Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 09 Ağustos 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Tamam, yazmayayım Gerçek değişecek mi? (Yazarsak, değişebilir!)

Dün “doğum günü kutlamalarım” özel bir şekilde başladı. Aynı gün doğmuş kızımla bile birbirimizi kutlayamadan ifade vermeye gittim.

Genelkurmay Başkanlığı Adalet Bakanlığı’na “suç duyurusu”nda bulunmuştu.

12 Haziran’daki “Bunlar imkânsız mı?” başlıklı yazımın özellikle bir bölümü için.

Yazı, Şırnak’ta yarbayın da şehit olmasının ardından yazılmış, devre arkadaşı bir yarbayın “zırhlı araç, çelik yelek yetersizlikleri ve çözümler” üstüne özel mesajıyla başlamış, bana gelen yüzlerce yüzlerce astsubay, uzman çavuş mesajından süzülenlerle sürmüş, “sosyal güvenlik kurumu” OYAK ve askeri vakıf imkânlarının zırhlı, yelek, lojman için, “subay, astsubay, uzman çavuş ve erlerin daha çok ve daha iyi yaşatılması amacıyla kullanılması” temennisiyle bitmişti.

“Suç duyurusu”, yazımın şu bölümüyle ilgili:

“Cenazelerine üst rütbelilerin de gittiği astsubayların, özellikle de tamamen dışlanan uzman çavuşların, sağ iken de üst rütbeliler tarafından insan yerine konması ve aileleriyle en iyi koşullarda(ki) orduevlerine kabulü.”

Genelkurmay, Askeri Ceza Kanunu’nun 95/4’üncü maddesindeki suçun işlendiği değerlendirmesini yapıyor.

Kitaplığımdaki, J. Öğ. Binbaşı Kadir Gündoğan’ın hazırladığı “Askeri Mevzuat”tan, maddeyi yazıyorum:

“Astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf tahkir veya tezyif edici fiil ve harekette bulunanlar altı aydan üç yıla kadar hapsolunur” diyor.

Hemen altında 95/5 ise, “Bu maddede yazılı suçların basın yoluyla işlenmesi halinde ceza artırılarak verilir” diyor.

Bu suç duyurusu ve ifademle ilgili özel yorum yapmayacağım.

Son zamanlarda ne çok uzman çavuş cenazesi kalktı, biliyorsunuz.

Haftaya, “yaralı erleri kurtarmak isterken şehit düşen” Astsubay Fatih Çarman ile Diyarbakır’da mayınları etkisiz hale getirirken üçüncüde, er Ayhan Güngör ile göğe uçan astsubaylar Mahmut Özdemir ile Abdullah Şaşdım’ın içimize düşen acılarıyla başladık.

Herkesin baktığı “şehit tabutu” dışında, benim, gazetecilik (ve insanlık) gereği gördüğüm ve ısrarla yaptığım şu:

Görünenin arkasına da geçmek.

Yazılmayanı ama gerçek olanı da aktarabilmek.

Bir örnekle de ifade edeyim.

Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği TEMAD’ ın internet adresi:

www.temad.org

Erişiminiz, vaktiniz, merakınız var da siteye girerseniz, diğer görüntülerden önce sizi “Mayın imha eden astsubay” fotoğrafı karşılıyor.

Yani, son iki şehit astsubayın yaptığı, yaparken hayatlarını verdiği ânın resmi.

İsterseniz orada kalabilir, sadece fotoğraflara bakarsınız. Ama biraz daha sabır ve özen gösterip de ilk görünenin arkasına geçer, sitedeki “Mesaj panosu”nda yazılanları okursanız, hakikatin bir başka hakiki resmine ulaşırsınız.

Oradakiler, kamuya açık biçimde; hayatlarını, kırıklıklarını yazıyorlar.

Aynı şey, wwww.uzmanjandarma.org sitesinde de fazlasıyla var:

Öldükleri gerçek; ama orduevlerine alınmadıkları yalan mı? Hadi askeri üstler ile siyasi büstler görmedi, görmezden geldi; ama sözde “gerçeği arayan bir gazeteci” görmezden geliyorsa, ayıptır, günahtır, gerçeğe ve mesleğe ihanettir.

Birileri, binler halinde, “Silahlı Kuvvetler’in üvey evladı olmak, sadece göreve ve ölüme giderken hatırlanmak istemiyoruz” diyorsa, bu ülkenin (ve devletin, ordunun) gerçeğidir.

Birileri, “Astsubaylar sadece şehit olduklarında kahraman olarak hatırlanacak. Daha ne zamana kadar ezileceğiz, daha ne kadar ayrımcılık devam edecek?” diye soruyorsa, bu soru hakikatin ciddi parçasıdır.

Birileri, “Vatan sevgisi ve sadakati dolayısıyla sessiz kalan astsubaylar” dedikten sonra, “Sadece insanca yaşama taleplerinden dolayı itilip kakılmaktan bıktı” ya da “itilen, dışlanan, çağdışı uygulamalar reva görülen” diye yazıyorsa... Yazmak bir yana, öyle yaşıyor ve derinden hissediyorsa...

Görmezden mi geleyim?

Görmezden mi gelinsin?

Bu insanlar yok mu farz edilsin!

Adliye’de bir panoda Mahmut Esat Bozkurt’un savcılara hitabı asılıydı:

“Bu yabanda yaşayanların uğrayacağı en ufak bir haksızlıktan, Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafaka bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından sorumlusunuz.”

Savcı değilim; ama gazeteciliğin de öyle bir sorumluluğu olduğuna inanırım. 150 bin emeklisinin yanında 95 bin astsubay varmış.

Ne tesadüf; bizim madde de 95’e 4.

Sabah, 8 Ağustos 2007

Umur TALU

09.08.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Yanlış değerlendirme

  AKP oyu milletten almadı mı?

  ‘Sivil anayasa’ya öneriler

  Halt etmek

  Tamam, yazmayayım Gerçek değişecek mi? (Yazarsak, değişebilir!)


 Son Dakika Haberleri