Moral, manevî ve ruhî kuvvet demektir. İnsanın, maddî dünyasının ötesinde, gönül dünyasından, itikadından, vazgeçilmez değerlerinden ve zihninden aldığı psikolojik ve ruhî gücüdür.
Bu güç, beden gücünden, fizikî güçten farklı olarak zorluklar karşısında yılmamayı, daima ümitli olmayı sağlar.
Bediüzzaman’ın “Ümitvar olunuz...”1 moral sözünde olduğu gibi...
Enerji, maddede mevcut olan ve ısı, ışık şeklinde ortaya çıkan güç.
Moral enerji ise, bir kişinin psikolojik direnci, ruhî gücü ve hayata karşı duyduğu coşku, motivasyon ile içinde barındırdığı canlılıktır.
Bu enerji, sadece yemek, içmek ve çalışmaktan ibaret olmayan hayatı, iz bırakacak daha büyük ideallere teşvik eder, sevk eder.
İnsanın zorluklar, krizler ve travmalar karşısında yıkılmama, toleranslı olma ve zorluklardan güçlenerek çıkabilme kapasitesidir, manevî direnme gücü olan moral enerji.
Allah’a, Peygambere ve indirilen Kitaba kayıtsız, şartsız iman ve tevekkül; kaderin adaletine, İlâhî güce duyulan güvenle zor anlarda yalnız olmadığını hissetmek, “moral enerji” gücünün yegâne menşeidir.
Moral enerjiyi besleyen dürüstlük, sabır, şefkat ve adalet gibi ahlâkî değerler, İslâmî meziyetler olmanın yanında, insanın iç dünyasına kuvvet veren; kişiyi, sıradanlıktan farklı kılan vasıflardır.
Moral, günlük hayatta iç içe olduğumuz bir duygu payandası.
Ruhen bedbinlik içinde olanın eli kolu kalkmaz; yapacağı şeyleri yapmaz yahut yapamaz.
Böyle bir kimseye moral vermek; onun manevî direnme gücünü desteklemek, cesaretlendirmek, yüreklendirmek ne kadar değerli bir davranış tarzı ise; olur olmaz şeylerle bir insanın moralini sarsmak, âsâbını bozmak ve içine korku düşürmek de o ölçüde fenadır.
Zor anlarda Yaradan’a sığınmak, dua etmek ve sonucu tevekkülle karşılayıp, gerisini, “ateşe atıldığı zaman İbrahim Aleyhisselâm’ın son sözü olan, “Allah bana yeter, o ne güzel vekildir”2 itikadıyla akışa bırakmak, çaresizlik hissini ortadan kaldırır.
Çünkü: “Kimin için Allah var, ona her şey var. Ve kimin için yoksa, her şey ona yoktur, hiçtir.”3
Âdeta psikoterapi etkisine sahip olan, “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır”4 veciz sözünü ve gereğini hayata yansıtmak, insan ruhunda barınan kaygı, ümitsizlik, endişe ve korku manasındaki bütün menfi düşünce tortularını siler, atar.
Yaşananlara, bu şuur ile yaklaşmak; “Kadere iman eden, kederden kurtulur”5 kudsî düsturuyla, olumsuzlukları hayatın tamamına yaymak yerine, bunun geçici bir dönem veya hayatın sadece bir parçası olduğunu görebilmek ve yarınlardan ümitvar olmak, moral enerjiyi canlı tutar.
Velhâsıl:
Bir işte, bir teşebbüste başarılı olmak veya günlük hayat için gereken zihnî ve hissî istek; fizikî yorgunluğa rağmen kişinin zihnen ve duygu potansiyeli olarak kendini güçlü, zinde, canlı ve ümitli hissetmesini sağlayan enerjidir, moral enerji.
Dipnotlar:
1- Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, s. 120.
2- Buhârî, Tefsîrü’l-sûre 3: 13.
3- Said Nursî, Sözler, s. 426.
4- Said Nursî, Mektubat, s. 457.
5- Said Nursî, Şualar, s. 250.