Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 19 Eylül 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

Kemal BENEK

Öğrenci ile eğitimcinin gündemleri çok farklı

Yeni eğitim-öğretim yılı açıldı. 14 milyon öğrenci ve 595 bin öğretmen ders başı yaptı. Her yıl yeni umutlarla açılan eğitim sezonu bitmeyen tartışmalarla devam ediyor. Sınıfların kalabalık oluşu, öğretmen açığı, öğretmenlerin geçim derdini aşamamaları, okullardaki şiddet değişmez gündemlerin başında geliyor. Tüm bu problemler dururken YÖK ile Millî Eğitim Bakanlığı arasındaki kangrenleşmiş anlaşmazlık yangının daha da körüklenmesine yol açıyor. Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu ile bunları konuştuk.

* Yeni eğitim-öğretim yılının açılması beraberinde ne gibi sorunları getiriyor?

Eğitim sisteminin bir türlü çözülemeyen, kendisinden kaynaklanan sorunları var. Finans sorunu var. Öğretmen ve öğretmenliğe bakış sorunları var.

* Bunlar neden bir türlü çözüme kavuşturulamıyor?

Sistemin ana yapısına el atılmadığı için çözülmüyor. Ana sorun eğitim sisteminin yapısı. Sınava endeksli bir yapı. Kaliteli adam olmayı önemsemiyor. Ahlâklılığı, erdemliliği, örnek insanların model alınmasını ortaya koyan bir yapı değil. Elemeyi öne çıkaran, öğrencilerin de kaliteyi daha çok arkadaşını elemekte gördüğü bir yapı var. Eğitim sistemi millî, manevî, yerli, değerleri önemseyen bir ağırlık kazanmalı. Eğitim yönlendirmeli olmalı. 28 Şubat sürecinin hiçbir bilimsel toplantı olmaksızın getirdiği kesintisiz 8 yıllık zorunlu eğitim gözden geçirilmeli.

* Yönlendirme üzerinde farklı düşünceler var. Sizce en sağlıklı metod hangisi?

Zorunlu eğitim 8 yıl, alt yapı müsaitse 10-11 yıl olsun. Ama öğrencilerin yaş ve kabiliyetleri dikkate alınarak yönlendirmeli olsun. 4+4+3, 5+3+3 gibi. İlköğretimin 8 yıl kesintisiz oluşu meslekî eğitimi, din eğitimini yok ediyor. Öğrencilerin 15 yaşından sonra Kur’ân kursuna gitmesi mümkün değil. Bu yaştan sonra çıraklık ve mesleki eğitime yönlendirme şansı yok. İş dünyasının beklediği kaliteli eleman ihtiyacı da sağlanamıyor. İmam hatip bahanesiyle tüm meslek liselerinin önü kesilmiştir. Çağdaş dünyada meslekî eğitim oranı yüzde 70 iken bizde yüzde 30’dur. Eğitimi ideolojik ve konjontürel bakıştan kurtarmamız lâzım.

* Düşüncesi ne olursa olsun her görüşten kişi veya sendika “ideolojik bakıştan” şikâyetçi olmasına karşılık neden ortak bir çözümde bir araya gelinmiyor?

Türkiye’de tesbitte bir sıkıntı yok. Tüm STK’lar anayasadan şikâyetçidir. Ama “çağdaş, insanımızın önünü açan bir anayasa yapalım” deyince her birinin ideolojik sapmaları öne çıkıyor. “Anayasa kötü” diyen STK’lar “bu falancaların işine yarar” diyor. Bu yanlış. İnsanımızın tamamını ele alan devlete karşı bireyi önemseyen, bireyi öne çıkaran bir anayasa oluşturalım. Hangi fikir ve düşünceden olursa olsun fikir hürriyetini kayıtsız şartsız sağlayalım.

* Ben de onu sormak istemiştim. Fikir hürriyetini herkes seslendiriyor ama karşılıklı niyetlerden şüphe edilerek sağlıklı bir sonuç alınamıyor.

Türkiye’nin niyet okuyuculardan kurtulması lâzım. Herkesin kendi işini yapması lâzım. Futbol yorumcusu genelkurmay başkanına kimlik oluşturmaya çalışıyor. Siyasî partiler STK oluşturmaya, STK’lar siyaseti dizayna kalkışıyor. Türkiye’nin kimi bireylerinde kendi kulvarı dışında ahkâm kesme hastalığı var. Anayasal kurumlar anayasanın çizdiği çizgiler içinde kalsın. Atanmış olanlar atanmışlığın sınırı içinde kalacak, seçilmişler yetki aldıkları milletin değerlerini ortaya koyacaklar.

* Bir çok kesimde olduğu gibi öğretmenlerin de geçim problemi var. Toplu görüşmelerde netice alınamaması ne gibi tepkilere yol açtı?

Öğretmenler, hizmetliler, memurlar ve diğer çalışanlar üvey evlat. İşçi kardeşlerimize tanınan grevli toplu sözleşme sendikal hak, anayasanın bir maddesinde var olmasına rağmen anayasanın bir diğer maddesi ile engellenmiş. Bu da toplu görüşmelerin fiyasko ile neticelenmesini beraber getiriyor. Bu seneki toplu görüşmelerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, “nasıl memurları daha aza razı ederim” anlayışıyla baktığı, bunu başarı olarak gördüğü için fiyaskoyla başlamıştır.

* Konfederasyonların mücadelesi yeterli oldu mu?

Konfederasyonların 2.2 milyon memurun ortak derdini dile getirmede birlikte hareket etme mecburiyet varken sendikal rekabeti toplu görüşme masasına taşıyor görüntüsü vermeleri yanlış oldu. Bu fiyaskonun ikinci ayağını oluşturmuştur.

* Toplu görüşmelerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in şimdiki tutumuyla muhalefetteki tutumu arasında eminim ki tam tersi bir durum vardı. Muhalefetle iktidar arasındaki söylem farkını neye bağlıyorsunuz?

Türkiye siyasetine, “karakolda doğru söyler mahkemede şaşar” sloganı hakimdir. Enflasyonun düştüğü ve bunun kamu çalışanlarına yararlarının olduğu gerçeğini görmezlikten gelmiyoruz. Öbür taraftan servis ücretlerine yüzde 20-40, kırtasiyeye yüzde 25, köprü ve yollar yüzde 30-40 arttı. Ama memura yüzde 5-6 zam verilmekte bile zorlanılıyor. Paylaşımda sıkıntı var. Kamu çalışanlarının vergisi peşin vergi olarak görülen, alımı, kazancı hep ötelenen, uzaklara havale edilen bir konumda. Nasıl vergimizi peşin alıyorsanız beklentimizi de peşin karşılayın.

* Öğretmenlerin öncelikli beklentileri nelerdir?

Öğretmenler öncelikle söylemlerle onore edilmeli. Söylemler içerisinde ekonomik getiri olmalı. Eğitim sisteminde öğretmeni biraz daha öne çıkararak lokomotif olarak görülmeli. Öğretmen ne kadar saygınsa bu ülke o kadar saygın olur, öğretmeninin itibarı ne kadar yüksek olursa ülkemin itibarı o kadar yüksek olur. Ülkenin geleceğini öğretmenlerin şekillendirdiği gerçeği görülmeli. Öğretmenlik vekil, ücretli, sözleşmeli gibi eğreti yaklaşımlardan kurtulmalı. Öğretmen, kadrolu, iyi yetiştirilmiş, iyi maaş alan, ikinci işe ihtiyaç duymayan, kendi işini mükemmel yapabilmeli. Öğretmen önemsenmeli.

* Bakanlığın öğrenciyi merkeze alan müfredat değişikliği, problemlerin azalmasında ne gibi bir sonuç ortaya çıkaracak?

Bakanlığın en güzel yaptığı iş müfredat değişikliğidir. 37 yıllık şablon değiştirildi. Ancak müfredat değişikliği henüz öğretmenlere seminer olarak yansımadı. Müfredatın 20-25 kişilik sınıflarda başarılı olacağı ortadayken hâlâ belli bölgelerde 70-80 kişilik sınıfların devam ettirilmesi, ikili eğitim, birleştirilmiş sınıflar, doğu ve güneydoğuda öğretmen açığının fazla olması, olan öğretmenlerin de stajyer veya asker öğretmen gibi daha tecrübesiz olan öğretmenlerin olması gibi aksaklıklar ortada. Ama vakit geçmiş değil.

* Müfredat değiştirildi buna karşılık eğitim fakültelerinde öğrenci merkezli eğitim veriliyor mu?

MEB ile YÖK arasında hiçbir diyalog olmadığı için verilmiyor. Ayrı iki devletin ayrı kurumları gibi çoğu zaman “devletin YÖK kurumu” devlete de, millete de, MEB’e de, Meclis’e de meydan okumaya devam ediyor. Açık lise olayında gördük. Eski Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu nasıl yaptıysa şimdiki bakan Hüseyin Çelik de aynısını yaptı ama YÖK, 2547 Sayılı yasadaki yetkisinin dışına çıkarak, lise diploması tayin etmeye kalkışarak haddi aşmıştır. YÖK ne yaptığına değil, kimin yaptığına bakıyor.

* YÖK-hükümet çekişmesi nereye kadar gidecek?

YÖK’ün yüzlerce yanlışı var. Hükümet 15 yeni üniversite kuruyor. Daha önce örneği var. İlk rektörü hükümet atıyor, ama bu sefer yargıya götürülüyor ve yasal bir boşluk doğuyor. Yasal boşluğu doldurma yeri Meclistir. YÖK, bu boşluğu kendini yasama yerine koyarak, “tedviren” rektör atamaya kalkışıyor. “Yasa koyucu benim” diyor. Dünyada böyle bir şey olmaz. Yurtdışında okuyan öğrencilerin diploma denkliği ile ilgili “tereddüde düşülen öğrenciler” ile başlayan bir ifade var. YÖK’ün kurucuları ve yöneticileri bilim adamı sıfatı taşıyorlarsa —ben inanmıyorum artık— ama yüzde bir bile bir ihtimal varsa bilimde niyet okuma yoktur. “Sen imam hatip mezunusun” diye takoz olmak gibi bir uygulama yoktur, olmamalıdır. Haykırıyorum. YÖK artık “yok” edilmelidir. Meclisin üzerinde kurum olamaz. Buna göz yummak Türkiye’nin demokratikleşmesinin katledilmesine göz yummaya eş değerdir.

* Milletten yetki alan, sandıktan birinci çıkan hükümet neden YÖK kadar cesur olamıyor?

Millet iktidara gereken yetkiyi verdi. YÖK gibi kurumların yanlışlıklarına dur demezseniz, bu yanlışlıklara “dur” dediğinizde “falanca kurumlar ne der” endişesi duymak yerine “haddini bildirmezsek millet ne der?” sorusunu öne çıkarmazsanız ülke de kaybeder, siz de kaybedersiniz. Hâlâ zaman var. Meclisin saygınlığını öne çıkarın. Meclisin üzerinde rol üstlenen kurumlara haddini bildirin. Bunların başında YÖK geliyor.

* Başörtüsü yasağının kaldırılması konusunda da herhangi bir gelişme olmadı. Yasak aynen devam ediyor.

Milletin değerlerine karşı çıkarak muasır medeniyete ulaşamazsınız. Laikliği Fransa’dan ithal etmişsiniz hâlâ tanımında bir standardınız yok. Bu tanımsızlıkta öyle bir icraat yapıyorsunuz ki Fransa üniversitelerinde dahi başörtüsü yasağı yok. Ki Fransa Hıristiyandır, laikliğin merkezidir. Burada Müslümanların başörtüsü ile üniversiteye gitmeleri yasak değil ancak yüzde 99’u Müslüman olan ülkede başörtüsü yasak. Gerekçeleri de laiklik.

* Çarpıklıkları düzeltmenin bir yolu yok mu?

Doğu ve güneydoğu başta olmak üzere ve batı illerinin ilçeleri de dahil mahrumiyet derecesine göre 300 ile 600 YTL arasında eğitim çalışanlarına artı bir iyileştirme yapmasını öneriyoruz. Her yıl bu bölgelerden gelişmiş yerlere tayin isteyenlerin en azından yüzde 50 azaldığı görülecektir. Bu bölgelerdeki insanları iyi anlamak lâzım. Gelişmiş bölgelerdeki çalışanlarla aldığı maaş aynı ama onlara göre mahrumiyeti yaşıyorlar.

* İlköğretime başlama yaşı 7. Bu geç bir yaş değil mi?

Batıya göre çok geç. Bizde de ana sınıflar yaygınlaşmaya başladı ama bunu daha da indirmek gerekiyor.

* Bu yıl farklı bir uygulama olarak ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinin bir hafta önceden okula başlaması faydalı oldu mu?

Bu harika bir başlangıç oldu. Her yıl devam etmesi lâzım.

* Geçen yıllarda okullardaki şiddet olaylarını çok gördük. Şiddetin sebebi nedir? Şiddeti ortadan kaldırmak, en azından azaltmak için neler yapılmalı?

Sendika olarak bir araştırma yaptık. Karşımıza bildik tablolar çıktı. Eğitim sisteminin geleceğe dair hedef ortaya koyamaması, idealsizlik ciddî bir faktör. “OKS ve ÖSS okulda değil dersanede kazanılır” mantığı var. Okullar sadece diploma alma yeri olarak gözüküyor. Öğrenciler kendilerine sınav kazanma hedefi koymuş ve bu doğrultuda dersleri, öğretmenleri sınıflandırmışlar.

* Öğrencilerin gündemi ile eğitimcilerin gündemi farklı o zaman?

Çok farklı. Öğretmenler bocalıyor. Bir gençlik yetiştiriyorsunuz tek hedefi test çözmek. Bundan ötesi yok. Bundan ötesi olmayan gençliğin bu ülke için bir şey yapmasını bekleyemezsiniz. Okullarda öğretmen ve idarecilerin görev tanımları okul bahçesi ve içiyle sınırlı. Okul dışında eli kolu bağlı. Öğretmenin rehber alınması diye bir şey yok. Ailesi de ilgilenemeyince okul dışında alkol, uyuşturucu, satanizm gibi her türlü kirli akım devreye giriyor. Ve bunun karşısında olması gereken dini eğitim ve öğretimidir.

* Dinî eğitim yeterli mi?

Dinî eğitim yok, dini öğretimin de önünde engeller çok. İlköğretimin 4 ve 5. sınıfından itibaren iki saat din kültürü ve ahlâk bilgisi var. Ama bu İslâm ahlâkını öne çıkaracak donanımda yeterli değil. Liselerde din eğitimi bir saat. Bunun muhtevası da budizm, hinduizm, brahmanizm, izm, izm, izm... Burada görülmesi gereken gerçek şudur: Sağcısı solcusu herkes çocuklarımızın sağlıklı bir din eğitimi ve öğretimi almasında hemfikir olmalı. Çocuk bunu yaşar yaşamaz bu bizim işimiz değil. Siz kaliteli din eğitimi vermezseniz o çocukta oluşan boşluğu ya satanistler ya misyonerler dolduruyor. Sendikamızın yaptığı araştırmada din eğitimindeki yetersizliğin şiddeti körüklediği sonucu çıktı. Ama bazı kurumlar bundan rahatsızlık duymuş. Bu da hâlâ Türkiye gerçeğini görememekten kaynaklanıyor.

Kemal BENEK

19.09.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (18.09.2006) - Resmî ideoloji dar geliyor

  (11.09.2006) - Türkiye, İsrail’le ilişkilerini gözden geçirmeli

  (04.09.2006) - Nuray Hafiftaş: Günah işlemekten korkuyorum

  (01.09.2006) - Ali Oktay: Eğlenceyi helâl dairede aramalı

  (28.08.2006) - İsrail korkuyu tattı

  (21.08.2006) - Lâlelere harcanan parayla okulları muayene ederdik

  (20.08.2006) - Hayatımda hiç ‘of’ demedim

  (19.08.2006) - Gençlere fırsat verilmeli

  (17.08.2006) - Lübnan’a yüz tırlık yardım gemisi

  (15.08.2006) - Resmî ideoloji toplumu çürüttü

 

Bütün haberler

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004