16 Aralık 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Dizi Yazı

‘Ekmeksiz yaşarım, hürrıyetsız yaşayamam’

Hürriyetin en temel prensibi, kuvvetin kanunda olmasıdır. Kanun hâkimiyetinin sağlanmasıdır. Yani haklının güçlü olmasıdır. Haklı hakkını alamazsa, hirriyetin en esaslı ölçüsü olan "Başkasına zarar verme" ortadan kalkmış olur. Hakkını alamayan bir mağdur var demektir. Mağduriyetin olduğu yerde hürriyetten ve adaletten bahsedilemez.

GİRİŞ

Hürriyet kavramı, insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. İnsanlığın yaratılışı ile birlikte başlamıştır. İnsana cüz’î irade verildiğinden beri bu kavram insanlığı meşgul etmektedir. İnsan hayatının en önemli duraklarından birisidir. Beden itibariyle beslenme ne kadar önemli ise duygular itibariyle de hürriyet en az o kadar, hatta daha da önemlidir. Bediüzzaman’ın “Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” sözü bu gerçeği çok veciz bir şekilde ifade etmektedir.

İnsan hayatının olmazsa olmaz özelliklerinden birisi hürriyet sevdasıdır. İnsanlık tarihine dikkatle bakıldığında şu gerçek görülecektir: Bütün kölelikleri yıktıktan sonra insanlık ancak hürriyetin kölesi olmaya razı olmuştur.

“Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım,

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.

Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.”

diyen Âkif, hürriyet sevdasını böyle ifade etmektedir.

“Ne efsunkâr imişsin ey dîdâr-ı hürriyet,

Esîr-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten.”

diyen Namık Kemal bu hürriyet özlemini güzel bir şekilde dile getirmiştir.

Kahrın pençesinde aslanları tiril tiril titretenler, bir âhu gözlünün sevdasının zincirlerinde esaret zindanlarına girmeyi kabul etmişler, sevdanın tutsağı olmuşlardır. Kişi veya devlet bazında merkezîleşenler, taşralarını ihmal etmiş, ihmalin ötesinde iskat etmiş, yok saymış, hürriyeti sadece kendine özgü bir özellik kabul edip başkalarını hak sahibi olarak görmemiştir. Bunun sonucu “ben” merkezli bir hayat ortaya konmuştur. Diğerlerini ise “öteki”leştirmişlerdir.

Kavînin zayıfı ezdiği sistem, hayvanlıktan kalma bir sistemdir. Kurdun kuzuyu yemesi için bir mazerete sığınması gerekmiyor. Onun, kendini merkez sayıp diğerlerini yeme hakkını kendinde görmesinden daha iyi sebep olur mu? O da hayvanlığının gereğini yerine getiriyor. Hürriyet, herkesin hakkıdır. Herkes, herkes kadar hak sahibidir. Ona sahip olma bakımından, kimsenin diğerinden fazlalığı veya eksikliği yoktur.

KELİME ANLAMI

Hürriyet kelimesi, hararet kökünden gelmektedir. Yani onun özünde ısınma ve ısıtma vardır. Hayatı ısıtır. Hayatı buz gibi yaşamaktan kurtarır, canlandırır, hayat verir. Hayat onunla canlanır, hareketlenir.

Hürriyetin zıddı olan esaret, bir çeşit ölümdür. Soğuk ve donmuşluk, etrafından el etek çekme, kendi kabuğuna çekilme, etrafı ile ilişkilerini kesme anlamı taşır.

Demek hürriyet, hayatı ısıtan bir özelliğe sahiptir. Hürriyet aşkı, ciğerleri yakan bir değerdir. Onun harareti gönülleri yakar. Mevlânâ’nın neyi gibi hürriyetin nağmelerinde gönülleri ihtizaza getiren bir iksir vardır.

Varlıkların en kıymetlisi, altının saf hâle gelmesidir hürriyet. Duyguların en kıymetlisi imandır. İmanın kemâli de Allah’tan başkasına boyun eğmeme, O’nun kulluğunda gerçek hürriyeti tatmadır. Hürriyetin en ileri safhası, Allah’tan başkasına kulluk etmeme halidir.

Hürriyet, yağmuru bol buluttur. Hem kendisi rahmettir, rahmete muhtaç gönüllere de hayat verir.

TARİHÇESİ

Hürriyet düşüncesi insana cüz’î iradenin verilmesi ile başlar. Cüz’î irade seçme hakkıdır. Bu hakkın insanlara verilmesinden itibaren hürriyet mücadelesi başlar. Çünkü insan bir tercih yapacaksa, bunu hiçbir baskı altında kalmadan yapmalı ki adı tercih olsun. Zorla dayatılan bir seçim tercih olmaz. Dolayısı ile bu hürriyet aşkı insanların yaratılışı ile başlar ve insanlığın sonuna kadar devam edecektir. Hak kavramının içindeki en önemli bölmelerden biri hürriyettir. İnsanlıkla birlikte devam edecektir.

İlk seçme hürriyeti Hz. Âdem’e (as) secde ile başlamıştır. Habil Kabil olayı ile devam etmiştir. Kıyamete kadar da devam edecektir. Bütün peygamberler, insanların hür ortamda doğru seçim yapabilmeleri için onlara rehberlik etmek üzere gönderilmişlerdir. Peygamberler sadece yol göstermişler, hiçbir zaman zorlamamışlardır. Onların rehberliğinde baskı ve cebir yoktur. Akla kapı açmışlar, insanların ihtiyar ve iradelerini ellerinden almamışlardır.

Medine sözleşmesinde ve Veda Hutbesinde Peygamberimiz (asm) hak ve hürriyetlerin korunmasına azamî titizliği göstermiştir. Medine sözleşmesinin 10. Maddesinde, karşı tarafa yardım etmedikçe Yahudilerin himaye edileceği, 28, 30. Maddelerinde Medine’nin birlikte savunulacağı karar altına alınmıştır. Yani onların inançları farklı da olsa, bir ortak payda olan Medine’nin savunulması konusunda iş birliğine gidilmesi ve bunun da hür ve baskısız bir şekilde karar altına alınması önemli bir icraattır.

Veda Hutbesinde ise, bütün haklar teminat altına alınmıştır. Hürriyetin kendine ve başkasına zarar vermeme boyutu öne çıkarılmıştır. Kimse kimsenin malına, canına zarar vermeyecek, mülkiyet hakkı korunacak, ırk, soy sop üstünlüğü olmayacak, kadın haklarına riâyet edilecek, sosyal barış ve emeğin önemine dikkat edilecek.

Bütün bunlar 7. Asrın ilk çeyreğinde, cahiliyetin etkisinde olan bir dönemde, medeniyetten uzak bir toplumda icrâ edilecek ve başarıya ulaşacaktır.

Batıda ise, ilk hürriyet hareketi Magna Carta (1215) ile su yüzüne çıkacaktır. Arada neredeyse altı asır gibi büyük bir fark var.

İkinci dalga Fransız İhtilâli ile gündeme gelmiştir. Krallığın veya kilisenin baskılarına son verip sosyal sınıfların varlığının tescili sağlanmıştır.

Bir fikir hareketinden çok baskılara tepki olarak ortaya çıkmıştır.

HÜRRİYET MÜCADELESİNDE

DEVLETİN KONUMU

Devlet bir hizmet organizasyonudur. Vatandaşlarından aldığı yetkilerle geri döner, vatandaşların mutlu yaşaması için onlara hizmet eder. Vergi alır ve alırken de verirken de âdil davranır. Herkesin hakkını âdil bir şekilde korumakla yükümlüdür.

Hedef vatandaş değil de devletin bizzat kendisi olursa, vatandaşın hak ve hürriyetlerini feda etmeye başlarsa devlet “merkezîleşir” ve taşrayı dışarı itmeye başlar. O zaman sosyal devlet olmaktan uzaklaşır, totaliter bir devlet haline döner.

Doğru olanı, hâkim devlet değil hizmetkâr devlet olmasıdır. Toplumun çoğunluğunun isteklerine olumlu cevap verebilmesidir. Ülkenin sağlık, bayındırlık, eğitim… gibi hizmetlerini etkili ve âdil biçimde yerine getirmesidir.

Haklı olan, devletin yanında hakkı teslim edilinceye kadar güçlü olmalıdır. Gücü değil, hakkı, hukukun üstünlüğünü öne çıkarmalıdır.

İslâmın tasvip ettiği idare tarzı, seçimle iş başına gelmiş bir idarî yapıdır. Krallık, İslâmın özünde yoktur. Meşverete dayalı, hak ve hürriyetlere saygılı bir idarî yapı olmalıdır.

Dinin “cihad” emrinin doğru anlaşılması ve yorumlanması gerekmektedir. Cihad, peygamberlerin tebliğ tarzının himayesinde olmalıdır. Bunun bir ayağı eğitimdir. Bir ayağı yaşama ve güzel örnekler göstermedir. Gönüllerin tâ derinliklerinden gelen bir istekle kabul sağlanmalıdır. Yoksa geçici olmaya mahkûmdur. Hiçbir inanç zorla yaşatılamaz. Gönülleri fethederek kazanılmalıdır. Hak ve hürriyetlerin öne çıktığı günümüzde bu durum çok daha önemli hâle gelmiştir.

Risâle-i Nur’un cihad anlayışı İslâm dünyası için önemli bir parametredir. Dikkatlice incelenip sunulması elzem bir vazifedir.

HÜRRİYETİN TARİFİ

“Hürriyetin şen'i odur ki, ne nefsine, ne gayrıya zararı dokunmasın.” (Bediüzzaman) Hürriyet, kendine ve başkasına zarar vermeden yaşama hakkıdır. Kendine veya başkasına zarar veren kişinin bu davranışı bir hak değildir. Tahakküm ve tagallüp hürriyetin sınırları içerisinde değildir. Herkesin ama herkesin hakkını vermektir.

Taraftarına ayrı, karşısındakine daha ayrı davranma adalet duygusundan ayrılmadır.

Herkesi meşrû hareketlerinde serbest bırakmak, gayr-ı meşrû, kendine veya çevresine zarar veren davranışlarına da engel olmaktır. Kötü örnek olacak davranışlardan uzak kalmaktır.

Bu mânâda hürriyeti sınırlayacak iki temel unsur vardır:

1. Kanun hakimiyeti: Kanunlar, haklının hakkını gasp edenden alırken tabii ki ona bazı yaptırımlar getirecektir. Yerine göre zorlayacaktır. Suçlu, suç işlemek benim hakkımdır, bu noktada hürriyetimi kısıtlayamazsınız diyemez. Kanunlar herkesi bağlar. Kanun karşısında kimsenin imtiyazı olamaz.

2. Eğitim: Küçük yaştaki insanlar iyiyi kötüden ayırmakta zorlanır. Onları doğrulara yönlendirip, yanlışlardan uzak tutmak için bir takım sınırlamalar getirilmek durumundadır. İnsanlık tarihinden süzülüp gelen doğruların doğru olarak anlaşılması için buna ihtiyaç vardır.

Umumun hürriyeti, toplumun bütün fertlerinin ortaklaşa ve eşit şekilde kullanabileceği bir hürriyet havuzudur. Herkesin eli oraya eşit şekilde yetişebilmelidir. Kanun ve eğitimin dışında kısıtlama olmamalıdır.

HÜRRİYETİN TEMEL ÖLÇÜSÜ

Hürriyetin en temel prensibi, kuvvetin kanunda olmasıdır. Kanun hâkimiyetinin sağlanmasıdır. Yani haklının güçlü olmasıdır. Haklı hakkını alamazsa, hürriyetin en esaslı ölçüsü olan “başkasına zarar vermeme” ortadan kalkmış olur. Hakkını alamayan bir mağdur var demektir. Mağduriyetin olduğu yerde hürriyetten ve adaletten bahsedilemez.

Hürriyetçi toplumlarda, haklının hakkı haksızdan alınıp kendisine teslim edilinceye kadar en güçlü insan odur. Öyle de olmalıdır. Hakkın teslimi konusunda ihmal meydana gelirse haklının hakkını alma hürriyeti yok edilmiş olacaktır. O da hürriyeti tahrip eder.

Bu hakkı kanunlar kendisine teslim etmezse, kendisi almaya kalkacaktır. Böyle bir girişim, kanunî olmayan bir yapılanmayı, hem kan dâvâlarını besleyecektir. Devlet denen kuruma, vatandaşlarını bu hale getirmek yakışmaz. Devlet de devlet gibi davranmak durumundadır. Haklıya hakkını, suçluya gerekli cezayı verecektir, vermelidir. —DEVAMI YARIN—

16.12.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (15.12.2009) - SOMALİ KORSANLARI YİNE İŞBAŞINDA - 2-

  (14.12.2009) - VEHBİ HORASANLI -1 Somali korsanları yine işbaşında

  (13.12.2009) - Sultan Fatih, Akçahisar ve İşkodra’ya mührünü basmış

  (11.12.2009) - İslâmın güzellİklerini dinlemeye açıklar

  (10.12.2009) - Bayram namazı Tiran Meydanında kılındı

  (09.12.2009) - Besmelenin kerameti

  (04.12.2009) - Rİsâle-İ Nurlara bütün dünya muhtaç

  (03.12.2009) - BABNİRLİ MELE (MOLLA) ABDULLAH: Bediüzzaman’ın temas ettiği nükteleri hiçbir tefsirde görmedim

  (02.12.2009) - Bediüzzaman, Allah’ın ülkemize bahşettiği mümtaz bir şahsiyettir

  (23.11.2009) - VEHBİ HORASANLI - İran Notları

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu

Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim - Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl