Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 27 Kasım 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

Umut YAVUZ

Thomas Michel: Papa, bütün inançlara saygı mesajı vermeli

Kültürlerarası Köprü derneğinin düzenlediği yemekli toplantıya, Risâle-i Nur ile ilgili yapılan bir konferansa katılmak üzere İstanbul’da bulunan Vatikan dinler arası diyalog cizvit sekreteryası eski genel sekreteri Thomas Michel, ABD Hartford Seminary Dekanı Teoloji Profesörü Ian Markham ve Kentucky Üniversitesi’nden Felsefe Profesörü Oliver Leaman iştirak etti. Yemekli toplantıda konuklarla dinler arası diyalog, ilâhî dinlerin ortak inanışları ve barış ve hoşgörü ile ilgili fikir alış-verişinde bulunuldu. Toplantıda bulunan konuklar ilâhî dinlerin İbrahimî inanç olarak tanımlanabilecek Allah inancı konusunda ortak olduğu hususunda görüş birliğinde oldukları ifade edildi.

Thomas Michel, Hz İsa peygamberdir ve bizim inandığımız Allah ile Müslümanların inandıkları Allah aynıdır ifadeleriyle konuya açıklık getirdi. Teslis inancının ise farklı bir yorum olduğunu ifade eden Michel, bunu tek yaratıcı inancına ters olarak algılamamak gerektiğinin altını çizdi.

Bu toplantıda Thomas Michel ile Papa’nın Türkiye ziyaretini, Hartford Dekanı Ian Markham ile de son günlerde tartışmalara konu olan bir Türk işadamının Hartford Papaz Okulu’na yaptığı 2 milyon dolarlık yardımı ve de dekanı bulunduğu okulun verdiği hizmetleri de konuşma fırsatı yakaladık.

Papa’nın Türkiye’yi ziyaretinin esas amacı nedir?

Bence Papa’nın gelişinde üç temel amacı var. Birincisi Türk halkı ve Türk hükümeti ile buluşmaktır. Bu bir mânâda İslâm dünyası ile bir uzlaşı ve barış anlamı taşıyacaktır. İkinci amacı ise bir nevî hac vazifesi yapmaktır. Kendisi Hazreti Meryem’in hayatının bir döneminde bulunduğu mekânlara hac ziyareti gerçekleştirecektir. Üçüncü amacı ise İstanbul’daki ekümenik patrikhaneyi ziyaret etmektir.

Peki Papa bir politik şahsiyet olarak mı, yoksa ruhanî lider sıfatıyla mı Türkiye’ye gelecek?

Tabiî ki resmî olarak Papa, Vatikan Devleti’nin başkanı olarak Türkiye’de bulunacaktır. Ancak herkes bilir ve takdir eder ki Papa aynı zamanda Katolik Hıristiyanların ruhanî lideri durumundadır.

Sizce Papa sahiden İslâm dünyası ile bir diyalog niyeti taşıyor mu?

Elbette taşıyor. Bu Papalığının getirdiği bir sorumluluktur. Ayrıca bildiğim kadarıyla kendisi şu sıralar bu konuda oldukça pozitif bir yaklaşım içindedir. Regensburg’ta yaşanan talihsizlik tamamen danışmanlarının eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Kendisi şu anda İslâm ile diyalog konusunda oldukça samimidir. Bütün bunların ötesinde İkinci Vatikan Konsili bütün Papalara İslâm ile diyalog halinde olma görevi yüklemiştir. Bunun geri dönüşü yoktur ve hiçbir Papa da bunu değiştiremez.

Eski Papa Jean Paul ile Benedictus arasında Müslümanlarla diyalog meselesinde farklılıklar nedir?

Öncelikle şunu söyleyeyim. Papa hiçbir konuda kendi yaklaşımını ve yorumlarını dikte edemez. Katolik kilisesinin en yüksek otoritesi İkinci Vatikan Konsili’dir. Ve bu konsil açık bir şekilde der ki: “Katolik Kilisesi Müslümanlara saygı duymakta ve hürmet göstermektedir.” Bir Papa bunu değiştiremez. Bilâkis kendisi de bu öğretiyi hayata geçirmek için yollar aramakla yükümlüdür. Tabiî ki her Papa’nın kendine has bir tarzı olacaktır. Jean Paul gezmeyi severdi, dış ülkelere ziyaretlerde bulunur, Vatikan’da da bir çok ziyaretçi kabul ederdi. Kendisi diğer dinlerle alâkalı büyük bir âlim değildi ancak bu konuda oldukça yardımlar alır, danışmanlar tutardı. Benedictus ise teoloji konusunda daha bilgili ve yıllardır bu konuda çalışmalar yürüttüğü için şimdi bu şekilde bir danışmanlık hizmetine ihtiyaç duymuyor. Aksaklıklar da bundan kaynaklanıyor bence.

Sizce Papa Türkiye’de nasıl mesajlar vermelidir?

Bence Papa Türkiye’de Kilisenin öğretilerinin de belirttiği gibi başka inançlara saygılı olma mesajı vermelidir. Özellikle Hıristiyanlık ve İslâmın İkinci Vatikan Konsilinde’de özellikle dikkat çekilen dört anahtar konuda işbirliği içinde olması gerekmektedir. Bunlar adalet, ahlâk değerleri, barış ve özgürlük olarak belirtilmiştir.

Peki Papa Benedictus’un Kardinal Ratzinger ile farkı var mı? Çünkü biliyorsunuz Papa, Kardinal Ratzinger iken Müslümanlar açısından iyi bir şöhreti yoktu.

Bence Ratzinger Papa olduktan sonra artık çok farklı bir konumda olduğunun ve farklı bir rolü olduğunun farkına vardı. Bu da her konuda birlikteliği sağlamak ve ayrılıktan değil de birlikten yana olmak. Ratzinger ile Papa Benedictus arasındaki temel fark da bu bence.

Ian Markham: Aynı Allah’a inanıyoruz

Hartford Seminary (Seminary İngilizcede Papaz okulu anlamına gelmektedir) nedir, bir misyoner okulu mudur?

Okul 1833 yılında kuruldu. Evet doğru ilk olarak bir misyoner okulu olarak hizmete başlamış. Kilisenin çok muhafazakâr taraftarları tarafından kurulmuştur. 19. yüzyıl boyunca bu amaca hizmet etmiştir. Fakat zaman içinde her şey değişmiştir. 20. yüzyıla geldiğimizde ise okul eğitim politikasını değiştirmiştir. Çünkü insanları Hıristiyan yapmaya çalışmak yerine, birbirimizi anlamak, köprüler inşa etmek ve diyaloğa girmenin daha önemli olduğu ortaya çıkmıştır. 60’lı, 70’li ve 80’li yıllardan bu yanadır okul ağırlıklı olarak dinler arası diyalog konuları üzerine çalışmaktadır. Bizim insanların din değiştirmesi gibi bir isteğimiz yoktur, okulumuzun böyle bir amacı olamaz, bize göre birbirimizi anlamak ve inançlarımızı öğrenmek daha önemlidir.

Peki bu anlamda ne gibi çalışmalar yapılıyor okulda?

Hartford’da öğrenim gören öğrencileri kendi inançlarına ait bilgileri öğrenme ve bu konularda çalışmalar yürütme hakkına sahiptirler. Müslüman öğrenciler Kur’ân ve hadis dersleri alabiliyor, Hıristiyan öğrenciler de İncil ve Yeni Ahit öğretileri ile ilgili kurslar görebiliyorlar. Buna ek olarak da her öğrenci kendi dini olmayan bir dinle ilgili derslerden her dönem en az bir ders almak zorunda. Meselâ Hıristiyan bir öğrenci bir dönemde en az bir ders İslam bilimlerinden görüyor. Aynı şekilde Müslüman öğrenciler de Hıristiyanlıkla ilgili dersler görmekteler. Ayrıca bütün öğrencilerimiz ortak olarak “Farklılıklar Dünyasında Diyalog” adını verdiğimiz bir kursa katılmak zorundadırlar. Burada diyaloğun öneminden bahsediliyor, inanç tartışmaları yapılıyor, anlaşma noktaları, anlaşmazlık noktaları belirleniyor, bu konularda çıkış noktaları aranıyor. Bizim derslerimizin çoğunluğu bütün inançları kapsayacak derslerdir. Benim derse girdiğim sınıflarda Müslüman öğrencilerim de var Hıristiyan öğrencilerim de var. Bunun yanında “İbrahimî bir ortaklık oluşturmak” adlı bir kürsümüz var. Bu sınıfta 10 Müslüman, 10 Hıristiyan ve 10 Yahudi öğrenci yer alıyor. Birbirlerinin inançlarını öğreniyor ve araştırmalarda bulunuyorlar. Kilise, cami ve sinagoglara gidiyorlar.

Okulunuzdaki öğrencilerin dinlere göre dağılımı nasıl?

Okulumuzun tam yüzde 40’ı Müslümanlardan oluşuyor. Çok az sayıda Yahudi olmakla beraber geri kalanı da Hıristiyan öğrencilerden oluşmaktadır.

Okul tarihinde din değiştiren öğrenci oldu mu?

Hayır. Okulumuzun tarihinde bugüne kadar dinini değiştiren her hangi bir öğrenciye rastlamadık. Bizim öğrencilerimiz zaten oldukça bilinçli bir yapıdadırlar. Nereden geldiklerini ve neye inandıklarını biliyorlar. Onlar sadece teolojiyi anlamak ve bunu yaparken barış içinde yaşamak amacındalar.

Peki okulunuzun esas misyonu ve vizyonu nedir?

Okulumuzun vizyonu, bir karşılıklı anlayış platformu meydana getirmektir diyebilirim. Misyon olarak ise, bu arada misyon derken bu kelime misyonerlikle irtibatlandırılmamalıdır. Bizim okulun misyonlarından birincisi web sitemizde de yayınladığımız üzere “Tanrı’ya hizmet etmektir.” Evet aynen bu madde yer almaktadır.

Tanrı derken siz tam olarak neyi kast ediyorsunuz?

Bizim Tanrı dediğimiz bütün monoteist ilâhî dinlerde bilinen ve tek olan Tanrıdır. Bizim hepimizin yani ilâhî dinlerin İbrahim Peygamberden öğrendiği Allah’ı kastediyoruz. İbrahim’in inandığı Allah yani.

Okulunuzun finansal kaynakları nereden geliyor?

Okulumuz küçük bir okul. Yaklaşık 300 kişilik bir öğrenci kapasitemiz var. 44 milyon dolarlık bir bütçemiz var. Bizim herhangi bir yerden garantiye alınmış bir gelirimiz bulunmamaktadır. Şu sıralar yeni bir binaya ihtiyacımız olduğu için ve daha fazla öğrenci desteklemek amacıyla bir yardım kampanyası içindeyiz.

Size bir Türk işadamının 2 milyon dolarlık yardımda bulunduğu doğru mu?

Evet doğrudur.

Peki tam olarak hangi amaçla bu yardımı yaptı bu iş adamı?

Bu zat okulumuzda bir kürsü oluşturulması talebiyle bu yardımı yapmıştır. Okulumuzda İslâmî araştırmalarla ilgili bir kürsü oluşturmak ve burada konuyla ilgili Profesörler istihdam etmek amacıyla bu yardımda bulunmuştur. Ayrıca bu iş adamının yakını olduğu bir grupla aramızda yakın ilişkiler vardır, bunların bazı öğrencileri bizim okulumuzda okumaktadırlar.

Bu iş adamını şahsen tanıyor musunuz?

Evet gayet iyi tanıyorum. İlişkilerimiz çok iyidir.

Prof. Şinasi Gündüz: Papa’nın sözlerini Katolikler de sorguluyor

Papa II. Jean

Paul’ün ölümünden sonra Vatikan

Devletinin başına

getirilen Vatikan’ın

İman Öğretisi Kurulu Başkanı Kardinal

Joseph Ratzinger,

Papa 16’ncı Benediktus adını aldı. Yeni

Papa’nın Regensburg Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, Hz.

Muhammed’in

insanlığa “şer ve

insanlık dışı şeyler” getirdiğini savunan bir iddiadan alıntı

yapması İslâm

dünyasında büyük tepki uyandırdı. 2.

Vatikan konsiliyle (1965) başlayan

Katolik kilisesinin

diğer inanç ve

mezheplerle iyi

ilişkiler kurma isteği, bu açıklamalarla

sekteye uğramış oldu.

Biz de Papa 16’ıncı Benediktus’un yaptığı konuşmanın

ayrıntılarını ve

uyandırdığı tepkileri İstanbul Üniversitesi

İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Şinasi Gündüz’le konuştuk. Yurt dışındaki çeşitli

üniversitelerde de ders veren Gündüz, Papa’nın açıklamalarının kabul edilir bir

tarafı olmadığını

belirtiyor. Papa’nın çıkışının Avrupa’da

gerilemekte olan

Hıristiyanlık inancını yeniden ihyaya yönelik olabileceğini söyleyen Gündüz, bu durumun dinler arası diyaloğu baltalamaması

gerektiğini ifade

ederek, kendi diyalog anlayışımızı ortaya koymamızın

zamanının geldiğini vurguladı.

Papa 16’ıncı Benediktus, geçen aylarda Hz. Muhammed’in insanlığa yeni bir şey getirmediğini, yalnızca “şer ve insanlık dışı şeyler” getirdiğini iddia eden bir metinden alıntı yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İslâmla ve Hz. Muhammed’le ilgili böyle cümleler sarf eden bir insan ya İslâmı hiç bilmeyen cahil bir insan olması gerekiyor, ya da kat’i bir İslâm düşmanı olması gerekiyor.

İslâm medeniyeti, yaklaşık bin beşyüz yıla yakın tarihsel süreçte dünyanın her tarafına damgasını vuran, köklü bir medeniyettir. Bugün İslâma karşı yapılan bütün karalama kampanyalarına rağmen, İslâmiyet Hıristiyanları akın akın kucağına çekiyorsa, bu İslâmın evrenselliğinden ve insanlığa sunduğu muhteşem medeniyetten dolayıdır. İslâmiyetin temelinde insan hayatını koruma, inanç, mal, namus ve aile kurma hürriyeti vardır.

Özellikle Batı medyasına baktığımızda, sizin söylediğinizin aksine İslâmın insan haklarına saygılı olmadığı imajı işleniyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Bugün Batının köhne anlayışının karşısında hâlâ dimdik ayakta olan bir İslâm kültürü var. Batı öteden beri, karşıtı olarak gördüğü bu fenomenin bir alternatif olmasından rahatsız. Bunun yanında bir buçuk milyar Müslüman nüfus içerisinde maalesef İslâm öğretilerine uygun hareket etmeyen kişi ve kesimler var. Bu yanlış tavır ve davranışları İslâmiyete mal etmek oldukça haksız bir davranıştır.

Müslümanlarda olduğu gibi, Hıristiyanlar içerisinde de kötü örnekler var. Küresel anlamda İslâmiyetteki kötü örneklerin öne çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İngilizlerin “Para güçtür, güç de haklıdır” sözü var. Küreselleşen dünyada medyayı, ekonomiyi, politik ve kültürel gücü kim elinde tutuyorsa onun borusu ötüyor. Kolaylıkla belirli kavram ve değerler manipüle edilebiliyor.

Zina yapan, eşcinsel hayat süren, yolsuzluğa bulaşmış, sahtekârlık yapan Hıristiyan din adamları da var. Sürekli olarak gündemde İslâmla ilgili olumsuzlukların konuşulması, Batı medyasında İslâm karşıtı bir kampanyanın var olduğunu gösteriyor.

Papa’nın İslâm karşıtı konuşması, sadece 14. yüzyılda yaşamış Bizans İmparatoru II. Manuel Paleologos’dan yaptığı alıntıdan mı ibaret?

Hayır. Yedi sayfalık orijinal metinde baştan sona İslâm karşıtı bir polemik işleniyor. İslâmın akla, düşünceye yer vermeyen, şiddete yer veren bir din olduğu, Hıristiyanlığın ise akıl ve mantık, sevgi, barış dini olduğu ve şiddeti reddettiği belirtiliyor. En basitinden düşünme ve din konusunda İslâmla Hıristiyanlığı karşılaştırdığımızda, Hıristiyanlık her zaman sınıfta kalır. Kur’ân insanları kendisini, evreni, çevresini düşünmeye, bunlar üzerinde düşünerek Allah’ı bulmaya sevk eder. ‘Allah’tan hakkıyla korkan bilim ve ilim adamlarıdır’ der.

Papa’nın hazırladığı bu metnin amacı nedir?

Papa’nın sıradan bir din adamı olmadığını, teoloji profesörü olduğunu unutmamak gerekir. Papa bu konuşmasıyla Batıda İslâm karşıtı, özellikle evanjelik çevrelerde oluşturulan kampanyaya Katoliklik açısından teolojik zemin hazırladı. Hıristiyanlar için tanrının iradesinin ifşası olan Papa, kanaatimce İslâmın şiddet dini olduğu ve Müslümanların potansiyel bir suçlu olduğu kanaatine meşrûiyet kazandırmıştır.

Peki bu dinler arası diyalog çalışmalarına nasıl yansır?

Kiliselerin diyalogla ilgili belgelerini okuduğumuzda, amacının kurtuluşuna yönelik mesajın insanlara iletilmesi süreci olarak tanımladığını görürsünüz.

Diyaloğun amacının misyonerlik olduğunu görüyoruz. Bu da kilisenin varoluş nedenidir. Kilisenin anladığı anlamda diyalog, diyalog değil monologtur, bir dayatmadır.

Peki diyaloğu durdurmamız mı gerekiyor?

Her türlü diyalog girişimini, kilisenin anlayışı içerisinde değerlendirilmemelidir. Bu pireye kızıp yorgan yakmaya benzer. Osmanlı’nın farklı inançlara gösterdiği tolerans, bizim için köklü bir tecrübedir. Biz kendi diyalog anlayışımızı ortaya koyup, kendi anlayışımız çerçevesinde bir açılımda bulunmamız gerekiyor. Bu diyalog anlayışının üç temel prensibi olmalıdır. Birincisi karşıdakini tanıma ve anlama, ikincisi kendimizi ona anlatmadır—bu tebliği de içeriyor—üçüncüsü de ortak sorunlara karşı ortak aklı üretmedir. Nitekim Kur’ân’da ‘Sizi birbirinizi tanıyasınız diye kabileler halinde yarattık’ buyruluyor.

Peki Papa’nın açıklamaları Katolikler arasında bir tepki çekti mi? Bu, ayrışmaya neden olabilir mi?

Amerika’da Male Üniversitesi’nde ders vermeye gittim. Arasında Katoliklerin de olduğu din bölümü öğretim üyelerinin hemen hemen hepsi Papa’nın bu konuşmasını değerlendirirken, “Bu bir talihsizliktir, bir aymazlıktır, çünkü İslâmı bilen birinin böyle konuşması mümkün değil. Bu Papa’nın katı Ortaçağ tutumundan kaynaklanıyor” dediler. Aslında aklı başında akademisyen, siyasetçi veya entelektüeller Papa’nın İslâma yönelik açıklamalarının yanlış olduğunu kabul ediyor.

Papa bu konuşmalarından sonra, hakikaten özür dilemek istemiş, ama “Papa’nın yanılmazlığı inancı”ndan dolayı bunu yapamamış olabilir mi?

Papa’nın yanılmazlığı, kilise adına yaptığı konuşmalarla sınırlıdır. Papa’nın “Özür diliyorum” demesini beklemiyordum, ancak “Bu alıntının içeriği tamamen yanlıştır” demiş olsaydı, bunu özür olarak kabul edebilirdim. Bundan sonra da Papa’nın farklı bir tutum içerisine gireceğini düşünmüyorum.

Bu olayın olumlu olan yanı, Papa İslâm dünyasında değil, Batı dünyasında da ciddî anlamda sorgulandı. Papa bu sözleriyle İslâm dünyasının kimi Batılıların gözünde mahkûm edilmesini değil, Katolik kilisesinin ve onun hiyerarşisini sorgulanır hale getirdi. Belki bu, Katolikler içerisinde ileriye dönük bir değişime kapı aralayabilir. Bazen şer olanların arkasından hayırlar çıkabilir.

Papa’nın kardinalken yaptığı konuşmalarında, Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı olduğunu biliyoruz. Peki Katolik kilisesi AB üzerinde etkili mi?

Kesinlikle etkisi yok. Avrupa üzerinde etkili olan sekülerizmdir. Zaten Katolik kilisesi etkili olsaydı, AB anayasasına “Avrupa’nın kültürel arka planı Hıristiyanlık ve Yahudiliktir” ibaresini sokabilirdi, olmadı. Bazı kesimler “AB Hıristiyan kulübüdür, Hıristiyanlık Avrupa’da yegâne egemendir” diyorlar. Avrupa’nın tarihinden yola çıkarak söylenen bu sözler, gerçeği yansıtmıyor.

Hıristiyanlığın Avrupa’daki durumu nedir peki?

Hıristiyanlık Avrupa’da hızla kan kaybediyor, yok oluyor. Avrupa’nın belki güney ve doğu kısmında Hıristiyanlık hayatta. Batı ve kuzey Avrupa’da Hıristiyanlık, adeta can çekişiyor. Bunu afakî olarak söylemiyorum, yapılan kamuoyu araştırmaları bunu gösteriyor. Kiliseler hızla cemaatini kaybediyor.

Türkiye’nın AB’ye girmesi Hıristiyanlığı daha da güçsüzleştirecek diyebilir miyiz?

Kilise de bunun bilincinde. Papa kendi evine mesaj vermeye çalışıyor. Malûm, her ülkede siyasetçiler seçim zamanında kendi seçmenine mesaj vermek için hayalî dış düşman üretir. O dış düşmanla mücadele ederken, kendi kamuoyuna mesaj verir. Papa da tarihî İslâm karşıtı düşmanlıkları yeniden deşeleyerek, küllenen közleri yeniden alevlendirerek kendi kamuoyuna mesaj vermeye çalışıyor. Papa’nın önceki konuşmalarına baktığımızda, sekülerizmden ciddî anlamda rahatsız olduğunu görüyoruz.

Bugün Türkiye’de yetmiş milyona yakın bir Müslüman nüfus var. Yetmiş milyonluk dinamik bir nüfus Avrupa’nın genel görüntüsünü değiştirecektir.

Türkiye, AB’ye kabul edilmese de bugün bir çok sosyolog 2050’li yıllardan sonra Avrupa’nın Hollanda, Danimarka gibi bazı ülkelerde nüfusun yarıdan fazlasının Müslüman olacağını söylüyor. Bu din değiştirmeyle değil, doğumla olacak, çünkü Hıristiyan Avrupa hızla yaşlanıyor. Evlilik kurumu darbe görmüş, aile kurumu çökmüş, çocuk doğum oranıyla ölüm oranı arasında büyük farklar var. Avrupa’da İslâm ikinci büyük din konumunda, ama yakın dönemde egemen din haline gelince, Hıristiyan Batıyı bu, şiddetli bir şekilde düşündürüyor.

Papa’nın gelişi sizce yarar sağlayacak mı?

Bu son derece şüpheli bir durum. Papa öyle bir çam devirdi ki, bu kolay kolay yerden kalkacağa benzemiyor. Papa’nın da onu yerden kaldırma gibi bir girişimine tanık olmadık. Papa, Türkiye’ye Vatikan devletinin başkanı olarak gelecek. Bu çerçevede Ankara ve İstanbul’da temaslarda bulunacak. Geldiğinde yeni bir açıklamada bulunur mu, onu göreceğiz.

Hasan Hüseyin KEMAL

27.11.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (24.11.2006) - Atilla Yayla: Tartışmadan korkanlar fikri olmayanlardır

  (20.11.2006) - Atatürkçü düşünce sistemi diye birşey yok

  (15.11.2006) - En büyük idealimiz bağımsız Filistin

  (13.11.2006) - Demokratlar Bush’a nefes aldırmaz

  (06.11.2006) - Türkiye’ye tuzak kurulmak isteniyor

  (04.11.2006) - Filistin tüm Müslümanların dâvâsı

  (02.11.2006) - “Asıl okumam gereken kitabı okumamışım”

  (30.10.2006) - Şiddetin artmasından hepimiz sorumluyuz

  (24.10.2006) - Fransa’nın kâbusu Türkiye-Almanya ekseni

  (16.10.2006) - Dünyanın bildiğini neden halktan saklıyorsunuz?

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004