Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 07 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Yazmak ve konuşmak

Bugün, dilimizden, insanların ortak hafızasını meydana getiren yazıdan, imlâdan ve telaffuzdan bahsetmek istiyorum. “Bunca önemli iş arasında adamın derdine bak!” dediğinizi duyar gibiyim… Eh, haklı olabilirsiniz; herkesin ilgilendiği, merakını çeken ayrı bir saha olması tabiî değil midir? Bendeniz, insanların birbiriyle aynı dilde konuşurken, âdetâ, iki yabancı gibi ayrı ayrı kelimeler kullanarak meramlarını anlatmaya çalışmalarına üzülerek şâhit oluyorum. Hele yazılı ifâdelerde, bu anlaşılmazlığın en üst seviyeye çıktığı günümüzde; bu hallere bir çâre aramak gerektiği kanâatindeyim.

Sebepleri sıralamak kolay… Ancak, bir hal yolu bulmak zor! Lehçe farklılıklarının bir zenginlik olduğu hususunda cemiyetimizde fikir birliği olduğunu sanıyorum. Zaten, bahse konu durum bu değil…

Kesinlikle kasıtlı olarak, nesillerimizin dilleriyle oynanmış ve birbirini anlamayan dildaşlar ortaya çıkarılmıştır. Önce, yabancı kelimelerin atılması; öz dile dönülmesi gibi bir hedefe işaret edilerek, lisanın tabiî seyri içinde yerleşmiş ve benimsenmiş kelimeler sürgüne yollanmıştır. Dilin kurallarına uymayan, zorlama ve uydurma kelimeler türetilmiş ve özellikle okul kitapları vasıtasıyla çocukların beyinlerine yerleştirilmeye çalışılmıştır.

Basın ve yayın araçları kullanılarak uygulamaların halka mâl edilmesine gayret gösterilmiştir. Maalesef, halkımız bu yıkıma pek az mukavemet edebilmiştir. Bazı grupların şuurlu olarak bu bozgunculuğa karşı çıkması genele yayılmamış; azınlıkta kalmıştır.

Pek çok kişinin umurunda olmadığı anlaşılan bu durum, her geçen gün, yuvarlanan kar topunun gittikçe büyümesi gibi, daha da karmakarışık bir şekle dönmektedir.

Özellikle, yabancıların askerî, teknik ve iktisadî üstünlükleri karşısında düşülen aşağılık duygusunun da tesiriyle; tamamen yabancı dilden birçok kelime, olduğu gibi dilimizin içine girmiştir.

Sonuçta, öyle bir geri dönülmez noktaya gelinmiştir ki, akıl ve iz’an sâhipleri de ne yapacağını şaşırmıştır. Hattâ, işin garibi, şuurlu bir şekilde karşı duranların da tahammülleri kırılmış; kalabalığa uymak zorunda kalmışlardır.

Bunların bir kısmı, hitâp ettikleri topluluklara ulaşabilmek; fikirlerini onlara anlatabilmek maksadıyla, ister-istemez duruma ayak uydurmuşlardır. Bir kısmı da, yeni hâle uymanın bir mecburiyet olduğunu düşünmüş olmalı ki, mücadeleyi terk etmişlerdir.

Mefhumları ifâde eden kelimeler değişmekle kalmamış, kendisini koruyabilen kelâmların telaffuzu da asliyetinden çıkmıştır. Yazıda imlâ kâidesi diye bir sıkıntıya katlanamayan insanlar, dolayısı ile doğru sesleri, vurguları, hecelerin uzunluk-kısalık özelliğini, hiç dikkat etmeden, gelişi güzel konuşmaya alışmışlardır.

O kadar ki, radyolarda, televizyonlarda umuma hitap eden kişiler pek çok kelimeyi yanlış seslendirmekte olduklarının bile farkına varmamaktadırlar. Yalnız onlar mı? Yönetenler, hükmedenler, emir verenler de aynı duruma düşmüşlerdir. Olmayacak yerde heceyi uzatmak, uzatılacak yerde kısaltmak, vurguyu yanlış kullanmak artık normalden sayılmaktadır.

Hele, hiçbir mecburiyet olmadığı ve fayda da sağlamadığı halde, yabancı bir dile ait kısaltmaları, dilimizin kelimeleri içinde kullanmak antikalığı da, zannımca, bize has bir durumdur… Meselâ Ali ile Leylâ’nın düğün dâvetiyesine “Ali & Leyl┠şeklinde yazılması nasıl tuhaflıktır? Bunu “ve” diye mi okuyacağız? Öyle olacaksa “ve”nin canı mı çıktı!

Başkalarını değil, kendimizi tenkîd edelim: Okuduğunuz gazetede bile dikkatinizi çekmiştir. Bir çok îlânda bu garip şekil gözümüze batmaktadır… Gönderen bilmedi, dizen fark etmedi, musahhih —O da kim?—atladı, sayfa sorumlusunun işi başından aşkın…

Adamın derdine bak!

Ekrem Kılıç

07.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri