Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 18 Nisan 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Dizi Yazı

MUSTAFA GÖKMEN

Üreticiye verilecek en iyi teşvik, bakım teşvikidir

Dünden devam

*Türkiye genellikle zeytinyağını Avrupa’daki zeytinyağı üreticisi ülkelere dökme olarak satıyor. Onlar paketleyip kendi markalarıyla satışa sunuyor. Bunun sebepleri neler?

AB ülkelerine biz paketlenip ambalajlanmış zeytinyağı satamıyoruz. Neden satamıyoruz? AB ton başına bin 400 Euro destek fonu koymuş. Neden bunu yapıyor? İspanya, İtalya ve Yunanistan’ı korumak için. Bu bin 400 Euro bütün sizin alacağınız kârı alıp götürüyor. Bunun için AB’ye zeytinyağı satamıyoruz. Yunanistan’ı bilmiyorum, ama İspanya ve İtalya bizden muazzam yağ alırdı iki sene öncesine kadar. Onların aldığı yağlar bizim gümrüklerdeki boşluklardan çıkıyor. Eğer gümrüklerimiz düzgün çalışsa o yağlar dışarı çıkmaz. Çünkü yüzde 3 oranından fazla asit içeren yağların Avrupa’ya girmesi yasak. Fakat asit oranı çok daha yüksek yağlar gönderiliyor. Bu yağlar oralarda rafine ediliyor. Yağ rafine edildikten sonra yağın özellikleri kayboluyor. Ve üzerine yüzde 25 oranında bir sızma yağ ilâve ediliyor. Riviera olarak satılıyor. Yemeklerde ve kızartmada kullanılacak yağ haline geliyor. Bizim ihracatımız 2004’lerde 90 bin tonlara kadar çıkmış. Fakat şimdi yağ ihracatımız 30 bin tonlara kadar gerilemiş durumda. Yani bizim İtalya ve İspanya’ya yapılan dökme yağ ihracatını çıkardığımız zaman yapacağımız yağ ihracatı 30 bin ton civarındadır.

*Türkiye’nin zeytinyağı alıp, işleyip ihraç etme imkânı yok mu?

İhracatçı Birlikleri başkanları “Yağ ithal edelim. Dışarıdaki taahhütlerimizi yerine getiremedik” gibi düşünceleri dile getiriyor. Türkiye alsa alsa sadece Suriye’den yağ alabilir. Başka alacakları yer yok. Suriye’den aldıkları yağ da Avrupa’da kabul görmeyen bir yağ.

“Bunu alıp dahilde işleme rejimiyle yapıp göndereceğiz” diyorlar. Dahilde işleme rejimine göre bunu yapsalar, gönderseler bizim yağımız Türk yağı diye çizik yer. Bunu zaten satamazlar. Bunu getirecek ise eğer Türkiye’de kendi vatandaşımıza satacak. Bizim iyi yağlar yine dışarı gidecek. Ama bizim geçen seneden 60 bin ton stoğumuz var. Bu sene de 72-76 bin ton tahmin ediliyor. Türkiye’nin tüketimi 70 bin ton civarında. Bu sene ürettiğimizi harcasak 60 bin ton yağ kalıyor. Türkiye’nin ihracatı zaten 30 bin ton olduğuna göre bizim yağ ithal etmeye ihtiyacımız yok.

Bunu ithalatçılar her sene gündeme getiriyor. Bu sene zeytin ithal edelim dediler. İri, Mısır zeytini getireceğiz dediler. Mısır’dan getirilen zeytinleri ağzınıza aldığınız vakit ne tadı var, ne de bir özelliği. Bu yüzden yemek istemezsiniz. Eğer onu getirip Türk zeytini diye ihraç ederlerse Türk zeytini de itibar kaybeder. Ama bunu özel olarak yapıyorlar. Meselâ bu sene yağhaneler, Aralık başına kadar yağlık zeytin almadılar. Neden? İthalat başlarsa fiyat düşecek diye.

*Avrupa’ya zeytinyağı ihracatı yapamıyoruz

dediniz. Amerika’ya ihracat yapılabiliyor mu?

Şimdi Amerika’ya rahat bir şekilde zeytinyağı ihracatı yapabiliyorsunuz. Ama oraları da İtalya, İspanya paylaşmış. Uzak Doğu ise yeni bir pazar, oraya girmek için uğraşılıyor. Amerika’ya bizim ihracatımızda 1 litreliğe ve zannedersem 5 litreliğe çok az bir prim var. İhracat bir litrelik şişelerde yapıldığı zaman Türkiye’de yeterince 1 litrelik şişe üretimi olmadığı için dışarıdaki fabrikaları zengin ettik. Çünkü durmadan cam şişe ithal ediliyor. Bizim Amerika’ya ihraç ettiğimiz 3 kiloluk. Bir de onların galon ölçüsü var onunla giden, bir de varille giden zeytinyağları var. Bizim Dış Ticaret Müşteşarlığı aslında bunlara ağırlık vermeli. Bana göre bu üç kiloya, galona ve varile göre teşvik konulması lâzım. Bunlara teşvik yapılırsa bu işin ticaretiyle uğraşanları Amerika’ya yönlendirir. Amerika’ya bugün varille gönderirsin de yarın ambalajla gönderirsin. Bizim bir şirket var görüştüğümüz. Henüz görüşmelerimiz tamamlanmadı. Onların, bizim gönderdiğimiz yağları stoklama imkânları var. İlk etapta büyük marketlere mağazalara belki giremeyiz, ama ikinci bir kısım var; oteller, restoranlar, küçük bakkal türleri. Buralara kendi ürünümüzü verir de bir yerleşirsek diğer taraflara da yavaş yavaş girme imkânı olur. Çünkü biliyorsunuz raf parası çok fazla. Amerika’da daha da fazladır. Ama bizim zeytinyağı ihracatımız Amerika’ya yönlendirilmeli ve Amerika’ya giden paketler üzerinden teşvik verilmeli. Bu benim kişisel görüşüm. Yapılır, yapılmaz orası ilgililerin ve yetkililerin bileceği bir iş. Yapılırsa iyi olur diye tahmin ediyorum.

*İhracatçı ve üretici gerekli desteği görebiliyor mu?

İhracatçıya ve üreticiye yeteri kadar teşvik verilmeli. Üreticiye bana göre verilecek en iyi teşvik, bakım teşvikidir. Ağacına nasıl bakacak, nasıl budayacak, bunun eğitimi verilmelidir. Bunlar Marmarabirlik’in dışında. Ben geldiğim günden beri Marmarabirlik’e 10 tane ziraat mühendisi istiyorum. Göndereyim, üreticiyi desteklesin eğitsin. Ama imkânımız çok dar. Kıt kaynaklarla idare ediyoruz. Alındı mühendisler, ama başka yerlerde kullanılıyor. Denk getirir de zeytin üreticisine destek sağlayabilirsek iyi olacak. Eğer ağaç dikilmek isteniyorsa o yöreye ait cinsler dikilmeli. Her yere ‘Gemlik zeytini’ dikmek doğru değil. Zeytin dikerken buna da dikkat edilmeli.

*Bildiğimiz kadarıyla Türkiye’deki zeytinyağı tüketimi bir hayli düşük, bunu neye bağlıyorsunuz?

Türkiye’deki yağ tüketim oranı 800-1000 gr. arasında. Ama meselâ Yunanistan’da kişi başına 21 kilo yıllık zeytinyağı tüketimi var. İtalya 18, İspanya 13 kilo. Tabiîi, kendi insanımızı zeytinyağı kullanımı konusunda bilinçlendirmemiz lâzım. Bizde bir kilo zeytinyağını merketten aldığınız zaman şimdi biraz ucuzlama filan var ama 10 YTL. Ama adam gidiyor 5 kiloluk çiçek yağını 8 liraya alıyor. Yani bir kilo yağ zeytinyağı 10 lira, 5 kilo ayçiçek yağı 8 lira. Haydi şimdi arttı, eksildi ama yine de 10 liraya 1.5 kilo alırsınız. (Bu röportajın yapıldığı tarihte fiyatlar bu şekildeydi. /M.G.)

Türkiye’deki zeytinyağı tüketimini arttırmak için neler yapabiliriz? Türkiye’de yalnız batı illerinde yaşayan vatandaşlarımız zeytinyağını yiyor. Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu ve Karadeniz yemiyor ya da çok az yiyor. Ben Sinop’a gittim. Sofrada evin hanımı, kızına ‘Zeytinyağı getir’ dedi. Kız dolapta çiçek yağı varmış, getirdi. Döktük salataya. Baktım çiçek yağı. Belki çiçek yağı da değil belki de pamuk yağı. Lezzet yok. Dedim; “Bu zeytinyağı mı?” Evet “zeytinyağı” dediler. Ben de “Nasıl zeytinyağı bu böyle, kokusu yok. Hiçbir şeyi yok bunun” dedim. Sonra oranın muhtarıyla konuştum. Muhtar dedi ki; “Burada çiçek yağına ‘zeytinyağı’ derler. Buralarda insanlar hayvanî yağlara alıştıkları için, ancak sıvı yağları arada bir kullanıyorlar.”

*Zeytin ticareti yapan Marmarabirlik’in ekonomik olarak genel durumu nasıl?

Burada 1 Temmuz 2002’de başladım. Ben geldiğimdeki yönetim 13 Kasım 2001’de görevi devralmış. 2002 yılına kadar bu süre içinde Marmarabirlik’in satış ortalaması 18 bin ton. Bunun da yüzde 60’ı havuzlardan çekilen dökme zeytin. 2002 ve 2003’ten bugüne kadar ortalama 28 bin ton, geçen sene 32 bin ton satışımız oldu. Bizim senemiz 1 Kasım’dan 31 Ekim’e kadar devam eder. Sene 31 Ekim’de kapandığı zaman biz 32 bin ton mal sattık. Bunun 5 bin tonu Avrupa’ya, kalanı iç piyasaya. Bu zeytinin içinde dökme hiç yok. Yüzde 95 hepsi ambalajlı. Biz 10 kiloluklara ambalajlı demiyoruz. Çünkü 10 kiloluk veriyorsunuz, adam açıyor ve dökerek satıyor o ürünü. 10 kiloluk olan satışlarımız ise yüzde 5 civarında. 2005 yılında gelen biraz küçük olan zeytini elimizden çıkarmak için—çünkü zamanı geçiyordu—biraz da iskonto yaparak havuzdan sattık. Bunun oranı ise 2 bin tondur. Bu sene de şu ana kadar 30 bin ton aldık. 21 bin tonu sofralık. 4 bin tonu yağlık. 5 bin tonu ise ezmelik.

*2008 yılına ilişkin hedefleriniz nelerdir?

2008 yılı hedefimiz satışımızı 36 bin tona çıkarmak istiyoruz. Bunun içinde zeytin, zeytin ezmesi ve zeytinyağı kalemlerinde ihracat ve Türkiye satışları dahil. İhracatımızı 6 bin ton olarak hedefliyoruz. Yurt içi satışlarımızı da arttırmaya çalışacağız. Meselâ 2001’den evvel İstanbul satışlarımız 2 bin ton iken bu sene 7 bin tona çıktı (2007). Seneye İstanbul için hedeflenen satış miktarı 10 bin tondur. Dışarıdan bağırıyorlar: Marmarabirlik’in pazarlaması iyi değil. Belki olabilir. Ona benim söyleyeceğim yok. Mümkün olduğunca daha fazla satış için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bazıları ön yargılarla bakıyor.

Bizim zeytin ezmesi, zeytinyağı ve zeytin ürünlerini içeren 200’e yakın ambalajımız var. Bir de Marbir markamız var. İleride lâzım olur diye bir ikinci markayı oluşturduk. Bir üçüncüyü de oluşturmakta bir beis yok. Elimizden geldiği kadarıyla da uğraşıyoruz .

SON

MUSTAFA GÖKMEN

18.04.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (17.04.2008) - Popülizm, birliklere zarar verdi

  (16.04.2008) - Zeytinde ağaç başına elde ettiğimiz verim çok düşük

  (11.04.2008) - Alt yapı sorunları çözülürse KİT’lere gerek kalmayacak

  (10.04.2008) - Tarımda AB ile rekabet için, iyileştirme şart

  (09.04.2008) - Türkiye Ziraatçiler Derneği Raporu: AB’deki Türkiye muhalefetinin sırrı tarım politikalarında gizli

  (08.04.2008) - ‘IMF, Türk tarımını tasfiye etmek istiyor’

  (07.04.2008) - Eşit şartlarda rekabete hazırız

  (04.04.2008) - Hacı ve Mehmi'ye dayanan akrabalar

  (03.04.2008) - Nursî hanedanının âlim bir şahsiyeti

  (02.04.2008) - Nursî hanedanının medar-ı iftiharı: Bediüzzaman Said Nursî

 

 Son Dakika Haberleri