Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 17 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

Şemdinli dâvâsı askerî mahkemede

Yargıtay, Şemdinli olaylarıyla ilgili dâvâda sanık Astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz hakkındaki kararı “eksik soruşturma” gerekçesiyle bozdu. Dâvânın temyiz incelemesini sonuçlandıran Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Kaya ve İldeniz’i “adam öldürmek, çete kurmak ve adam öldürmeye teşebbüs” suçlarından 39 yıl 5 ay 10’ar gün hapse mahkum eden kararının usul yönünden bozulması sonucuna vardı. Daire, suçun askerî mahkemenin görev alanına girdiğine de hükmetti.

Şemdinli davası müdahil avukatlarından Cüneyt Caniş, ‘’Türkiye’nin gündemini sarsan bir olayda, yargılama sürecinden halen umutluyuz, umudumuzu yitirmiyoruz’’ dedi.

Yargıtay kararı, bozmasıyla ilgili gazetecilere açıklama yapan müdahil avukatlarından Cüneyt Caniş, yargılama sürecinin devam ettiğini, davanın kendileri açısından henüz sonuçlanmadığını belirtti. Caniş, olayla ilgili Van Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada ve Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin dava esnasında yaptığı incelemede herhangi bir eksiklik bulunmadığını belirterek, şunları söyledi: ‘’Yargılamanın ilk anından itibaren adil yargılamaya ya da bağımsız yargıya müdahale anlamına gelecek bir takım olaylar yaşandı. Bizler sonucun az çok nereye gideceğini tahmin edebiliyorduk. Ancak yargılama halen sürüyor. Yargıtayın gerekçeli kararı elimize geçtiği zaman daha ayrıntılı beyanda bulunacağız. Türkiye’nin gündemini sarsan bir olayda yargılama sürecinden halen umutluyuz. Umudumuzu yitirmiyoruz.’’

/ ANKARA

17.05.2007


 

Şemdinli'yi müdahaleler bozdu

Şemdinli dâvâsına müdahil olarak katılan Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Sezgin Tanrıkulu kararı ve bundan sonraki süreci Yeni Asya’ya değerlendirdi.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Şemdinli dâvâsıyla ilgili sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz hakkındaki 39 yıl 5 ay 10’ar gün hapis cezası kararını ‘’eksik soruşturma’’ gerekçesiyle bozdu. Daire, dâvâya bakmakla görevli yerel mahkemenin Askerî mahkeme olması gerektiğine hükmetti. Şemdinli dâvâsına müdahil olarak katılan Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Sezgin Tanrıkulu kararı ve bundan sonraki süreci Yeni Asya’ya değerlendirdi.

*Şemdinli dâvâsında müdahil olarak katılmış bir avukat olarak Yargıtay’ın kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu kadar çok müdahaleden sonra farklı bir karar beklemiyorduk. En son Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın “Şemdinli’de hukuk cinayeti işlenmiştir” sözünden sonra bu karar çok şaşırtıcı gelmedi bize. Ancak Yargıtay’ın “Askerî mahkeme görevlidir” demesi önemli. Biz ısrarla yargılanan şahısların bir emir-komuta zinciri içerisinde oraya gönderildiğini ifade ediyorduk. Dolayısıyla eğer görevli olarak oraya gitmişlerse görevlendirenlerin de yargı önüne çıkarılmaları gerekir.

*Neden Askerî mahkemenin görevi olduğu yönünde bir kararı çıktı?

Yargıtay, bunların asker sıfatlarıyla, görevdeyken bu suçları işlediklerine kanaat getirmiştir.

*Askerî mahkemede yargılanmanın şartı nedir?

Görev suçlarına Askerî mahkeme bakar. Askerî şahısların sivil yani görev dışındaki suçlarına Askerî mahkeme bakmaz. Ama Yargıtay “bu görev suçudur, görevliyken bunları işlemişlerdir” dedi.

*Siz bu karara katılıyor musunuz?

Şu bakımdan katılıyorum; bunlar astsubay sonuç itibariyle. Görevliyken bu suçu işlemişseler bunlara görev verenlerin de ortaya çıkarılması lazım.

*O zaman bu karar bir anlamda sizin iddialarınızı da doğrulamış mı oluyor?

Evet bir bakıma doğruluyor. Çünkü biz ısrarla mahkeme sırasında şunu söylüyorduk; “Bu dâvânın sanıkları üç kişiden ibaret değildir. El altından el üstüne kadar bunları görevlendirenlerin, emir verenlerin de burada olması lazım, yargılanmaları gerekir.” Karar bu bakımdan anlamlı.

*Askerî mahkemeden nasıl bir sonuç çıkar sizce?

Van Ağır Ceza Mahkemesi yaptığı yargılama sonucunda bu suçları işledikleri konusunda bu şahıslara bir ceza verdi. Bunlar her ne kadar eksik soruşturmadan ya da görev yönünden bozuldu ise de sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’nin bir mahkemesi, yaptığı bir yargılama sonucunda söz konusu kişileri cezalandırdı. Kamuoyu vicdanında ve bizim nazarımızda açık ve net bir biçimde bu şahıslar bu işin failleridir. Fakat biz olayın bu noktada kalmasına hep itiraz etmiştik.

*Bu noktada kalmayacağı yönünde yeni bir şans olabilir mi?

Yeni bir şans olmaz ama karar, bu sanıkların arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılması noktasında yeni bir tartışma meydana getirebilir. Belki.

*Emir verenlerin sorumluluğuna dikkat çekiyorsunuz?

E tabi bunların bireysel işi değil ki. Ali Kaya sabah kendi kendine düşünüp sonra diğer isimlere “Gel Şemdinli’ye beraber gidelim, bir bomba atıp gelelim” dememiştir yani. Sonuç itibariyle bu bir yerde emir komuta zinciri içerisinde kararlaştırılmış bir konseptin uygulanmasıydı. Dolayısıyla bu konseptin içinde herkesin yani bu organizasyonun ortaya çıkarılması gerekirdi.

*Çıkarmak isteyenler olmadı mı?

Şemdinli savcısı bunu yapmaya çalıştı. Ama sonucunu hepimiz biliyoruz. [email protected]

Kemal BENEK / ANKARA

17.05.2007


 

Av. Vedat Gülşen: Karar, terörle mücadelede moral olacak

Şemdinli Dâvâsı’nın sanık avukatı Vedat Gülşen, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bozma kararının adaletin yerini bulması yönünden çok önemli olduğunu belirterek, ‘’Terörle mücadelede çalışan diğer arkadaşlar için moral olacaktır’’ dedi.

Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde meydana gelen olaylarla ilgili sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz’e verilen hapis cezasına ilişkin kararın temyiz duruşması, Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapıldı. Duruşmanın ardından gazetecilere açıklama yapan sanık Avukatı Gülşen, dairenin sanıkların terörle mücadele eden askerler olması sebebiyle dâvâya bakmakla askeri mahkemenin yetkili olduğuna karar verdiğini ifade etti.

Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ileri sürdükleri tüm temyiz ve itiraz taleplerinin kabul edildiğini kaydeden Gülşen, ‘’Eksik soruşturma neticesinde verilen hüküm, tüm eksikliklerden tek tek bahsedilerek itirafçıların dinlenmeleri dahil olmak üzere bozuldu’’ diye konuştu. Kararın adaletin yerini bulması yönünden çok önemli olduğunu ifade eden Gülşen, şu görüşlere yer verdi:’’Terörle mücadelede çalışan diğer arkadaşlar için moral olacaktır. Çünkü terörle mücadele eden askeri güçlerin bu görevleri dolayısıyla işlenmiş suçlara da emsal bir karar çıkmıştır. ’’

/ ANKARA

17.05.2007


 

Erdoğan: Tehdit, kriz, çatışma, tehlike= CHP

Baykal’ı eleştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “CHP liderinin konuşmalarına bir bakın Allah aşkına... Umut mu dağıtılıyor, korku mu pompalanıyor? Birlik ve beraberlik mesajı mı veriyor, kamplaşma ve çatışma mesajı mı veriyor?” diye sordu.

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanların çalışma hayatına, çalışanlara, sosyal yardımlara ilişkin tek bir önerilerini duymadıklarını ifade ederek, ‘’Takılmışlar, kendi elleriyle yaptıkları bazı öcülere, sabah akşam aynı teraneyi söyleyip geziyorlar’’ dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, iktidarları sürecince bir çok engellemelere maruz kaldıklarını söyledi.

Karşılaştıkları engellemeleri seçim meydanlarında anlatacaklarını ifade eden Erdoğan, ‘’Bunların haritası elimizde. ‘Ne, nasıl engellenmeseydi, şu anda ne olacaktı...’ Zira bu ülkede öyle şeyler yaşandı ki maalesef engellemeler olmasaydı, milletin kasasına o para girmiş olsaydı, şu anda ödediğimiz, belki de o faizlerin birçoğunu ödememiş olacaktık’’ dedi.

Başbakan Erdoğan, dünyada görüştüğü sosyal demokrat liderlerin, kendisine, ‘’Türkiye’de sosyal demokrasiyi temsil eden tek bir parti bile yok’’ dediklerini söyledi. Bazı milletvekillerinin, ‘’biz varız’’ demeleri üzerine Başbakan Erdoğan, ‘’Hatta bizi davet ediyorlar, ‘Gelin sizi buraya alalım’ diyorlar’’ dedi. Recep Tayyip Erdoğan, çok yakında akla karanın ortaya çıkacağını belirterek, laf üretenlerin, milletten hak etiği karşılığı alacağını kaydetti.

/ ANKARA

17.05.2007


 

DSP, iki partide ısrarlı

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, DSP ve CHP’nin Meclise iki grup olarak girmesine, Türkiye’nin ciddî ihtiyacı olduğunu iddia ederek, “CHP’nin grubu zaten önemli. O da olmalı. Öyleyse bu iki grup, inanıyorum ki, tek grup gibi çok başarılı işler yapacak. İki ayrı grup, ama tek grup gibi uyum içinde çalışacaktır. Buna güveniyorum” dedi.

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Rahşan Ecevit’in açıklamasıyla ilgili olarak, ‘’Rahşan Hanım Türkiye’nin selameti açısından son derece önemli bir açıklama yaptı. Bizimi için sevindirici’’ dedi.

Sezer, DSP Genel Merkezi’nden çıkışında, gazetecilerin sorularını cevapladı.Bir soru üzerine, Türkiye’de ciddi bir iktidar alternatifi meydana getirmeye çalıştıklarını ifade eden Sezer, ‘’Bu gerçekleşecek, buna güveniyorum’’ diye konuştu.

Rahşan Ecevit’in, açıklamasında, ‘’Gerek komisyonlarda, gerekse genel kurulda çalışmalarını iki ayrı grup olarak fikir birliği içinde yürütmeleri, parlamentoda sol kanadın etkisini ikiye katlar’’ ifadesini kullandığına dikkat çekilmesi üzerine, Sezer, şunları kaydetti:’’Tabii DSP’li bir gruba bu Meclis’in, Türkiye’nin ciddi ihtiyacı var. CHP’nin grubu zaten önemli. O da olmalı. Öyleyse bu iki grup, inanıyorum ki, tek grup gibi çok başarılı işler yapacak. İki ayrı grup ama tek grup gibi uyum içinde çalışacaktır. Buna güveniyorum.’’

/ ANKARA

17.05.2007


 

Seçim kampanyalarında israfa dikkat

AKP Diyarbakır Milletvekili ve Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Başkanı Aziz Akgül, siyasî parti ve adayların seçim kampanyalarında amaçsız, yararsız, gereksiz iş ve işlemlere tevessül etmemesi gerektiğini söyledi.

TBMM'de gazetecilerin, ''Seçim kampanyasında nasıl hareket edilmesi gerektiği'' yönündeki sorularına karşılık Akgül, gereksiz, amaçsız, yararsız yere herhangi bir iş ve işleme tevessül edilmemesi gerektiğini belirtti. Kaynakların verimli ve etkin kullanılması gereğine işaret eden Akgül, yapılması gereken bütün faaliyetlerin bir amaca yönelik olmasının şart olduğunu vurguladı.

Aziz Akgül, ''Adaylar ve partilerin şuna karar vermesi gerekir; gereksiz, amaçsız ve yararsız yere asla bir iş ve işlem yapılmamalı. Bu hem israfın tanımı, hem de israfı önlemenin gereğidir'' dedi. Bir gazetecinin, ''Milletvekili adayı için israfı önlemenin en güzel yolu listenin en üst sıralarında yer almak değil mi?'' sorusuna gülen AKP'li Akgül, ''O tabii herkesin arzu ettiği bir şeydir. O zaman yapılması gereken gayret de azalmış olur'' karşılığını verdi.

/ ANKARA

17.05.2007


 

AKP ve CHP arasında horoz dövüşü yaşanıyor

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Sünnetçioğlu, vatandaşların AK Parti ve CHP arasında bir seçim yapmaya yönlendirilmeye çalışıldığını belirterek, ‘’AK Parti ve CHP arasında bir horoz dövüşü yaşandığını’’ söyledi.

‘’Ülke, seçim öncesi bir kamplaşmaya götürülmektedir’’ diyen Sünnetçioğlu, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, ülkenin ekonomik ve sosyal sorunlarının göz ardı edildiğini ve seçim odaklı suni gündemler meydana getirilmeye çalışıldığını kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları, Cumhuriyet mitingleri ve benzer olaylarla AKP ve CHP kamplaşması meydan getirildiğini belirten Sünnetçioğlu, birbirinin alternatifi olarak sunulan bu iki partinin aynı görüşleri savunduğunu ve aynı amaca hizmet ettiklerini iddia etti.

Sünnetçioğlu, ‘’AK Parti ve CHP arasında bir horoz dövüşü yaşandığını’’ ifade ederek, şöyle konuştu: ‘’Siyasi partilerin tabelaları ve isimleri değişebilir ama IMF politikaları değişmemiştir. Hepsi IMF’ci, hepsi AB’den talimat almaktadır. Bu durum seçmenlerin gözünden kaçırılmaya çalışılmaktadır. Toplum, birbirinden farkı olmayan iki partiye mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Ülke, seçim öncesi bir kamplaşmaya götürülmektedir.’’

/ ANKARA

17.05.2007


 

Şûrâ kararları hayata geçiriliyor

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim ve Terbiye Kurulu (TTK) Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, 17. Milli Eğitim Şûrâsı’nda alınan kararlardan 14’ünün hayata geçirilmesi için çalışma başlattıklarını bildirdi.

TTK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan, 17. Milli Eğitim Şûrâsı’nda alınan kararlarla ilgili gelişmeler hakkında yaptığı açıklamada, alınan kararların hayata geçirilmesi için harekete geçtiklerini söyledi.

Şûrâ’da, ‘’Türk Milli Eğitim Sisteminde Kademeler Arası Geçişler, Yönlendirme ve Sınav Sistemi’’ ile ‘’Küreselleşme ve AB Sürecinde Türk Eğitim Sistemi’’ konularının görüşüldüğünü ve toplam 163 karar alındığını anımsatan Erdoğan, bu kararlardan 14’ünün uygulanması için harekete geçtiklerini bildirdi. Erdoğan, ‘’TTK’da yapılan çalışmalar sonucunda özellikle Şûrâ’da alınan bazı önemli kararların uygulamaya konulması ve Milli Eğitim Bakanlığı icra planında yer alması için gerekli yazışmalar tamamlandı. Buna göre alınan kararlarla ilgili gerekli çalışmaları yapmak üzere sorumlu birimler belirlenmiş oldu’’ diye konuştu.

/ ANKARA

17.05.2007


 

Namaz kitabına soruşturma

Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Ekrem Ekici, Yeşilköy İbrahim Cengiz Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nda dağıtıldığı iddia edilen “Dinin Direği Namaz” adlı kitapla ilgili idari soruşturma başlatıldığını bildirdi.

Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’ndan geçmediği halde, Yeşilköy İbrahim Cengiz Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nda dağıtıldığı iddia edilen “Dinin Direği Namaz” adlı kitabı incelemeye aldıklarını söyleyen Ekici, kitabın Din Kültürü Öğretmeni ve okulun pansiyondan sorumlu müdür yardımcısı Mehmet Yıldız’ın bilgisi dahilinde dağıtıldığı iddialarının da araştırıldığını söyledi. Müfettişlerin gerekli incelemeyi yaptığını dile getiren Ekici, “Suç varsa işleyen kişi cezasını çekecek” dedi.

Eğitim ve Bilim İş Görenleri Sendikası Denizli Şube Başkanı Dikmen Onat, önceki gün düzenlediği basın toplantısında, sözkonusu kitabın Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’ndan geçmediği halde, Yeşilköy İbrahim Cengiz Yatılı ilköğretim Bölge Okulu’nda iki yüz öğrenciye dağıtıldığını öne sürmüştü.

/ DENİZLİ

17.05.2007


 

Nükleer karşıtları “veto” istedi

İstanbul Nükleer Karşıtı Platform üyeleri, 8 Mayıs’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) geçen Nükleer Yasası’nın veto edilmesini istedi.

Beyoğlu Galatasaray Lisesi önünde toplanan grup adına basın açıklamasını yapan Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Erol Celepsoy, Nükleer Yasanın Meclis’e getirilmesinin uluslararası nükleer santral kurucusu firmalara verilen sözler üzerine yapılan bir icraat olduğunu iddia etti. Açıklamada, Sezer’in yasayı veto etmesi istendi ve bu talebi içeren mektup Sezer’e gönderildi.

/ İSTANBUL

17.05.2007


 

Haydi gençler sandığa

Bursa Genç Sanayici İşadamları ve Yöneticileri Derneği (GESİAD) Başkanı Denizhan Sezgin, ‘’Haydi Gençler Sandığa’’ adıyla kampanya başlatacaklarını bildirdi.

Sezgin, yaptığı yazılı açıklamada, gençlerin toplumsal konularda daha aktif olmaları ve yönetim kademelerinde temsiliyetlerinin artırılmasını hedeflediklerini belirtti.

Bu amaçla ‘’Haydi Gençler Sandığa’’ adıyla kampanya başlatacaklarını bildiren Sezgin, ‘’Bu kampanya ile en az 5 milyon Türk gencine ulaşmayı hedefliyoruz. Bursa’dan başlayıp tüm Türkiye’ye yayılan önemli bir sivil toplum hareketi başlatmak ve son olarak ta oy kullanım oranlarını arttırarak toplumsal sorumluluğumuzun yerine getirilmesini sağlamaktır’’ dedi. Sezgin, Bursa’daki tüm sivil toplum kuruluşları ve siyasi parti temsilcileriyle bu konuda ikili görüşmeler yapacaklarını, proje detaylarını ve anket sonuçlarını paylaşacaklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

‘’Kuracağımız web sayfası ile de bize destek olan sivil toplum kuruluşlarını ve gençlerimizi bir araya getireceğiz. Bir nevi online imza kampanyası olacak bu çalışma ile ülkemizde gençlerin bilinçli oy kullanımını arttırmayı hedefliyoruz. Bu konuda basın, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler ile ortak çalışacağız. Ayrıca web sayfamıza dahil olacak gençlerin katılımı ile anketler yaparak bu sonuçları 30 Haziran 2007 tarihinde kamuoyu ile paylaşacağız.’’

/ BURSA

17.05.2007


 

Yayla evleri TBMM’de

TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı ve Adana Milletvekili Vahit Kirişçi, Mera Kanununda değişiklik öngören yasa teklifini, en kısa sürede yasalaşması için TBMM Genel Kuruluna sunacaklarını bildirdi.

Kirişçi, yaptığı açıklamada, AKP Adana milletvekillerinin verdiği Mera Kanununda değişiklik öngören kanun teklifini yeniden değerlendirerek karara bağlamakla, yaylada mülk sahibi olan binlerce kişinin mağduriyetini gidermede bir adım daha attıklarını belirtti.

TBMM’de oluşturulan alt komisyon üyelerinin ‘’yaylak sorununa’’ çözüm için yerinde incelemelere bulunarak rapor hazırladığını anımsatan Kirişçi, bu doğrultuda hazırlanan kanun teklifinin kabul edildiğini, konunun önümüzdeki günlerde TBMM genel kurulunda ele alınacağını ifade etti.

Kirişçi, 17 bin 800 tapu iptal davasının bulunduğu Adana’nın Akçatekir Yaylası başta olmak üzere benzer tüm yaylalardaki mülk sahiplerini ilgilendiren sorunun çözümünde bir adım daha atılmış olacağını belirtti.

Kirişçi, yaylalarda taşınmaz edinen vatandaşların mülkiyet sorunlarını çözmeyi amaçlayan kanun teklifinin yasalaşması halinde, binlerce yayla evi sahibi hakkındaki tapu iptal davalarının düşeceğini ifade etti.

/ ADANA

17.05.2007


 

17 yeni üniversite Meclis’te

TBMM Genel Kurulunda, 17 ile üniversite kurulmasını öngören yasa tasarısı görüşülüyor.

CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, 72 ilde üniversite varken, neden 9 ilde olmadığını sorarak, ''Birileri öz, birileri üvey mi? Bu hakkaniyet içinde yapılsaydı, 81 ilde üniversite kurulurdu'' dedi. TBMM Genel Kurulunda, 17 ile üniversite kurulmasını öngören kanun tasarısı üzerinde görüşlerini dile getiren CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, eğitim reformu yapılması, meslek liselerinin sayısının artırılması ve buradan mezun olanlara istihdam alanı oluşturulması gerektiğini söyledi.

Hükümet adına söz alan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 2002 yılında YÖK ve üniversitelerin bütçesinin 2 katrilyon 595 trilyon lira iken, bugün 6 katrilyon 586 trilyon liraya ulaştığını, ayrıca AB araştırma fonlarından yararlanılması için 245 milyon Avro katkı ödendiğini söyledi. Üniversitelerin araştırma fonlarının yüzde 375 arttığını anlatan Çelik, 9. Plan hedeflerine ancak yeni üniversiteler kurulması ve kapasitenin artırılmasıyla ulaşılabileceğini kaydetti. Çelik, 59. Hükümet döneminde 7'si vakıf ve 32'si devlet olmak üzere 39 üniversite kurulmuş olacağını ifade etti. Çelik, 15 yeni üniversitenin bütçesinin ''sembolik'' olduğunu, bir çok üniversitenin standarda uygun olmayan kampüs alanları belirlendiğini, uygun alanlar tespit edildiğinde bunun için Maliye Bakanlığı ve DPT bütçesinden harcama yapılacağını söyledi.

/ ANKARA

17.05.2007


 

Türk Telekom’dan her ilçeye “Bilgi Evi”

Türk Telekomünikasyon A.Ş, özellikle internet kafelerin bulunmadığı yerleşim birimlerinde, gençleri internetle tanıştırmak üzere her ilçeye bir “Bilgi Evi” kurulmasını öngören proje başlattı.

Türk Telekom Genel Müdür Yardımcısı Şükrü Kutlu, yaptığı açıklamada, halkın bilgisayarı tanıması, bilgisayarla yakınlaşması, bilgisayar okur yazarlığının arttırılmasını amacıyla her ilçeye bir “Bilgi Evi” kurmayı planladıklarını bildirdi. Kutlu, “Her ilçede en az 20 bilgisayardan oluşan, masası, koltuğu ve internet erişimi olan birer sınıf oluşturacağız.” dedi.

/ ANKARA

17.05.2007


 

Kene ısırmasına karşı aşı

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Turan Buzgan, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığı için aşı geliştirildiğini, ilk sonuçların önümüzdeki 3 ay içerisinde alınacağını açıkladı.

Buzgan, “Geçen sene tedavi görüp iyileşmiş kişilerin kanlarında antikor oranı halen yüksek olanlardan bir ünite kan alacak, saflaştırarak plazma haline getirecek, hastalığı geçiren kişilere verileceğiz. Böylece ölüm vakalarının önüne geçilmesini hedefliyoruz.” şeklinde konuştu.

/ ANKARA

17.05.2007


 

Üzüm üreticileri de kuraklıktan dertli

Aşırı sıcaklarda bağlarını sulamaya çalışan Sarıgöl’lü üzüm üreticileri, bu yıl bağlarını sondajlardan sulamak zorunda kalacaklarını ve bunun çok pahalı olduğunu ifade etti.

Beklenen yağışın olmaması ve Sarıgöl Ovası’nı sulamakta olan Buldan ve Afşar barajlarında yeterli suların toplanmamasından yakınan üzüm üreticilerinden Tırazlar köyü sakini Mehmet Ergene, “Beklediğimiz yağış olmadı. Barajlardan Haziran ayında su verilecek. Bağlarımız su istiyor. Bu yıl üzüm bağlarımızı sondajlardan sulayacağız” dedi. Bu tür sulamanın saatlik ücretinin 15-25 YTL arasında olduğunu ve suyun 4-6 inçlik oluşuna göre fiyatların değiştiğini belirten Ergene, “Bu yıl su altın gibi, birçok üzüm üreticisi damlama sistemine döndü” şeklinde konuştu.

Sarıgöl Sulama Birliği Başkanı Necati Yılmazer ise Buldan Barajı’nda yeterli suyun olmadığını belirterek, “Buldan Barajı’nın toplam doluluk oranı 45 milyon metreküp olmasına rağmen, şu anki su miktarı bin metreküptür. Bu durumda barajdan bu yıl su vermemiz mümkün değil. Ancak mevcut derinkuyu pompalarımızı devreye sokarak üzüm üreticilerimize su vermeye çalışacağız” dedi.

/ MANİSA

17.05.2007


 

İSKİ: Suyu tasarruflu kullanalım

İstanbul’a su sağlayan barajlarda yaklaşık 6 aylık su kalması ve uzmanların en sıcak yazın yaşanacağı uyarıları, İSKİ’yi su tasarrufu için tedbirler almaya yöneltti.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, şehre su sağlayan barajlardaki doluluk oranı yüzde 47’ye indi. Şu anda toplam kullanılabilir su miktarı 416 milyon metre küp. Kente günde ortalama 2 milyon metre küp su verildiği dikkate alındığında bu rakam, kentin yaklaşık 6 aylık suyunun kaldığını gösteriyor.

Barajlarda yılda ortalama 65 milyon metre küp suyun buharlaşma yoluyla kaybolduğu ve bunun büyük bir bölümünün de yazın gerçekleştiği dikkate alındığında, mevcut suyun beklenenden de kısa sürede biteceğini ortaya koyuyor.

İSKİ tarafından İstanbulluların su kullanma alışkanlıklarına yönelik yapılan bir araştırmada, vatandaşların yüzde 16’sının dişlerini fırçalarken, yüzde 15,5’inin tıraş olurken musluğu açık bıraktığı, yüzde 36,2’sinin de arabasını hortumla yıkadığını gösteriyor.

İSKİ verileri, saniyede bir damla damlatan musluğun yılda 6 ton su kaybına neden olduğunu ortaya koyuyor.

İSKİ Genel Müdürlüğü, İstanbulluların su kullanma alışkanlıklarını, beklenen su sıkıntısını ve yağış ayının Ekimde başladığını dikkate alarak, su tasarrufuna yönelik şu önerilerde bulundu:

‘’Halılarınızı hortumla yıkamayın. Halı yıkama makinesi ile yıkayın veya silin. Arabanızı hortumla yıkamayın. Kovaya koyduğunuz su ile yıkayın veya silin. İlçe belediyeleri cadde ve sokakları yıkamaktan vazgeçsin. Park ve bahçeler, rekreasyon alanları buharlaşmanın en yoğun olduğu gündüz değil, akşam saatlerinde sulansın. Banyo yaparken, tıraş olurken, diş fırçalarken ve abdest alırken boşa su akıtmayın. Çamaşır ve bulaşık makinesini tam dolduktan sonra yıkayın.’’

İSKİ GENEL MÜDÜRÜ VURAL

Öte yandan, İSKİ Genel Müdürü Mevlüt Vural, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde Cuma günü görüşülecek 2006 yılı faaliyet raporunun sunuş bölümünde, son 50 yıllık yağış verilerine göre, kentte en büyük kuraklığın yaşandığı yıllarda Aralık, Ocak ve Şubat aylarında metre kareye düşen yağış miktarı 142 kilogram iken, 2006 yılının aynı aylarında 66,7 kilogram yağış düştüğünü, bunun da kentin en kurak olduğu yıllardan yüzde 50 daha fazla kuraklık yaşadığını ortaya koyduğu görüşüne yer verdi.

5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ile kentin hizmet alanının 3 kat büyüdüğüne, 1994 yılında müşteri sayısı 1 milyon 600 bin iken bugün 4 milyona ulaştığına işaret eden Vural, yapılan yatırımlar ile içme suyu arıtma tesislerinin kapasitesinin 3 milyon 650 bin metre küpe, su kaynaklarının yıllık veriminin de 1 milyar 170 milyon metre küpe çıkarıldığını belirtti.

Vural, ‘’Var olan su kaynaklarının muhafazası için İSKİ, belediye ve İstanbulluların azami gayret sarf etmesi gerekiyor’’ dedi.

Kayıp ve kaçak oranlarına ilişkin bilgi de veren Vural, 2006 yılında kente verilen temiz su miktarının 735 milyon 310 bin 102 metre küp olduğunu, bunun 516 milyon 540 bin 436 metre küpünün faturalandırıldığını, 218 milyon 769 bin 666 metre küpünün ise (yüzde 29,75) bedava ve kaçak su kullanımının oluşturduğunu kaydetti.

YENİ YATIRIMLAR

Vural, su sıkıntısını aşmak için yapılan yeni yatırımlar hakkında da şu bilgileri verdi:

‘’İstanbul’un orta vadeli içme suyu ihtiyacını karşılamak maksadıyla DSİ ile birlikte Büyük Melen Çayı’ndan ilk aşamada yılda 268 milyon metre küp su İstanbul’a akıtılacak. Yeşilçay Projesi ile de İsaköy ve Sungurlu barajlarını yaparak İstanbul’a yılda ilave 190 milyon metre küp su sağlayacağız. İstanbul’un orta ve uzun vadeli su ihtiyacını karşılamak amacıyla da yılda 1 milyar 180 milyon metre küp su verecek Büyük Melen sistemini hayata geçirerek, kentin 2040 yılına kadar su ihtiyacını karşılayacağız. Ömerli sistemine aktarılacak olan bu su İstanbul Boğazı’nın altından tüp geçiş yoluyla getirilecek. Mart 2008’e kadar Melen Çayı Ömerli Barajı’na akmaya başlayacak.’’

Vural, havzalarda mutlak koruma alanlarında sıfır yapılaşma hedefi doğrultusunda büyük mesafe aldıklarını, son bir yılda içme suyu havzalarında 50 milyon YTL’nin üzerinde kamulaştırma bedeli ödediklerini, Ömerli Barajı havzasında da ilk 100 metre mesafedeki bütün yapıları yıktıklarını belirtti.

İstanbul’da kaçak yapılaşmanın özellikle su havzalarına zarar verdiğine dikkati çeken Vural, ‘’Su havzalarında mevcut olan kaçak yapılaşmanın ortadan kaldırılması ve bundan sonraki yapılaşmaların planlı olması, ilde ve ilçelerde yeni imar planlarının su havzaları dikkate alınarak planlanması gerekmektedir’’ dedi.

Mevcut barajların kapasitelerinin artırılabileceğine de işaret eden Vural, Alibey Barajı’nın 36 milyon metre küp kapasiteden 50 milyon metre küp kapasiteye çıkarılabileceğinin teknik elemanlarca açıklandığını ve bu önerilerin önümüzdeki yıllarda tedbire dönüşeceğini kaydetti.

Vural, İstanbul’un artan su talebini karşılamak için atık suların geri kullanımının sağlanması gerektiğini, bu suların bahçe sulaması, parklar, rekreasyon alanları, spor tesisleri, otoyol kenarları, yangın söndürme ve sanayide kullanılması için bu yıl içinde ileri biyolojik atık su arıtma tesislerinin temelinin atılacağını bildirdi.

/ İSTANBUL

17.05.2007


 

Dünya için zaman daralıyor

Dünya Doğal Hayatı Koruma Fonu (WWF), dünyanın iklim değişikliği felâketine uğraması için beş yılın bulunduğunu belirterek, hükümetlere, karbon emisyonlarını azaltarak gidişatı tersine çevirmek için harekete geçmeleri için 2012’ye kadar zamanları olduğu uyarısında bulundu.

Sky News’in internet sitesindeki habere göre, kuruluşun yetkililerinden James Leape, “Olumlu değişikliğin tohumlarını ekebilmemiz için küçük bir zaman dilimimiz var ve bu süre önümüzdeki beş yıl” diyerek bu süreyi heba etmemek gerektiğini belirtti. WWF’nin “2050 İçin Vizyonlar” raporunda, hükümetler bunu yapmazlarsa “gelecek kuşakların, harekete geçme yeteneksizliğinin yol açtığı güçlüklerle yaşamak zorunda kalacakları” belirtildi.

WWF’nin İngiltere iklim değişiklikleri programı sorumlusu Keith Allott da iklim değişikliğinin çapının göz korkutucu olmasına karşın, acilen harekete geçilmesi halinde bu gidişatın durdurulabileceğini söyledi.

/ ANKARA

17.05.2007


 

Kızılay’a THY’den destek

Türk Hava Yolları’yla (THY) Kızılay Derneği arasında iş birliği anlaşması imzalandı.

THY Genel Müdürlüğü binasında düzenlenen imza töreninde konuşan THY Yönetim Kurulu Başkanı Candan Karlıtekin, “THY olarak Kızılay’a insani yardım operasyonları çerçevesinde yurt içi ve yurt dışına yardım ulaştırma, kan ve kan ürünleri taşıma ve birçok alanda destek vereceğiz. Bugün altına imza atacağımız protokol, gönlümüzden geçenlerin altına imza atılmasının bir ifadesi olacaktır” diye konuştu.

Konuşmalardan sonra protokol imzalandı. THY’nin 2006 yılı içinde 300 tonu aşkın yardım malzemesi, 6 bin kilogram kan ve kan ürünleri taşıdığı belirtildi.

/ İSTANBUL

17.05.2007


 

İnternet ilâçları öldürüyor

Sağlık Bakanlığı, internet üzerinden yapılan ilaç satışlarını takibe aldı. İnternetten alınan ilaçları kullanan vatandaşların kalp krizi, böbrek yetmezliği, hipertansiyon şikâyetiyle hastanelere başvurduğu bilgisini veren Bakanlık, “Hasta ve hasta yakınlarının internetten aldıkları ilâçlar ölümcül sonuçlar doğuruyor.” uyarısında bulundu.

Söz konusu ilâçlar arasında çalıntı ve miadı dolmuş ilaçların da bulunabileceğini belirten İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Mahmut Tokaç, “İnternetten satılan ilâçların nereden alındığı belli değil. Bu ilaçlar sahte ve çalıntı olabilir. Bu sebeple vatandaşlarımız internetten ilaç almasın.” çağrısında bulundu.

/ ANKARA

17.05.2007


 

Osmanlı şehzadesi vatanına kavuştu

Osmanlı hanedanının varislerinden, 5. Murad’ın torununun oğlu olan Ali Vasıb Osmanoğlu’nun sürgün edildiği Mısır’da bulunan naaşı İstanbul’a nakledildi.

Osmanlı hanedanının 1924 yılında yurt dışına gönderilmesinden sonra ailesiyle yerleştiği Mısır’da 1983 yılında vefat eden Şehzade Ali Vasıb Osmanoğlu’nun mezarı, Eyüp’teki Sultan Reşat Türbesi haziresine nakledildi. Osmanoğlu’nun naaşı Eyüp Sultan Camii avlusundaki musalla taşına konuldu. Cenaze törenine, Ali Vasıb Osmanoğlu’nun oğlu Osman Selahaddin Osmanoğlu ve gelini Athena Osmanoğlu, İngiltere’de yaşayan torunları Ayşe ve eşi Nicolas Sutton, Orhan Murad ve Selim Süleyman Osmanoğlu, eski Afgan Kralı Emanullah’ın kızı Prenses Naciye ile çok sayıda aile üyesi katıldı. Basın mensuplarının sorularını cevaplandıran Osman Selahaddin Osmanoğlu, babasının mezarını Türkiye’ye getirmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi. Osmanoğlu, 24 sene önce Mısır’da vefat eden babasının, annesinin isteği üzerine Mısır’da toprağa verildiğini belirterek, şunları söyledi:

“Annemin vefat etmesi üzerine babamın mezarını Türkiye’ye getirmek için girişimde bulundum. Türk ve Mısır makamlarından gereken izinleri alarak babamın naaşını geçen hafta İstanbul’a getirdik. Bu cenaze aynı zamanda dünyanın farklı yerlerinde yaşayan aile fertlerini bir araya getirdi.”

Defin işlemini uzun zamandan beri yapmak istediğini ifade eden Osmanoğlu, sürecin uzamasının kendisinden kaynaklandığını söyledi. Ayşe Sutton da, dedesinin, eşinin yanına gömülmesinin çok önemli olduğunu belirterek, “Burada bu kalabalığı görmek ve insanların ona saygı göstermesi çok güzel. Çünkü o saygıyı hak ediyordu” diye konuştu. Öğle vakti kılınan cenaze namazından sonra Ali Vasıb Osmanoğlu’nun naaşı Eyüp Sultan Türbesi’nin önüne getirildi. Burada okunan duâların ardından Osmanoğlu’nun cenazesi Sultan Reşat Türbesi haziresine, 1995 yılında vefat eden eşi Emine Mukbile Sultan’ın yanına defnedildi.

Osman Selahaddin Osmanoğlu, Kabe’den getirilen toprağı da babasının mezarına attı. Cenazeye katılanlar daha sonra kapalı olan ve bugüne özel ziyarete açılan İstanbul’da sur dışındaki tek padişah türbesi olan Sultan Reşat Türbesi’ni ziyaret etti.

Cenaze törenine katılan Osmanoğlu ailesi fertleri, 5. Murad’ın torununun oğlu olan Ali Vasıb Osmanoğlu’nun, 1918 yılında vefat eden ve kendi türbesine defnedilen Sultan Reşad’dan 90 sene sonra Türkiye’de toprağa verilen ilk hanedan reisi olduğunu bildirdiler.

/ İSTANBUL

17.05.2007


 

Kanserlerin yüzde 2’si çocuklukta görülüyor

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Çetingül, çocukluk çağında görülen kanserlerin hayat boyunca görülebilecek kanserlerin yaklaşık olarak yüzde ikisini oluşturduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Nazan Çetingül, “Dünyada her yıl bir milyon çocuğun yaklaşık 130’u yeni kanser tanısı almakta olup, ayrıca 2015 yılında 25 yaşına gelmiş 300 gençten biri çocukluk kanserlerinden iyileşmiş birey olarak toplumda olacağı beklenmektedir” dedi.

Çocukluk çağının farklı dönemlerinde ve coğrafi bölgelerinde görülen kanserlerin de farklılık gösterdiğini dile getiren Çetingül, “Genel olarak tüm çocuklukta en sık görülen kanser lösemi (kan kanseridir). Ülkemizde sırasıyla lenfomalar, merkezi sinir sisteminin beyin tümörleri lösemilerden sonra görülmektedir. Özellikle ilk iki yaşta karşılaşılan kanserler biraz farklılık gösterir. Üç yaş ile adölesan dönem sırasında lösemi, lenfoma, sinir sistemi tümörleri, kas ve yumuşak doku tümörleri daha sık görülmektedir. Adölesan ve sonrası dönemde ise kemik tümörleri, kas-yumuşak doku tümörleri, sinir sistemi tümörleri sık olup lenfoma ve lösemilerin sıklığında azalma olur.” diye konuştu.

Çocukluk çağı kanserlerinin oluşumuna etkili faktörlerin çok farklı ve değişken olduğunu ifade eden Çetingül, çvresel faktörler (iklim özellikleri, enfeksiyonlar, uygunsuz besinler, ilaçlar, radyasyon, yüksek manyetik alana yakınlık, annenin hamilelikte maruz kaldığı çevresel etkenler gibi), bağışıklık sisteminin doğumsal veya sonradan oluşan yetersizlikleri veya ailesel yatkınlık, bazen de kalıtsal faktörlerin hücrelerin kanserleşmesinde rol oynadığını kaydetti.

Kanser nasıl tedâvi edilmeli?

Çocukluk kanserlerinin genel tedavi prensipleri içinde kemoterapinin (ilaç tedavisi) esas olduğunu aktaran Prof. Dr. Çetingül, “Bunun yanında değişik tümörlerde radyoterapi (ışın tedavisi) ve cerrahi tedavi de yer alır. Özellikle bazı lösemilerde başta olmak üzere nadiren diğer kanserlerde de kök hücre naklinin yeri vardır. Kanser tipine göre tedavilerin şekli ve süresi bazı farklılıklar göstermektedir” şeklinde konuştu.

/ İZMİR

17.05.2007


 

Turistlere İslâm bilgisi

Antalya’nın Manavgat ilçesinde Külliye Camiini ziyaret eden turistlerin İslam dinine bakış açısı değişiyor. Turizm beldesi Manavgat’ın tarihi ve doğal güzelliklerini gezen turistler, gezi bitiminde Külliye Camii’ni ziyaret ederek cami imam hatibi ile turist rehberlerinden 40 dakika İslam dini ilgili bilgi alıyor.

Rehberler, turistlere İslamiyetle ve Kur’an-ı Kerimle ilgili bilgi verirken bilemediği konularda caminin imamı hafız Mustafa Yılmaz’dan bilgi alıyor. Bazı turistler cami ziyaretinde İslamiyetle ilgili bilgi aldıktan sonra kendi dillerinde Kur’an-ı Kerim bulmak için Mustafa Yılmaz’dan bilgi istiyor. Eşi ve 2 çocuğu ile birlikte 10 günlük tatil için Manavgat’ın Side beldesine geldiklerini belirten Hollandalı bankacı Vincem Van’t Veer, hayatında ilk defa ailecek bir camiye Türkiye’de girdiklerini söyledi. Cami din görevlisi Mustafa Yılmaz tarafından hemşire eşi Anneke Rost ile birlikte İslam dini ve Müslümanlık ile ilgili bilgi aldıklarını ifade eden Vincem Van’t Veer, İslam dini ile ilgili kısa bilgilenme ile birlikte kafasında ikilem oluştuğunu belirtti. Vincem Van’t Veer, “Her hafta Hollada’nın Amsterdam şehrinde pazar günü kiliseye eşimle birlikte gider ayine katılarak ibadetimizi yaparız. Eşimle birlikte koyu bir Katoliğiz. İnanın camiye girmeden önce İslam dinine bakış açım negatifti. Maalesef Avrupa’da Müslümanların imaj problemi var. Kötü imajın oluşmasında Ortadoğu’da yaşanan olayların çok büyük etkisi olduğunan inanıyorum. Kafamdaki Avrupa’daki İslam imajı ile Manavgat’ta değişti. İlk işimiz Hollanda’ya gidince eşimle birlikte Hollandaca Kur’ân almak olacak” diye konuştu.

/ ANTALYA

17.05.2007


 

Köyün yarısı guatr hastası

Muş’un Bulanık ilçesine bağlı 550 nüfuslu Altınoluk köyünde, köy halkının yaklaşık yarısının guatr hastası olduğu ortaya çıktı.

Köy Muhtarı İbrahim Ekmekçi köyün 65 hane, 550 nüfusu olduğunu belirterek, “Yıllardan beri guatr hastalığı devam ediyor. Sağlık ekipleri köydeki çeşmelerden su numunesi aldı. Henüz sonucu bildirilmedi” dedi. Muhtar Ekmekçi, köydeki yaygın guatr hastalığının içme suyundan kaynaklandığını sandıklarını, guatrlı hastaların ameliyat sonrası hastalıklarının tekrarlandığını, köyde 7 yaşından 70’ine kadar insanlarda guatr hastalığının görüldüğünü söyledi. Altınoluk köylüleri, köylerinde ciddi bir sağlık taramasının yapılarak önlem alınmasını istediklerini dile getirdiler. 10 kişilik ailesindeki bütün fertlerin guatr hastası olduğunu söyleyen Kaçak Çağlar, kendisi ve eşinin ameliyat olduğunu ancak ameliyattan bir yıl sonra hastalığın tekrarlandığını, 8 çocuğunun ameliyat olabilmesi için maddi imkânının bulunmadığını, yardım beklediğini söyledi.

/ MUŞ

17.05.2007


 

O (asm) bir mucizeydi

İstanbul Yeni Asya Hanımlar Kolu, Ümraniye’de Mehmet Akif Eğitim ve Kültür Merkezi’nde kutlu bir panel gerçekleştirdi. “Risâle-i Nur’da mucizeleriyle Hz. Muhammed (asm)” konulu panelde, Peygamber sevgisinin yürekleri ısıtan coşkusu yaşandı.

İlahiyatçı Ayşe Güven’in yöneticiliğini yaptığı panelde ilk olarak Eğitimci Ayşe Tokmak, mucizeler ve onların mahiyeti üzerine bir sunum gerçekleştirdi.

Peygamber Efendimize salâvat getirmenin onunla her an iletişimde olmak demek olduğunu belirten Ayşe Tokmak, sunumuna başlamadan evvel salondaki herkesi salâvata dâvet etti ve Peygamber Efendimize yapılan toplu bir selâmlamadan sonra sunumuna başladı.

Konuşmasına, mucizenin tanımıyla başlayan Tokmak, mucizenin kelime mânâsının ‘şaşkınlık uyandıran tabiat üstü olay’ olduğunu; terim mânâsının ise ‘Peygamberler tarafından ortaya konmuş olağanüstü hâl ve hareketlerden her biri’ anlamına geldiğini belirtti.

İrhâsât mucizelerini anlatan Ayşe Tokmak, irhâsâtın, Hz. Muhammed’in (asm) peygamberliğinden evvel meydana gelen ve peygamber olacağına işaret eden harika hâller, belirtiler olduğunu ifade ederek Tevrat, Zebur ve İncil’deki Peygamberimize dair olan haberleri aktardı.

İlahiyatçı Nimet Nurdağ da, Peygamber Efendimizin zâtı ve şahs-ı manevîsi üzerine bir sunum gerçekleştirdi.

Beşerî yönüyle, Peygamber Efendimizin bizler gibi yiyip içtiğini, evlendiğini, beşerî münasebetlerde bulunduğunu; ancak beşeri hâllerinde bile bütün insanlardan üstün ve bütün insanlığa insanî özellikleriyle bile örnek bir insan olduğunu ifade etti.

Peygamber Efendimizin varlığı, şahsiyeti ve her şeyiyle bir mucize olduğunu belirten Nurdağ, Peygamberimizin en mükemmel ahlâk üzere yaratıldığını, dost ve düşman herkesin güvenini kazandığını, bu sebeple kendisine “Muhammed-ül Emin” vasfı verildiğini sözlerine ekledi.

Nimet Nurdağ son olarak “Peygamber Efendimiz bütün mükemmel vasıfları üzerinde toplayarak mucize olduğunu insanlığa ispat etmiştir” dedi.

Bir diğer panelist olan İlahiyatçı Emine Yüksel, Peygamber Efendimizin mucizeleri üzerine gerçekleştirdiği sunumunda, Peygamberimizin büyük mucizelerinden olan Kur’ân-ı Kerim, Mi'rac, Şakk-ı Kamer mucizelerini anlattı. Yüksel, ayrıca Peygamberimizin bereket mucizeleriyle birlikte göstermiş olduğu diğer mucizelere de konuşmasında yer verdi. İlâhiyatçı Yüksel, Sünnet-i Seniyye’ye ittiba edilmesinin gerekliliğini vurgulayarak konuşmasını sonlandırdı.

Son panelist olan İlâhiyatçı Aysel Ünlü, Peygamber Efendimizin gayba dair vermiş olduğu haberlerinden söz etti.

Başta Peygamberimiz olmak üzere, daha önce gönderilmiş bütün peygamberlerin manevî terakkide insanlığa imam olduklarını, maddî terakkide ise örnek teşkil ettiklerini konuşmasında ifade etti. Peygamber Efendimizin insanın manen terakki etmesindeki son sınırı gösterdiğini, Mi'rac mucizesiyle meleklerden de üstün bir mertebeye çıkabileceğini; yine diğer peygamberlerin mucizeleriyle maddî ilerlemede ilmin ve bilimin son sınırını çizdiklerini ifade etti.

Senaryosunu Şükrü Bulut’un yazdığı “Velâdet-i Nebevî” sinevizyonu ile başlayan panel arasında, hediye çekilişi de yapıldı. Çekilişte, kazanan misafirlere Armine Eşarp’tan eşarplar ve yazlık bir pardesü hediye edildi.

Tuba Nur ARICAN / İSTANBUL

17.05.2007


 

“Kâinatın mayası muhabbet”

Yeni Asya Gazetesi İskenderun Temsilciliği tarafından tertiplenen “Muhabbet” konulu konferans İskenderun Belediye Kültür Merkezinde gerçekleştirildi. Konferans süresinde açılan Yeni Asya Neşriyat standı da büyük ilgiyle takip edildi.

Açış konuşmasını Av. Erol Sarı’nın yaptığı konferans, Adem Bilir’in Kur’ân-ı Kerim tilavetinden sonra Dr. Senai Demirci’nin konferansıyla devam etti.

“Bizim, hayattaki gayemiz muhabbete muhabbet olması gerekir” diyen Senai Demirci, “Müslümanların hiçbir zaman kamusal alanı olmamıştır ve olmaması gerekir. Çünkü bizim her şeyi kuşatan bir rahmetî alanımız var. ‘Aliya İzzet Begoviç’in askerleri, yakaladığımız Sırp esirleri ne yapacağız’ diye sorduklarında, ‘onlar bizim misafirimiz ve misafirlere davranılması gerektiği gibi davranın’” demiştir. “Askerleri onlar bize katliam yapıyor” şeklindeki serzenişlerine, Bilge Kral Begoviç’in verdiği cevap manidardır: “Biz esirlere nasıl davranılacağını Sırplardan mı öğreneceğiz? Şeklinde cevap vermiştir.

Demirci, “Aranızdaki bir kardeşiniz olarak dekolte giyenle, başörtüsü takan, kendini laik ilan edenin insan olma noktasında bizim nazarımızda hiç bir fark yoktur.” cümlesine şöyle açıklama getirdi:

Çünkü bizim Rahmetsî alanımızın sınırı yok. Ve bizlere ‘Güzel görmeyi, güzel düşünmeyi’ öğreten Kâinatın Efendisi olan Rahmet Peygamberimiz var.”

Ayrıca program çerçevesinde Zara, Engin Noyan gibi sanatçıların ve Senai Demirci’nin yer aldığı ‘Beyza’nın Türküsü’ adlı ‘Salavat’ klibi izleyiciler tarafından beğeniyle karşılandı. Hanifi Demirkıran- Emrah Gökçe

/ İSKENDERUN

17.05.2007


 

Tunca ile Meriç trafiğe kapatılacak

Edirne Valisi Nusret Miroğlu alternatif yolların asfaltlama çalışmaları bittikten sonra Tunca ile Meriç köprülerinin trafiğe kapatılacağını söyledi.

Miroğlu, Tunca Köprüsü üzerinde görüntü kirliliğine yol açan elektrik direklerinin kaldırılacağını, köprünün daha güzel bir görüntü oluşturması için ışıklandırma sisteminin kullanılacağını belirtti. Tunca Köprüsü’nde Meriç Köprüsü’ne nazaran daha fazla hasar olduğunu ifade eden Miroğlu, ‘’Meriç Köprüsü’nün onarım çalışması iki ayda biter, fakat Tunca Köprüsü için aynı şeyi söyleyemem. Tunca’daki çalışmalar yıl sonuna kadar devam edecek’’ dedi. Alternatif olarak kullanılacak yollarda bakım ve onarım çalışması yaptıklarını ifade eden Miroğlu, kullanılacak yollar üzerindeki küçük köprülerde ise taşıtların güvenliği için köprü kenarlarına korkuluk yapacaklarını söyledi. Tunca Köprüsü’nün taşıt trafiğine kapanmasıyla birlikte yayaların köprüden karşıya geçmeleri için yol yaptıklarını belirten Miroğlu, ‘’Vatandaşlarımız yapılan yoldan güvenli bir şekilde karşıya geçebilecek. Vatandaşlar için sorun yok. Taşıtlar ise yeni yapılan alternatif yolları kullanacak’’ diye konuştu. Tunca Köprüsü’nün birkaç güne kadar trafiğe kapatılacağını bildiren Miroğlu, çalışmalar sonunda köprülerin güzel bir görünüme kavuşacağını kaydetti.

/ EDİRNE

17.05.2007


 

AB’li diplomatlar DTP’yi ziyaret etti

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Türkiye büyükelçiliklerinde görevli müsteşar ve büyükelçilik yetkililerinden oluşan 19 kişilik heyet, önceki gün Demokratik Toplum Partisi (DTP) Şanlıurfa İl Başkanlığını ziyaret etti.

Almanya Büyükelçiliği Müsteşarı Peter Prügel ve beraberindeki heyet, Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile Cevahir Konukevinde onurlarına verilen öğle yemeğinde bir araya geldi.

Şanlıurfa’nın tarihi, turistik özellikleri, ekonomisi ve kültürel yapısı hakkında bilgi alan heyettekiler, daha sonra Karakoyun İş Merkezine geçerek, DTP İl Başkanı İbrahim Binici ve bazı üyelerle parti binasında basına kapalı olarak yaklaşık 1,5 saat görüştü. Toplantının ardından gazetecilerin sorularını cevaplayan Prügel, Şanlıurfa ziyareti kapsamında DTP’yi de ziyaret ettiklerini söyledi.

DTP’nin de “demokratik şartlar altında halkını temsil etmesi gerektiğini düşündüklerini” ifade eden Prügel, şunları kaydetti: “Bunun için demokratik şartların sağlanması gerektiğini düşünüyoruz. DTP’nin de Kürt halkını demokratik olarak temsil edebilmesinin, DTP’nin terörist faaliyetlerden ve PKK’nın faaliyetinden bağlantısını kesmesi ve kendisini tamamen arındırmasıyla mümkün olabileceğini düşünüyoruz.”

Heyet, daha sonra kara yoluyla Gaziantep’e hareket etti.

/ ŞANLIURFA

17.05.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004