31 Ocak 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR Mobil İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Aile-Sağlık

Çocuklardan mutlu olmanın sırlarını öğrenin

Çocuklarımıza hayatı biz yetişkinlerin öğrettiğini düşünürüz. Ama bizlerin de çocuklarımızdan öğrendiğimiz pek çok şey olduğunu biliyor muydunuz?

Onlar bizim başlangıçtaki, yani yolun başındaki halimiz, bizim kadar tecrübeli olmayabilirler ama, hayatı bizden daha iyi ve daha kaliteli yaşadıkları kesin. Onlar her ânı, geçmiş ve geleceğin sıkıntılarından uzak, doyasıya yaşıyorlar. Mutlulukları bizim gibi şartlara bağlı değil, mutlu olmak için sebep aramıyorlar.

Çocuklar nasıl bu kadar mutlu olabiliyorlar? Bildikleri ya da bilmeden yaşadıkları mutluluğun formülü ne olabilir?

Belki de bu sırlardan ilki, çocukların sebepsiz yere mutlu olmalarıdır. Onların mutlu olmaları için kocaman değişiklikler olmasına gerek yoktur; bir kelebeğin uçuşu, bir kedinin miyavlaması bile onları çılgınca mutlu eder. Onlar hayatı ertelemeden, mutluluğu bekletmeden yaşarlar. Eğer yürüyebiliyor ve koşabiliyorlarsa, bu bile onlar için yeterli bir sebeptir. Kendi kendini mutlu edebilme yeteneğini çocuklarımızı taklit ederek ve onları dikkatli bir şekilde gözlemleyerek öğrenebiliriz. Onlar bizi model alarak büyüyorlar, biz ise onları taklit ederek içimizdeki çocuğun keyifli neşesini yakalayabiliriz, diye düşünüyorum...

İkinci sır ise; sürekli meşguliyet içinde olmalarıdır. Onlar için hayat uyandıkları anda başlar, yani gözlerini açtıkları an. Yatakta oyalanmak ve vakit geçirmek onlar için zaman kaybından başka bir şey değildir. Boş durmayı sevmezler, sürekli yaptıkları hareket onlara yaşadıklarını hissettirir. Harcadıkları enerjiyle birlikte bütün olumsuzlukları da dışarıya akıtırlar. Harcanmayan enerji nörotik kişiliklerin oluşumuna zemin hazırlar. Bu yüzden sürekli engellenen, hareketleri kısıtlanan çocuklar daha agresif ve daha problemli kişilikler geliştirirler.

Meşgul olmak yetişkinler için de çoğu zaman psikolojik bir tedavi metodudur. Üreten ve sevebilen insan mutlu insandır. İnsan bir şeylerle meşgul olurken, sorunlarının girdabından uzaklaşır. Onların karanlığından üretirken uzaklaşır ve kendine bir ışık, bir çıkış yolu bulur. Hayatı keşfeden, onu hayretle seyreden aslında onda üretebilecek bir şeyler bulabilendir. Yaparken mutlu olan, mutlu olduğunu da yapmaya devam eder. Aynı çocukların sürekli, hiç bıkmadan oynadıkları oyunlar gibi…

Üçüncü sır ise, istedikleri konusunda ısrarcı olmalarıdır. Ne istedikleri ya da neyi istemedikleri konusunda çocuklardan daha kararlı olan var mıdır? Çocuklar taleplerinde ısrarcıdırlar. Bazen abartsalar da, onlara bu isteklerini uykuları bile unutturamaz. Bu asrın insanı için, asıl sorun da bu değil mi? Ne istediğini ve neyi istemediğini bilememek… Bütün iç sıkıntılarının ve yaşadığı depresyonların temelinde de bu çıkmaz yatar. “Ne istediğimi bilmiyorum...” Ne istediğini bilememek ve duasında ısrarcı olamamak. Keşke biz yetişkinler de dualarımızda bu kadar ısrarcı olabilsek. Rabbimizden ümit kesmeden her talebimizi ondan istesek... Ne güzel olurdu....

Çocuklar mutlu olmanın sırrını çözmüş gibiler… Biz yetişkinlerin, onları seyrederek öğreneceğimiz çok şey var aslında. En azından kaliteli bir hayat için, mutlu ve mutmain bir hayat için gündelik hayatımızda yapacağımız ufak tefek değişiklikler bile çok işe yarayacaktır...

BANU YAŞAR / Psikolog&Psikoterapist

[email protected]

31.01.2010


Çocukları kışın soğuğundan, yumurta ve pekmezle koruyun

Kayserİ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esef Karakuş, bünyeleri büyüklere göre daha zayıf olan çocukları soğuklara karşı korumak için haftada 5 gün sabah kahvaltısında, pişmiş yumurta ile pekmez yedirilmesi gerektiğini söyledi.

Dr. Karakuş, soğuk havalardan, vücut direnci düşük çocukların daha fazla etkilendiğini belirtti. Aşırı soğuklar nedeniyle çocuklarda yeterli ve dengeli beslenmenin öneminin bir kat daha arttığını vurgulayan Karakuş, şunları kaydetti: ‘’Anne-babalar, çocukların, vücut direncini artırmak ve bu yolla hastalanmalarını önlemek için aldıkları besinlere çok dikkat etmeliler. Çocuklara, vücut direncini artıran, enfeksiyonlara karşı koruyan proteinler, bu dönemde bol miktarda verilmelidir. Anne sütünden sonra en önemli protein kaynağı ise yumurtadır. Bağırsakta emilimi çok yüksek olan ve hızla kana karışan yumurta, süratle vücuda yayılarak çocukların enerji açığını kapatır. Çocuklara, soğuktan korumak için haftada 5 gün sabah kahvaltısında tam pişmiş yumurta yedirilmelidir. Yumurta, soğuktan korumanın yanı sıra, vücudun protein ihtiyacını da karşılar. Rafadan yumurta verilmemelidir. Çünkü, rafadan yumurtanın sindirimi zor ve alerji kaynağı olduğu için de önermiyoruz.’’

PEKMEZ, BESLEYİCİ VE ENERJİ KAYNAĞI

Dr. Esef Karakuş, ayrıca soğuk günlerde çocuklara besleyici değeri yüksek ve enerji kaynağı olan pekmezin de yedirilmesinin çok yararlı olduğunu vurguladı. Pekmezin, bazı vitamin ve mineraller bakımından çok zengin bir gıda maddesi olduğunu söyleyen Karakuş, şunları anlattı:

‘’Pekmez, A ve B vitaminlerinin yanı sıra, potasyum, kalsiyum, magnezyum, çinko, demir ve fosfor gibi mineraller bakımından da zengindir. Besleyici değeri yüksektir ve enerji kaynağıdır. Pekmez, kansızlık, bağırsak hastalıkları, öksürük ve bronşit gibi hastalıkların oluşumunu da engeller. Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlara karşı korur. Pekmezde bulunan şeker, vücutta çok çabuk parçalanarak enerji verir.’’

Pekmezin bazı çocuklara biraz ağır gelebileceğini ifade eden Karakuş, pekmezin tahin ve yoğurtla karıştırılarak veya sulandırılarak da yedirilebileceğini sözlerine ekledi.

31.01.2010


Yanlış kullanılan soğuk algınlığı ilâçları ‘ölümcül’ olabilir

Uzmanlar, yanlış kullanılan soğuk algınlığı ilâçlarının bazen ölümcül olabilen alerjilere, karaciğer, böbrek ve kalp-damar problemlerine, kan hücrelerinde düşmelere ve kanı fazla sulandırarak kanamalara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Esin Şenol, ilâçların, başta enfeksiyonlar ve ağrılar başta olmak üzere hastalıkların tedavisini sağlayan en önemli maddeler olduğunu söyledi.

İlâçların tedavi edici özelliğinin yanı sıra bilinçsiz ve kontrolsüz kullanıldığında ‘’ölümcül bir silâh’’ olabileceğine dikkati çeken Şenol, ‘’Düzgün olmayan ilâç kullanımları sonucunda ortaya çıkan i lâç yan etkileri, bugün dünyada önemli hastalıklar ve ölüm nedenleri arasındadır’’ dedi.

Şenol, yanlış ilâç kullanımının genellikle reçetelenmesi gerekmeyen ‘’market ilâçları’’ olarak adlandırılan ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, nezle ilâçları ya da vitamin ve bitkisel kökenli takviyelerin fazla dozda ya da gereğinden uzun süre, birden fazla ilâçla birlikte, kalp, böbrek, karaciğer hastaları gibi olumsuz ilâç etkilerine duyarlı kişilerde kullanılması sonucu ortaya çıktığını bildirdi. Bazı ilâçların, yiyecek ve içeceklerle de etkileştiğini ve bu nedenle yanlış kullanıma neden olduğunu vurgulayan Şenol, bir ilâcı güvenli kullanabilmek için şu uyarılarda bulundu: ‘’Kullanılan ilâcın adı, nasıl kullanıldığı ve ne dozda alınması gerektiği bilinmeli. Kullanılan ilâçların adları ve kullanılan doz, not edilerek listelenmeli. Yeni bir ilâca başlanacağında ya da bir sağlık kuruluşuna başvurulacağında bu liste hekime gösterilmeli. İlâç, hekim tarafından ne şekilde öneriliyorsa öyle kullanılmalı. Kullanılan ilâçla ilgili akla takılan sorular sorulmalı ve ayrıntılı bilgi edinilmeli. Hekim dışında, bir başkasının kullandığı ve önerdiği ilâç kullanılmamalı. İşi biten ilâçlar imha edilmeli, başkalarının kullanamayacağı biçimde atılmalı. Özellikle şeker hastalığı olanlar, yüksek tansiyon hastaları, böbrek hastaları ilâç kullanımında çok dikkatli olmalı.’’ Şenol, ilâçların yan etkilerinin özellikle bazı yaş gruplarında ve kimi kronik hastalıklarda daha tehlikeli olduğunu belirterek, ‘’5 yaş altı çocuklar, 65 üstü erişkinler, diyabet için insülin alanlar, epilepsi (sara) ilâçları kullananlar, digoksin gibi kalp ilâçları ve kanı sulandırıcı ilâçları kullananlar, narkotik analjezik denilen güçlü ağrı kesicileri alanlar ile aynı anda birden fazla sayıda ilâç kullananlar olumsuz etkilere daha duyarlıdır’’ diye konuştu.

31.01.2010


Nane limon kabuğu halkın gözdesi

KIş aylarInda artan soğuk algınlıkları şifalı ot satışlarını arttırdı. Barış Manço’nun şarkısına da konu olan “Nane, limon kabuğu” halk arasında soğuk algınlıkları gibi rahatsızlıkların her dönem en fazla rağbet gören ilâcı.

Soğuk kış aylarının gelişi beraberinde nezle, grip ve soğuk algınlığını da getirince vatandaşlarda soluğu aktarlarda almaya başladı. Bu aylarda görülen basit hastalıkları şifalı bitkilerle atlatmayı tercih edenlerin sayısında artış olduğunu belirten Yalovalı aktar Öner Tekinsan, “Vatandaşlarımız ninelerimizin ve dedelerimizin yıllardır uyguladıkları ve her zaman işe yarayan şifalı bitkileri kullanmaya devam ediyor. Kış aylarında sıkça rastlanan basit soğuk algınlıklarını ilâç yerine şifalı otları kaynatıp suyunu içerek tedavi etmek halen en geçerli yöntem. Bu kış aylarında da vatandaşımız şifalı bitkilere büyük ilgi gösteriyorlar” dedi. Öner Tekinsan vatandaşlara soğuk algınlıklarını kolayca atlatabilecekleri birkaç tarifte verdi:

“Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı mercanköşk katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı yudumlanarak içilir.

Bir miktar çüşka biberi bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar ispirto eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe iki hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Gerektiğinde vücut bu mayi ile ovulur.

Birer çay kaşığı kekik, kimyon bir çay bardağı sirke ve iki bardak suyla birlikte 5 dakika kaynatılıp soğuduktan sonra gargara yapılarak kullanılır.

Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı civanperçemi katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.

Bir litre suyun içine bir çay fincanı kadar ıhlamur ve 1,5 fincan papatya çiçeği katılıp kaynatıldıktan sonra kısa bir müddet demlenmesi beklenip süzülür. Ilık bir bardak suya bir çorba kaşığı oranında konularak gargara yapılmak suretiyle kullanılır.”

31.01.2010


Lamazeye ilgi artıyor

Gebelİkte nefes alma tekniklerini öğreten ve son zamanlarda giderek yaygınlaşan Lamaze eğitimi (doğum ve doğuma hazırlık kursları) sayesinde anne adayları duygusal ve bedensel yönden normal doğuma sağlıklı bir şekilde hazırlanıyor.

Bu tekniği alan anne adaylarının yüzde 95’inin ağrısız normal doğumla bebeklerini sağlıklı bir şekilde dünyaya getirirken, doğan bebeklerin ise diğerlerine göre daha sağlıklı olduğu bildirildi. Adana’da kurulu Elifse Beden Eğitim Merkezinde açılan doğum ve doğuma hazırlık kurslarına katılan aralarında şarkıcı Yeliz Yeşilmen’in de bulunduğu anne adaylarına doğumun evreleri, hamileler için pilates, hamile masajı, bebek bakımları ve bebek masajları hakkında bilgiler veriliyor. Kurs eğitmenlerinden Tülay Özmen, kurslarına anne adaylarının büyük ilgi gösterdiğini belirterek, anne adaylarını normal doğum hakkında bilgilendirerek, bilinçli bir gebelik süreci geçirmelerini sağladıklarını söyledi.

31.01.2010

 
Sayfa Başı  Geri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu

Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim oktay usta yemek tarifleri Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl