çıkan çok azdır. İstisnadır. Belki yarısından fazlası da tepkidir. Aileye tepki olarak çıkmışlardır.

Aileye tepki neden?

Sosyal, ekonomik nedenler olabilir. Çocuğun kendini kanıtlama isteği olabilir. Bu anne baba istemiyor, çocuk istiyor çelişkisinden kaynaklı değil. İnsanî nedenlerden dolayı. Bölgede insanlar intihar ediyor, tepki olarak bunu yapıyor. Yaptığı şey doğru olmayabilir doğru bir şey için de olmayabilir, ama neticede yapıyor. Bu bir sonuçtur. Bu hareket sorunu çözümlemeyecek. Kamuoyu yıllardır sun’î, yanlış, yapay gündemlerle kandırıldı. ‘Bu sorunu halledeceğiz, bitireceğiz’ dendi. Sorun şiddetle hatta uç bir şey söyleyeceğim siyasetle çözülmez. Hakkaniyetle, insaniyetle çözülecek.

Nasıl olacak o?

Oraya geleceğiz. Sorun bir defa Kürtlerin sorunu değil. İsimlendirme yanlış bir kere. Kürtler zaten bunu yaşıyor. Bu sorun Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin sorunudur. Yoksa Türklerle Kürtlerin bir sorunu yok. Olmamış. Çözülmek isteniyorsa bir defa söylemlerden vazgeçilmesi lâzım.

‘Beni olduğum gibi kabul edin’ mi diyorsunuz?

Tabiî ya. Ben ben olarak kabul edilmediğim sürece bu sorun çözülmez. Bir defa birbirimizden farkımız var. Ama beraber yaşıyoruz. Bin yılları geride bırakmışız. Herkesin bildiği, söylediği şeyler var. Bunları tekrarlamak istemiyorum. Önce buradan başlamalıyız. Bunu bir fenomen olarak kabul etmeliyiz. Geldiğim noktada korktuğum bir şey var. Bütün bu bedellere rağmen eğer bir şey yapılmazsa korkarım artık kader bir takım başka şeylere fetva verecek.

Sorun temelden nasıl çözülür?

Sorunun çözümünü yanlış yerde aramışız. Bizim müştereklerimiz var. Bunları yaşamada sorun yaşamıyoruz. Ama farklılıklarımız da var. Her konuşan “müştereklerimiz, ortak tarihimiz var şehitlerimiz kucak kucağa yatıyor” diyor. Bunlar doğrudur. Ama biraz da onlara saygı duyulsun. Hep slogan. Zenginlik olan, herkesi kendisi yapan farklılık var. Özgünlüklerimiz var. Sayın başbakanımız Erdoğan Avrupa’ya gidiyor asimilasyonun ‘insanlık suçu’ olduğunu söylüyor. Kendi ülkesinde insanlar var. Ben Türkiye’de ilk Kürtçe kursu açan adamım. Kursu kapattık. Çifte haksızlık var. Katmerli bir zulüm söz konusudur Kürtler üzerinde. Kürtler cahil bırakılıyor. Sonra bu cahillikleri onların aleyhinde kullanılıyor. Şarkta okul açmayı “ihaneti vataniye” kabul eden bir zihniyetin mirasçısı olmamalı yeni si-yaset.

Eski genelkurmay başkanlarının “hata yaptık” itiraflarını nasıl algıladınız?

Siyasetçilerimiz bundan iyi ders çıkarmalıdırlar. İnsanlar o sorunun kavurucu, yakıcı sıcaklığından biraz uzaklaştıklarında daha sağlıklı daha objektif değerlendirebiliyorlar. Türkiye’ye bu ateşten gömleği giydiren, pimi çekilmiş bombayı Türkiye’nin kucağına veren açık söylüyorum Kemalizmdir. Bu ülkede 80 yıl öncesine gittiğimizde göreceli de olsa bu topraklar üzerindeki halklar barış içerisinde yaşıyordu. Ne zaman o Avrupa’nın soğuk, o bencil, o aklı ve felsefeyi önceleyen karakteri, tek ırka dayalı devlet anlayışı, inancı ve gönlü önceleyen dağlı doğululara dayatıldı o zaman bu işin sihri, büyüsü bozuldu. Birlikte yaşamak dinamitlendi adeta. Bu ülkede yaşayan insanların genleriyle oynandı.

‘Bugünkü sorunun temeli orada’ mı diyorsunuz?

Kesinlikle. Sorunun temeli İttihat Terakki’de yaşıyor. Ermenileri katleden, daha sonra Tevhid-i Tedrisatla Arapçayı, Kürtçeyi diğer dilleri yok sayan, dine dahi resmî bir anlayış getiren, “eğer çok partili ortam olacaksa onu da biz yaparız” yaklaşımıyla yaklaşan Kemalizmdir. Bunun ismini koymamız gerekiyor. Bugün askerlerin bunu söylüyor olması inşallah yeni bir başlangıcın belirtisi olur. Ama bir şartla; eğer 80 yıllık sürede gelenekselleşen anlayışa göre davranılmazsa.

Şu anda bir değişiklik hissediyor musunuz?

Açık söylüyorum şu anda yol ayrımındayız. Ya bu iş hepten gidecek ya düzelecek.

Bu sizin fikriniz mi yoksa halk da böyle mi düşünüyor?

Çok canlı görmüyorsunuz bunu. Ama siz benim dilimi yasaklarsanız, kültürümü yaşamama izin vermezseniz olur mu? Farkında olayım olmayayım potansiyelde bu var. Bin tane PKK’lı öldürülürse bir tane asker ölürse bu birbirini karşılar mı? Bu bir kazanç olur mu? Bugün ölüleri, cenazeleri birbirine kıyaslayarak bir başarıdan söz edilebilir mi? PKK sonuçtur. Bunu bitirseniz ne olacak? Kürt isyanları, kıyamları var. Bütün bunlar her biri bir başkasına zemin oluşturmuş ve daha güçlü bir şekilde çıkmış.

Yol ayrımı olabilir diyorsunuz. Yol ayrımını başlatmayan süreç son bir umudun olması mıdır yoksa başka bir faktör mü var? Hakları bir arada tutan nedir?

Buna izin vermeyen müştereklerin daha çok olmasıdır. 80 yıldır Türkleri ve Kürtleri birbirine bağlayan o bağlara sürekli ateş ediliyor, sürekli kopartılıyor. Zayıflamalarına rağmen hâlâ bitmemişler. Bizi bir arada tutan odur. Herkes anlatıyor ya. Kız alıp vermeler var. Tarihte birlikte ölmeler var. Korelerde birlikte ölmüşüz ya, düşünün. Bu ülkede bu sorunun vebali dinî çevrelerindir. Bu sorunu çözmek onların eliyle olmalıydı. Ne yazık ki bugün görüyoruz bizim dinî çevrelerimiz liberal demokratlar kadar da bu soruna yaklaşmıyorlar.

Dinî çevreler de, milliyetçi bir gözle mi bakıyor?

Söz konusu Kürtler olunca depreşiyor. Ben sizinle konuşuyor olmaktan kaynaklı değil. Bu sorunun çözümünde gerçekten Bediüzzaman’ı referans alıyorum, kabul ediyorum. O 80 yıl önce, “bu anlayışla, şiddet ve siyasetle mücadele edilemez. Fikirle, hakkaniyetle mücadele edilir” dedi.

Said Nursî’yi referans almanızdaki sebep nedir?

Bediüzzaman’ın mirasını sadece Kürtlere ait kabul etsek, bunu iddia etmek büyük bir haksızlıktır. Çünkü Risâle-i Nur’un muhatabı bütün insanlıktır. Ve bütün insanlığa yön verebilecek, onların sorunlarına cevap verebilecek bir yetkinlik ve olgunluktadır.

Somut çözüm öneriniz nedir?Kürtler Kürt olarak kabul edilecek.

Nasıl olacak bu? Anayasaya mı yazılacak, başbakan gelip böyle bir sorun olduğunu mu söyleyecek?

Bir defa bizim talihsizliğimiz odur. Sayın Başbakanımız Allah ona uzun, sağlıklı ömürler versin biraz da kendine gelsin. Ne demek bu ‘benim sorunumdur.’ Benim senle sorunum yok ki. Şahıs olarak Tayyip Erdoğan’la bir sorunum yok. Ama başbakanla bir sorunum var. ‘Ben’ dememeli. “Hükümet olarak, devlet olarak” desin. Hükümetin, devletin sorunudur. Bunun yolları vardır. Ben bu işin uzmanı değilim. Nasıl olacağını belki bilmem, ama olduğu zaman bunun olup olmadığını her ehli insaf bilir. Bundan niye korkuyorsun? Anayasaya, kanunlara girsin. Ceza yasalarındaki Türkçe dışındaki diğer diller üzerindeki yasaklar kaldırılsın. Artık bu ülkeyi rezil rüsvay etmekten vazgeçsinler. Bir insan Kürtçe davetiye, dilekçe yazıyor mahkeme veriliyor. Kemalizm dedik ya, harfler kanununa muhalefetten yargılanıyor. Dilekçede “Q, W” yazmış. İngilizcede de var. Dükkânların tabelâlarına bakın Türkiye, Türkiye olmaktan çıkmış. Aslında ben biraz kendi branşımda konuşmam gerekiyor. Kürtçe yasak diye Türkçenin canına okutuluyor.

Türkçenin canına nasıl okunuyor?

Kürtçede soru cümlesini vurguyla belirleyebilirsiniz. Hat “geldin” demek. Haatt dediğinde “geldin mi?” anlamı var. Buralarda görev yapan polislerin çocukları da bu Türkçeyi konuşuyor. Dert yanıyorlar zaman zaman. Çocuklar Kürtçe bilmiyor, ama Kürtçe mantıkla Türkçe konuşuyor. Kürtçede “e, ü” sesleri olmadığı için bu seslerin içinde bulunduğu bütün kelimeler farklı telâffuz ediliyor. Kürtçede kelimeler “ü” ile bitmediği için çocuklar “dövdü” yerine “dövdi” diyor. Bu şundan kaynaklanıyor. İnsanlar çok iyi bildikleri iki dili birbirine karıştırmazlar. Kürtçe bilmedikleri için bunu yapıyorlar.

İkisi de yarım mı oluyor?

Kürtçeyi bilirse çocuk kuralına göre Türkçeyi bozmaz. Kürtçe bilmediği için böyle yapıyor. Gidelim Malabadi köprüsüne, orada enteresan bir tabelâ var; “Malabadi köprisi” yazmışlar. “Köprüsü” değil. Kürtçe eğitim vermemek Türkiye’de kalite kaybına neden oluyor.

Siz şunu mu diyorsunuz: İyi Türkçe konuşmak için Kürtçe eğitim şart?

Evet. Bunun giderilmesi için dahi olsa bu verilmelidir.

Özel kurs açma izni olması yeterli değil mi?

Ben bu ülkenin vatandaşıyım değil mi? Ben askerlik yaptım. Hâlâ vergi veriyorum. Allah göstermesin bugün başka bir devletle savaş çıkarsa, seferberlik ilân edilirse ben bu ülke için savaşacağım. Yani ben vatandaşlığın bütün gereklerini yerine getiriyorum. Ama söz konusu ‘ana dilim’i öğrenmeye gelince ben niye gidip paramla öğreneyim? Bir defa bu yakışıksız bir şeydir. Ve hakkaniyet ölçülerine aykırıdır. Bu devletin mükellefiyetidir. Önce devlet bu hizmeti verecek. Bir de kazın ayağı öyle değil. Biz kursu açmak için iki sene bürokratik engellerle uğraştık. Maliye bizi kapatacaktı. Öyle ucubelerle karşılaştık ki. Bunu devlet samimî bir şekilde yapacak.

Kurslara izin verilmesi görüntüden mi ibaret yani?

Şöyle ifade edeyim. Kurslar devlet yetkililerinin sorumsuzluğu ve Kürtlerin duyarsızlığı yüzünden kapandı. Geçmişe nazaran bu iyi bir adımdı, olumluydu. Neden? Çünkü daha önce bu ülkede Kürtçe konuşmak yasaktı. İnsanlar Kürtçe konuştuğu kelime başı para cezası vermiş. Kemalizmin o katı yaklaşımını kıyasladığınızda bunlar olumlu şeylerdi. Olması gerekenle mukayese edildiği zaman yetersiz adımlardır. “Sonrasını da isteyecekler” paranoyasından kurtulalım. Bir de bu taraftan bakılsın. Buradaki insan ne yaşıyor? Sorun nasıl çözülecek? Bu seçmeli dersler şeklinde olabilir. Eğer hakkaniyetten söz edersek eğitim dili olması lâzım. İki resmî dili olan ülkeler az değil. Gidin nüfus idarelerine Kürtçe isimler yazılıdır. Köylüler Türkçe isimlerini bilmiyor. Oradaki memur çaresiz köylerin Kürtçe isimlerini de yazmış. Bir defa devlet vatandaşlarını anlamak, duymak istiyorsa kendi diliyle konuşsun. Zamanında vatandaş Diyarbakır’da Kürtçe konuştuğu için para cezasına çarptırılmış, karakola götürülmüş. Molla Abdullah Tımoki’ye “tesbit edilmiş sen Kürtçe konuşmuşsun, para ödeyeceksin” denmiş. O da cebindeki bütün paraları masanın üzerine koymuş, “bu akşama kadar konuşacaklarımın peşin ücretidir” demiş. Sorun samimiyetle, insanlıkla, fıtrî kanunlarla çözülür.

—SON—

16.05.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (15.05.2008) - Batman eski Baro Başkanı Sabih Ataç: Çoğulcu Osmanlı’da sorun yoktu

  (14.05.2008) - PKK ve Hizbullah’a Nurcular set oldu

  (13.05.2008) - İnsanlar özgürce kendini ifade edebilmeli

  (12.05.2008) - Emekli vaiz Sadullah Hatipoğlu: Din burada çok hakimdir

  (11.05.2008) - Emekli müftü Salih Ocak: Bin senedir beraber yaşadık

  (10.05.2008) - Irk öne çıkarıldı, din engellendi

  (07.05.2008) - Sudan, Afrika'nın 'Dubai'si olmaya aday

  (06.05.2008) - Camiler hayatın merkezinde

  (05.05.2008) - Çöl doktorları ‘Kara Kıt'a’ya ışık oldu

  (18.04.2008) - Üreticiye verilecek en iyi teşvik, bakım teşvikidir

 
GAZETE 1.SAYFA
Download

Kutlu Doğum Haftası Pdf