Abonelik
E-gazete
  30 Ağustos 2014 Cumartesi
Ana Sayfa Güncel Yurt Haber Yazarlar Dünya Ekonomi Kültür Sanat Spor Medya-Politik Eğitim Otomobil Bilim ve Teknik Lahika Görüş
 

12 14 16 18

“Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzâr olmaz”
Maraş’ımızın, çeşitli güzel vasıflarının yanında bir de “Kahramanlık” vasfını nasıl aldığını ve Millî Mücadele’de tek başına bir şehir olarak neler başardığını ve nasıl bir büyük destan yazdığını hepimiz biliyoruz. Hepimiz bunu biliyoruz da, bu bilgimiz nesilden nesile nasıl aktarılacak ve bu ruh nasıl diri ve capcanlı tutulacak? İşte bunu da başarmak gerekir.
Maraş’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun bir sene-i devriyesinde, 12 Şubat 1920’den 12 Şubat 2013 gününe uzanan 93 yıllık zaman diliminde peşpeşe meydana gelen manevî zelzeleler silsilesi içinde bu soru üzerinde düşünmeden edemedim.


Ahmet Sandal
sandalahmet@hotmail.com
Evet, herkes kabul etmek durumundadır ki, ecdad ile torunları arasında fersah fersah uzaklık ve büyük fark vardır. Bir veciz sözde anlatıldığı gibi, “Ecdad destan yazmış, torunu okumaktan aciz.” durumumuz aynen bu.
Bu hüzün verici tespitten sonra, gelelim sorumuz üzerine düşünmeye ve fikir geliştirmeye.
Kurtuluş ruhu nasıl diri kalacak? Bunun için neler yapmalıyız?
Ecdadın yazdığı destanı gençlerimizin ruhuna ilmek ilmek işlemeli ve o ruh ve heyecanı özde yaşamaları için çalışmalıyız. Bunun için de sözle değil, tavır ve davranışlarımızla örnek olmalıyız.
Ecdadın yazdığı destanın ruh ve heyecanını özde yaşamak ve yaşatmak için de, yalnız bir güne ya da bir geceye sığdırılan görsel şölenlerle işi baştan savmamalıyız. Bu tür mesajlar her zaman sunulmalıdır. Bu mesajlar sözle değil özle, kalle değil halle sunulmalıdır. Böyle olursa kalıcı olur.
Gel gör ki, bizim bu millî heyecanımız ve coşkumuz sanki, yılda bir kez gelen misafir gibi. Biz misafir değil, ev sahibi olsun istiyoruz bu İslâmî ruh ve bu heyecan ve bu millî coşku. Öyle ki, her yeri kaplasın ve bir köşede eğreti durmasın. Ancak yılda bir kez geçiştirilerek kutlanan törenler göstermeliktir. Nasıl ki, göstermelik bir eşya, evdeki eşyalarla bir bütünlük ve uyum oluştur, eğreti durur ise, aynı onun gibi, toplum da yılın 364 günü ecdadının ruhuna zıt yaşıyorsa ve yalnız bir gün ecdadı hatırlıyorsa, bu da eğreti durur ve sevilmez.
İşte toplumu ve başta gençleri bu eğretilikten kurtarmak gerekir. Her an ve her zaman İslâmî bir duruş sergilemek gerekir.
Bunun yolu da fikrî temeli güçlü ve zinde bir zihne sahip çocuk ve gençler yetiştirmekten geçer. Zihinler berrak olmalıdır. Ruhlar aydınlık olmalıdır.
Bunun için gençlerimizi düşünmeye sevketmeliyiz. Gençler düşünmekten korkar oldularsa, bunun sebeplerini bulup da izale etmeliyiz. Mesela buraya “izale” yazdım. Acaba gençlerimiz “izale”nin ne manaya geldiğini biliyorlar mı? Dilinden ve köklerinden koparılmış bir gençlik nasıl anlayacak ecdadını? Bu acı gerçek üzerine düşünmeli değil miyiz?
Daha düşünecek çok şey var. Bunları bir makale hacminde yazmamız mümkün mü? Hayır.
Kısacası, ‘kurtuluş törenleri’ni şatafatlı sözlerle ve hamaset nutuklarıyla değil, çocuk ve gençlerimizi düşünceye sevkederek sağlayalım ve bunu da yılda bir kez değil, yılın tüm günlerinde gerçekleştirelim.
Yazımı bir veciz sözü yazarak ve gençleri bu söz üzerinde düşünmeye çağırarak bitiriyorum. Bu söz Kahramanmaraş Kalesi’nin altında ve şehrin en merkezi yerinde de yazmaktadır. Bu söz Ecdadın Millî Mücadele’de söylediği sözdür. Bu sözü gelip geçtikçe okuyan gençlerimiz mânâsını düşünmekte midir acaba? Gelin hep beraber şu söz üzerinde düşünelim:
“Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzar olmaz.”
(Gençlerimize yine yardımcı olalım: Gülzar, gül bahçesi demektir.)
12.02.2013
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
578 Kere Okundu
 
       Yorumlar  
Henüz Yorum Eklenmemiş.
İlk Yorumu Siz Ekleyiniz.

Arama
İle Göre Bak