Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 07 Kasım 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

'301’de çözüm bekliyoruz'

AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Başbakan Erdoğan’ın TCK'nın 301. maddesinin değiştirilebileceği yönündeki açıklamalarından memnuniyet duyduğunu ve somut adımlar beklediğini bildirdi.

AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin değiştirilebileceği yönündeki açıklamalarından memnuniyet duyduğu ve somut adımlar beklediği bildirildi. AB Komisyonu Genişleme Sözcüsü Krizstina Nagy, Olli Rehn’in konuyla ilgili olarak, “Başbakan Erdoğan’ın ülkesinin ceza kanununu, ifade özgürlüğünü AB standartlarına ulaştıracak şekilde değiştirmeye hazır olduğunu kaydetmesi memnuniyet vericidir” değerlendirmesinde bulunduğunu aktardı. Verilen bilgiye göre Rehn, şunları kaydetti: “Bu Türkiye Başbakanı’nın kişisel olarak ifade özgürlüğüne ve AB üyeliğine bağlılığını gösterir. Ortaya konulan bu niyetin somut adımlarla desteklenmesini ve bu yolda somut kararlar alınmasını bekliyoruz.” Böyle bir girişimin Türk iş dünyasından ve sivil örgütlerden gelmesinin de takdir edilmesi gerektiğini belirten Rehn, ilerleme raporunun açıklanacağı 8 Kasım öncesinde kritik bir zamanda başlatılan bu girişimin Türk sivil toplum örgütlerinin AB üyeliğine bağlılıklarını ortaya koymaları açısından anlamlı olduğunu ifade etti.

/ BRÜKSEL

07.11.2006


 

81 yaşında vefat etti

18 Mayıs’ta geçirdiği beyin kanaması sonucu kaldırıldığı Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesinde 172 gündür tedavi altında tutulan eski Başbakan, CHP ve DSP’nin eski genel başkanı Bülent Ecevit, önceki akşam 22:40’ta “dolaşım ve solunum yetmezliği” sonucu vefat etti. GATA’dan yapılan açıklamada, Ecevit’in stabil seyreden solunum ve dolaşım fonksiyonlarının son bir haftadır giderek bozulduğu ve uygulanan tedavilere cevap alınamadığı belirtildi.

İSTANBUL (Yeni Asya) - Yaklaşık 6 aydır tedavi gördüğü Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde (GATA) önceki akşam vefat eden eski başbakanlardan Bülent Ecevit, krizlerle hatırlanacak.

GATA’da 18 Mayıs’tan bu yana tedavi gören eski Başbakan Bülent Ecevit, önceki gece saat 22.40’da hayatını kaybetti. 81 yaşındaki Ecevit’in solunum yetmezliği sebebiyle hayatını kaybettiği açıklandı. Türk siyasi tarihinde önemli bir yer tutan Ecevit, 1957 seçimlerinde, CHP Ankara Milletvekili olarak Meclis’e girdi. 27 Mayıs 1960’da yapılan askeri darbeyi bir ‘halk hareketi’ olarak değerlendiren Ecevit, Milli Birlik Komitesinin isteği üzerine ilk toplantısını 6 Ocak 1961’de yapan Kurucu Meclis’te yer alarak yeni Anayasa’yı hazırladı. Ecevit, 1961 seçimleri sonrası İnönü’nü başkanlığında kurulan 3 koalisyon hükükümetinde de eleştirilere rağmen Çalışma Bakanı oldu. 1966’da toplanan kurultayda İnönü’ye rağmen, 1965 seçimlerinde tam anlamıyla hezimete uğrayan CHP’nin Genel Sekreterliğine seçilen Ecevit, 14 Mayıs 1972’de ise genel başkanlığa getirildi.

14 Ekim 1973 seçimleri sonrasında CHP-MSP koalisyonunda başbakan oldu. 5 Haziran 1977 seçimlerinden birinci parti olarak çıkan CHP’nin 21 Haziran’da kurduğu Meclisten güven oyu alamadı. İkinci MC Hükümeti’nin istifasıyla, başını CHP’nin çektiği CGP, DP ve AP’den kopan bağımsızların oluşturduğu Üçüncü Ecevit hükümeti, 17 Ocak 1978’de Meclis’ten güven oyu aldı. Ancak Ecevit hükümeti döneminde ülke ekonomik bunalım ve giderek tırmanan anarşiyle boğuştu. Tablo her geçen gün daha da kötüleşti, ve hükümet çaresiz kalarak kontrolü kaybetti. Günlük hayatın parçası haline gelen silahlı saldırı ve çatışmalar, Sivas, Çorum ve Kahramanmaraş’ta olduğu gibi toplu katliamlara dönüştü. Korku içindeki halk bir yandan da yokluk, uzun kuyruklar ve zam yükü altında ezildi. Bir yanda hükümetteki bakanlara yönelik yolsuzluk iddiaları, öte yandan ülkenin içinde bulunduğu ekonomik bunalım ve anarşi... TÜSİAD, tarihte ilk kez hükümeti peş peşe gazete ilanlarıyla uyardı. 1 Mayıs’ta İstanbul’da uygulanan sokağa çıkma yasağı ise tepkiler çığ gibi büyüttü. Hükümet içinde istifalar birbirini izlemeye başlayınca 18 aylık iktidarın sonunda Ecevit, 14 Ekim 1979 ara seçimlerinde son seçimlerde yakaladığı yüzde 41.4’lük oy oranından yüzde 29.1’e düşürdü. İki gün sonra 16 Ekim 1979’da Ecevit, istifa etti.

YASAK KILPAYI YIRTTI

12 Eylül 1980’deki darbenin ardından Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş gibi siyasî rakipleriyle birlikte Hamzakoy’a gönderildi. Yaklaşık bir ay süreyle Hamzakoy’da TSK’nın gözetiminde tutuldu ve siyasi rakipleriyle birlikte siyasetten yasaklandı. 28 Ekim 1983’te, seçimlerden hemen sonra DSP’nin kurulacağını kamuoyuna açıklandı. Ancak DSP’nin kuruluş dilekçesi, 25 bin kurucu adayından 612’sinin imzasıyla 14 Kasım 1985’te İçişleri Bakanlığı’na verildi. 23 Kasım 1985’te toplanan DSP kurucular kurulu, Rahşan Ecevit’i genel başkan seçti. Sandıktaki ilk sınavını, 28 Eylül 1986’da, 10 ilde yapılan milletvekili ara seçimlerinde veren DSP yüzde 10 barajını aşamayarak, yüzde 8.5’a yakın oy oranıyla Meclis dışında kaldı. SODEP-Halkçı Parti birleşmesinden duyulan huzursuzluk sebebiyle 20 milletvekili istifa ederek Halk Partisi’ni kurdu. Ancak Anayasal engellerden ötürü ‘hülle partisi’ olarak kurulan Halk Partisi’nin ömrü sadece 76 saat sürmüştü. 29 Aralık 1986’da Halk Partili milletvekilleri partiyi feshederek DSP’ye katılma kararı aldılar. Beş istifacının da katılımıyla DSP’ye, 25 milletvekiliyle Meclis’in kapıları açıldı.

6 Eylül 1987’de yapılan referandum ile kılpayı siyaset yasağı kalkan (yüzde 50.26, ‘hayır’ oyu kullananların oranı ise yüzde 49.74) Ecevit, 13 Eylül 1987’de toplanan 6. DSP Kurucular Kurulu’nda Ecevit genel başkan seçildi.

Ecevitli DSP, 29 Kasım 1987’deki seçimlerde yüzde 8.5 oy oranıyla yüzde 10 barajının altında kaldı ve Meclis’e giremedi. 20 Ekim 1991 seçimleri ise Ecevit’i ilk kez Zonguldak Milletvekili olarak Meclis’e soktu.

İLK İCRAAT 8 YILLIK KESİNTİSİZ EĞİTİM

30 Haziran 1997’de CHP’nin dışarıdan desteğiyle ANAP-DSP ve DTP hükümeti kurmayı başardı. Ecevit ise 1979’dan bu yana ilk kez hükümette yer alıyordu. ANASOL-D’nin ilk icraatı, muhalefetin ve halkın tepkisine rağmen, kesintisiz 8 yıllık eğitim yasasını Meclis’ten geçirmek oldu.

ANASOL-D hakkında verilen Türbank ihalesi ile ilgili gensorular hükümetin sonunu getirdi. 25 Kasım 1998’de 55. hükümet düşürüldü. Hükümet kurma görevi verilen Ecevit, 11 Ocak 1999’da 56. hükümeti kurdu. Ecevit, 20 yıl sonra Başbakanlık koltuğundaydı. Ecevit, başbakanlık görevini devraldığında, Abdullah Öcalan, Türkiye’nin ABD’yi de yanına alarak yaptığı uluslararası baskı sonucu Kenya’nın Nairobi’deki Yunan Elçiliği’nden alınarak 16 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirildi.

KOALİSYON ARAYIŞLARI

Ecevit 7 Mayıs 1999’da Demirel’den hükümet kurma görevini alarak, 8 Mayıs’ta liderlerle ilk tur görüşmelere başladı ve 22 Mayıs’ta da DSP-MHP-ANAP modeline ‘evet’ denildi. Ecevit’in başbakanlığındaki 57. Hükümet 28 Mayıs’ta Demirel’in onayını aldı.

Ecevit, son başbakanlığı döneminde ise sağlık sorunları ve yaptığı gaflarla çok konuşulan oldu. 5 Temmuz 2001 sabahı Başbakan Bülent Ecevit’in öldüğü haberleri kulaktan kulağa tüm ülkeye yayıldı. Birkaç saat geçmiş ancak Ecevit ortalarda görünmemişti. Borsa’da endeks hızla düştü. Saat 15:00 dolaylarında bir TV kanalının canlı yayınına katıldı, ekonominin gidişiyle ilgili bilgi ve ‘Ben yaşıyorum’ mesajı verdi.

SEZER, ANAYASA KİTAPÇIĞINI FIRLATTI

Bülent Ecevit, 2000 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 5+5 formülünün Meclis’te kabul edilmemesi üzerine Köşk için yeni bir isim önerdi: Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer. Ancak ilginçtir Sezer’le ilk ciddi kavgaya da kendisi girdi. 19 Şubat 2001’deki Milli Güvenlik Kurulu’da yaşanan tartışma Türkiye’nin en derin ekonomik krizlerinden birinin patlak vermesine sebep oldu. Sezer’in önüne Anayasa kitapçığını fırlatması üzerine toplantıyı terk eden Ecevit, olanları sıcağı sıcağına kamuoyuna açıkladı. Bu açıklama onbinlerce kişinin işşiz kalmasına, bir çok şirketin kapısına kilit vurulmasına neden olacak bir çöküşün fitilini çekti. Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşadı.

ÇARŞAMBA GÜNÜ DEFNEDİLECEK

Tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) önceki gün akşam solunum yetmezliği sonucu vefat eden Eski Başbakan Bülent Ecevit’in Çarşamba günü defnedileceği bildirildi.

“BU HANIMA HADDİNİ BİLDİRİNİZ!”

ANASOL-D hükümetinin aldığı kararla 18 Nisan 1999’da sandığa gidildi. 18 Nisan 1999 seçimlerinden DSP 21.71 oy oranı ve 136 milletvekili ile birinci parti olarak çıktı. 2 Mayıs 1999 günü FP’nin iki kadın milletvekilinden başörtülü Merve Safa Kavakçı, yemin töreni için Genel Kurul salonuna girdiğinde, DSP’li vekiller, sıraların önüne çıktı, sıra kapaklarına vurarak hep bir ağızdan “dışarı, dışarı” diye bağırmaya başladı. Ecevit, bu sırada kürsüye geldi ve “Türkiye’de hanımların giyim kuşamına, baş örtüsüne özel yaşamlarına hiç kimse karışmıyor. Ancak burası kimsenin özel yaşam mekanı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!”

Protestolar üzerine, oturuma ara verildi. Oturum yeniden başladığında Merve Kavakçı salonda yoktu. Kavakçı hakkında daha sonra fezleke hazırlandı, milletvekilliği iptal edildi.

Yeni Asya / İSTANBUL

07.11.2006


 

AB'ye Osmanlı modeli

Washington’daki Georgetown Üniversitesi’ne bağlı Türk Etütleri Enstitüsü’nün başkanı Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. David Cuthell, Avrupa Birliği’nin (AB), Osmanlı İmparatorluğu modelinden yararlanabileceğini söyledi.

Kuzey Amerika Türk-Amerikan Akademisyenler Derneği’nin (NETA) düzenlediği konferansta David Cuthell, ‘’Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa Birliği İçin Bir Model mi?’’ başlıklı bir konuşma yaptı. ABD’nin kuzeydoğusunda yaşayan bilim adamları arasında toplumsal, entelektüel ve akademik ilişkilerin güçlendirilmesini sağlamak amacıyla kurulan derneğin konferanslar dizisi kapsamında New Jersey eyaletinin Teaneck kentinde bulunan Fairleigh Dickinson Üniversitesi’nde düzenlenen konferansta Cuthell, Osmanlı İmparatorluğu döneminde hoşgörünün kurumsallaştırıldığını kaydederek, AB’nin de bu deneyimden yararlanması gerektiğini söyledi. Cuthell konuşmasında, Osmanlı toplumunun modernite öncesi çok kültürlü, çok uluslu ve çok dilli bir toplum olarak günümüze oldukça başarılı ve değişik açılımlar sunduğunu kaydetti.

Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkan en önemli düşünce akımlarından milliyetçiliğin, aynı zamanda çağdaş Türk Cumhuriyeti’ni kuran akım olduğunu anlatan Cuthell, şimdilerde ise ironik bir biçimde AB’ye girmek isteyen Türkler’in, milliyetçiliklerini yeniden gözden geçirmek zorunda kaldıklarını vurguladı. Cuthell ayrıca, Osmanlı döneminde Türkler arasında milliyetçiliğin olmadığını, ancak bugün cumhuriyetin, milliyetçiliği, toplumun dindar, laik, sağ ve sol görüşe sahip çok değişik kesimlerine yaymayı başardığını söyledi. AB’nin, Türkiye’ye sürekli çifte standart uyguladığını savunan Cuthell, AB uyum reformlarının kısa vadede Türkiye için çok yararlı olduğunu, ancak uzun vadede Türkler’in AB’ye üye olup olmamayı yeniden gözden geçirmek durumunda kalacakları görüşünü dile getirdi.

Cuthell, Osmanlı İmparatorluğu’nun 3 temel kurumsal unsuru olarak gösterdiği ‘’bireyin imparatorluk içindeki konumu, hukuk ve ekonomik fırsatları’’ ayrıntılarıyla irdeleyerek, bunların AB’ye model olabileceğini anlattı. Osmanlı İmparatorluğu’nun, cumhuriyete dek dışardan göç almakla birlikte hiçbir zaman dışarıya nüfus vermediğini hatırlatan Cuthell, bugünkü AB’nin ayrımcı politikalarının bu noktada Osmanlı deneyiminden esinlenebileceğini bildirdi. Cuthell, kanun uygulamaları ve adalet konusunda Osmanlılar’ın, milliyetçiliğin yükseldiği dönemlerde bile Müslüman veya Türk grupları kayırmak yerine adaleti tesis etmek amacıyla hareket ettiklerini belirterek, toplumlararası hoşgörüyü yerleştirme ve yaymada AB’nin Osmanlı toplumundan alacak çok şeyi olduğunu sözlerine ekledi.

Başta Türkiye’nin New York Ticaret Ateşesi Mehmet Ali Erdem olmak üzere çok sayıda Türk ve ABD’li dinleyicinin katıldığı konferansın ardından bir de kokteyl verildi.

/ NEW YORK

07.11.2006


 

AKP: AB’ye girmemiz kesin değil

AKP’nin seçim çalışmaları için teşkilâtına göndediğin CD’lerde Türkiye’nin AB üyeliği ile ilişkin, “Kimse AB’ye üyeliğimiz kesindir gibi bir beklenti içinde olmamalı. Üyeliğimiz gerçekleşmeyebilir” denildi.

AKP’nin Ar-Ge’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç, parti muhabirleriyle parti genel merkezinde kahvaltılı sohbet toplantısında biraraya gelerek, teşkilâtlara yönelik başlatılan eğitim çalışmasına ilişkin bilgi verdi. Denemeç’in verdiği bilgiye göre, AKP, 2007 yılında yapılacak milletvekili seçimlerine bir yıl kala tüm teşkilâtları ‘interaktif eğitim’den geçirecek. 100 bin teşkilat üyesinin eğitimden geçirileceği çalışma kapsamında partililere dış politikadan ekonomiye, sosyal politikalardan parti kimliğine kadar birçok konuda ders veriliyor. Eğitim çalışması ile ilgili hazırlanan CD’lerde CD’lerde Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecine ilişkin ilginç değerlendirmeler yer alıyor. Teşkilâtlara ‘AB ile ilgili kesin üyelik beklentisi içine girmeyin’ uyarısını yapıldığı CD’lerde AB ile ilgili şu değerlendirmeler yapılıyor: “Kimse AB’ye üyeliğimiz kesindir gibi bir beklenti içinde olmamalı. Üyeliğimiz gerçekleşmeyebilir. Müzakereler çok uzun sürecek. Müzakereler bittiğinde ‘AB bugünkü çekiciliğini koruyacak mı, Türkiye, AB’ye hâlâ girmek isteyecek mi? Bu soruların cevabını şimdiden söylemek mümkün değil. AB’ye üye olmazsak bizim kaybedecek bir şeyimiz yok. Biz AB’ye hoş görünmek için reform yapmayacağız. Yaptığımız tüm reformların halkımızın refahı için yapılmıştır”.

AKP belli periyodlarla CD’lerdeki bilgileri güncellemeye yoluna gidecek.

/ ANKARA

07.11.2006


 

Osmanlı Balkanlara hoşgörü getirdi

Bükreş Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mihai Maxim, Osmanlı’nın Balkanlara büyük bir medeniyet ve hoşgörü getirdiğini söyledi.

Bu sene üçüncüsü düzenlenen uluslar arası ‘Balkanlarda Osmanlı Medeniyeti’ Kongresi organizatörlerinden Bükreş Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mihai Maxim, Osmanlı’nın Balkanlara büyük bir medeniyet ve hoşgörü getirdiğini söyledi.

‘Balkanlarda Osmanlı Medeniyeti’ adlı kongre 1-5 Kasım tarihleri arasında Bükreş’te düzenlendi. Kongrede, Osmanlı’nın bölgede bıraktığı miras Bilim, Sanat, eğitim, din ve diplomasi olmak üzere geniş bir açıdan ele alındı. İslâm, Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA), Bükreş Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi ve Romanya Akademisi ile ortaklaşa düzenlenen toplantının açılışı Romanya Akademisi Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Sempozyumun diğer oturumları Majestik Otel’de devam etti.

Kongre açılışında IRCICA Genel Müdürü Dr. Halit Eren, Bükreş Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mihai Maxim, Romanya Akademisi Başkanı Ionel Haiduc, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoglu, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürü Doç. Dr. Yusuf Sarınay, Prof. Dr. Kemal Karpat ve Prof. Dr. Machiel Kiel ile kongre katılımcıları ve çok sayıda resmî dâvetli hazır bulundu. Toplantının açılışını yapan Prof. Dr. Mihai Maxim, Dr. Halit Eren ve Prof. Dr. Ionel Haiduc böyle bir toplantının Bükreş’te düzenlenmesinin önemi üzerinde durdu.

‘OSMANLI YENİDEN KEŞFEDİLİYOR’

Programın organizatörlerinden Prof. Maxim, Osmanlı’nın değerinin günümüz kutuplaşmalarının yaşandığı dünyamızda daha iyi anlaşılmaya başlandığını söyledi. Prof. Maxim, Osmanlı’nın günümüzde yeniden keşfedilmeye başlandığını, ilk defa Romanya’da düzenlenen bu kongrenin de bunun iyi bir ispatı olduğunu vurguladı.

Bazı yanlış düşüncelerin aksine Osmanlı’nın Balkanlara büyük bir medeniyet ve hoşgörü getirdiğini belirten Romen tarihçisi Prof Dr. Mihai Maxim, şu görüşleri dile getirdi: “Bu tür toplantılar bugüne kadar klişeleşmiş şekilde söylenen ‘Osmanlı yağma yapmış, sadece savaş yapmış, Balkanları sömürmüş’ anlayışlarını kökten yıkıyor. Osmanlı ile ilgili her geçen gün bilinmeyen yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Osmanlı adeta yeniden keşfediliyor. Görüyoruz ki; mükemmel bir uygarlık ve medeniyet bırakmış. Kütüphaneler, Kıraathaneler, Hamamlar, mimari eserler, hanlar, köprüler kurdular. Balkanlara; san’attan, eğitime, mimariden, mutfağa, tarım sistemine kadar çok büyük yenilikler getirdi Osmanlı.”

Bu bilimsel kongrenin aynı zamanda medeniyetler arası diyalog ve barış ortamına da ciddî katkıda bulunduğunu vurgulayan Prof Maxim’e göre Osmanlı, asırlar öncesinden bugün bölgede özlemi duyulan ‘barış ve birlikte yaşama hoşgörü’ anlayışını geliştirmiş ve uygulamayı başarmış.

“Osmanlı zamanında mükemmel bir uygarlık vardı.” diyen Prof. Maxim, sözlerini, “Osmanlılar Balkanları büyük bir hoşgörü ile yönettiler. Bu hoşgörü sayesindedir ki bugünkü Balkan halkları ve ülkeleri kendi kültür, dil ve özelliklerini muhafaza edebildi.” şeklinde özetledi.

Daha önceki yıllarda Sofya ve Tiran’da düzenlenen kongrelerin önümüzdeki yıllarda Avrupa ülkelerinden de gelen talep doğrultusunda “Avrupa’da İslâm ve Osmanlı Medeniyeti” şeklinde gerçekleştirilmesi planlanıyor.

07.11.2006


 

Sel sırası Şemdinli’de

Hakkari’nin Şemdinli ilçesindeki selde, 3 kişinin kayıp olduğu, 4 kişinin yaralandığı, 150 evin hasar gördüğü ve 150 evin de boşaltıldığı bildirildi.

Hakkari Valiliğinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Şemdinli’de saat 16.00 sıralarında başlayan yoğun yağış nedeniyle ilçe merkezi ve köylerinde sel oluştu. Açıklamada, selin zararının en az şekilde atlatılması için İlçe Kriz Merkezinin kurulduğu kaydedildi. Selden zarar gören aileler Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO), Cumhuriyet İlköğretim Okulu, Öğretmen Evi ve Devlet Hastanesine yerleştirildiği, buradaki vatandaşlara Taktik Alay Komutanlığı ve YİBO yönetimince sıcak yemek dağıtımı yapıldı.

Bu arada, ikisi yıldırım çarpması sonucu olmak üzere yaralanan 4 kişi devlet hastanesinde tedavi altına alınırken, evlerinin çatısında mahsur kalan 8 vatandaş askeri birliklerin müdahalesiyle kurtarıldı. Elektrik hatlarının da hasar gördüğü sel nedeniyle, ilçedeki bazı yollar trafiğe kapanırken, Derecik Beldesi, Gülkonak, Altunsu ve Ortaklar köyleriyle ulaşım zorlukla sağlanıyor.

/ HAKKARİ

07.11.2006


 

Yeni yağış dalgası

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, tüm yurtta etkili olan soğuk ve yağışlı havanın etkisini kaybedeceğini, ancak yurdun kuzeybatı kesimlerinin yeni bir yağışlı sistemin etkisine gireceğinin tahmin edildiğini bildirdi.

Doğu Anadolu Bölgesi’nde etkisini gösteren soğuk ve yağışlı hava hayatı olumsuz etkiliyor. Meteoroloji Bölge Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, dün Erzurum, Kars ve Ardahan’da şehir merkezlerinde etkili olan kar yağışının ardından, gece en düşük sıcaklıklar eksi 5 dereceyle Erzurum ve Ardahan’da ölçüldü.

Bölgedeki diğer illerde ise gece en düşük hava sıcaklıkları, Erzincan’da eksi 1, Kars’ta 0, Ağrı’da 2 ve Iğdır’da 8 derece oldu.

Yetkililer, bugün bölge genelinde parçalı bulutlu bir havanın beklendiğini, en yüksek hava sıcaklıklarının Erzurum’da 11, Erzincan’da 14, Kars’ta 12, Ağrı’da 13, Ardahan’da 10 ve Iğdır’da 15 derece olarak tahmin edildiğini bildirdiler. Bölge genelinde hafta sonuna kadar parçalı bulutlu bir havanın hakim olacağını belirten yetkililer, hafta sonu sıcaklıklarda yaşanacak düşüşle birlikte yeniden yağış beklendiğini ifade ettiler.

/ ERZURUM

07.11.2006


 

Tüzmen’den Anadol’a 1 milyon dolarlık dâvâ

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, CHP TBMM Grup Başkan Vekili Kemal Anadol hakkında, 1 milyon dolarlık tazminat ve ceza dâvâsı açtı.

Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Tüzmen, CHP’li Anadol’un geçtiğimiz günlerde kendisiyle ilgili ortaya attığı iddiaları hatırlattı. Anadol’un iddialarını ‘mesnetsiz’ olarak niteleyen Tüzmen, şurları kaydetti: “Sayın Anadol şahsımla ilgili bir sürü mesnetsiz iddialarda bulundu, sahte ihbar mektubunu belge diye kamuoyuna sundu. Bunları yanıtladım ancak insanların onuru ile oynamanın bu kadar basit olmaması gerektiğini düşünüyorum. Şahsıma yönelik iftiralar ile ilgili olarak sayın Anadol hakkında bugün 1 milyon dolarlık tazminat ve ayrıca ceza davası açmış bulunuyorum. Bundan sonrasına yargı karar verecektir. Muhalefetin iktidarla ilgili muhalefetini saygıyla karşılıyorum. Ancak bunun gerçek temelde ve doğru bilgilerle olması gerekir. Diğer bir deyişle muhalefet seviyeli olmalıdır.”

/ ANKARA

07.11.2006


 

Susurluk cezalarına yeni TCK uyarlaması

Susurluk dâvâsı hükümlülerinin yeniden yargılandığı dâvâda mahkeme, yeni TCK’yı dikkate alarak Korkut Eken’in cezasını 4 yıl 2 ay, diğer 12 sanığın cezasını ise 3 yıl 1 ay 15’er gün olarak düzenledi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya hükümlüler Mustafa Altınok ve Abdülgani Kızılkaya katıldı. Mahkeme, yeni TCK’yı dikkate alarak Korkut Eken’in daha önce “Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak ve bu teşekkülü yönetmek” suçundan 6 yıl ağır hapis olarak belirlenen cezasını, 4 yıl 2 ay olarak düzenledi. Mahkeme kararında, aynı suçtan 6 yıl ağır hapis cezası verilen İbrahim Şahin hakkında ise, 2003 yılında Cumhurbaşkanı tarafından cezasının kaldırılmış olması dolayısıyla uyarlama yapmadı. Mahkeme, daha önce 4’er yıl ağır cezasına çarptırılan diğer 12 sanığın cezasını da 3 yıl 1 ay 15’er gün olarak düzenledi.

/ İSTANBUL

07.11.2006


 

Eğitim bürokrasiye kurban edilmesin

Eğitimciler Birliği Sendikası’nın (Eğitim-Bir-Sen) ‘Türk Eğitim Sisteminde Yeni Paradigma Arayışları Sempozyumu’nu tamamlanarak, “sonuç bildirgesi” yayınlandı.

Bildirgede,”Giderek yönetilmez bir hale gelen ve koordinasyon güçlüğü yaşanan Millî eğitim merkez teşkilatı, eğitimle ilgili rutinlerle uğraşmak ve bürokrasiyle boğuşmaktan çıkarılarak, eğitimle ilgili etkin politika ve stratejiler üreten ve Türkiye’nin geleceğini sürekli kurgulayan ve inşa eden bir yapıya dönüştürülmelidir” denildi.

Eğitim politikalarına ışık tutmak, ülkemizin en hayatî önemdeki konusu olan eğitimle ilgili yeni bakış açılarının ve alternatif çözümlerin tartışılmasını sağlamak amacıyla, 4–5 Kasım 2006 tarihlerinde Ankara Başkent Öğretmenevi’nde Eğitim-Bir-Sen’in düzenlediği ‘Türk Eğitim Sisteminde Yeni Paradigma Arayışları Sempozyumu’nun tamamlanarak “sonuç bildirgesi” yayınlandı. Sonuç bildirgesinde bütün okul tür ve kademeleriyle alanlar arasındaki her türlü dikey ve yatay geçişler bütünüyle özgür ve esnek hale getirilmelisi istenilen bildirgede, bir üst öğrenim kurumuna öğrenci seçmede kullanılan ve öğrencilerin düşük düzeydeki zihinsel yeterliliklerini ölçmeye çalışan OKS gibi sınavların terk edilerek; yerine otantik değerlendirme sistemi gibi alternatif yöntem, araç ve gereçler geliştirilmesi istendi. Eğitim sisteminin yaygın eğitim ile örgün eğitim arasında karşılıklı geçişlere imkân sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi, yaygın eğitimin örgün eğitim kurumları ile denkliğini sağlayacak belgelendirme sistemi geliştirilmesi gerektiği kaydedildi.

EĞİTİM MERKEZE ALINMALI

Sonuç bildirgesinde yer alan tekliflerin satır başları şöyle:

Eğitim bölgeleri yapı ve işleyiş açısından daha ekin hale getirilmeli, kaynak sağlama ve kullanma bakımından yetkilendirilip güçlendirilmelidir.

Uzun vadede lise eğitimi zorunlu hale getirileceğinden, lise tür ve sayısı en aza indirgenmeli, birçok lise türüne son verilmelidir.

Türkiye, eğitim sistemini, tarihi misyonu doğrultusunda, ülkenin gelecekteki stratejik hedefleriyle bütünleştirerek Avrupa Birliği hedeflerinin de üstünde kurgulamalıdır.

Eğitim sistemi, çocuklarımızı ve gençlerimizi içinde bulunduğu motivasyon krizinden kurtaracak ve özgüven duygularını güçlendirecek bir yaklaşım içerisinde olmalıdır.

Öğrencilerimiz, biricikliği korunarak sosyal ideallerle güçlendirilmeli, yıkıcı rekabet anlayışından uzak, değerler eğitiminin merkeze alındığı bir söylem ve anlayışla yetiştirilmelidir.

Fatih KARAGÖZ / ANKARA

07.11.2006


 

Deniz Feneri yüzleri güldürdü

Deniz Feneri Derneği, bir tır ve bir kamyon dolusu malzemeyi Simav’a getirerek, Okul müdürlüklerince ilçe merkezinde ve köylerdeki yoksul vatandaşlara dağıttı.

İhtiyaç sahibi 474 ailenin gıda, temizlik, giyim, dayanıklı ev eşyası, beyaz eşya gibi ihtiyaçları teslim edildi. Yeşilova düğün salonundan dağıtımı yapılan yardım paketlerini alan vatandaşların yüzü gülüyordu. Kuşu beldesinde evleri yanan iki vatandaşın evini yapıp donatan Deniz Feneri ihtiyaç sahibi ailelerin gıda, eğitim, giyim, ev eşyası, mutfak malzemesi, soba, ve diğer ihtiyaçlarını da giderdi. Deniz Fenerinin ilçe merkezinde ve köylerinde tespit edilecek vatandaşlara yardımlarını sürdüreceği bildirildi.

İsmail Beytullah BAYŞU / SİMAV

07.11.2006


 

İHH Yardımları Batman’da

İHH İnsani Yardım Vakfı, geçtiğimiz hafta yaşanan sel felâketinde büyük zarar gören illerden olan Batman’da çalışmalara başladı.

Bölgeye giden İHH Acil Yardım Ekibi, Batman’da tesbit edilen 250 aileye gıda dağıtımı gerçekleştirdi. İHH Gezici Aşevi de Batman’da afetten etkilenen mağdurlara sıcak yemek dağıtıyor.

Batman’da selden en çok etkilenen yedi bölgede çalışmalarda bulunan İHH Acil Yardım Ekibi faaliyetlerini sürdürürken, gezici aşevi de önceki gün, sele sebep olan İloh Deresi yakınındaki Karşıyaka, Petrolkent ve Seyitler Mahallelerinde 3 bin kişiye, dün ise Çay Mahallesi, İloh, Yeşil Tepe ve 19 Mahallesi’nde 3 bin kişiye sıcak yemek dağıttı. Ekip, tesbit edilen 300 aile için hazırlanan gıda paketlerinin dağıtımına da devam ediyor.

İHH yetkilileri, 2 Kasım 2006 tarihinde yaşanan sel felaketinde bin 900 evin kullanılamaz hale geldiğini, Batman’daki 12 bin evin selden orta derecede hasar gördüğünü hatırlatarak bölgeye yardımların devam etmesi gerektiğini belirtti.

Yaklaşık altmış bin kişinin selden zarar gördüğü Batman’da yaptıkları yardım faaliyetlerini Diyarbakır’ın Bismil ve Çınar ilçelerinde sürdüreceklerini belirten vakıf yetkilileri, bölgede sıcak yemek, battaniye, elbise, iç çamaşırı, temiz su, çocuk bezi ve temizlik malzemelerine acil ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Yeni Asya / İSTANBUL

07.11.2006


 

50 yıllık arazi dâvâsı torunlara miras kaldı

Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı iki köy arasında yaklaşık bin dönümlük arazinin kullanımı ile ilgili 1956 yılında başlayan dâvâ, aradan geçen 50 yıla rağmen sonuçlanmadı.

Alınan bilgiye göre, 1956 yılında Yeşilyurt’a bağlı Cafana köyü ile Kilise köyü arasında kalan yaklaşık bin dönümlük arazinin kullanımıyla ilgili anlaşmazlık çıktı. Cafana köyünün araziyi işlemek istemesiyle başlayan dâvâ, o tarihten beri çeşitli aşamalardan geçerek devam etti. Geçen nisan ayında Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Kilise köyü lehine karar verildi. Ancak karşı köyün itirazı üzerine dâvâ Yargıtaya gitti.

Dâvâ süresince Cafana köyünün adı ‘’Görgü’’ olarak, Kilise köyünün adı ise önce ‘’Onatlı’’ sonra da ‘’Cumhuriyet Örnek’’ köyü olarak değiştirildi. Cumhuriyet Örnek köyü avukatı Ahmet Kurnaz, yaptığı açıklamada, devam eden arazi dâvâsına 1985 yılından beri vekillik ettiğini belirterek, ’’Devam eden dâvâya 1985 yılından itibaren vekillik etmeye başladım ve 21 yıldan beri ben bakıyorum.’’

Avukat Ahmet Kurnaz, üzerinde hak iddia edilen araziye müdahale iddiasıyla dâvâ açanlardan hayatta kalanların olmadığını ve torunlara miras kaldığını söyledi. Kurnaz, Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesinden 14 Nisan 2006 tarihinde arazinin Görgü köyünde olduğu, ancak Cumhuriyet Örnek köyüne ait mera olduğu yönünde karar çıktığını, dâvânın Görgü köyünün itirazı üzerine Yargıtay’a gittiğini ifade etti. Kurnaz, Yargıtay’ın kararı bozması halinde dâvânın kaldığı yerden devam edeceğini bildirdi.

/ MALATYA

07.11.2006


 

Merkel: Kriz Türkiye’nin çabalarına bağlı

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’yle siyasi kriz istemediklerini, ancak bunun önlenmesi için özellikle Türkiye’nin çaba harcaması gerektiğini söyledi.

Merkel, önceki gece geç saatlere kadar süren ve Almanya’nın gelecek yıl üstleneceği AB ve G-8 dönem başkanlıkları konularının ele alındığı özel kabine toplantısından sonra yaptığı açıklamada, Türkiye’den aksayan AB üyelik müzakerelerinin canlandırılması için daha fazla çaba harcamasını istedi. Merkel, “Siyasi kriz oluşturmak istemiyoruz, ancak bu her şeyden önce Türkiye’nin çabalarına bağlı” dedi. Merkel, Süddeutsche Zeitung gazetesine verdiği demeçte de Kıbrıs Rum kesimiyle serbest mal ticaretini öngören “Ankara Protokolü”nün uygulanması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: “Aksi takdirde üyelik müzakerelerinin sürdürülmesiyle ilgili olarak çok çok ciddî bir durum ortaya çıkabilir. Böyle zor bir duruma gelinmemesi ve AB’nin böyle bir duruma sokulmaması için Türkiye’ye her türlü çabayı harcaması çağrısında bulunuyorum.”

/ BERLİN

07.11.2006


 

Yarbay'dan partisine eleştiri

AKP Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay, partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulunun (MKYK), olağan genel kurul konusunda Siyasi Partiler Kanunu ve Parti tüzüğünün ön gördüğü süreyi aşarak, görevini ihmal ettiğini ileri sürdü.

Yarbay, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, parti kongrelerinin gövde gösterisi ve şölen yapılacak yerler olmadığını ifade ederek, şölen ve ve gövde gösterisinin yapıldığı yerlerde aklın değil, duyguların ön plana çıktığını söyledi. Partisinin 2. Olağan Genel Kurulunun, 12 Ekim 2006 tarihinde yapılması gerektiğini savunan Yarbay, şöyle devam etti:

‘’MKYK, Olağan Genel Kurulun toplanması konusunda, Siyasi Partiler Kanunu ve tüzüğümüzün öngördüğü süreyi aşarak görevini ihmal etmiş, aynı zamanda delegelerin kendine vermiş olduğu yetkili yönetme süresini aşarak, delege iradesine dayanmadan partiyi yönetmektedir. Bu durum, demokrat kimliği ve hukukun üstünlüğünü kabul eden partiye hiç yakışmamaktadır.’’ Yarbay, partililere, ‘’yetkili organlar için aday olmaları’’ çağrısında bulunarak, ‘’Bütün delegeler, önümüzdeki 6 ay içinde yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi ve Cumhurbaşkanı seçiminden sonra oluşacak parti yönetimi konusunda görüş alışverişinde bulunmalı, partinin geleceğine şimdiden yön verilmelidir’’ diye konuştu. Bir gazetecinin, ‘’Bu sözlerinizden, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olacağı yorumu çıkartılabilir mi?’’ soruna Yarbay, ‘’Eğer olmayacaksa o da açıklanmalı’’ karşılığını verdi. ve ABD’li dinleyicinin katıldığı konferansın ardından bir de kokteyl verildi.

/ ANKARA

07.11.2006


 

Alpogan, Polonya’ya gidecek

Millî Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, Polonya’ya gidecek.

MGK Genel Sekreterliğinden yapılan yazılı açıklamada, MGK ile Polonya Ulusal Güvenlik Bürosu arasındaki karşılıklı resmi ziyaretler çerçevesinde, Yiğit Alpogan başkanlığındaki bir heyetin 8-10 Kasım 2006 tarihlerinde Polonya’yı ziyaret edeceği bildirildi. Ziyaretin Polonya Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı’nın 15-17 Eylül 2005 tarihlerinde Türkiye’ye yaptığı resmi ziyarete karşılık olduğu ifade edilen açıklamada, Polonya’nın, MGK Genel sekreterlikleri arasında düzenli temasların başlatıldığı ilk Avrupa Birliği ülkesi olduğuna dikkat çekildi.

Alpogan’ın, ziyaret sırasında Polonya Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Wladyslaw Satsiak ile yapacağı istişarelerin yanı sıra bu ülkenin dışişleri ve milli savunma bakanlık müsteşarlarıyla da görüşeceği, ayrıca Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski tarafından kabul edileceği bildirildi.

/ ANKARA

07.11.2006


 

‘Akıl Hastası’ denmesin diye doktora gitmiyoruz

Uzmanlar, Türkiye’de her 5 kişiden birinin psikiyatrik rahatsızlık yaşadığını ancak tedavi yoluna gidenlere “akıl hastası” damgası vurulması yüzünden hastaların sadece üçte birinin hekime başvurduğunu bildiriyor.

Denizli Devlet Hastahanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Hüsnü Menteşeoğlu, Sağlık Bakanlığı’nın 1998 yılında yaptığı araştırmaya göre her 5 kişiden birisinin psikiyatrik rahatsız olduğunu belirterek, 8 yıl geçmesine rağmen bu hastaların sadece üçte birinin hekime başvurduğunu ifade etti.

Dr. Menteşeoğlu, “Bu üçte birin de sadece üçte birlik kısmı psikiyatri uzmanına başvurmaktadır. Damgalanma korkusu halkımızda hâla etkilidir. Hastalar, ‘Psikiyatriye gittiğine göre akıl hastasıdır’ damgası yememek için psikiyatriyle isim benzerliği olan beyin cerrahisi, nöroloji gibi branşlara bile gitmektedir. Başka bir dedikodu da psikiyatri ilâçlarının akıl hastalığına, iktidarsızlığa, beyin kanserine ve intihara yol açtığıdır. Bunların tamamı asılsızdır.” dedi.

Menteşeoğlu, özellikle ileri yaşlarda tedavi edilmeyen psikiyatrik bozuklukların irritabl kolon, kalp, şeker, yüksek tansiyon gibi hastalıklar için bir risk faktörü olduğuna işaret ederek, “Kanser, kalp ve şeker gibi kronik hastalıkların yarısında depresyon vardır. Depresyon tedavi edilmezse, diğer hastalık ölümcül olabilir. Anne veya babadan birisinde ruh hastalığının olması, çocuğun da psikolojisini olumsuz etkiler. Ruhi problemlerin beyin kimyasından kaynaklandığına ve dolayısıyla ilaç gibi tıbbi yöntemlerle iyileştirilebileceğine inanılmıyor. İnsanlar en çok beyinlerinin dolu olduğundan, yorgunluktan ve unutkanlıktan yakınıyor ama bunun psikiyatrik bir hastalıktan kaynaklandığını bilmiyor. Sadece beyinlerini boşaltıp rahatlamak istiyorlar.” şeklinde konuştu.

/ DENİZLİ

07.11.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004