Abonelik
E-gazete
  21 Ağustos 2014 Perşembe
Ana Sayfa Güncel Yurt Haber Yazarlar Dünya Ekonomi Kültür Sanat Spor Medya-Politik Eğitim Otomobil Bilim ve Teknik Lahika Görüş
 

12 14 16 18

Model alınması gereken bir eğitimci: Habib Öğretmen
Yirmi sekiz yaşında genç bir Matematik öğretmeni idi Habib.


HALİS SERHAT TAN
halisserhat@gmail.com
Aynı okulda çalışıyorduk. Meslekteki dördüncü yılıydı.
Oldukça kalın olan kaşları ve zeytin koyuluğundaki gözleri ile bahçedeki kalabalık arasından rahatça seçilebilirdi.
Dört kardeşli bir ailenin en büyüğü idi. 2008 yılında henüz mesleğe başlamadan üç ay önce babasını kaybetmişti. Babasını kaybedişi Habib’in üzerinde derin bir etki bırakmıştı. Mesleğe başladığı sıralar çok üzgündü; hemen her an babasını düşünüyor; hatırından çıkartıp atamıyordu. Babası ile arasında çok güçlü bir ‘sevgi bağı’ olduğunu söylüyordu. En sevdiği değer verdiği varlığı olan babasını kaybedişi ister istemez olumsuz etkilemişti onu. Üç ay sonrasında ise Allah yüzüne gülmüş, ataması yapılmış, eğitimciler kervanına katılmış; bizim okula atanmıştı.
“En sevdiğim değer verdiğim hayatımın olmazsa olmazı olan bir insanı kaybettiğim sırada Rabbim bana seveceğim yüzlerce insan (öğrenci) verdi. Babama alıştığım gibi onlara da alıştım. Artık onları o kadar seviyorum ki onlarsız yaşayamıyorum” diyordu bir konuşmamızda.
Şair gibiydi; şiir gibi konuşurdu. Oldukça güzel hitabet ve üslûbu ile şiir gibi duygu yüklü konuşur ve muhatabını fazlasıyla etkilerdi. Kimi zaman ise bulmaca gibiydi. Ne dediği hangi mesajı vermek istediği anlaşılmıyordu. Deşifre edip çözmek için dilinin altındaki baklayı çıkarmaya çalışmak gerekiyordu.
Ama şiir gibi konuştuğu sırada da, bulmaca gibi çözülmesi zor olduğu anlarda da sempatikti. Öğrencileri tarafından çok sevilirdi. Sağlam bir iletişimi vardı öğrencileriyle.
Birçok öğretmen teneffüste kantinde oturup çay içerken Habib Öğretmen ise teneffüs aralarını öğrencileri ile geçirir; özellikle son sınıfta bulunan öğrencilerini üniversite sınavına yönelik çalıştırır ve sorularını çözerdi.
Çoğu zaman kendi cebinden testler kitaplar alır verirdi onlara; çalışmaya teşvik ederdi.
O kadar çok ilgilenirdi ki öğrencileriyle dersine girmeyen öğrenciler dahi sorularını götürüp ona çözdürürlerdi. Kendisine danışan, kendisinden yardım talep eden öğrenci sayısı gün geçtikçe o kadar artmıştı ki artık teneffüs araları yetmez olmuştu Habib Öğretmene; boş zamanlarında da artık okula gelir öğrencileriyle ilgilenir olmuştu.
Gece geç saatlere kadar mesleği ile ilgili İngilizce videolar izler, eksik olduğunu düşündüğü konuları öğrenmeye çalışırdı. Yabancı dildeki kaynakları da tarar diğer meslektaşlarından daha donanımlı bir şekilde mesleğini icra eder, öğrencilere yardımcı olurdu. Gece geç saatlere kadar çalıştığı için çoğu zaman uykusuz kalır, uykusuz gelirdi okula. Uykusuzluğu verimsiz kılmazdı onu. Dinç bir öğretmen gibi anlatırdı dersini.
Meslektaşı olan diğer matematik öğretmenleri de tıpkı öğrenciler gibi çözemediği soruları ona getirip çözdürürlerdi; mesleğinde dördüncü yılı da olsa yirmi yıllık hocalara taş çıkartacak derinlikte mesleği donanıma sahipti çünkü.
Öğrencileri için yaptığı ve öğrencilerinin de başarı grafiğini arttığını gördüğü zamanlar daha da gayrete gelir daha çok ilgilenmek isterdi. “Öğrencilerin başarılarını gördüğümde bütün yorgunluk ve sıkıntılarımı unutuveririm” derdi.
Fazlasıyla halim selim biriydi. Bir gün dahi bir öğrencinin kalbini kırmışlığı yoktu. Gerek öğrencilerle ilgilenmesi gerekse bu davranışından ötürü olacak ki dersine girsin girmesin fark etmez bütün öğrenciler de severleri onu.
Okul kapısından içeri girdiği an avluda bulunan öğrenciler etrafını bir çiçek gibi sarıp onunla koyu bir sohbete başlarlardı. Muhabbet ehli biriydi, kalpten konuşurdu; ses tonu, seçtiği kelimeler, bakışları, yüreğinden dökülen sıcak kelimeler öğrencileri o kadar çok etkiler, öğrencilerin ruhunu okşardı ki; onu gören öğrenciler sohbetinde bulunmak, ondan faydalanmak, birkaç kelime de olsa onunla sohbet etmek, iletişime geçmek için can atarlardı.
Bekâr olduğu için kahvaltısını okul kantininde yapardı çoğu zaman. Maddî durumunun kötü olduğunu bildiği, tanıdığı öğrencilerden kim varsa kantinde onların kahvaltı parasını da kendisi öderdi. “Öğrenciler olmazsa biz bu maaşı alamayız; onlar sayesinde kazanıyoruz bu parayı” der, öğretmenlerin kazandığı paranın bir kısmının gerek kahvaltı gerekse test ve doküman şeklinde öğrencilere harcanması gerektiğine inandığını dile getirir ve öyle yapardı.
Öğrencilerin başarısını teşvik için sınavlardan yüksek alan öğrencilere çam sakızı çoban armağanı küçük hediyeler alırdı her zaman.
Öğrenciler de onu çok severler, ne bir doğum gününü unuturlar ne de bir öğretmenler gününde onu yalnız bırakırlar, bir araya gelerek biriktirdikleri harçlıklarla Habib Öğretmenlerine hediyeler alırlardı. Gerçi bu durum harçlıklarını kendilerine harcamadıkları sebebiyle Habib Öğretmenin hoşuna pek gitmese de, ne yaptıysa ne ettiyse de öğrencilerini bu tutumdan vazgeçiremedi.
Kendini, mesleğine ve öğrencilerine o denli adamıştı ki, sıkıntı ve yorgunluktan ötürü genç yaşında yaşlanmış saçının ön tarafının neredeyse tamamı dökülüvermişti. Ama bu tarz, simasına daha çok yakışmış daha da olgun göstermişti onu.
Bütün bunların yanı sıra bir de yüksek lisans yapardı. O kadar yoğunluğu içerisinde hiçbirini hiçbir zaman aksatmadan hepsini yürütür ne yüksek lisansını ne öğrencilerini ne de yabancı kaynakları tarama ve öğrenme azmini kaybetmezdi.
İnancının gereği olarak temizliğe çok dikkat eder, çoğu öğretmen yılda bir iki takım değiştirirken kendisi hemen her gün farklı elbiseler ve kravatlar takar, gerek idarecileri gerek meslektaşları gerekse öğrencileri nezdinde güzel bir izlenim bırakırdı. Ama ölçüye de dikkat eder; israfa girmemek için dengeyi iyi ayarlardı.
Batmanlıydı; Kürt’tü, ama kesinlikle Kürtçülüğü sevmezdi. Gerek diksiyonu gerek şivesi Kürtlerden çok bir Türk’ünkine benzerdi. Bunu küçük yaşlarda Batman’dan ayrılıp Eskişehir’e gitmesine bağlardı: Ortaokulu okuduktan sonra evden ayrılmış liseyi Eskişehir’de bir öğretmen lisesinde okumuştu.
Bu okul alanı içerisinde gerek öğretmenler arasında gerekse öğretmen ve idareciler arasında siyasetin konuşulmasından pek hazzetmezdi. Öğrencilerin yanında siyasetin konuşulmasına ise özellikle karşıydı. Okulun bir ‘ahlâk mektebi’ olduğunu söyler, ahlâktan yoksun olduğunu düşündüğü ‘siyaset mektebi’ haline getirilmemesi gerektiğini savunur bundan ötürü siyasî konuların konuşulduğu ortamlarda hemen müsaade isteyip ayrılır, uzak durmaya çalışırdı.
Henüz babasını kaybettiği ve acısı taze olduğu yıllarda göreve başladığı o sıralarda dahi çok azimle iş görür öğrencileri için büyük fedakârlıklarda bulunurdu. Dört yıl boyunca aynı azim ve fedakârlıkla iş gördü.
Dört yıl boyunca Habib Öğretmeni model alıp işini hakkıyla yapan öğretmenlerin sayısı gün geçtikçe artmıştı. Derken ayrılık vakti gelmişti. Habib Öğretmen annesinin rahatsızlığı dolayısıyla tayin istemişti. Memleketi Batman’a gidecekti. Onu uğurlarken gerek biz eğitimci arkadaşlar, gerekse öğrencileri duygu yüklü zor anlar yaşadık.
Öğrencileri azarlayan, öğrencilerine kızan, öğrencilerine karşı ihmalkâr davranan, onlarla mesafeli davranıp diyalog zeminini kapayan, onlara yeterli kaynak ve materyal desteği sunmayan, sadece elini kolunu sallayıp derse girip ay başını dört gözle bekleyip bütün gayesi para olan öğretmenlerin yanında Habib Öğretmen gibi fedakâr, gayretli ve kendini öğrencilerine adamış model alınması gereken bir hayat çok şey ifade ediyordu…
Yolun açık olsun öğretmenim…
18.10.2012
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
351 Kere Okundu
 
       Yorumlar  
Henüz Yorum Eklenmemiş.
İlk Yorumu Siz Ekleyiniz.

Arama
İle Göre Bak