Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 24 Mayıs 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Dizi Yazı

Mustafa GÖKMEN

Kanola, Türkiye’nin tarımdaki alternatifi

Çin’in pamuk genlerini değiştirerek, pamukta ilâçlama sayısının düşürüldüğü ifade ediliyor. İlâçlamanın düşürülmüş olması pamuk üretimini nasıl etkiler?

Tabi ki bu çalışmalar ve gelişmeler maliyetleri

dürür. Şimdi organik tarım diye bir şey var. Organik tarım nedir? Toprağın ihtiyacı olan şartları doğal şartlarda karşılamak. Yani kimyasal kullanmadan toprağın içerisinde bulunan ürünleri tamamlayarak toprağın noksanlarını tamamlıyoruz. İşin ana mantığı bu. İlkel gibi görünüyor ama en sağlıklı olan doğal ortamın sağlanması. Meselâ seralarda tamamen organik tarım yapılıyor. Yani seralar tamamen organik üretime döndü. Şimdi halk arasında o kadar ürün vermez. hormon kullanılıyor deniyor. Ama gerçek değil. Şimdi üretici açısından şöyle bir yanlış var. Meselâ bir üreticimiz diyor ki “Ali ağa tarlasına dönüm başına 100 kilo gübre atmış benim 101 kilo atmam lâzım.”

Düşünebiliyor musunuz, mantığa bakın cehalet. Halbuki toprağını tahlil ettirmiş olsan, belki de 10 kilodur belki de ihtiyaç yoktur o gübreye. Belki başka bir şeye ihtiyaç vardır. Ali ağa tarlasına atmış ben de atmam lâzım diye düşünüyor. İlâç kullanımında da aynıdır. Bu bir servet kaybıdır. Bu anlayışın önüne geçmek için biz birlik olarak toprak tahlil laboratuvarı kurduk.

Tarımda biyolojik mücadeleyi nasıl buluyorsunuz?

Şimdi bu biyolojik mücadeleyi yani biyolojik bir ortamda tarımın yapılmasını ben akıllı bir yöntem olarak buluyorum. Çünkü bazı ülkeler bu konuda tarih koydu. 2010 yılından itibaren kimyasal kullanmayacaksın diye şartlar koydular. Biz bundan geri kalamayız. Biz şimdi bir anlaşma yaptık. Bunun bilincindeyiz. Şimdi arıları, sinekleri gözümüzle görüyoruz. Bunların yaptığı işleri gördüğü vazifeleri de biliyoruz. Ama toprağın içinde neler olup bitiyor bunları göremiyoruz. Toprağın içindeki dengeleri kuran bakterileri göremiyoruz. Yani toprağın içinde de canlılar var ve onlar da toprağın içindeki dengeyi koruyor, kuruyor. Sen bu toprağın içindeki canlıları öldürdüğün zaman toprak verimsiz toprak haline geliyor. Ölü toprak haline geliyor. İşte bakteriyi üretiyorlardı ama saklayamıyorlardı. Toprağa tekrar götürecekleri zaman bakteri ölü olarak gidiyordu. Şimdi Amerika’daki AR-GE çalışmalarında “Bio One” diye bir ürün geliştirildi. Bakteriyi üretiyorlar ve bir sıvının içerisinde saklıyorlar. Çiftçi bu sıvıyı tohumu ekmeden 15-20 gün önce pompa ile tarlaya atıyor. Bu bakteriler toprağa yerleşiyor ve toprağı kabartıyor. Bu bakteriler santimetre küp toprak içerisinde milyonlarca ürüyor. Bu toprak tahlilinden sonra atılıyor. Toprağın doğal dengesini bu bakteriler kuruyor. 10 santime kadar toprak kabarıyor. Böylece toprak rutubeti bünyesinde tutuyor bir; havayı, azotu ve oksijeni alıyor iki; gübreye ihtiyaç olmuyor üç; böylece maliyet de çok düşüyor. Şuanda bir dönüm tarlaya 60-80 YTL’ye gübre atıyorsun. Bu sözünü ettiğimiz bakteri sistemini kullandığınız zaman 20-25 YTL’ye mal oluyor. Ve toprağın canlılığını sezon boyunca devam ettiriyor bu bakteri. Sen toprağı yanlış kullanmadığın sürece o bakteri de yok olmuyor.

Bu sözünü ettiğiniz sistemin başka avantajları da var mı?

Meselâ Nevşehir ve Niğde bölgesinde patatesler kanser oldu. İşte bu sözünü ettiğim Bio One vasıtasıyla o hastalık sorunu çözdüler. Yani doğal yollarla çözüldü. Kimyasal bir çözüm değil. Toprağın bünyesinde olan canlıyı alıyorlar ve laboratuvar ortamında üretiyorlar. Ondan sonra da bir sıvının içerisinde bir yıl saklama başarısını gösterdiler. Esas başarı burada. Taşınabilir ve saklanabilir olması. Ve tarlaya atılabilir olması. Kanser neden oluyordu. Toprakta bitkinin istediği bazı canlılar bakteriler olmadığı için ürün zayıf kalıyordu ve hastalık buluyordu, artık bu kalktı.

Siz birlik olarak kendi üretim sahalarınız da bu yeni tekniği kullanacak mısınız?

Biz bunu kabul ettik. Şu anda 25 tane mühendisimizi bu konuda eğittirdik. Bu bakteri ile toprağın ıslâhı ve verimin arttırılması konusunu, kimyasal gübreden uzaklaşma konusunu gündemimize aldık. Şimdi 65 bin ortağımızın bulunduğu kooperatiflerimizde bu ürünü tanıtacağız. Biz birden çiftçimizi riske atmak istemiyoruz. İlk başta denek tarlalarımız olacak. Değişik bölgelerdeki 20’şer dönümlük tarlalarda kullanacağız. Bu da bize bu ürünün kullanılabilirliği yönünde ciddî bir ufuk açar. 70 tarlada çok ciddî bir ufuk açar. Yani işin sağlıklı olup, olmadığını, ülkemize faydasının olup olmadığını, gayet net bir şekilde görebiliriz. Bunun avantajı ne derseniz. Kimyasal gübrenin kilosu şuanda 800 Ykr’ye çıktı. Bunu artık kullanma şansımız yok. Dünyada artık kimyasallardan uzaklaşıyor. İlâçlardan nasıl bir uzaklaşma varsa kimyasal gübrelerde de aynı. Bunlar artık insan sağlığı açısından sakıncalı olduğu yasaklanması gerektiği Dünya Sağlık Örgütü tarafından öneriliyor. Örgüt, tamemen organik tarıma dönülmesi gerektiğini bazı yerlerde bazı ülkelerde takvimlendirdi. Biz de Çukobirlik olarak bu organik tarımı destekliyoruz.

Pamuk saplarının kâğıt sanayiinde değerlendirilmesi mümkün mü?

Pamuğun sapları biraz odunsudur. Eğer yüzbinlerce pamuk tarlasında bu pamuk sapları heder oluyorsa, eğer bu da kullanılacaksa bundan mutluluk duyarım. Ormanları kesene kadar bunlar kullanılsın. Belki birinci hamur olmaz ama ikinci üçüncü hamur kâğıt olsun. Sonuçta çok ciddî bir öneri. Ben istiyorum ki pamuk bitkisine ait her şey kullanılsın. Görülen hiçbir madde atılmasın. Yem sanayi, yağ vs..

Ülkemizin yağlı tohum üretimini arttırmak için neler yapıyorsunuz?

Ülkemizin açığı olan yağlı tohumların kaliteli, sertifikalı tohum dağıtılarak verimi yüksek tutacak tohumlar dağıtarak, toprağa uygun gübreler temin ederek, ziraî ilâç temin ederek, üreticiye mazot vererek, çiftçilerimizin maliyetlerini aşağıya çekebilmek için onlara kooperatifçilik ruhu içinde destek olmaya çalışıyoruz. 50 trilyon civarında yıllık desteğimiz oluyor. Ürünler hasat edildiğinde de kooperatiflerimizin bulunduğu 12 vilayette 15 tane fasonlarla birlikte çırçır ve savgin fabrikamız ve 2 tane de yağ fabrikamız var. Bunlarda yıla göre planladığımız 30 bin ton kanola, 15 bin ton ayçiçeği alma ve 150 bin ton da pamuk almak üzere planlarımızı yapıyoruz. Aldığımız ürünleri bu tesislerimizde işliyoruz. Böylece Türkiye ekonomisine katkıda bulunuyoruz. Bu da illere yayılmış fabrikalarda yapılıyor.

Yağlı tohumlardan ve kanola sanırım Türkiye’de yeni bir ürün?

Evet, kanola Türkiye’de yeni bir ürün sayılır. Artık kanola dünyada çok önemli bir yağlık tohum bitkisi oldu. Bünyesinde yüzde 42 oranında yağ var. Biz bölgemizde pamuğun yanında kanolayı da teşvik ediyoruz. Kanola yeni bir ürün olmasına rağmen önemli bir yağ bitkisidir. Bünyesinde yüksek oranda yağ ihtiva etmesi bakımından kanola dünyada çok önemli bir yağlık tohum bitkisi oldu. Niye çünkü bünyesinde yüzde 42 oranında yağ var bünyesinde. Almanlar şimdi onun geniyle oynadılar yağ oranını yüzde 48’e çıkardılar. Yani küçük bir şeydir ama yağ tuluğu gibi bir şeydir. Bunun içinde küsbesi de protein olarak yüzde 36 oranında oldukça zengindir. Küsbe de yem sanayiinin ana hammaddesidir. Özellikle büyük baş hayvan üreticilerinin ana hammaddesidir. Biliyorsunuz Türkiye’nin mutfaklık yağ tüketimi 1.6 milyon ton. Bunun aşağı yukarı bir milyon tonunu ithal ediyoruz. Yani 900 bin tondan fazla yağı ithal ediyoruz biz. Türkiye’nin mutfaklık yağ üretiminin tamamı yaklaşık 730 bin ton civarındadır. Yani tüketimi 1.6 milyon tondur. Dolayısıyla yağlı tohumlara Türkiye’nin vermiş olduğu yani ithalatına vermiş olduğu döviz miktarı 3.5 milyar dolar civarında. Çok büyük bir rakam.

Bu kadar dövizi yağlı tohum açığını kapatmak için dışarıya vermek yerine yerli üretim teşvik edilerek üretim artışı gerçekleştirilemez mi?

Tüm Türkiye’deki teşviklerin rakamına baktığınızda bizim çiftçilerimizden esirgenenin yabancı çiftçilere verildiğini düşünüyorsunuz. Hükümet bunun bilincinde değil mi? Evet aslında bilincinde. Çünkü bizlerle yakın temasta çalışıyor. Ve bu yüzden pamuğun üretimi ve yağlı tohumların üretiminin teşviki için teşvikler verdiler. Burada bir samimiyet var. Ama bu ürünlerin üretimi neden hep düşüyor? Mesele burada. Yani bir hastalık, bir koordine boşluğu var ama bunun giderilmesi lâzım. Çünkü ülke bizim ülkemiz. Üretmek zorundayız. Yani iç ve dış borcumuzu ödeyeceksek üreteceğiz.

Peki kanola Türkiye coğrafyasına uygun bir ürün mü?

Kanola tohum, sürme ve bir de biçme maliyeti olan bir iş. Dağda, taşta, kırda, kışın, yazın her yerde yetişir. Yani soğuk sıcak aramaz. Sıcağa göre üretilmiş tohumlar var. Soğuğa göre üretilmiş tohumlar da var. Onun için Türkiye’nin her noktasında dağında taşında kanola yetişir. Tüm arazilerimiz kullanılabilir kanola üretiminde. Bir de alternatif bir bitkidir. Yani bir de petrol olarak düşündüğünüzde yıllık Türkiye’nin 13-14 milyon ton mazot tükettiğini düşünürsek -istatistikler öyle söylüyor- yani bunun tamamına yakınını ithal ediyoruz. Bu tüketimin yüzde kaçını yerli üretime çevirebilirsek burada kimler kazanacak. Müthiş bir sektör doğacak. Kapalı bir devre oluşacak. Milyonlarca çiftçi üretecek. Pazar kaygısı yok. Gidecek yağ fabrikalarına. Yağ fabrikaları tam kapasite çalışacak. Çiftçide ve fabrikalarda istihdam oluşacak. Arkasından biodizel fabrikalarına gidecek. Buralarda istihdam oluşacak. Türkiye’nin yem açığı kapatılmış olacak. Yağ açığı kapatılmış olacak. Ben her şeyi üreteceğim diyemezsin.

Gelecekte biodizel akaryakıtta önüne

geçilemeyecek bir sektör olacak

Bir tarafta yağlı tohumlar. Diğer tarafta biodizel. Biodizel konusunda gelinen son nokta nedir. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Türkiye’nin en modern biodizel fabrikasını yaptırdık. Tamamen Türk teknolojisiyle yaptırdığımız bu fabrikamızda test üretimleri başarıyla gerçekleştirildi. Yağlı tohumları bizim çiftçimiz üretiyor. Çiftçiye ucuz mazot verebilmek için yaptırdığımız tesisimizin kuruluş amacı “çiftçiye tohumunu getir mazotunu götür” diyebilmek. Biodizel tesisini biz yaparken kanun taslağı özellikle tarım satış kooperatifleri ayağında çiftçiye B100 olarak yani saf biodizel olarak bu ürünü dağıtabilmeyi öngörüyordu. Biz buna güvenerekten bu tesisi yaptık. Kanun çıktı. Çıktıktan sonra gördük ki kanunun içeriği şöyle: “Ürettiğin biodizeli dağıtıcı firmalara veriyorsun. Dağıtıcı firmalar yüzde 98’lik petrol mazotunun içerisine yüzde 2 oranında biodizel karıştırıp kendi pompalarında satacak. Orada ÖTV muafiyeti yok. Biz üreteceğiz vereceğiz ÖTV yok. Ama bizim istediğimiz çiftçiye ucuz girdi sağlayabilmek.

Üreticimize, “Yağlı tohumunu getir, mazotunu götür” diyebilmek istiyoruz. Ömür boyu ÖTV muafiyeti olsun demek istemiyoruz. Bunun kademeli olarak uygulanmasını istedik. Bu biodizel dünyada önüne geçilemeyecek bir sektör olacak yani bir bilgisayar gibi. Fosil yakıtlar birgün bitecek. Bugün Almanya’nın 5 yıl önce başlattığı bir programla yıllık kanola üretimini çok çok arttırdı. Biodizel için en önemli hammadde yağlı tohum bitkisi olarak kanola. Almanya’nın 5 yıl önce yıllık üretimi 350 bin ton civarındaydı. Maksimum 400 bin tona çıkıyordu. Bir program yaptı 5 yıl içerisinde. Almanlar şu anda 7 milyon ton kanola üretiyor. Almanyanın programı 2050 yılında petrol mazotundan kurtulmak. Kanola’daki yağ oranını gen teknolojisini de kullanarak yüzde 48’e çıkarttılar. Yıllık ortalama bizim buralarda ortalama 200 kg alırken Almanya kışlıkta 500 kg alabiliyorlar dönümde. Oradaki iklimden dolayı da yazlıkta da 250 kg ortalamaları var. Çok yüksek rakamlar. Amerika şimdi tamamen AR-GE’sini buna yönlendirmiş durumda. Avrupa Birliği biliyorsunuz petrol mazotunun içerisine yüzde 5 karışım yapılmasını mecburi kıldı. Onun için dünyada yağlı tohum fiyatları fırladı gidiyor. Türkiye’nin biodizelden geri kalmaması lâzım.

Biz bakanlığımıza ve Başbakanlığımıza da raporlarımızı verdik. Özellikle sıcak karşıladılar. Sayın Başbakan bu konuda Enerji Bakanlığını görevlendirdi. Sayın Enerji Bakanı Hilmi Güler Enerji Bakanlığı’nda Türkiye’nin biodizel üreticilerini 64 tane bir tarafa oturttu avam kamarası gibi. Bir tarafa da devletin çözüm bulacak bürokrasisini yani Hazine’nin teknik kadrosu, Maliye’nin teknik kadrosu, Sanayi’nin teknik kadrosu ve Enerji’nin teknik kadrosu da diğer tarafta. “Sorunlarınızı tek tek konuşacağız. Beni Başbakan görevlendirdi. Hiç zaman kaybetmeyeceğiz. Afakî lâflar yok. Birinci maddeyi müzakere ettikten sonra kanun haline getireceğiz. Bu çalışma sonra Meclis gündemine getirilecek ve kanunlaşacak” dedi. Ben de tarım ayağıyla ilgili konuşmamı yaptım.

Hükümet bu işe nasıl bakıyor? Desteği görüyor musunuz?

Bakan, “Başbakan geniş halk kitlelerine yansıyan böyle bir program istiyor. Sizden bunun gelişmişini istiyorum” dedi. Detaylandırıp projeyi verdik. Sonra enerji bakanlığı müşteşarı bakan tarafından bu işle görevlendirildi. Toplantı yapıldı 4-5 saat sürdü. Orada bir komisyon kuruldu ve ben de o komisyona seçildim. 5 kişi seçildi. Biobenzin, bioetonal biodizel, biodizelden 3 kişi seçildi birisi bendim. Ve 1.5 ay içerisinde çalışmayı yaptık bitirdik. 2007 Şubat ayında bir önceki cumhurbaşkanımız tarafından geri çevrilen petrol yasası vardı. Bizim bu çalışmamız da bu petrol yasasının içerisindeydi. Bizim çalışmamıza bir itiraz olmadı. Yani “tohumunu getir, mazotunu götür” mantığını içeren yani çiftçinin getirdiği yağlı tohumuna karşılık mazot (biodizel) verilmesini öngören çalışmaya itiraz gelmedi. Yani çiftçimizin getirdiği yağlı tohumdan ürettiğimiz biodizeli ben çiftçiye verebilecektim ve yüzde 40 oranında bir ucuzluk sağlamış olacaktık. Yani ÖTV muafiyeti içerisinde verecektim. Tabi biz ömürboyu bu muafiyet devam etsin istemiyorduk biz. Bu sektör otursun, doğmadan ölmesin istiyorduk. Bunun için de bir geçiş sürecine ihtiyaç vardı. Tabi vetodan sonra bir Cumuhurbaşkanlığı seçimi krizi patladı. Türkiye’de gündem değişti. Bu değişimle birlikte bizim bu konumuz da arkada kaldı.

Seçimlerden sonra hükümet tekrar güven tazeleyerek iktidara geldi. Yeni dönemde bu konuya bakışları nasıl?

Şu anda görüşlerimizi yine aldılar. Özellikle tarım ayağında, yani bir sektör meydana getirme noktasında tarım satış kooperatiflerini de bu konseptin içine dahil etme ve öncü yapılmak isteniyor. Çünkü üreticinin tek kuruluşu bunlar. Ve aynı zamanda bu kuruluşların amacı üreticiyi korumak. Bir samimiyet içerisinde bir taslak hazırlandı. İnşallah bu taslak herhangi bir erozyona uğramadan, geçerse bizim mutluluk kaynağımız olacak.

YARIN: BİTKİSEL YAĞ AÇIĞIMIZ ÇOK BÜYÜK

Mustafa GÖKMEN / İstanbul

24.05.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (23.05.2008) - Bereketli topraklarımızı iyi planlayalım

  (22.05.2008) - Birliklerin faiz borçları silinsin

  (21.05.2008) - Organik pamukta dünya lideriyiz

  (16.05.2008) - Eğitimci Aydın Üneşi: Kemalizm birlikte yaşamayı dinamitledi

  (15.05.2008) - Batman eski Baro Başkanı Sabih Ataç: Çoğulcu Osmanlı’da sorun yoktu

  (14.05.2008) - PKK ve Hizbullah’a Nurcular set oldu

  (13.05.2008) - İnsanlar özgürce kendini ifade edebilmeli

  (12.05.2008) - Emekli vaiz Sadullah Hatipoğlu: Din burada çok hakimdir

  (11.05.2008) - Emekli müftü Salih Ocak: Bin senedir beraber yaşadık

  (10.05.2008) - Irk öne çıkarıldı, din engellendi

 
GAZETE 1.SAYFA
Download

Kutlu Doğum Haftası Pdf
© Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır