Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 17 Haziran 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Güzelliğin kaynağı Kur'ân'dır

Risâle-i Nur Enstitüsü Şanlıurfa Temsilciliği tarafından düzenlenen “Risâle-i Nur’da Medeniyet” konulu XI. Arama Konferansı 10-11 Haziran 2006 tarihlerinde Şanlıurfa-Hotel El Ruha’da gerçekleştirildi. İki gün süren yoğun masa çalışmaları sonucunda hazırlanan sonuç bildirileri bir panelle dinleyicilere açıklandı. Birinci masanın konusu “ Medeniyetler Tarihi ve Sonuçları”; ikinci masanın konusu “İslâmiyet Medeniyeti” ve üçüncü masanın konusu da “ Medeniyetler Arası Diyalog” üzerineydi.

HER GÜZELLİK KUR’ÂN

MEDENİYETİNİN BİR PARÇASIDIR

“Medeniyetler Tarihi ve Sonuçları” konulu masada: Risâle-i Nur’da, insanların ortaya koydukları eserler ve yaşama biçimlerinden ziyade, bunların şekillenmesini sağlayan prensiplere dikkat çekildiği vurgulandı.

Bir medeniyetin evrensel ve sürdürülebilir olması için o medeniyetin, insanların tamamına veya çoğuna huzur ve mutluluk getirmesi; ayrıca, varlık âleminde işleyen genel ahenge uygun olması gerektiği belirtildi. Kur’ân Medeniyeti’nin hakkı, adaleti, fazileti, kardeşliği, yardımlaşmayı ve yüksek değerleri esas almakla tüm bu özellikleri taşıdığı vurgulandı.

Batı medeniyetinin ise vahiyden bağımsız hayat düsturlarını esas almakla varlığın genel ritmine uyamadığı; fert ve toplumsal hayatta, kuvvet, menfaat, ırkçılık, çatışma ve nefsin emirlerine uyma gibi esasların hakim olduğu; bunun sonucunda tecavüz, sıkıntı, çarpışma, düşmanlık ve ruhi bozuklukların oluştuğu ifade edildi.

Kur’ân medeniyetinin coğrafya ile sınırlı olmadığı, nerede bir güzellik varsa onu kabul ettiği belirtildi. Şuur sahibi insanın, aklı ve vicdanının da yardımıyla hak ve hakikati bulmaya yetenekli olarak yaratılmakla; Amerika’daki bir kişinin teknolojik çalışmaları, Hindistan’daki bir kişinin dürüstlüğü, Türkiye’deki bir kişinin yardımseverliği, Almanya’daki bir kişinin temizliği ve çalışkanlığı “Kur’ân Medeniyeti’nin bir parçasıdır” denildi.

Sonuç olarak, Kur’ân ve kâinatın ahenkli işleyişindeki hakim düsturların pozitif esaslar olduğu, bunların Kur’ân-Kâinat uyumunu netice verdiği; böylece kâinatın özü olan insanın, huzur ve sükûnunun da kalıcı ve temel prensiplerinin ortaya çıktığı ifade edildi.

KUR’ÂN MEDENİYETİ YAKLAŞIMI

“İslâm Medeniyeti” konulu masada: Medeniyet kazanımları ve insanlığa sunduğu faydaların sadece bir toplum, millet veya dine inhisar edilemeyeceği, asırlardan beri süregelen fikirlerin birbirine ilâve edilmesi, semavî dinlerin getirmiş oldukları şeriat ve zarurî ihtiyaçların ortak sonucu olarak vücuda geldiği belirtildi.

İslâm medeniyetinin; okuma yazma oranının yok denecek kadar az, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, her türlü kötü alışkanlıkların revaçta, haklının değil güçlü ve zalimin hüküm sürdüğü bir ortam ve coğrafyada doğduğu; genelin veya en azından büyük bir çoğunluğun mutluluğu ve saadetini temin eden bir medeniyet sunduğu vurgulandı.

İslâm medeniyeti açısından 7, 8 ve 9. asırların insanlığa, ilim, irfan ve huzuru en güzel mânâda yaşatacak bir gelişme dönemi sunduğu; bu dönemde ilim ve fende ortaya konan eserlerin, asırlarca Batı üniversitelerinde temel başvuru kaynağı olduğuna dikkat çekildi. Daha sonraki yüzyıllarda ise İslâm medeniyetinin gerilemesine karşılık Avrupa medeniyetinin etkili olmaya başladığı ve zamanla üstün duruma yükseldiği sebepleriyle açıklandı.

Bediüzzaman’ın, Batı medeniyetini ikiye ayırdığı; hakikî İsevilik dininden feyiz alan, insanların sosyal hayatı için faydalı san’at, adalet ve hakkaniyete hizmet eden birinci Avrupa yerine, yaratılışı ve her şeyi tabiata dayandıran, felsefenin karanlığı ile, medeniyetin çirkinliklerini, kötülüklerini, sefahat ve dinsizliği teşvik eden ikinci Avrupa medeniyetinin hakim olduğu görüşü dile getirildi.

İlerici-gerici gibi tartışmalara girmeksizin, Batılılaşmanın Kur'ân Medeniyeti ile uyuşmayan ve hatta Kur'ân Medeniyetini dışlayan yönlerine eleştiri getiren Bediüzzaman'ın, Batı Medeniyetinin karşısına Müslüman Medeniyeti değil de Kur’ân Medeniyeti şeklinde teorik bir yaklaşımla çıkmakla, üstü kapalı bir şekilde Müslümanların kültür ve medeniyetini de eleştirdiği, bu medeniyetin tamamıyla Kur'ân Medeniyetini yansıtmadığı ifadelerine yer verildi. “Bediüzzaman bu ayrımla hem İslâm dünyasını, hem de Batı âlemini Kur'ân medeniyetine dâvet etmektedir” denildi.

DİYALOG VE AVRUPA BİRLİĞİ

SÜRECİNE OLUMLU KATKI

“Medeniyetler Arası Diyalog” konulu masada: Sanayi toplumundan, teknoloji ve bilgi toplumuna geçişte Batının kutsal dinleri dışlayan tutumuyla Allah ile insan arasındaki bağın büyük ölçüde koparıldığı; bu durumun onları körü körüne taklit eden çoğu İslâm ülkelerini de olumsuz yönde etkilediği ifade edildi.

Yaşadığı çağın hastalıklarını doğru bir şekilde teşhis eden Said Nursî’nin, bu hastalıklara karşı Kur’ân ve hadislere dayanarak reçeteler sunduğu, bu reçetelerin içinde, medeniyetler arası diyalog konusunun da azımsanmayacak derecede yer aldığına dikkat çekildi.

Evrensel mesajları içerdiğinden dolayı İslâm dininin, diğer din mensuplarıyla diyalog kapılarını açık bıraktığı; Hz. Peygamberin, müşriklerin zulmünden bunalan Müslümanları bir Hıristiyan ülkesi olan Habeşistan’a göndermesinin inançsızlığa karşı Hıristiyanlarla ilk diyalog ve işbirliği örneği olması açısından önemli olduğu vurgulandı.

Diyaloğa Kur’ân’ın ve hadislerin bakışıyla yaklaşan Said Nursî’nin, dünyada yayılmakta olan dinsizlik, inançsızlık, terör ve ahlâksızlığa karşı sadece Müslümanların karşı koyamayacağını, Hıristiyanların dindar ruhanileriyle işbirliğine giderek bu tehditlerin bertaraf edilebileceğini dile getirdiği kaydedildi.

Said Nursî’nin Türkiye’nin, inançsızlığı yaymak isteyen komünizme karşı NATO’ya girmesini memnuniyetle karşıladığı; Kore savaşına bir talebesini bizzat gönderdiği ve Vatikan’a da bir eserini göndermekle bu konuda önemli adımlar attığı belirtildi.

Vatikan’ın artık İslâmiyeti bir din olarak kabul ettiğini beyan etmesinin, bu diyalog sürecinin en önemli sonuçlarından birisi olduğuna dikkat çekildi.

Nursî’nin bu diyalog ve işbirliği çabalarının, günümüzde onun müntesipleri tarafından da sürdürülmekte olduğu ve bunun Türkiye’nin Avrupa Birliğine girme sürecine çok olumlu katkılar sağlayacağı vurgulandı.

İki gün süren arama konferansının ardından yapılan panelin açılışında konuşan, arama konferansları koordinatörü Prof. Dr. Gürbüz Aksoy, çeşitli bilimsel konularda, Risâle-i Nur’daki bilgilerle uzmanları buluşturarak, o konudaki geçerli bilimsel anlayışa Risâle-i Nur kaynaklı katkı sağlamak üzere, arama konferanslarının yapıldığını söyledi. Daha sonra yöneticiliğini Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Gökçe’nin yaptığı panelde, Dr. Ekrem Bektaş, Dr. A. Nasir Yiner ve Öğretim Görevlisi Sebahattin Yaşar, sonuç bildirilerini dinleyicilere açıkladılar.

Mefail YILDIZ / ŞANLIURFA

17.06.2006


Ekonomideki gelişmeler

Piyasalardaki dalgalanmalar sürüyor. ABD’de tüketici fiyatları, Mayıs ayında yüzde 0,4 oranında arttı. Çekirdek enflasyondaki yüzde 0,3’lük artış beklentilerin üzerinde oldu. Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, enerji maliyetlerinin de etkisiyle tüketici fiyatlarının geçen ay yüzde 0,4 oranında yükseldiği bildirildi. Yiyecek ve enerji fiyatları dışarıda tutularak hesaplanan çekirdek enflasyondaki artış ise yüzde 0,3 ile beklentilerin üzerinde oldu. Nisan ayında tüketici fiyatları yüzde 0,6, çekirdek enflasyon ise yüzde 0,3 oranında artmıştı.

ABD’ de açıklanan yukarıdaki enflasyon rakamları Amerikan Merkez Bankası FED’in kuşkusunu ve piyasaların korkusunu haklı çıkardı. 27 Haziran’daki toplantısında FED’in faiz artışı ihtimalini kuvetlendirdi. Dünyada faizler ABD’nin öncülüğünde yükseliyor. Buna bağlı olarak daha riskli piyasalar olarak görülen gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı oluyor.

Son günlerdeki uluslar arası piyasalardaki gelişmelerden Türk ekonomisinin etkilendiğini görüyoruz. Fiyatlar yükselmeye başlarken, vatandaş artık döviz fiyatlarını daha yakından takip ediyor.

Hükümetin sıkıntı çekeceği en kritik konunun ekonomik gelişmeler olduğu ortada. Ekonomide olup bitenleri nasıl değerlendireceğiz? Hükümetin bu konudaki önemli isimlerinin gerçek analizlerinde neler var? İşte bu değerlendirmeleri, Lüksemburg ziyaretinin sonunda Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Başmüzakereci, Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, gelişmeleri şöyle değerlendiriyorlardı.

Bakan Gül, petrol fiyatlarındaki muazzam artışa dikkat çektikten sonra, ‘petrol bir yılda 25 dolardan 75 dolara çıktı. Bize buradan büyük bir yük geldi. Ayrıca gelişmekte olan piyasalarda sermaye kaçışı yaşanıyor. Ciddî bir dalgalanma var. Ama bizim dengelerimiz sağlam. Eğer biz son üç yıldaki yapısal dönüşümleri yapmasaydık siz o zaman neler olacağını görürdünüz. Sıkı bütçe uygulamaları yapmasaydık, ekonomik dengeleri oturtmasaydık, bugünkü dalgalanmada çok ciddî bir kriz yaşardık ‘diyordu.

Bakan Gül, Türkiye’nin Avrupa Birliği perspektifinin önemine işaret ederken, reformları yaptığımız sürece yabancı sermayenin Türkiye’ye olan ilgisinin artarak devam edeceğini vurguladı.

Devlet Bakanı Ali Babacan da yaşanan gelişmeleri, “Bütün bunları öngördük. Bir yıl önce yaptığımız hesaplamalarda, analizlerde bu sıkıntıların yaşanacağını tahmin etmiştik. Merkez Bankası’nın enflasyona ilişkin raporlarında sermaye hareketliliği diye yazdıkları bugünkü yaşadıklarımızdır. Biz tedbirlerimizi aldığımız için rahatız. Bugün dolar ne olmuş diye bizler bakmıyoruz. Çıkar, iner’ cümleleriyle yorumladı.

‘Dolar tekrar düşebilir, biraz daha yükselebilir. Bunu piyasa mekanizması belirler. Ama eninde sonunda makul bir seviyeye gelir.’ (Akşam 15.6.2006 İsmail Küçükkaya)

Türkiye’deki ekonomik gelişmelere bir yorumda Uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’den geldi. Fitch, Türk malî piyasalarında yaşanan sert düşüşlerin, henüz ülkenin kredi notu için bir tehdit olmadığını söyledi.

Fitch Gelişmekte Olan Avrupa Bölümü Başkanı Erward Parker yaptığı açıklamada, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) hisse senetlerinin Mayıs ayından bu yana yüzde 25 değer kaybetmesi ve YTL’nin dolar karşısında yüzde 18 gerilemesinin Türkiye’nin ‘pozitif’ olarak belirlenen kredi notu görünümü için henüz bir tehdit olmadığını kaydetti. Ancak Parker, Türk yetkililerinin başta malî disiplin olmak üzere belirlenen makroekonomik hedeflerden kaymayı ve daha fazla negatif şokun yaşanması halinde Fitch’in Türkiye’nin kredi notu görünümünü ‘durağan’a revize edebileceğini vurguladı. Parker, kredi notunda bir revizyonun yaşanmaması, piyasaların güveninin artırılması ve piyasalardaki kargaşanın ciddileşmesinin önüne geçmek için Türk yetkililerin ihtiyatlı adımlar atması gerektiğini vurguladı. Parker, “Hükümetin malî disiplini sürdürmesine ve politik şoklardan kaçınmak için elinden geleni yapmasına ihtiyaç var” diye konuştu.

Mehmet Abidin KARTAL

17.06.2006


Yasaklı son sınav olsun

Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) yarın yapılıyor. Bir milyon 537 bin aday ile ailelerinin heyecanı dorukta. Bu öğrencilerden ancak 200 bini 4 yıllık lisans programlarına yerleşebilecek.

Bir ÖSS sınavına daha yasakla gidiliyor. Bu yılki sınavda, müfredat, başvuru şekli, soru içeriği başta olmak üzere birçok alanda değişiklik yapıldı. Sınav sırasında tuvalete gitmeye bile izin verilecek. Ancak tek değişmeyen “kural” ise, başörtüsü yasağı ile meslek liselerine yönelik katsayı engeli olacak. ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, üzerine basa basa “Cep telefonu ve türban kesinlikle yasak olacak” diye açıklama yapıyor.

Başörtülü öğrenciler için bu sıkıntı ÖSYM’nin sınava müracaat sırasında öğrencileri kabinlere sokup fotoğraflar çektirmesi ile başlamıştı. Daha sınava başvuru sırasında gençlere yapılan bu psikolojik baskı kamu-oyundan büyük tepki gelmesine rağmen dü-zeltilmemişti.

Katsayı adaletsizliği yüzünden ÖSS sına-vına giren öğrenciler aynı soruları çözecekler ancak istedikleri üniversitelere yerleşemeyecekler. Bütün soruları çözseler bile… Yani, ÖSS sınav sistemine göre, meslek lisesi mezunu isen, istediğin kadar bilgili, çalışkan ol, yine de bu engelleri aşamazsın, hele hele bazı okullara asla giremezsin.

* * *

Geçtiğimiz hafta içinde, Sabancı ve Işık Üniversiteleri tarafından yapılan “Türkiye’de Sosyal Tercihler Araştırması” ilginç sonuçları ortaya koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 65’i devlet memurlarının, yüzde 68’i öğrencilerin türban takabilmesi gerektiğini düşünüyor. Türkiye’de “dindar insanlara baskı yapıldığı”nı düşünenlerin oranı yüzde 25. Bunların yüzde 68.5’i, türban-başörtüsü da-yatmasını baskıya ilk örnek veriyor. Araştırma sonucuna göre halkın yüzde 60’ı hayatta başarılı olamamanın nedenini “dinî inanç eksikliği”ne bağlıyor. Bu araştırma, halkın yüzde 68’inin başörtüsü yasağının bir an önce kaldırılmasını istediğini gösteriyor.

* * *

Geçen hafta yapılan Orta Öğretim Kurumları Giriş Sınavı (OKS) öncesi, fotoğrafına benzemediği gerekçesiyle bir öğrencinin kimliği sorgulanmıştı. Öğrencinin ailesi, çocuğunun psikolojisinin bozulduğu gerekçesiyle öğretmenler hakkında suç duyurusunda bulunmaya karar vermiş.

Velinin ifadesine göre olay şöyle gelişmiş: Sınav öncesi öğrencinin belgelerini inceleyen görevli öğretmenler, kimliğindeki fotoğrafa bakıp öğrencinin yüzündeki “ben”in gözükmediğini, ayrıca daha zayıf olduğunu öne sürüp şüphelenmişler. İki öğretmen, üçüncü bir görevliye haber verdikten sonra öğrencisi sorgulamışlar!

Cihat, daha 14-15 yaşında yaşadığı sorgulama sonrası ağladığını ve psikolojisinin bozulduğunu ifade ederken, ailesi çocuklarının baskı altında sınava girdiğini belirterek yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Yarınki sınavda da bu ve buna benzer olaylar yaşanabilir. Bu olayı duyduğumda aklıma şu geldi: Başörtüsü nedeniyle baskı gören genç kızların psikolojisi nasıl olur acaba?

ÖSS sisteminden, bakanlık sıkıntılı, öğrenciler sıkıntılı, veliler sıkıntılı… Bütün bu sıkıntılardan kurtaracak olan da hükümettir. Yüksek öğrenim sisteminde acilen bir reforma ihtiyaç var.

Umarım, bu son yasaklı sınav olur. Bütün öğrencilere ÖSS sınavında başarılar diliyorum…

Mehmet KARA

17.06.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004